← Sure 19

19:37

فَٱخْتَلَفَ ٱلْأَحْزَابُ مِنۢ بَيْنِهِمْ ۖ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن مَّشْهَدِ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Kelime kelime

فَٱخْتَلَفَ
ayrılığa düştüler
Fiil
Kök: خلف
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdat — isti'naf (yeniden başlama)، ön ek
ٱخْتَلَفَFiil — mâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱلْأَحْزَابُ
hizipler
İsim
Kök: حزب
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdat — marife (belirli)، ön ek
أَحْزَابُİsim — eril çoğul، merfû (nominatif)
مِنۢ
kendi aralarından
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنۢEdat — harf-i cer (edat)
بَيْنِهِمْ
arasında
İsim
Kök: بين
Dilbilgisi (i'rab)
بَيْنِİsim — mecrûr (genitif)
هِمْİsim — zamir، son ek، 3. çoğul eril
فَوَيْلٌ
artık vay haline
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdat — isti'naf (yeniden başlama)، ön ek
وَيْلٌİsim — eril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
لِّلَّذِينَ
kimselerin
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لِّEdat — harf-i cer (edat)، ön ek
لَّذِينَİsim — ism-i mevsûl، eril çoğul
كَفَرُوا۟
inkar eden
Fiil
Kök: كفر
Dilbilgisi (i'rab)
كَفَرُFiil — mâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsim — zamir، son ek، 3. çoğul eril
مِن
ötürü
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنEdat — harf-i cer (edat)
مَّشْهَدِ
görmekten
İsim
Kök: شهد
Dilbilgisi (i'rab)
مَّشْهَدِİsim — eril، mecrûr (genitif)
يَوْمٍ
bir günü
İsim
Kök: يوم
Dilbilgisi (i'rab)
يَوْمٍİsim — eril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
عَظِيمٍ
büyük
İsim
Kök: عظم
Dilbilgisi (i'rab)
عَظِيمٍİsim — eril tekil، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)، sıfat

Meal

TR

Fırkalar, kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Vay o büyük günü görecek kafirlerin haline!

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Ne var ki, fırkalar (yahudi ve hıristiyanlar) kendi aralarında ihtilafa düştüler. O büyük (dehşetli) günü görecek kâfirlerin vay haline!

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

(Çeşitli yahudi ve hristiyan) gruplar kendi aralarında (İsa hakkında) ayrılığa düştüler. Büyük günün şahitliği nedeniyle kâfir olanların vay hâllerine!

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

But the sects differ among themselves: and woe to the unbelievers because of the (coming) Judgment of a Momentous Day!

A. Yusuf Alipublic-domain

But factions have differed among themselves. What suffering will come to those who obscure the truth when a dreadful Day arrives!

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

The sects among them differ: but woe unto the disbelievers from the meeting of an awful Day.

M. Pickthallpublic-domain

Then the factions differed [concerning Jesus] from among them, so woe to those who disbelieved - from the scene of a tremendous Day.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

فاختلفت الفِرَق من أهل الكتاب فيما بينهم في أمر عيسى عليه السلام، فمنهم غال فيه وهم النصارى، فمنهم من قال: هو الله، ومنهم من قال: هو ابن الله، ومنهم من قال: ثالث ثلاثة - تعالى الله عما يقولون -، ومنهم جافٍ عنه وهم اليهود، قالوا: ساحر، وقالوا: ابن يوسف النجار، فهلاك للذين كفروا مِن شهود يوم عظيم الهول، وهو يوم القيامة.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?