Tüm sureler

75.Kıyâmet

القيامة

Mekke · 40 ayet

  1. 1

    لَآ أُقْسِمُ بِيَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ

    75:1

    I do call to witness the Resurrection Day;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır, yemin ederim o kıyamet gününe.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hayır! Kıyamet gününe yemin ederim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, I swear by the Day of Resurrection;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  2. 2

    وَلَآ أُقْسِمُ بِٱلنَّفْسِ ٱللَّوَّامَةِ

    75:2

    And I do call to witness the self-reproaching spirit: (Eschew Evil).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yine hayır, yemin ederim o sürekli kendini kınayan nefse.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hayır! (Kendini) kınayan nefse (insana) da yemin ederim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, I swear by the accusing soul (that this Scripture is true).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  3. 3

    أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَلَّن نَّجْمَعَ عِظَامَهُۥ

    75:3

    Does man think that We cannot assemble his bones?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İnkarcı) insan, kemiklerini asla bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thinketh man that We shall not assemble his bones?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  4. 4

    بَلَىٰ قَـٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّىَ بَنَانَهُۥ

    75:4

    Nay, We are able to put together in perfect order the very tips of his fingers.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Evet, bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Evet! Biz onun parmak uçlarını bile düzenlemeye gücü yetenleriz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Yea, verily. We are Able to restore his very fingers!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  5. 5

    بَلْ يُرِيدُ ٱلْإِنسَـٰنُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُۥ

    75:5

    But man wishes to do wrong (even) in the time in front of him.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Fakat insan günahı devam ettirmek ister.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Aslında (inkârcı) insan, “Kıyamet günü de ne zamanmış!” diye sorarak, önündekini (ahireti) yalanlamak ister.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But man would fain deny what is before him.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  6. 6

    يَسْـَٔلُ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلْقِيَـٰمَةِ

    75:6

    He questions: "When is the Day of Resurrection?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O kıyamet günü ne zaman? diye sorar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Aslında (inkârcı) insan, “Kıyamet günü de ne zamanmış!” diye sorarak, önündekini (ahireti) yalanlamak ister. Kıyâmet 75:5-6

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He asketh: When will be this Day of Resurrection?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  7. 7

    فَإِذَا بَرِقَ ٱلْبَصَرُ

    75:7

    At length, when the sight is dazed,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ne zaman ki o göz şimşek çakar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte göz(ler kamaşıp) şimşek çaktığı, ay karardığı, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, işte o gün (inkârcı) insan “(Acaba) nereye kaçmalı(yım)?” diyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But when sight is confounded

    M. Pickthall · EN · public-domain

  8. 8

    وَخَسَفَ ٱلْقَمَرُ

    75:8

    And the moon is buried in darkness.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ay tutulur,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte göz(ler kamaşıp) şimşek çaktığı, ay karardığı, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, işte o gün (inkârcı) insan “(Acaba) nereye kaçmalı(yım)?” diyecektir. Kıyâmet 75:7-10

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the moon is eclipsed

    M. Pickthall · EN · public-domain

  9. 9

    وَجُمِعَ ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ

    75:9

    And the sun and moon are joined together,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Güneş ve ay toplanır,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte göz(ler kamaşıp) şimşek çaktığı, ay karardığı, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, işte o gün (inkârcı) insan “(Acaba) nereye kaçmalı(yım)?” diyecektir. Kıyâmet 75:7-10

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And sun and moon are united,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  10. 10

    يَقُولُ ٱلْإِنسَـٰنُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ ٱلْمَفَرُّ

    75:10

    That Day will Man say: "Where is the refuge?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte o gün insan, "kaçacak yer neresi?" der.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte göz(ler kamaşıp) şimşek çaktığı, ay karardığı, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, işte o gün (inkârcı) insan “(Acaba) nereye kaçmalı(yım)?” diyecektir. Kıyâmet 75:7-10

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On that day man will cry: Whither to flee!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  11. 11

    كَلَّا لَا وَزَرَ

    75:11

    By no means! No place of safety!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır, hayır, yok bir siper.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hayır! Sığınacak (bir) yer yoktur!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Alas! No refuge!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  12. 12

    إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمُسْتَقَرُّ

    75:12

    Before thy Lord (alone), that Day will be the place of rest.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün varılıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O gün varılacak yer sadece Rabbinin huzurudur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Unto thy Lord is the recourse that day.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  13. 13

    يُنَبَّؤُا۟ ٱلْإِنسَـٰنُ يَوْمَئِذٍۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ

    75:13

    That Day will Man be told (all) that he put forward, and all that he put back.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün insana, yapıp öne sürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O gün, (dünyada yapıp) öne sürdüğü ve (yapmayıp) geride bıraktığı ne varsa insana bildirilecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On that day man is told the tale of that which he hath sent before and left behind.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  14. 14

    بَلِ ٱلْإِنسَـٰنُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ بَصِيرَةٌ

    75:14

    Nay, man will be evidence against himself,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu insan kendi nefsini görür,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Esasında insanoğlu kendi kendinin şahididir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Oh, but man is a telling witness against himself,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  15. 15

    وَلَوْ أَلْقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ

    75:15

    Even though he were to put up his excuses.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bir takım özürler ortaya atsa da.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Birtakım) mazeretler ileri sürmeye kalkışacak olsaydı bile (ona şöyle denecektir: Ey suçlu kişi)! Artık onu (hakkındaki hükmü) çabucak almak için dilini kımıldatma!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Although he tender his excuses.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  16. 16

    لَا تُحَرِّكْ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِۦٓ

    75:16

    Move not thy tongue concerning the (Qur'an) to make haste therewith.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onu hemen okumak için dilini depretme.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Birtakım) mazeretler ileri sürmeye kalkışacak olsaydı bile (ona şöyle denecektir: Ey suçlu kişi)! Artık onu (hakkındaki hükmü) çabucak almak için dilini kımıldatma! Kıyâmet 75:15-16

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Stir not thy tongue herewith to hasten it.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  17. 17

    إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُۥ وَقُرْءَانَهُۥ

    75:17

    It is for Us to collect it and to promulgate it:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kuşkusuz onu toplamak ve okumak bize aittir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki onun toplanması ve okunması sadece bize aittir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! upon Us (resteth) the putting together thereof and the reading thereof.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  18. 18

    فَإِذَا قَرَأْنَـٰهُ فَٱتَّبِعْ قُرْءَانَهُۥ

    75:18

    But when We have promulgated it, follow thou its recital (as promulgated):

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O halde biz onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz onu okuduğumuz zaman okunuşunu takip et!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when We read it, follow thou the reading;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  19. 19

    ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۥ

    75:19

    Nay more, it is for Us to explain it (and make it clear):

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra onu açıklamak da bize aittir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra onu açıklamak da sadece bize aittir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then lo! upon Us (resteth) the explanation thereof.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  20. 20

    كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ

    75:20

    Nay, (ye men!) but ye love the fleeting life,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır, siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz da

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hayır! Doğrusu siz çabucak geçeni (dünyayı) seviyorsunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but ye do love the fleeting Now

    M. Pickthall · EN · public-domain

  21. 21

    وَتَذَرُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ

    75:21

    And leave alone the Hereafter.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ahireti bırakıyorsunuz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ahireti bırakıyorsunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And neglect the Hereafter.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  22. 22

    وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ

    75:22

    Some faces, that Day, will beam (in brightness and beauty);-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O gün bazı yüzler, Rablerini(n kararını) beklerken ışıl ışıl olacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That day will faces be resplendent,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  23. 23

    إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌ

    75:23

    Looking towards their Lord;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbine bakar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O gün bazı yüzler, Rablerini(n kararını) beklerken ışıl ışıl olacaktır. Kıyâmet 75:22-23

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Looking toward their Lord;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  24. 24

    وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍۭ بَاسِرَةٌ

    75:24

    And some faces, that Day, will be sad and dismal,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yüzler de var ki o gün asıktır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O gün bazı asık yüzler de vardır ki bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacağını anlayacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And that day will other faces be despondent,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  25. 25

    تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ

    75:25

    In the thought that some back-breaking calamity was about to be inflicted on them;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Anlar ki kendisine belkıran (bel kemiklerini kıran belalı bir iş) yapılır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O gün bazı asık yüzler de vardır ki bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacağını anlayacaktır. Kıyâmet 75:24-25

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thou wilt know that some great disaster is about to fall on them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  26. 26

    كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِىَ

    75:26

    Yea, when (the soul) reaches to the collar-bone (in its exit),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır hayır, ne zaman ki can köprücük kemiklerine dayanır,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp “Tedavi edebilecek kimdir?” dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but when the life cometh up to the throat

    M. Pickthall · EN · public-domain

  27. 27

    وَقِيلَ مَنْ ۜ رَاقٍ

    75:27

    And there will be a cry, "Who is a magician (to restore him)?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Tedavi edebilecek kimdir?" denilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp “Tedavi edebilecek kimdir?” dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır. Kıyâmet 75:26-30

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And men say: Where is the wizard (who can save him now)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  28. 28

    وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلْفِرَاقُ

    75:28

    And he will conclude that it was (the Time) of Parting;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Can çekişen bunun o ayrılık anı olduğunu anlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp “Tedavi edebilecek kimdir?” dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır. Kıyâmet 75:26-30

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And he knoweth that it is the parting;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  29. 29

    وَٱلْتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ

    75:29

    And one leg will be joined with another:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bacak bacağa dolaşır..

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp “Tedavi edebilecek kimdir?” dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır. Kıyâmet 75:26-30

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And agony is heaped on agony;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  30. 30

    إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمَسَاقُ

    75:30

    That Day the Drive will be (all) to thy Lord!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte o gün sevk, ancak Rabbinedir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp “Tedavi edebilecek kimdir?” dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır. Kıyâmet 75:26-30

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Unto thy Lord that day will be the driving.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  31. 31

    فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ

    75:31

    So he gave nothing in charity, nor did he pray!-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Fakat o, ne sadaka verdi, ne namaz kıldı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İnkârcı kişi, hem gerçeği) onaylamamıştı; (hem de Allah’ın dinine) destek olmamıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    For he neither trusted, nor prayed.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  32. 32

    وَلَـٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ

    75:32

    But on the contrary, he rejected Truth and turned away!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Fakat yalanladı ve döndü.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Aksine yalanlamış ve yüz çevirmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But he denied and flouted.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  33. 33

    ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ

    75:33

    Then did he stalk to his family in full conceit!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra da çalım sata sata ailesine gitti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra da kibirlenerek kendi ailesine gitmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then went he to his folk with glee.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  34. 34

    أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰ

    75:34

    Woe to thee, (O men!), yea, woe!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gerektir o bela sana, gerek.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yazıklar olsun sana, yazıklar olsun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nearer unto thee and nearer,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  35. 35

    ثُمَّ أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰٓ

    75:35

    Again, Woe to thee, (O men!), yea, woe!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Evet, gerektir o bela sana gerek.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra (tekrar) yazıklar olsun sana, yazıklar olsun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Again nearer unto thee and nearer (is the doom).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  36. 36

    أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَن يُتْرَكَ سُدًى

    75:36

    Does man think that he will be left uncontrolled, (without purpose)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thinketh man that he is to be left aimless?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  37. 37

    أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِىٍّ يُمْنَىٰ

    75:37

    Was he not a drop of sperm emitted (in lowly form)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, dökülen erlik suyundan bir damla (sperm) değil miydi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İnsan) akıtılan meninin (spermin) bir kısmından (oluşan) bir nutfe (zigot) değil miydi!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Was he not a drop of fluid which gushed forth?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  38. 38

    ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ

    75:38

    Then did he become a leech-like clot; then did (Allah) make and fashion (him) in due proportion.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra bir aleka (embriyon) oldu da Rabbi onu biçime koydu, sonra şekil verdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra bu (zigot) ‘alakaya (embriyoya) dönüşmüş, (Allah) onu (insan biçiminde) yaratıp şekillendirmiştir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then he became a clot; then (Allah) shaped and fashioned

    M. Pickthall · EN · public-domain

  39. 39

    فَجَعَلَ مِنْهُ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ

    75:39

    And of him He made two sexes, male and female.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ondan da iki cinsi; erkek ve dişiyi var etti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah) o (meni)den de iki eşi, yani erkek ve dişiyi var etmiştir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And made of him a pair, the male and female.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  40. 40

    أَلَيْسَ ذَٰلِكَ بِقَـٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْـِۧىَ ٱلْمَوْتَىٰ

    75:40

    Has not He, (the same), the power to give life to the dead?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Peki, bunu yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Bunu yapan kudretin), ölüleri diriltmeye hiç gücü yetmez mi!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is not He (Who doeth so) Able to bring the dead to life?

    M. Pickthall · EN · public-domain

Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)