75.Kıyâmet
القيامةMekke · 40 ayet
- 1
لَآ أُقْسِمُ بِيَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ
75:1
I do call to witness the Resurrection Day;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır, yemin ederim o kıyamet gününe.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hayır! Kıyamet gününe yemin ederim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, I swear by the Day of Resurrection;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
وَلَآ أُقْسِمُ بِٱلنَّفْسِ ٱللَّوَّامَةِ
75:2
And I do call to witness the self-reproaching spirit: (Eschew Evil).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yine hayır, yemin ederim o sürekli kendini kınayan nefse.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hayır! (Kendini) kınayan nefse (insana) da yemin ederim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, I swear by the accusing soul (that this Scripture is true).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَلَّن نَّجْمَعَ عِظَامَهُۥ
75:3
Does man think that We cannot assemble his bones?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İnkarcı) insan, kemiklerini asla bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thinketh man that We shall not assemble his bones?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
بَلَىٰ قَـٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّىَ بَنَانَهُۥ
75:4
Nay, We are able to put together in perfect order the very tips of his fingers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Evet, bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Evet! Biz onun parmak uçlarını bile düzenlemeye gücü yetenleriz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Yea, verily. We are Able to restore his very fingers!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
بَلْ يُرِيدُ ٱلْإِنسَـٰنُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُۥ
75:5
But man wishes to do wrong (even) in the time in front of him.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat insan günahı devam ettirmek ister.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Aslında (inkârcı) insan, “Kıyamet günü de ne zamanmış!” diye sorarak, önündekini (ahireti) yalanlamak ister.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But man would fain deny what is before him.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
يَسْـَٔلُ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلْقِيَـٰمَةِ
75:6
He questions: "When is the Day of Resurrection?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O kıyamet günü ne zaman? diye sorar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Aslında (inkârcı) insan, “Kıyamet günü de ne zamanmış!” diye sorarak, önündekini (ahireti) yalanlamak ister. Kıyâmet 75:5-6
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He asketh: When will be this Day of Resurrection?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
فَإِذَا بَرِقَ ٱلْبَصَرُ
75:7
At length, when the sight is dazed,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ne zaman ki o göz şimşek çakar,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte göz(ler kamaşıp) şimşek çaktığı, ay karardığı, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, işte o gün (inkârcı) insan “(Acaba) nereye kaçmalı(yım)?” diyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But when sight is confounded
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
وَخَسَفَ ٱلْقَمَرُ
75:8
And the moon is buried in darkness.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ay tutulur,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte göz(ler kamaşıp) şimşek çaktığı, ay karardığı, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, işte o gün (inkârcı) insan “(Acaba) nereye kaçmalı(yım)?” diyecektir. Kıyâmet 75:7-10
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the moon is eclipsed
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
وَجُمِعَ ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ
75:9
And the sun and moon are joined together,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Güneş ve ay toplanır,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte göz(ler kamaşıp) şimşek çaktığı, ay karardığı, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, işte o gün (inkârcı) insan “(Acaba) nereye kaçmalı(yım)?” diyecektir. Kıyâmet 75:7-10
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And sun and moon are united,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
يَقُولُ ٱلْإِنسَـٰنُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ ٱلْمَفَرُّ
75:10
That Day will Man say: "Where is the refuge?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte o gün insan, "kaçacak yer neresi?" der.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte göz(ler kamaşıp) şimşek çaktığı, ay karardığı, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, işte o gün (inkârcı) insan “(Acaba) nereye kaçmalı(yım)?” diyecektir. Kıyâmet 75:7-10
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On that day man will cry: Whither to flee!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
كَلَّا لَا وَزَرَ
75:11
By no means! No place of safety!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır, hayır, yok bir siper.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hayır! Sığınacak (bir) yer yoktur!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Alas! No refuge!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمُسْتَقَرُّ
75:12
Before thy Lord (alone), that Day will be the place of rest.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün varılıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün varılacak yer sadece Rabbinin huzurudur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Unto thy Lord is the recourse that day.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
يُنَبَّؤُا۟ ٱلْإِنسَـٰنُ يَوْمَئِذٍۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ
75:13
That Day will Man be told (all) that he put forward, and all that he put back.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün insana, yapıp öne sürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün, (dünyada yapıp) öne sürdüğü ve (yapmayıp) geride bıraktığı ne varsa insana bildirilecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On that day man is told the tale of that which he hath sent before and left behind.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
بَلِ ٱلْإِنسَـٰنُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ بَصِيرَةٌ
75:14
Nay, man will be evidence against himself,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu insan kendi nefsini görür,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Esasında insanoğlu kendi kendinin şahididir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Oh, but man is a telling witness against himself,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
وَلَوْ أَلْقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ
75:15
Even though he were to put up his excuses.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir takım özürler ortaya atsa da.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Birtakım) mazeretler ileri sürmeye kalkışacak olsaydı bile (ona şöyle denecektir: Ey suçlu kişi)! Artık onu (hakkındaki hükmü) çabucak almak için dilini kımıldatma!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Although he tender his excuses.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
لَا تُحَرِّكْ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِۦٓ
75:16
Move not thy tongue concerning the (Qur'an) to make haste therewith.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu hemen okumak için dilini depretme.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Birtakım) mazeretler ileri sürmeye kalkışacak olsaydı bile (ona şöyle denecektir: Ey suçlu kişi)! Artık onu (hakkındaki hükmü) çabucak almak için dilini kımıldatma! Kıyâmet 75:15-16
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Stir not thy tongue herewith to hasten it.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُۥ وَقُرْءَانَهُۥ
75:17
It is for Us to collect it and to promulgate it:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kuşkusuz onu toplamak ve okumak bize aittir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki onun toplanması ve okunması sadece bize aittir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! upon Us (resteth) the putting together thereof and the reading thereof.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
فَإِذَا قَرَأْنَـٰهُ فَٱتَّبِعْ قُرْءَانَهُۥ
75:18
But when We have promulgated it, follow thou its recital (as promulgated):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O halde biz onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz onu okuduğumuz zaman okunuşunu takip et!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when We read it, follow thou the reading;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۥ
75:19
Nay more, it is for Us to explain it (and make it clear):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra onu açıklamak da bize aittir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra onu açıklamak da sadece bize aittir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then lo! upon Us (resteth) the explanation thereof.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ
75:20
Nay, (ye men!) but ye love the fleeting life,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır, siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz da
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hayır! Doğrusu siz çabucak geçeni (dünyayı) seviyorsunuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but ye do love the fleeting Now
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
وَتَذَرُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ
75:21
And leave alone the Hereafter.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ahireti bırakıyorsunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ahireti bırakıyorsunuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And neglect the Hereafter.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ
75:22
Some faces, that Day, will beam (in brightness and beauty);-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün bazı yüzler, Rablerini(n kararını) beklerken ışıl ışıl olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That day will faces be resplendent,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌ
75:23
Looking towards their Lord;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rabbine bakar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün bazı yüzler, Rablerini(n kararını) beklerken ışıl ışıl olacaktır. Kıyâmet 75:22-23
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Looking toward their Lord;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍۭ بَاسِرَةٌ
75:24
And some faces, that Day, will be sad and dismal,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yüzler de var ki o gün asıktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün bazı asık yüzler de vardır ki bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacağını anlayacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that day will other faces be despondent,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ
75:25
In the thought that some back-breaking calamity was about to be inflicted on them;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Anlar ki kendisine belkıran (bel kemiklerini kıran belalı bir iş) yapılır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün bazı asık yüzler de vardır ki bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacağını anlayacaktır. Kıyâmet 75:24-25
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thou wilt know that some great disaster is about to fall on them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِىَ
75:26
Yea, when (the soul) reaches to the collar-bone (in its exit),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır hayır, ne zaman ki can köprücük kemiklerine dayanır,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp “Tedavi edebilecek kimdir?” dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but when the life cometh up to the throat
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
وَقِيلَ مَنْ ۜ رَاقٍ
75:27
And there will be a cry, "Who is a magician (to restore him)?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Tedavi edebilecek kimdir?" denilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp “Tedavi edebilecek kimdir?” dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır. Kıyâmet 75:26-30
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And men say: Where is the wizard (who can save him now)?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلْفِرَاقُ
75:28
And he will conclude that it was (the Time) of Parting;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Can çekişen bunun o ayrılık anı olduğunu anlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp “Tedavi edebilecek kimdir?” dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır. Kıyâmet 75:26-30
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he knoweth that it is the parting;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
وَٱلْتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ
75:29
And one leg will be joined with another:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bacak bacağa dolaşır..
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp “Tedavi edebilecek kimdir?” dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır. Kıyâmet 75:26-30
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And agony is heaped on agony;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمَسَاقُ
75:30
That Day the Drive will be (all) to thy Lord!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte o gün sevk, ancak Rabbinedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp “Tedavi edebilecek kimdir?” dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır. Kıyâmet 75:26-30
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Unto thy Lord that day will be the driving.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ
75:31
So he gave nothing in charity, nor did he pray!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat o, ne sadaka verdi, ne namaz kıldı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İnkârcı kişi, hem gerçeği) onaylamamıştı; (hem de Allah’ın dinine) destek olmamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For he neither trusted, nor prayed.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
وَلَـٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
75:32
But on the contrary, he rejected Truth and turned away!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat yalanladı ve döndü.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Aksine yalanlamış ve yüz çevirmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But he denied and flouted.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ
75:33
Then did he stalk to his family in full conceit!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra da çalım sata sata ailesine gitti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra da kibirlenerek kendi ailesine gitmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then went he to his folk with glee.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰ
75:34
Woe to thee, (O men!), yea, woe!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerektir o bela sana, gerek.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yazıklar olsun sana, yazıklar olsun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nearer unto thee and nearer,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
ثُمَّ أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰٓ
75:35
Again, Woe to thee, (O men!), yea, woe!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Evet, gerektir o bela sana gerek.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra (tekrar) yazıklar olsun sana, yazıklar olsun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Again nearer unto thee and nearer (is the doom).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَن يُتْرَكَ سُدًى
75:36
Does man think that he will be left uncontrolled, (without purpose)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thinketh man that he is to be left aimless?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِىٍّ يُمْنَىٰ
75:37
Was he not a drop of sperm emitted (in lowly form)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, dökülen erlik suyundan bir damla (sperm) değil miydi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İnsan) akıtılan meninin (spermin) bir kısmından (oluşan) bir nutfe (zigot) değil miydi!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Was he not a drop of fluid which gushed forth?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ
75:38
Then did he become a leech-like clot; then did (Allah) make and fashion (him) in due proportion.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra bir aleka (embriyon) oldu da Rabbi onu biçime koydu, sonra şekil verdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra bu (zigot) ‘alakaya (embriyoya) dönüşmüş, (Allah) onu (insan biçiminde) yaratıp şekillendirmiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then he became a clot; then (Allah) shaped and fashioned
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
فَجَعَلَ مِنْهُ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ
75:39
And of him He made two sexes, male and female.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ondan da iki cinsi; erkek ve dişiyi var etti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) o (meni)den de iki eşi, yani erkek ve dişiyi var etmiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And made of him a pair, the male and female.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
أَلَيْسَ ذَٰلِكَ بِقَـٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْـِۧىَ ٱلْمَوْتَىٰ
75:40
Has not He, (the same), the power to give life to the dead?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Peki, bunu yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bunu yapan kudretin), ölüleri diriltmeye hiç gücü yetmez mi!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is not He (Who doeth so) Able to bring the dead to life?
M. Pickthall · EN · public-domain
Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)