← Sure 11

11:58

وَلَمَّا جَآءَ أَمْرُنَا نَجَّيْنَا هُودًا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ بِرَحْمَةٍ مِّنَّا وَنَجَّيْنَـٰهُم مِّنْ عَذَابٍ غَلِيظٍ

Kelime kelime

وَلَمَّا
ve ne zaman ki
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdat — atıf bağlacı، ön ek
لَمَّاİsim — zaman zarfı
جَآءَ
gelince
Fiil
Kök: جيأ
Dilbilgisi (i'rab)
جَآءَFiil — mâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
أَمْرُنَا
emrimiz
İsim
Kök: أمر
Dilbilgisi (i'rab)
أَمْرُİsim — eril، merfû (nominatif)
نَاİsim — zamir، son ek، 1. çoğul
نَجَّيْنَا
kurtardık
Fiil
Kök: نجو
Dilbilgisi (i'rab)
نَجَّيْFiil — mâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَاİsim — zamir، son ek، 1. çoğul
هُودًا
Hud'u
İsim
Kök: هود
Dilbilgisi (i'rab)
هُودًاİsim — özel isim، eril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdat — atıf bağlacı، ön ek
ٱلَّذِينَİsim — ism-i mevsûl، eril çoğul
ءَامَنُوا۟
iman eden(leri)
Fiil
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
ءَامَنُFiil — mâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsim — zamir، son ek، 3. çoğul eril
مَعَهُۥ
beraberindeki
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَعَİsim — mekân zarfı، mansûb (akuzatif)
هُۥİsim — zamir، son ek، 3. tekil eril
بِرَحْمَةٍ
bir rahmetle
İsim
Kök: رحم
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdat — harf-i cer (edat)، ön ek
رَحْمَةٍİsim — dişil، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
مِّنَّا
bizden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنَّEdat — harf-i cer (edat)
اİsim — zamir، son ek، 1. çoğul
وَنَجَّيْنَٰهُم
ve onları koruduk
Fiil
Kök: نجو
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdat — atıf bağlacı، ön ek
نَجَّيْFiil — mâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَٰİsim — zamir، son ek، 1. çoğul
هُمİsim — zamir، son ek، 3. çoğul eril
مِّنْ
bir azaptan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنْEdat — harf-i cer (edat)
عَذَابٍ
azab
İsim
Kök: عذب
Dilbilgisi (i'rab)
عَذَابٍİsim — eril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
غَلِيظٍ
kaskatı
İsim
Kök: غلظ
Dilbilgisi (i'rab)
غَلِيظٍİsim — eril tekil، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)، sıfat

Meal

TR

Buyruğumuz gelince, Hud'u ve beraberindeki inananları, rahmetimizle kurtardık. Onları çetin bir azabdan koruduk.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Ne zaman ki emrimiz geldi, Hud'u ve beraberindeki iman edenleri, tarafımızdan bir rahmet ile kurtardık, ayrıca onları çok ağır bir azaptan da kurtardık.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

(Azap) emrimiz gelince Hud’u ve onunla birlikte iman edenleri tarafımızdan bir merhametle kurtarmıştık. Biz onları ağır bir azaptan kurtarmıştık.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

So when Our decree issued, We saved Hud and those who believed with him, by (special) Grace from Ourselves: We saved them from a severe penalty.

A. Yusuf Alipublic-domain

And so, when Our judgement came to pass, by Our grace We saved Hud and his fellow believers. We saved them from a severe punishment.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And when Our commandment came to pass We saved Hud and those who believed with him by a mercy from Us; We saved them from a harsh doom.

M. Pickthallpublic-domain

And when Our command came, We saved Hūd and those who believed with him, by mercy from Us; and We saved them from a harsh punishment.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

ولما جاء أمرنا بعذاب قوم هود نجَّينا منه هودًا والمؤمنين بفضل منَّا عليهم ورحمة، ونجَّيناهم من عذاب شديد أحله الله بعادٍ فأصبحوا لا يُرى إلا مساكنُهم.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?