← Sure 10

10:20

وَيَقُولُونَ لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْهِ ءَايَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ ۖ فَقُلْ إِنَّمَا ٱلْغَيْبُ لِلَّهِ فَٱنتَظِرُوٓا۟ إِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُنتَظِرِينَ

Kelime kelime

وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdat — atıf bağlacı، ön ek
يَقُولُFiil — muzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsim — zamir، son ek، 3. çoğul eril
لَوْلَآ
keşke
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَوْلَآEdat — tahdîd (teşvik)
أُنزِلَ
indirilse
Fiil
Kök: نزل
Dilbilgisi (i'rab)
أُنزِلَFiil — mâzî (geçmiş)، meçhul (edilgen)، 3. tekil eril
عَلَيْهِ
ona
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdat — harf-i cer (edat)
هِİsim — zamir، son ek، 3. tekil eril
ءَايَةٌ
bir mucize
İsim
Kök: أيي
Dilbilgisi (i'rab)
ءَايَةٌİsim — dişil tekil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
مِّن
Rabbinden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنEdat — harf-i cer (edat)
رَّبِّهِۦ
Rabbi
İsim
Kök: ربب
Dilbilgisi (i'rab)
رَّبِّİsim — eril، mecrûr (genitif)
هِۦİsim — zamir، son ek، 3. tekil eril
فَقُلْ
de ki
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdat — isti'naf (yeniden başlama)، ön ek
قُلْFiil — emir، 2. tekil eril
إِنَّمَا
ancak
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdat — mansûb (akuzatif)
مَاEdat — kâffe (mâ)
ٱلْغَيْبُ
gayb
İsim
Kök: غيب
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdat — marife (belirli)، ön ek
غَيْبُİsim — eril، merfû (nominatif)
لِلَّهِ
Allah'ındır
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdat — harf-i cer (edat)، ön ek
لَّهِİsim — özel isim، mecrûr (genitif)
فَٱنتَظِرُوٓا۟
bekleyin
Fiil
Kök: نظر
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdat — isti'naf (yeniden başlama)، ön ek
ٱنتَظِرُFiil — emir، 2. çoğul eril
وٓا۟İsim — zamir، son ek، 2. çoğul eril
إِنِّى
elbette ben de
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنِّEdat — mansûb (akuzatif)
ىİsim — zamir، son ek، 1. tekil
مَعَكُم
sizinle birlikte
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَعَİsim — mekân zarfı، mansûb (akuzatif)
كُمİsim — zamir، son ek، 2. çoğul eril
مِّنَ
bekleyenlerdenim
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنَEdat — harf-i cer (edat)
ٱلْمُنتَظِرِينَ
beklemekteyiz
İsim
Kök: نظر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdat — marife (belirli)، ön ek
مُنتَظِرِينَİsim — ism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، mecrûr (genitif)

Meal

TR

"Rabbinden ona (Muhammed'e) bir mucize indirilse ne olur!" derler. Onlara de ki: "Gaybı bilmek Allah'a mahsustur; bekleyin, doğrusu ben de sizinle birlikte beklemekteyim."

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Bir de "Ona Rabbinden daha başka bir âyet indirilse ya!" diyorlar. De ki: "Gaybı bilmek ancak Allah'a mahsustur, bekleyiniz bakalım, ben de sizinle beraber bekleyeceğim şüphesiz."

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

“Ona (Muhammed’e) Rabbinden bir ayet (mucize) indirilse ya!” diyorlar. De ki: “Gayb (bilinemeyen her şey) yalnızca Allah’ın kontrolündedir. Bekleyin! Şüphesiz ki ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.”

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

They say: "Why is not a sign sent down to him from his Lord?" Say: "The Unseen is only for Allah (to know), then wait ye: I too will wait with you."

A. Yusuf Alipublic-domain

They say, ‘Why has no miraculous sign been sent down to him from his Lord?’ Say [Prophet], ‘Only God knows the unseen, so wait- I too am waiting.’

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And they will say: If only a portent were sent down upon him from his Lord! Then say, (O Muhammad): The Unseen belongeth to Allah. So wait! Lo! I am waiting with you.

M. Pickthallpublic-domain

And they say, "Why is a sign not sent down to him from his Lord?" So say, "The unseen is only for Allāh [to administer], so wait; indeed, I am with you among those who wait."

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

ويقول هؤلاء الكفرة المعاندون: هلاَّ أُنزل على محمد علم ودليل، وآية حسية من ربه نعلم بها أنه على حق فيما يقول، فقل لهم -أيها الرسول-: لا يعلم الغيب أحد إلا الله، فإن شاء فعل وإن شاء لم يفعل، فانتظروا -أيها القوم- قضاء الله بيننا وبينكم بتعجيل عقوبته للمبطل منا، ونصرة صاحب الحق، إني منتظر ذلك.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?