19.Meryem
مريمMekke · 98 ayet
- 1
كٓهيعٓصٓ
19:1
Kaf. Ha. Ya. 'Ain. Sad.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kâf. Hâ. Yâ. ‘Ayn. Sâd.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Kaf. Ha. Ya. A'in. Sad.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُۥ زَكَرِيَّآ
19:2
(This is) a recital of the Mercy of thy Lord to His servant Zakariya.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyya'ya olan rahmetini anmadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bu,) Rabbinin Zekeriya kuluna rahmetini hatırla(t)masıdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A mention of the mercy of thy Lord unto His servant Zachariah.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥ نِدَآءً خَفِيًّا
19:3
Behold! he cried to his Lord in secret,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir zamanlar o, Rabbine gizlice (içinden) yalvarmıştı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani o, gizli bir sesle Rabbine şöyle seslenmişti:
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When he cried unto his Lord a cry in secret,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
قَالَ رَبِّ إِنِّى وَهَنَ ٱلْعَظْمُ مِنِّى وَٱشْتَعَلَ ٱلرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ أَكُنۢ بِدُعَآئِكَ رَبِّ شَقِيًّا
19:4
Praying: "O my Lord! infirm indeed are my bones, and the hair of my head doth glisten with grey: but never am I unblest, O my Lord, in my prayer to Thee!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şöyle demişti: "Ey Rabbim! Şüphesiz (artık öyle bir durumdayım ki) benim kemiğim zayıflayıp gevşedi ve başım(ın saçı) bembeyaz alev gibi tutuştu. Sana dua etmekle de ey Rabbim, hiçbir zaman bedbaht olmadım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Rabbim! Kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı. Rabbim, senden isteklerim konusunda (bu zamana kadar) hiç mahrum kalmadım.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Saying: My Lord! Lo! the bones of me wax feeble and my head is shining with grey hair, and I have never been unblest in prayer to Thee, my Lord.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
وَإِنِّى خِفْتُ ٱلْمَوَٰلِىَ مِن وَرَآءِى وَكَانَتِ ٱمْرَأَتِى عَاقِرًا فَهَبْ لِى مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا
19:5
"Now I fear (what) my relatives (and colleagues) (will do) after me: but my wife is barren: so give me an heir as from Thyself,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Gerçekten ben, arkamdan yerime geçecek varislerden endişedeyim. Karım da kısır bulunuyor. Onun için katından bana bir çocuk ihsan et."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki ben, benden sonraki yakınlarımdan endişe ediyorum. Hanımım da kısırdır. Bana katından hem bana hem de Yakup ailesine mirasçı olabilecek bir veli (çocuk) ver! Rabbim! Onu rızana layık eyle!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! I fear my kinsfolk after me, since my wife is barren. Oh, give me from Thy presence a successor
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
يَرِثُنِى وَيَرِثُ مِنْ ءَالِ يَعْقُوبَ ۖ وَٱجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا
19:6
"(One that) will (truly) represent me, and represent the posterity of Jacob; and make him, O my Lord! one with whom Thou art well-pleased!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ki bana da mirasçı olsun, Yakub ailesine de mirascı olsun. Rabbim, onu sen rızana kavuştur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki ben, benden sonraki yakınlarımdan endişe ediyorum. Hanımım da kısırdır. Bana katından hem bana hem de Yakup ailesine mirasçı olabilecek bir veli (çocuk) ver! Rabbim! Onu rızana layık eyle!” Meryem 19:5-6
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who shall inherit of me and inherit (also) of the house of Jacob. And make him, my Lord, acceptable (unto Thee).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
يَـٰزَكَرِيَّآ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَـٰمٍ ٱسْمُهُۥ يَحْيَىٰ لَمْ نَجْعَل لَّهُۥ مِن قَبْلُ سَمِيًّا
19:7
(His prayer was answered): "O Zakariya! We give thee good news of a son: His name shall be Yahya: on none by that name have We conferred distinction before."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Allah şöyle buyurdu): "Ey Zekeriyya! Şüphesiz biz sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bundan önce ona hiçbir adaş yapmadık."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Melekler şöyle demişti:) “Ey Zekeriya! Sana daha önce kimseye vermediğimiz (benzeri olmayan), ismi Yahya olan bir erkek çocuk müjdeliyoruz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(It was said unto him): O Zachariah! Lo! We bring thee tidings of a son whose name is John; we have given the same name to none before (him).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى غُلَـٰمٌ وَكَانَتِ ٱمْرَأَتِى عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ ٱلْكِبَرِ عِتِيًّا
19:8
He said: "O my Lord! How shall I have a son, when my wife is barren and I have grown quite decrepit from old age?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Zekeriyya: "Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Zekeriya), “Rabbim! Hanımım kısır, ben de yaşlılığımın sonuna ulaşmışken nasıl benim bir oğlum olacak?” diye sormuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: My Lord! How can I have a son when my wife is barren and I have reached infirm old age?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
قَالَ كَذَٰلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِن قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـًٔا
19:9
He said: "So (it will be) thy Lord saith, 'that is easy for Me: I did indeed create thee before, when thou hadst been nothing!'"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Allah yahut Cebrail ona şöyle) dedi: "Dediğin gibidir, (fakat) Rabbin buyurdu ki, bu işi yapmak bana kolaydır. Nitekim bundan önce seni yarattım. Halbuki sen hiçbir şey değildin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Melek) şu cevabı vermişti: “Öyle, (ama) Rabbin ‘Bu (iş) benim için kolaydır. Sen daha önce hiçbir şey değilken seni ben yaratmıştım’ demişti.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: So (it will be). Thy Lord saith: It is easy for Me, even as I created thee before, when thou wast naught.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
قَالَ رَبِّ ٱجْعَل لِّىٓ ءَايَةً ۚ قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ ٱلنَّاسَ ثَلَـٰثَ لَيَالٍ سَوِيًّا
19:10
(Zakariya) said: "O my Lord! give me a Sign." "Thy Sign," was the answer, "Shall be that thou shalt speak to no man for three nights, although thou art not dumb."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Zekeriyya şöyle dedi: "Rabbim! Bana alâmet ver." Allah: "Senin alâmetin, sapasağlam olduğun halde, üç gün, üç gece insanlarla konuşamaz hale gelmendir." buyurdu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Zekeriya) “Rabbim! (Bu konuda) bana bir delil ver.” demişti. (Melek) “Senin delilin, sapasağlam olduğun hâlde (üç gün) üç gece insanlarla konuşamamandır.” cevabını vermişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: My Lord! Appoint for me some token. He said: Thy token is that thou, with no bodily defect, shalt not speak unto mankind three nights.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
فَخَرَجَ عَلَىٰ قَوْمِهِۦ مِنَ ٱلْمِحْرَابِ فَأَوْحَىٰٓ إِلَيْهِمْ أَن سَبِّحُوا۟ بُكْرَةً وَعَشِيًّا
19:11
So Zakariya came out to his people from him chamber: He told them by signs to celebrate Allah's praises in the morning and in the evening.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nihayet (birgün konuşamayınca) mihrabdan kavmine karşı çıktı da onlara "Sabah ve akşam (Rabbinizi) tesbih edin" diye işaret etti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bu sırada Zekeriya) mabetten kavminin karşısına çıkarak onlara “Sabah akşam tesbih edin (Allah’ı yüceltin)!” diye vahyetmişti (işaret etmişti).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then he came forth unto his people from the sanctuary, and signified to them: Glorify your Lord at break of day and fall of night.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
يَـٰيَحْيَىٰ خُذِ ٱلْكِتَـٰبَ بِقُوَّةٍ ۖ وَءَاتَيْنَـٰهُ ٱلْحُكْمَ صَبِيًّا
19:12
(To his son came the command): "O Yahya! take hold of the Book with might": and We gave him Wisdom even as a youth,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" (dedik) ve daha çocukken ona hikmet verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Ey Yahya! Kitab'a (Tevrat’a) sımsıkı sarıl!” (demiştik) ve henüz küçük çocukken ona muhakeme gücü, katımızdan şefkat ve arınmışlık vermiştik; o da takvâlı (duyarlı) biriydi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it was said unto his son): O John! Hold fast the Scripture. And we gave him wisdom when a child,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
وَحَنَانًا مِّن لَّدُنَّا وَزَكَوٰةً ۖ وَكَانَ تَقِيًّا
19:13
And piety (for all creatures) as from Us, and purity: He was devout,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem de katımızdan bir merhamet ve (günahlardan) paklık verdik, o çok takva sahibi idi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Ey Yahya! Kitab'a (Tevrat’a) sımsıkı sarıl!” (demiştik) ve henüz küçük çocukken ona muhakeme gücü, katımızdan şefkat ve arınmışlık vermiştik; o da takvâlı (duyarlı) biriydi. Meryem 19:12-13
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And compassion from Our presence, and purity; and he was devout,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
وَبَرًّۢا بِوَٰلِدَيْهِ وَلَمْ يَكُن جَبَّارًا عَصِيًّا
19:14
And kind to his parents, and he was not overbearing or rebellious.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Anne ve babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, zorba ve isyankâr değildi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ona ana babasına iyilik yapmasını (emretmiştik); o da asi zorba biri değildi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And dutiful toward his parents. And he was not arrogant, rebellious.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
وَسَلَـٰمٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا
19:15
So Peace on him the day he was born, the day that he dies, and the day that he will be raised up to life (again)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğduğu gün, öleceği gün ve dirileceği gün ona selam olsun.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğduğu gün, öleceği gün ve sağ olarak diriltileceği gün selam onun üzerine olsun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Peace on him the day he was born, and the day he dieth and the day he shall be raised alive!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَـٰبِ مَرْيَمَ إِذِ ٱنتَبَذَتْ مِنْ أَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا
19:16
Relate in the Book (the story of) Mary, when she withdrew from her family to a place in the East.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Ey Muhammed!) Kur'ân'daki Meryem kıssasını da an (insanlara anlat). Hani o, ailesinden ayrılarak (evinin veya mescidin) doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kitapta Meryem’i de hatırla! Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere gitmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And make mention of Mary in the Scripture, when she had withdrawn from her people to a chamber looking East,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
فَٱتَّخَذَتْ مِن دُونِهِمْ حِجَابًا فَأَرْسَلْنَآ إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا
19:17
She placed a screen (to screen herself) from them; then We sent her our angel, and he appeared before her as a man in all respects.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra ailesiyle kendisi arasına bir perde koymuştu. Biz ona meleğimiz (Cebrail)i gönderdik de ona tam bir insan şeklinde göründü.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kendisini görmemeleri için) onların aşağı tarafından bir perde çekmişti. Biz ona düzgün bir insan şeklinde görünen rûhumuzu (Cebrail’i) göndermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And had chosen seclusion from them. Then We sent unto her Our Spirit and it assumed for her the likeness of a perfect man.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
قَالَتْ إِنِّىٓ أَعُوذُ بِٱلرَّحْمَـٰنِ مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيًّا
19:18
She said: "I seek refuge from thee to (Allah) Most Gracious: (come not near) if thou dost fear Allah."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Meryem: "Ben senden Rahmân (olan Allah) a sığınırım. Eğer Allah'dan korkuyorsan (dokunma bana)" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Meryem) “Takvâlı (duyarlı) biriysen, senden Rahmân’a sığınıyorum.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
She said: Lo! I seek refuge in the Beneficent One from thee, if thou art Allah-fearing.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
قَالَ إِنَّمَآ أَنَا۠ رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَـٰمًا زَكِيًّا
19:19
He said: "Nay, I am only a messenger from thy Lord, (to announce) to thee the gift of a holy son.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Melek: "Ben, sana temiz bir oğlan bağışlamak için, Rabbinin gönderdiği bir elçiyim" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Cebrail) “Ben sana tertemiz bir erkek çocuk vermem için Rabbinin sadece bir elçisiyim.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: I am only a messenger of thy Lord, that I may bestow on thee a faultless son.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
قَالَتْ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى غُلَـٰمٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِى بَشَرٌ وَلَمْ أَكُ بَغِيًّا
19:20
She said: "How shall I have a son, seeing that no man has touched me, and I am not unchaste?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Meryem: "Benim nasıl çocuğum olabilir? Bana hiçbir insan dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Meryem) “Bana hiçbir insan dokunmamışken ve üstelik ahlaksız olmadığım hâlde benim nasıl çocuğum olabilir ki?” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
She said: How can I have a son when no mortal hath touched me, neither have I been unchaste?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
قَالَ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌ ۖ وَلِنَجْعَلَهُۥٓ ءَايَةً لِّلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِّنَّا ۚ وَكَانَ أَمْرًا مَّقْضِيًّا
19:21
He said: "So (it will be): Thy Lord saith, 'that is easy for Me: and (We wish) to appoint him as a Sign unto men and a Mercy from Us': It is a matter (so) decreed."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Melek: "Bu, dediğin gibidir. Ancak Rabbin buyurdu ki: Bu (babasız çocuk vermek), bana pek kolaydır. Hem biz onu nezdimizden insanlara bir mucize ve rahmet kılacağız. Hem, bu önceden (ezelde) kararlaştırılmış bir iştir." dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Cebrail ise) şöyle demişti: “Öyle, (ama) Rabbin ‘O (iş) benim için kolaydır. Biz onu insanlara bir ayet (mucize) ve katımızdan bir rahmet kılmak için (böyle yapacağız. Zaten bu iş), karara bağlanmış (olmuş bitmiş) bir iştir (hükümdür)’ buyurmuştur.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: So (it will be). Thy Lord saith: It is easy for Me. And (it will be) that We may make of him a revelation for mankind and a mercy from Us, and it is a thing ordained.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
۞ فَحَمَلَتْهُ فَٱنتَبَذَتْ بِهِۦ مَكَانًا قَصِيًّا
19:22
So she conceived him, and she retired with him to a remote place.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nihayet (Allah'ın emri gerçekleşti) Meryem İsa'ya gebe kaldı ve o haliyle uzak bir yere çekildi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(O esnada Meryem) çocuğa hamile kalmış ve onunla uzak bir yere çekilmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And she conceived him, and she withdrew with him to a far place.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
فَأَجَآءَهَا ٱلْمَخَاضُ إِلَىٰ جِذْعِ ٱلنَّخْلَةِ قَالَتْ يَـٰلَيْتَنِى مِتُّ قَبْلَ هَـٰذَا وَكُنتُ نَسْيًا مَّنسِيًّا
19:23
And the pains of childbirth drove her to the trunk of a palm-tree: She cried (in her anguish): "Ah! would that I had died before this! would that I had been a thing forgotten and out of sight!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra doğum sancısı onu bir hurma dalına tutunup dayanmaya zorladı. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Zamanı geldiğinde) doğum sancısı onu bir hurma ağacının gövdesine yaslanmaya zorlamıştı da “Ah, keşke bundan önce ölseydim ve unutulup gitseydim!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the pangs of childbirth drove her unto the trunk of the palm-tree. She said: Oh, would that I had died ere this and had become a thing of naught, forgotten!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
فَنَادَىٰهَا مِن تَحْتِهَآ أَلَّا تَحْزَنِى قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا
19:24
But (a voice) cried to her from beneath the (palm-tree): "Grieve not! for thy Lord hath provided a rivulet beneath thee;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Melek, Meryem'e, aşağı tarafından şöyle seslendi. "Sakın üzülme, Rabbin alt tarafında bir ırmak akıttı."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Cebrail, ağacın) alt tarafından ona şöyle seslenmişti: “Sakın üzülme! Elbette Rabbin senin alt tarafında bir su arkı var etmiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then (one) cried unto her from below her, saying: Grieve not! Thy Lord hath placed a rivulet beneath thee,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
وَهُزِّىٓ إِلَيْكِ بِجِذْعِ ٱلنَّخْلَةِ تُسَـٰقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّا
19:25
"And shake towards thyself the trunk of the palm-tree: It will let fall fresh ripe dates upon thee.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine devşirilmiş taze hurmalar dökülsün."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hurmanın gövdesini kendine doğru silkele ki (ağaç) sana taze hurma döksün.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And shake the trunk of the palm-tree toward thee, thou wilt cause ripe dates to fall upon thee.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
فَكُلِى وَٱشْرَبِى وَقَرِّى عَيْنًا ۖ فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ ٱلْبَشَرِ أَحَدًا فَقُولِىٓ إِنِّى نَذَرْتُ لِلرَّحْمَـٰنِ صَوْمًا فَلَنْ أُكَلِّمَ ٱلْيَوْمَ إِنسِيًّا
19:26
"So eat and drink and cool (thine) eye. And if thou dost see any man, say, 'I have vowed a fast to (Allah) Most Gracious, and this day will I enter into not talk with any human being'"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen, ben Rahmân (olan Allah)a bir oruç (susmak) adadım. Onun için bugün hiçbir kimseyle konuşmayacağım" de.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ye, iç; gözün aydın olsun! Herhangi bir insan görürsen de ki: ‘Ben Rahmân için oruç adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So eat and drink and be consoled. And if thou meetest any mortal, say: Lo! I have vowed a fast unto the Beneficent, and may not speak this day to any mortal.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
فَأَتَتْ بِهِۦ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۥ ۖ قَالُوا۟ يَـٰمَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـًٔا فَرِيًّا
19:27
At length she brought the (babe) to her people, carrying him (in her arms). They said: "O Mary! truly an amazing thing hast thou brought!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra Meryem onu (İsa'yı) yüklenerek kavmine getirdi. Onlar (hayretler içinde şöyle) dediler: "Ey Meryem! doğrusu sen görülmemiş bir şey yaptın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onu (çocuğunu) taşıyarak kavmine getirmişti. Demişlerdi ki: “Ey Meryem! Şüphesiz ki sen çok iğrenç bir şey yaptın!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then she brought him to her own folk, carrying him. They said: O Mary! Thou hast come with an amazing thing.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
يَـٰٓأُخْتَ هَـٰرُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ ٱمْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا
19:28
"O sister of Aaron! Thy father was not a man of evil, nor thy mother a woman unchaste!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ey Harun'un kızkardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz bir kadın değildi."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ey Harun’un kız kardeşi! Baban kötü bir kişi değildi; annen de ahlaksız değildi.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
O sister of Aaron! Thy father was not a wicked man nor was thy mother a harlot.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ ۖ قَالُوا۟ كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِى ٱلْمَهْدِ صَبِيًّا
19:29
But she pointed to the babe. They said: "How can we talk to one who is a child in the cradle?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. Onlar; "Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Meryem) ona (çocuğa) işaret etmişti. Onlar da “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then she pointed to him. They said: How can we talk to one who is in the cradle, a young boy?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
قَالَ إِنِّى عَبْدُ ٱللَّهِ ءَاتَىٰنِىَ ٱلْكِتَـٰبَ وَجَعَلَنِى نَبِيًّا
19:30
He said: "I am indeed a servant of Allah: He hath given me revelation and made me a prophet;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Allah'ın bir mucizesi olarak İsa şöyle) dedi: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. O bana kitab verdi ve beni bir peygamber yaptı."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İsa) şöyle demişti: “Ben Allah’ın kuluyum. O, bana Kitabı verdi ve beni peygamber yaptı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He spake: Lo! I am the slave of Allah. He hath given me the Scripture and hath appointed me a Prophet,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
وَجَعَلَنِى مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَـٰنِى بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمْتُ حَيًّا
19:31
"And He hath made me blessed wheresoever I be, and hath enjoined on me Prayer and Charity as long as I live;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Beni, nerede olursam olayım mübarek kıldı. Hayatta bulunduğum müddetçe namaz kılmamı ve zekat vermemi emretti."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Beni bulunduğum her yerde bereketli kıldı. Yaşadığım sürece salâtı (Allah’a desteği, namazı) ve zekâtı bana emretti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And hath made me blessed wheresoever I may be, and hath enjoined upon me prayer and almsgiving so long as I remain alive,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
وَبَرًّۢا بِوَٰلِدَتِى وَلَمْ يَجْعَلْنِى جَبَّارًا شَقِيًّا
19:32
"(He) hath made me kind to my mother, and not overbearing or miserable;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Beni anneme hürmetkar kıldı. Beni zorba ve isyankar yapmadı."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Beni, anneme iyilik yapar (saygılı) kıldı ve beni azgın bir zorba yapmadı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (hath made me) dutiful toward her who bore me, and hath not made me arrogant, unblest.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
وَٱلسَّلَـٰمُ عَلَىَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا
19:33
"So peace is on me the day I was born, the day that I die, and the day that I shall be raised up to life (again)"!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Doğduğum gün, öleceğim gün ve dirileceğim gün selam ve emniyet benim üzerimedir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğduğum gün, öleceğim gün ve sağ olarak diriltileceğim gün selam banadır.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Peace on me the day I was born, and the day I die, and the day I shall be raised alive!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
ذَٰلِكَ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ ۚ قَوْلَ ٱلْحَقِّ ٱلَّذِى فِيهِ يَمْتَرُونَ
19:34
Such (was) Jesus the son of Mary: (it is) a statement of truth, about which they (vainly) dispute.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte hakkında (yahudilerle hıristiyanların) ihtilaf edip durdukları Meryemoğlu İsa'ya dair Allah'ın sözü budur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte, hakkında tartıştıkları Meryem oğlu İsa ile ilgili doğru söz budur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Such was Jesus, son of Mary: (this is) a statement of the truth concerning which they doubt.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
مَا كَانَ لِلَّهِ أَن يَتَّخِذَ مِن وَلَدٍ ۖ سُبْحَـٰنَهُۥٓ ۚ إِذَا قَضَىٰٓ أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
19:35
It is not befitting to (the majesty of) Allah that He should beget a son. Glory be to Him! when He determines a matter, He only says to it, "Be", and it is.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çocuk edinmek asla Allah'ın şanına yakışmaz. O bundan münezzehtir. O, bir şeyin olmasını dilerse, ona sadece "ol" der, o da oluverir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah asla çocuk edinmemiştir. (Haşa)! O, yücedir. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “Ol!” der; o da hemen olmaya başlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It befitteth not (the Majesty of) Allah that He should take unto Himself a son. Glory be to Him! When He decreeth a thing, He saith unto it only: Be! and it is.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
وَإِنَّ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ ۚ هَـٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ
19:36
Verily Allah is my Lord and your Lord: Him therefore serve ye: this is a Way that is straight.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Şüphesiz benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz Allah'tır. O halde ona ibadet edin, işte dosdoğru yol budur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İsa şunu söylemiştir:) “Şüphesiz ki Allah benim de Rabbimdir; sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk edin! Doğru yol budur.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! Allah is my Lord and your Lord. So serve Him. That is the right path.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
فَٱخْتَلَفَ ٱلْأَحْزَابُ مِنۢ بَيْنِهِمْ ۖ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن مَّشْهَدِ يَوْمٍ عَظِيمٍ
19:37
But the sects differ among themselves: and woe to the unbelievers because of the (coming) Judgment of a Momentous Day!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ne var ki, fırkalar (yahudi ve hıristiyanlar) kendi aralarında ihtilafa düştüler. O büyük (dehşetli) günü görecek kâfirlerin vay haline!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Çeşitli yahudi ve hristiyan) gruplar kendi aralarında (İsa hakkında) ayrılığa düştüler. Büyük günün şahitliği nedeniyle kâfir olanların vay hâllerine!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The sects among them differ: but woe unto the disbelievers from the meeting of an awful Day.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
أَسْمِعْ بِهِمْ وَأَبْصِرْ يَوْمَ يَأْتُونَنَا ۖ لَـٰكِنِ ٱلظَّـٰلِمُونَ ٱلْيَوْمَ فِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ
19:38
How plainly will they see and hear, the Day that they will appear before Us! but the unjust today are in error manifest!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler! Fakat o zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Huzurumuza gelecekleri gün (gerçeği) nasıl da duyacak ve nasıl da görecekler! Fakat o zalimler, bugün apaçık bir şaşkınlıktadır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
See and hear them on the Day they come unto Us! yet the evil-doers are to-day in error manifest.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ ٱلْحَسْرَةِ إِذْ قُضِىَ ٱلْأَمْرُ وَهُمْ فِى غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
19:39
But warn them of the Day of Distress, when the matter will be determined: for (behold,) they are negligent and they do not believe!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Ey Muhammed!) İnsanların pişmanlık duyacağı ve işin bitmiş olacağı (kıyamet) günü ile onları uyar. Onlar hâlâ gaflet içindedirler, onlar iman etmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hükmün kesinleştiği o pişmanlık günü hakkında onları uyar! Onlar gaflettedir ve (ahirete) inanmazlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And warn them of the Day of anguish when the case hath been decided. Now they are in a state of carelessness, and they believe not.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
إِنَّا نَحْنُ نَرِثُ ٱلْأَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ
19:40
It is We Who will inherit the earth, and all beings thereon: to Us will they all be returned.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz biz bütün yeryüzüne ve üzerindekilere varis olacağız. Ve onlar da mutlaka bize döndürüleceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yeryüzüne ve onun üzerindekilere ancak biz vâris oluruz; üstelik onlar da sadece bize döndürüleceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We, only We, inherit the earth and all who are thereon, and unto Us they are returned.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَـٰبِ إِبْرَٰهِيمَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّيقًا نَّبِيًّا
19:41
(Also mention in the Book (the story of) Abraham: He was a man of Truth, a prophet.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kur'ân'da İbrahim'i(n kıssasını da) an. Şüphesiz ki o, sıddık (özü, sözü doğru) bir peygamberdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kitapta İbrahim’i de hatırla! Şüphesiz ki o, çok doğrulayıcı (biriydi), peygamberdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And make mention (O Muhammad) in the Scripture of Abraham. Lo! he was a saint, a prophet.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ يَـٰٓأَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْنِى عَنكَ شَيْـًٔا
19:42
Behold, he said to his father: "O my father! why worship that which heareth not and seeth not, and can profit thee nothing?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, bir zaman babasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani babasına demişti ki: “Ey babacığım! Duyamayan, göremeyen ve sana hiçbir yarar sağlayamayacak şeylere niçin tapıyorsun?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When he said unto his father: O my father! Why worshippest thou that which heareth not nor seeth, nor can in aught avail thee?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
يَـٰٓأَبَتِ إِنِّى قَدْ جَآءَنِى مِنَ ٱلْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَٱتَّبِعْنِىٓ أَهْدِكَ صِرَٰطًا سَوِيًّا
19:43
"O my father! to me hath come knowledge which hath not reached thee: so follow me: I will guide thee to a way that is even and straight.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Babacığım! Doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana geldi. O halde bana uy da, seni doğru bir yola eriştireyim."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ey babacığım! Şüphesiz ki sana gelmeyen bir ilim (Allah tarafından) bana geldi. Bana uy ki sana düzgün (doğru) yolu göstereyim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
O my father! Lo! there hath come unto me of knowledge that which came not unto thee. So follow me, and I will lead thee on a right path.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
يَـٰٓأَبَتِ لَا تَعْبُدِ ٱلشَّيْطَـٰنَ ۖ إِنَّ ٱلشَّيْطَـٰنَ كَانَ لِلرَّحْمَـٰنِ عَصِيًّا
19:44
"O my father! serve not Satan: for Satan is a rebel against (Allah) Most Gracious.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Babacığım! Şeytana tapma, çünkü şeytan Rahmân (olan Allah)a âsî oldu."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ey babacığım! Şeytana kulluk etme! Şüphesiz ki şeytan, Rahmân’a asi oldu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
O my father! Serve not the devil. Lo! the devil is a rebel unto the Beneficent.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
يَـٰٓأَبَتِ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِّنَ ٱلرَّحْمَـٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَـٰنِ وَلِيًّا
19:45
"O my father! I fear lest a Penalty afflict thee from (Allah) Most Gracious, so that thou become to Satan a friend."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Babacığım! Doğrusu ben korkarım ki, sana Rahmân'dan bir azab dokunur da şeytana (cehennemde arkadaş) olursun."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ey babacığım! Rahmân’dan sana azap dokunup da şeytanın dostu (velisi) olmandan korkuyorum.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
O my father! Lo! I fear lest a punishment from the Beneficent overtake thee so that thou become a comrade of the devil.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 46
قَالَ أَرَاغِبٌ أَنتَ عَنْ ءَالِهَتِى يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ ۖ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ لَأَرْجُمَنَّكَ ۖ وَٱهْجُرْنِى مَلِيًّا
19:46
(The father) replied: "Dost thou hate my gods, O Abraham? If thou forbear not, I will indeed stone thee: Now get away from me for a good long while!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Babası "Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Yemin ederim ki, eğer (onları kötülemekten) vazgeçmezsen, seni muhakkak taşlarım. (gerçektenveya söz ilesana taş atarım). Haydi uzun bir müddet benden uzak ol" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Babası) şöyle demişti: “Ey İbrahim! Sen ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Vazgeçmezsen şüphesiz ki seni (taşlayarak) kovarım! Uzun bir süre benden uzak dur!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Rejectest thou my gods, O Abraham? If thou cease not, I shall surely stone thee. Depart from me a long while!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 47
قَالَ سَلَـٰمٌ عَلَيْكَ ۖ سَأَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبِّىٓ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ بِى حَفِيًّا
19:47
Abraham said: "Peace be on thee: I will pray to my Lord for thy forgiveness: for He is to me Most Gracious.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim şöyle dedi: "Selâm sana olsun, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü o, bana çok lütufkârdır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İbrahim) şöyle demişti: “Selam sana! Rabbimden senin için bağışlanma dileyeceğim. Şüphesiz ki O, bana lütufkârdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Peace be unto thee! I shall ask forgiveness of my Lord for thee. Lo! He was ever gracious unto me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 48
وَأَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَأَدْعُوا۟ رَبِّى عَسَىٰٓ أَلَّآ أَكُونَ بِدُعَآءِ رَبِّى شَقِيًّا
19:48
"And I will turn away from you (all) and from those whom ye invoke besides Allah: I will call on my Lord: perhaps, by my prayer to my Lord, I shall be not unblest."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ben, sizden ve Allah'tan başka taptığınız şeylerden çekilip ayrılırım da Rabbime dua (ibadet) ederim. Rabbime yalvarışımda mahrum kalmayacağımı umarım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sizden de Allah’ın dışında yalvardığınız şeylerden de uzaklaşıyorum ve Rabbime yalvarıyorum. Umarım ki Rabbime duada mahrum olmam.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
I shall withdraw from you and that unto which ye pray beside Allah, and I shall pray unto my Lord. It may be that, in prayer unto my Lord, I shall not be unblest.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 49
فَلَمَّا ٱعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَهَبْنَا لَهُۥٓ إِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ ۖ وَكُلًّا جَعَلْنَا نَبِيًّا
19:49
When he had turned away from them and from those whom they worshipped besides Allah, We bestowed on him Isaac and Jacob, and each one of them We made a prophet.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim, kavminden ve onların Allah'tan başka ibadet ettikleri şeylerden uzaklaşınca, biz ona İshak'ı ve (İshak'ın oğlu) Yakub'u ihsan ettik. Ve hepsini de peygamber yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonunda (İbrahim) onlardan ve Allah’tan başka taptıkları şeylerden uzaklaşınca ona İshak’ı ve (bir süre sonra da torunu) Yakup’u bağışlamıştık; her birini de peygamber yapmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So, when he had withdrawn from them and that which they were worshipping beside Allah, We gave him Isaac and Jacob. Each of them We made a prophet.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 50
وَوَهَبْنَا لَهُم مِّن رَّحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا
19:50
And We bestowed of Our Mercy on them, and We granted them lofty honour on the tongue of truth.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onlara rahmetimizden lütuflarda bulunduk. Hepsine de dillerde güzel ve yüksek bir övgü verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara rahmetimizden lütufta bulunmuş ve kendilerine yüksek bir doğruluk dili vermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And we gave them of Our mercy, and assigned to them a high and true renown.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 51
وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَـٰبِ مُوسَىٰٓ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَّبِيًّا
19:51
Also mention in the Book (the story of) Moses: for he was specially chosen, and he was a messenger (and) a prophet.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kur'ân'da Musa'yı da an; Şüphesiz ki o, ihlaslı bir kuldu ve gönderilmiş bir peygamberdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kitapta Musa’yı da hatırla! Şüphesiz ki o samimi biriydi ve peygamber olan elçiydi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And make mention in the Scripture of Moses. Lo! he was chosen, and he was a messenger (of Allah), a prophet.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 52
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ مِن جَانِبِ ٱلطُّورِ ٱلْأَيْمَنِ وَقَرَّبْنَـٰهُ نَجِيًّا
19:52
And we called him from the right side of Mount (Sinai), and made him draw near to Us, for mystic (converse).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz ona Tur dağının sağ yanından seslendik ve onu hususi bir konuşmada bulunmak üzere kendimize yaklaştırdık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ona (Musa’ya) Tûr’un sağ tarafından seslenmiş ve özel bilgiler vermek için onu yaklaştırmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We called him from the right slope of the Mount, and brought him nigh in communion.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 53
وَوَهَبْنَا لَهُۥ مِن رَّحْمَتِنَآ أَخَاهُ هَـٰرُونَ نَبِيًّا
19:53
And, out of Our Mercy, We gave him his brother Aaron, (also) a prophet.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rahmetimizden de ona, kardeşi Harun'u bir peygamber olarak ihsan eyledik. Meâli Şerifi
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Merhametimiz gereği ona kardeşi Harun’u da peygamber olarak armağan etmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We bestowed upon him of Our mercy his brother Aaron, a prophet (likewise).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 54
وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَـٰبِ إِسْمَـٰعِيلَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ صَادِقَ ٱلْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَّبِيًّا
19:54
Also mention in the Book (the story of) Isma'il: He was (strictly) true to what he promised, and he was a messenger (and) a prophet.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kur'ân'da İsmail'i de an; çünkü o, vaadine sadık bir kuldu ve gönderilmiş bir peygamberdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kitapta İsmail’i de hatırla! Şüphesiz ki o hem sözünün eriydi hem de peygamber olan elçiydi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And make mention in the Scripture of Ishmael. Lo! he was a keeper of his promise, and he was a messenger (of Allah), a prophet.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 55
وَكَانَ يَأْمُرُ أَهْلَهُۥ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ وَكَانَ عِندَ رَبِّهِۦ مَرْضِيًّا
19:55
He used to enjoin on his people Prayer and Charity, and he was most acceptable in the sight of his Lord.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ayrıca o, ailesine (destekçilerine) salâtı (Allah’a desteği, namazı) ve zekâtı emrederdi. Rabbi katında da hoşnutluk kazanmış biriydi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He enjoined upon his people worship and almsgiving, and was acceptable in the sight of his Lord.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 56
وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَـٰبِ إِدْرِيسَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّيقًا نَّبِيًّا
19:56
Also mention in the Book the case of Idris: He was a man of truth (and sincerity), (and) a prophet:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kitapta İdris'i de an; çünkü o, çok sadık (özü, sözü pek doğru) bir peygamberdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kitapta İdris’i de hatırla! Şüphesiz ki o, çok doğrulayıcı (biriydi) ve peygamberdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And make mention in the Scripture of Idris. Lo! he was a saint, a prophet;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 57
وَرَفَعْنَـٰهُ مَكَانًا عَلِيًّا
19:57
And We raised him to a lofty station.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onu yüce bir yere yükselttik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz de kendisini üstün bir makama yükseltmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We raised him to high station.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 58
أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ مِن ذُرِّيَّةِ ءَادَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِن ذُرِّيَّةِ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْرَٰٓءِيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَٱجْتَبَيْنَآ ۚ إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَـٰتُ ٱلرَّحْمَـٰنِ خَرُّوا۟ سُجَّدًا وَبُكِيًّا ۩
19:58
Those were some of the prophets on whom Allah did bestow His Grace,- of the posterity of Adam, and of those who We carried (in the Ark) with Noah, and of the posterity of Abraham and Israel of those whom We guided and chose. Whenever the Signs of (Allah) Most Gracious were rehearsed to them, they would fall down in prostrate adoration and in tears.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan ve gemide Nuh ile beraber taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail'in soyundan, hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdir. Kendilerine Rahmân (olan Allah)ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte bunlar, Allah’ın Âdem’in soyundan kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail’in (Yakup’un) soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız (peygamberler)den bir bölümüdür. Onlara Rahmân’ın ayetleri tilavet edildiği (okunup aktarıldığı) zaman ağlayarak secde ederlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
These are they unto whom Allah showed favour from among the prophets, of the seed of Adam and of those whom We carried (in the ship) with Noah, and of the seed of Abraham and Israel, and from among those whom We guided and chose. When the revelations of the Beneficent were recited unto them, they fell down, adoring and weeping.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 59
۞ فَخَلَفَ مِنۢ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ أَضَاعُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَٱتَّبَعُوا۟ ٱلشَّهَوَٰتِ ۖ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا
19:59
But after them there followed a posterity who missed prayers and followed after lusts soon, then, will they face Destruction,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular; onlar bu taşkınlıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir. (Cehennemdeki "Gayya" vadisini boylayacaklardır.)
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlardan hemen sonra salâtı (namazı/ibadeti) ziyan eden ve şehvetlere uyan bir nesil geldi. İleride bir cehennem çukuru ile karşılaşacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Now there hath succeeded them a later generation whom have ruined worship and have followed lusts. But they will meet deception.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 60
إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَـٰلِحًا فَأُو۟لَـٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ ٱلْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـًٔا
19:60
Except those who repent and believe, and work righteousness: for these will enter the Garden and will not be wronged in the least,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat tevbe edip iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır. Bunlar cennete girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ancak (Allah’a) yönelen, iman edip iyi işler yapan(lar) cennete girecekler ve asla haksızlığa uğratılmayacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save him who shall repent and believe and do right. Such will enter the Garden, and they will not be wronged in aught -
M. Pickthall · EN · public-domain
- 61
جَنَّـٰتِ عَدْنٍ ٱلَّتِى وَعَدَ ٱلرَّحْمَـٰنُ عِبَادَهُۥ بِٱلْغَيْبِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ وَعْدُهُۥ مَأْتِيًّا
19:61
Gardens of Eternity, those which (Allah) Most Gracious has promised to His servants in the Unseen: for His promise must (necessarily) come to pass.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O cennet, Rahmân (olan Allah)ın kullarına görmedikleri halde vadettiği "Adn" cennetleridir. Şüphesiz O'nun vaadi mutlaka yerini bulacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yani Rahmân’ın kullarına gıyaben vadettiği durmaya değer cennetlere (gireceklerdir). Şüphesiz ki O’nun (Allah’ın) vaadi gerçekleşmiş olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Gardens of Eden, which the Beneficent hath promised to His slaves in the unseen. Lo! His promise is ever sure of fulfilment -
M. Pickthall · EN · public-domain
- 62
لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا إِلَّا سَلَـٰمًا ۖ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فِيهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا
19:62
They will not there hear any vain discourse, but only salutations of Peace: And they will have therein their sustenance, morning and evening.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar orada boş bir söz işitmezler. Ancak "Selam" işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Orada herhangi bir boş söz duymayacaklardır. Sadece ‘selam’ (sözleri duyacaklardır). Onlar için orada sabah akşam rızıkları vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They hear therein no idle talk, but only Peace; and therein they have food for morn and evening.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 63
تِلْكَ ٱلْجَنَّةُ ٱلَّتِى نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَن كَانَ تَقِيًّا
19:63
Such is the Garden which We give as an inheritance to those of Our servants who guard against Evil.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte kullarımızdan takva sahibi olanlara vereceğimiz cennet budur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kullarımızdan takvâlı (duyarlı) olanları mirasçı kılacağımız cennet işte odur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Such is the Garden which We cause the devout among Our bondmen to inherit.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 64
وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمْرِ رَبِّكَ ۖ لَهُۥ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذَٰلِكَ ۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا
19:64
(The angels say:) "We descend not but by command of thy Lord: to Him belongeth what is before us and what is behind us, and what is between: and thy Lord never doth forget,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"(Cebrail dedi ki: Ey Muhammed!) "Biz senin Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzdeki ve ardımızdaki (bütün geçmiş ve gelecek şeyler) ve bunların arasındakiler hep O'nundur. Rabbin de (seni) unutmuş değildir?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Melekler) “Biz sadece Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunun arasında olan her şey yalnızca O’na (Allah’a) aittir. Rabbin unutkan değildir.” (demişlerdi).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We (angels) come not down save by commandment of thy Lord. Unto Him belongeth all that is before us and all that is behind us and all that is between those two, and thy Lord was never forgetful -
M. Pickthall · EN · public-domain
- 65
رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَٱعْبُدْهُ وَٱصْطَبِرْ لِعِبَـٰدَتِهِۦ ۚ هَلْ تَعْلَمُ لَهُۥ سَمِيًّا
19:65
"Lord of the heavens and of the earth, and of all that is between them; so worship Him, and be constant and patient in His worship: knowest thou of any who is worthy of the same Name as He?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. O halde, O'na ibadet et ve O'na ibadet etmekte sabırlı ol. Hiç sen Allah'ın ismini taşıyan başka birini bilir misin?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbi olan (Allah)’a kulluk et! O’na kullukta sabırlı (kararlı) ol! O’nun herhangi bir adaşı (benzeri) olduğunu mu biliyorsun! (Adaşı mı varmış!)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lord of the heavens and the earth and all that is between them! Therefor, worship thou Him and be thou steadfast in His service. Knowest thou one that can be named along with Him?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 66
وَيَقُولُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَءِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ أُخْرَجُ حَيًّا
19:66
Man says: "What! When I am dead, shall I then be raised up alive?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Halbuki insan şöyle der: "Ben öldüğüm zaman, ileride gerçekten diri olarak (mezardan) çıkarılacak mıyım?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İnkârcı) insan der ki: “Öldüğüm zaman mı (mahşerde) diri olarak (topraktan) çıkartılacağım!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And man saith: When I am dead, shall I forsooth be brought forth alive?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 67
أَوَلَا يَذْكُرُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَنَّا خَلَقْنَـٰهُ مِن قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـًٔا
19:67
But does not man call to mind that We created him before out of nothing?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O insan, daha önce hiçbir şey değilken kendisini yoktan var ettiğimizi hatırlamaz mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O insan, daha önce hiçbir şey değilken onu yarattığımızı hiç hatırlamaz (düşünmez) mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Doth not man remember that We created him before, when he was naught?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 68
فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَٱلشَّيَـٰطِينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّا
19:68
So, by thy Lord, without doubt, We shall gather them together, and (also) the Evil Ones (with them); then shall We bring them forth on their knees round about Hell;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rabbine andolsun ki biz onları (öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden kâfirleri) şeytanları ile beraber elbette ve elbette mahşerde toplayacağız. Sonra onları muhakkak cehennemin etrafında dizleri üstü hazır bulunduracağız (ki cennetlikleri görüp hasret çeksinler.).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rabbine yemin olsun: Şüphesiz ki onları (inkârcıları) ve şeytanları (bir araya getirip) toplayacağız. Sonra elbette hepsini cehennemin çevresinde diz üstü hazır bulunduracağız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And, by thy Lord, verily We shall assemble them and the devils, then We shall bring them, crouching, around hell.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 69
ثُمَّ لَنَنزِعَنَّ مِن كُلِّ شِيعَةٍ أَيُّهُمْ أَشَدُّ عَلَى ٱلرَّحْمَـٰنِ عِتِيًّا
19:69
Then shall We certainly drag out from every sect all those who were worst in obstinate rebellion against (Allah) Most Gracious.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra her zümreden Rahmân'a karşı en ziyade isyankâr hangileri ise, muhakkak ayırıp atacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ardından her gruptan Rahmân’a en çok asi olanları kesin olarak çekip ayıracağız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then We shall pluck out from every sect whichever of them was most stubborn in rebellion to the Beneficent.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 70
ثُمَّ لَنَحْنُ أَعْلَمُ بِٱلَّذِينَ هُمْ أَوْلَىٰ بِهَا صِلِيًّا
19:70
And certainly We know best those who are most worthy of being burned therein.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra o cehenneme atılmaya layık olanların kimler bulunduğunu elbette biz daha iyi biliriz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonunda oraya (cehenneme/ateşe) yaslanmaya en layık olanları elbette biz çok iyi bileniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And surely We are Best Aware of those most worthy to be burned therein.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 71
وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا ۚ كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
19:71
Not one of you but will pass over it: this is, with thy Lord, a Decree which must be accomplished.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İçinizden hiçbiri istisna edilmemek üzere mutlaka herkes cehenneme varacaktır. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Ey inkârcılar)! Sizden oraya (cehenneme) girmeyecek kimse yoktur. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There is not one of you but shall approach it. That is a fixed ordinance of thy Lord.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 72
ثُمَّ نُنَجِّى ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوا۟ وَّنَذَرُ ٱلظَّـٰلِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا
19:72
But We shall save those who guarded against evil, and We shall leave the wrong-doers therein, (humbled) to their knees.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra Allah'dan korkup, sakınanları kurtaracağız ve zalimleri de toptan cehennemde bırakacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra elbette biz takvâlı (duyarlı) olanları koruy(up kurtar)acağız; zalimleri ise diz üstü çökmüş olarak orada bırakacağız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then We shall rescue those who kept from evil, and leave the evil-doers crouching there.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 73
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَـٰتُنَا بَيِّنَـٰتٍ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَىُّ ٱلْفَرِيقَيْنِ خَيْرٌ مَّقَامًا وَأَحْسَنُ نَدِيًّا
19:73
When Our Clear Signs are rehearsed to them, the Unbelievers say to those who believe, "Which of the two sides is best in point of position? Which makes the best show in council?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Âyetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman, o inkâr edenler, iman edenlere dediler ki: "Bu iki zümreden (Mümin ve kâfirlerden) hangisi mevki bakımından daha iyi, meclis ve topluluk itibariyle daha güzeldir?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendilerine ayetlerimiz açıkça tilavet edildiği (okunup aktarıldığı) zaman, kâfir olanlar iman edenlere “İki gruptan hangisinin konumu daha iyidir ve meclis (topluluk) olarak hangisi daha güzeldir?” derlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when Our clear revelations are recited unto them, those who disbelieve say unto those who believe: Which of the two parties (yours or ours) is better in position, and more imposing as an army?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 74
وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هُمْ أَحْسَنُ أَثَـٰثًا وَرِءْيًا
19:74
But how many (countless) generations before them have we destroyed, who were even better in equipment and in glitter to the eye?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Halbuki biz, kendilerinden evvel, mal ve gösterişce daha güzel nice asırlar halkını helak etmişizdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Oysa) kendilerinden önce güç ve gösteriş bakımından daha güzel olan nice nesilleri helak etmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
How many a generation have We destroyed before them, who were more imposing in respect of gear and outward seeming!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 75
قُلْ مَن كَانَ فِى ٱلضَّلَـٰلَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ ٱلرَّحْمَـٰنُ مَدًّا ۚ حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوْا۟ مَا يُوعَدُونَ إِمَّا ٱلْعَذَابَ وَإِمَّا ٱلسَّاعَةَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَّكَانًا وَأَضْعَفُ جُندًا
19:75
Say: "If any men go astray, (Allah) Most Gracious extends (the rope) to them, until, when they see the warning of Allah (being fulfilled) - either in punishment or in (the approach of) the Hour,- they will at length realise who is worst in position, and (who) weakest in forces!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara de ki: "Kim sapıklık içinde ise, Rahmân ona mal ve evlatça ziyadelik ve azgınlığında mühlet verir. Nihayet kendilerine vaad edilen azabı, yahut kıyamet günü cehennemi gördükleri vakit, artık bilecekler kimin mevkii daha fena ve yardımcıları daha zayıfmış.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onlara) de ki: “Rahmân, sapkınlıkta olanın (süresini) uzatsın (ne çıkar)! Sonunda ya (dünyadaki) azabı ya da o (Son) Saat’i gördükleri zaman, kimin konumunun daha kötü ve ordusunun daha güçsüz olduğunu anlayacaklardır.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say: As for him who is in error, the Beneficent will verily prolong his span of life until, when they behold that which they were promised, whether it be punishment (in the world), or the Hour (of doom), they will know who is worse in position and who is weaker as an army.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 76
وَيَزِيدُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ٱهْتَدَوْا۟ هُدًى ۗ وَٱلْبَـٰقِيَـٰتُ ٱلصَّـٰلِحَـٰتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ مَّرَدًّا
19:76
"And Allah doth advance in guidance those who seek guidance: and the things that endure, Good Deeds, are best in the sight of thy Lord, as rewards, and best in respect of (their) eventual return."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah, hidayeti kabul edenlere, daha çok hidayet verir. Baki kalacak olan salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç bakımından da daha hayırlıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah hidayete erenlerin hidayetini artırır. İyi davranışlardan oluşan kalıcı işler Rabbinin katında hem ödül (sevap) bakımından hayırlı olandır hem de varacağı yer (sonuç) bakımından hayırlı olandır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah increaseth in right guidance those who walk aright, and the good deeds which endure are better in thy Lord's sight for reward, and better for resort.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 77
أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى كَفَرَ بِـَٔايَـٰتِنَا وَقَالَ لَأُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًا
19:77
Hast thou then seen the (sort of) man who rejects Our Signs, yet says: "I shall certainly be given wealth and children?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şimdi âyetlerimizi inkâr eden ve "Elbette bana mal ve evlat verilecektir." diyen adamı gördün mü?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ayetlerimizi inkâr edeni ve “Kuşkusuz bana mal da çocuk da verilecektir!” diyeni hiç düşündün mü?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hast thou seen him who disbelieveth in Our revelations and saith: Assuredly I shall be given wealth and children?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 78
أَطَّلَعَ ٱلْغَيْبَ أَمِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحْمَـٰنِ عَهْدًا
19:78
Has he penetrated to the Unseen, or has he taken a contract with (Allah) Most Gracious?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O (kâfir), gaybı mı bildi? Yoksa Rahmân (olan Allah) katından bir söz mü aldı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bu kişi, gaybı (bilinemeyenleri) mi biliyor yoksa Rahmân’ın katında bir söz mü aldı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hath he perused the Unseen, or hath he made a pact with the Beneficent?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 79
كَلَّا ۚ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُۥ مِنَ ٱلْعَذَابِ مَدًّا
19:79
Nay! We shall record what he says, and We shall add and add to his punishment.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır, asla öyle değil; biz onun söylediklerini yazacağız ve azabını çoğalttıkça çoğaltacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını da uzattıkça uzatacağız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but We shall record that which he saith and prolong for him a span of torment.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 80
وَنَرِثُهُۥ مَا يَقُولُ وَيَأْتِينَا فَرْدًا
19:80
To Us shall return all that he talks of and he shall appear before Us bare and alone.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O söylediği (mal ve evlat gibi) şeyleri de hep elinden alacağız ve o, tek başına bize gelecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dediğine biz vâris oluruz; kendisi de bize yapayalnız gelecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We shall inherit from him that whereof he spake, and he will come unto Us, alone (without his wealth and children).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 81
وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةً لِّيَكُونُوا۟ لَهُمْ عِزًّا
19:81
And they have taken (for worship) gods other than Allah, to give them power and glory!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar, kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'dan başka ilâh edindiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar, kendilerine itibar (kaynağı) olsunlar diye Allah’ın peşi sıra ilahlar edindiler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they have chosen (other) gods beside Allah that they may be a power for them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 82
كَلَّا ۚ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا
19:82
Instead, they shall reject their worship, and become adversaries against them.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır, (zannettikleri gibi değil) tapındıkları ilâhlar onların ibadetlerini inkâr edecekler ve aleyhlerine dönüp düşman olacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hayır! (Taptıkları putlar) onların ibadetlerini tanımayacak ve onlara hasım (düşman) olacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but they will deny their worship of them, and become opponents unto them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 83
أَلَمْ تَرَ أَنَّآ أَرْسَلْنَا ٱلشَّيَـٰطِينَ عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ تَؤُزُّهُمْ أَزًّا
19:83
Seest thou not that We have set the Evil Ones on against the unbelievers, to incite them with fury?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Görmedin mi? Biz şeytanları o kâfirler üzerine musallat ettik. Onları (günaha) kışkırtıp duruyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onları sürekli olarak kışkırtan şeytanları o kâfirlerin üzerine gönderdiğimizi düşünmedin mi hiç?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Seest thou not that We have set the devils on the disbelievers to confound them with confusion?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 84
فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْ ۖ إِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّا
19:84
So make no haste against them, for We but count out to them a (limited) number (of days).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Öyleyse onların hemen azaba uğratılmalarını isteme. Biz onların (ecel) günlerini sayıyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Öyle ise onlar hakkında (azap gelmesi için) acele etme! Biz onlar için (günlerini, yapıp ettiklerini) elbette teker teker sayıyoruz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So make no haste against them (O Muhammad). We do but number unto them a sum (of days).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 85
يَوْمَ نَحْشُرُ ٱلْمُتَّقِينَ إِلَى ٱلرَّحْمَـٰنِ وَفْدًا
19:85
The day We shall gather the righteous to (Allah) Most Gracious, like a band presented before a king for honours,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün, takva sahiplerini, heyet olarak Rahmân'ın huzuruna toplayacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rahmân’a karşı muttakî (duyarlı) olanları o gün misafir olarak toplayacağız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On the day when We shall gather the righteous unto the Beneficent, a goodly company.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 86
وَنَسُوقُ ٱلْمُجْرِمِينَ إِلَىٰ جَهَنَّمَ وِرْدًا
19:86
And We shall drive the sinners to Hell, like thirsty cattle driven down to water,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Suçluları da susuz olarak cehenneme süreceğiz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Suçluları da susuz olarak cehenneme sevk edeceğiz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And drive the guilty unto hell, a weary herd,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 87
لَّا يَمْلِكُونَ ٱلشَّفَـٰعَةَ إِلَّا مَنِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحْمَـٰنِ عَهْدًا
19:87
None shall have the power of intercession, but such a one as has received permission (or promise) from (Allah) Most Gracious.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(O gün) Rahmân (olan Allah)'ın katında bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahip olamayacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün Rahmân’ın katında söz alandan başkaları şefaat (etme iznin)e sahip olamayacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They will have no power of intercession, save him who hath made a covenant with his Lord.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 88
وَقَالُوا۟ ٱتَّخَذَ ٱلرَّحْمَـٰنُ وَلَدًا
19:88
They say: "(Allah) Most Gracious has begotten a son!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Yahudilerle hıristiyanlar) "Rahmân, çocuk edindi" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Müşrikler) “Rahmân çocuk edindi!” dediler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: The Beneficent hath taken unto Himself a son.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 89
لَّقَدْ جِئْتُمْ شَيْـًٔا إِدًّا
19:89
Indeed ye have put forth a thing most monstrous!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yemin olsun ki, siz çok çirkin bir şey söylediniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki (bu şekilde) çok çirkin bir şey ortaya attınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Assuredly ye utter a disastrous thing
M. Pickthall · EN · public-domain
- 90
تَكَادُ ٱلسَّمَـٰوَٰتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنشَقُّ ٱلْأَرْضُ وَتَخِرُّ ٱلْجِبَالُ هَدًّا
19:90
At it the skies are ready to burst, the earth to split asunder, and the mountains to fall down in utter ruin,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Az kalsın, söyledikleri sözden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp dağılacaktı,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rahmân’a çocuk yakıştırmaları nedeniyle neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp düşecekti!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Whereby almost the heavens are torn, and the earth is split asunder and the mountains fall in ruins,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 91
أَن دَعَوْا۟ لِلرَّحْمَـٰنِ وَلَدًا
19:91
That they should invoke a son for (Allah) Most Gracious.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O Rahmân'a çocuk isnad ettiler diye...
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rahmân’a çocuk yakıştırmaları nedeniyle neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp düşecekti! Meryem 19:90-91
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That ye ascribe unto the Beneficent a son,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 92
وَمَا يَنۢبَغِى لِلرَّحْمَـٰنِ أَن يَتَّخِذَ وَلَدًا
19:92
For it is not consonant with the majesty of (Allah) Most Gracious that He should beget a son.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Halbuki Rahmân'a çocuk edinmek yaraşmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Çocuk edinmek Rahmân’a yakışmaz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When it is not meet for (the Majesty of) the Beneficent that He should choose a son.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 93
إِن كُلُّ مَن فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ إِلَّآ ءَاتِى ٱلرَّحْمَـٰنِ عَبْدًا
19:93
Not one of the beings in the heavens and the earth but must come to (Allah) Most Gracious as a servant.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Göklerde ve yerde bulunan hiçbir kimse yoktur ki (kıyamet günü) Rahmân'ın huzuruna kul olarak çıkmasın.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Göklerde ve yerde olan herkes elbette kul olarak Rahmân’a gelecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There is none in the heavens and the earth but cometh unto the Beneficent as a slave.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 94
لَّقَدْ أَحْصَىٰهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّا
19:94
He does take an account of them (all), and hath numbered them (all) exactly.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki Allah onların hepsini kuşatmış, kendilerini ve yaptıklarını bir bir saymıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki (Allah) onları kuşatmıştır ve teker teker onları sayıp tespit etmiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Verily He knoweth them and numbereth them with (right) numbering.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 95
وَكُلُّهُمْ ءَاتِيهِ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ فَرْدًا
19:95
And everyone of them will come to Him singly on the Day of Judgment.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kıyamet günü onların herbiri Allah'ın huzuruna tek başına çıkacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kıyamet günü hepsi O’nun huzuruna tek başına (yapayalnız) gelecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And each one of them will come unto Him on the Day of Resurrection, alone.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 96
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ ٱلرَّحْمَـٰنُ وُدًّا
19:96
On those who believe and work deeds of righteousness, will (Allah) Most Gracious bestow love.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İman edip, salih amel işleyenler var ya, Rahmân (olan Allah) onları (gönüllere) sevdirecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki iman edip iyi işler yapanlar için Rahmân bir sevgi yaratacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! those who believe and do good works, the Beneficent will appoint for them love.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 97
فَإِنَّمَا يَسَّرْنَـٰهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ ٱلْمُتَّقِينَ وَتُنذِرَ بِهِۦ قَوْمًا لُّدًّا
19:97
So have We made the (Qur'an) easy in thine own tongue, that with it thou mayest give Glad Tidings to the righteous, and warnings to people given to contention.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Ey Muhammed!) Biz Kur'ân'ı senin dilin üzere kolaylaştırdık ki, onunla Allah'tan korkup sakınanları müjdeleyesin, inat edenleri de korkutasın.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki biz onu (Kur’an’ı) muttakîleri (duyarlı olanları) müjdeleyesin ve (gerçeğe) karşı çıkan bir topluluğu uyarasın diye senin diline (dilinde indirerek) kolaylaştırdık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We make (this Scripture) easy in thy tongue, (O Muhammad) only that thou mayst bear good tidings therewith unto those who ward off (evil), and warn therewith the froward folk.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 98
وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُم مِّنْ أَحَدٍ أَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًۢا
19:98
But how many (countless) generations before them have We destroyed? Canst thou find a single one of them (now) or hear (so much as) a whisper of them?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem onlardan önce nice nesilleri helak ettik. (Şimdi) onlardan hiçbirini görüyor musun, yahud onların hafif bir sesini işitiyor musun?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlardan önce nice nesilleri helak etmiştik. Sen onlardan herhangi birinden bir şey hissediyor veya onlara ait cılız bir ses (bile) duyabiliyor musun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And how many a generation before them have We destroyed! Canst thou (Muhammad) see a single man of them, or hear from them the slightest sound?
M. Pickthall · EN · public-domain
Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)