← Sure 28

28:36

فَلَمَّا جَآءَهُم مُّوسَىٰ بِـَٔايَـٰتِنَا بَيِّنَـٰتٍ قَالُوا۟ مَا هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهَـٰذَا فِىٓ ءَابَآئِنَا ٱلْأَوَّلِينَ

Kelime kelime

فَلَمَّا
ne zaman ki
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdat — isti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَمَّاİsim — zaman zarfı
جَآءَهُم
onlara gelince
Fiil
Kök: جيأ
Dilbilgisi (i'rab)
جَآءَFiil — mâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
هُمİsim — zamir، son ek، 3. çoğul eril
مُّوسَىٰ
Musa'yı
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مُّوسَىٰİsim — özel isim، eril، merfû (nominatif)
بِـَٔايَٰتِنَا
ayetlerimizle
İsim
Kök: أيي
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdat — harf-i cer (edat)، ön ek
ـَٔايَٰتِİsim — dişil çoğul، mecrûr (genitif)
نَاİsim — zamir، son ek، 1. çoğul
بَيِّنَٰتٍ
açık açık
İsim
Kök: بين
Dilbilgisi (i'rab)
بَيِّنَٰتٍİsim — dişil çoğul، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)، sıfat
قَالُوا۟
dediler
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قَالُFiil — mâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsim — zamir، son ek، 3. çoğul eril
مَا
değildir
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مَاEdat — olumsuzluk
هَٰذَآ
bu
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
هَٰEdat — ATT، ön ek
ذَآİsim — ism-i işaret، eril tekil
إِلَّا
başka bir şey
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَّاEdat — hasr (sınırlama)
سِحْرٌ
bir büyüden
İsim
Kök: سحر
Dilbilgisi (i'rab)
سِحْرٌİsim — eril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
مُّفْتَرًى
uydurulmuş
İsim
Kök: فري
Dilbilgisi (i'rab)
مُّفْتَرًىİsim — ism-i mef'ûl (edilgen ortaç)، eril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
وَمَا
ve
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdat — atıf bağlacı، ön ek
مَاEdat — olumsuzluk
سَمِعْنَا
işitmedik
Fiil
Kök: سمع
Dilbilgisi (i'rab)
سَمِعْFiil — mâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَاİsim — zamir، son ek، 1. çoğul
بِهَٰذَا
böyle bir şey
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdat — harf-i cer (edat)، ön ek
هَٰEdat — ATT، ön ek
ذَاİsim — ism-i işaret، eril tekil
فِىٓ
arasında
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىٓEdat — harf-i cer (edat)
ءَابَآئِنَا
atalarımız
İsim
Kök: أبو
Dilbilgisi (i'rab)
ءَابَآئِİsim — eril çoğul، mecrûr (genitif)
نَاİsim — zamir، son ek، 1. çoğul
ٱلْأَوَّلِينَ
ilk
İsim
Kök: أول
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdat — marife (belirli)، ön ek
أَوَّلِينَİsim — eril çoğul، mecrûr (genitif)، sıfat

Meal

TR

Musa onlara, apaçık olarak, mucizelerimizle gelince: "Bu sadece uydurma bir sihirdir. Önceki atalarımızdan böylesini işitmemiştik" dediler.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Musa onlara apaçık âyetlerimizi getirince, "Bu, olsa olsa uydurulmuş bir sihirdir. Biz önceki atalarımızdan böylesini işitmemiştik" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

(Musa), onlara apaçık delillerimizi getirdiğinde “Bu, sadece uydurulmuş bir büyüdür; önceki atalarımızdan böyle bir şey de duymadık!” demişlerdi.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

When Moses came to them with Our clear signs, they said: "This is nothing but sorcery faked up: never did we hear the like among our fathers of old!"

A. Yusuf Alipublic-domain

But when Moses came to them with Our clear signs, they said, ‘These are mere conjuring tricks; we never heard this from our forefathers.’

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

But when Moses came unto them with Our clear tokens, they said: This is naught but invented magic. We never heard of this among our fathers of old.

M. Pickthallpublic-domain

But when Moses came to them with Our signs as clear evidences, they said, "This is not except invented magic, and we have not heard of this [religion] among our forefathers."

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

فلما جاء موسى فرعون وملأه بأدلتنا وحججنا شاهدة بحقيقة ما جاء به موسى مِن عند ربه، قالوا لموسى: ما هذا الذي جئتنا به إلا سحر افتريته كذبًا وباطلا وما سمعنا بهذا الذي تدعونا إليه في أسلافنا الذين مضوا قبلنا.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?