67.The Sovereignty
الملكMeccan · 30 ayahs
- 1
تَبَـٰرَكَ ٱلَّذِى بِيَدِهِ ٱلْمُلْكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
67:1
Blessed be He in Whose hands is Dominion; and He over all things hath Power;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Otoritenin tek sahibi olan (Allah) yüceler yücesidir; O her şeye gücü yetendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Blessed is He in Whose hand is the Sovereignty, and, He is Able to do all things.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْمَوْتَ وَٱلْحَيَوٰةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفُورُ
67:2
He Who created Death and Life, that He may try which of you is best in deed: and He is the Exalted in Might, Oft-Forgiving;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hanginizin daha güzel davranacağınızı denemesi için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O güçlüdür, çok bağışlayandır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who hath created life and death that He may try you which of you is best in conduct; and He is the Mighty, the Forgiving,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
ٱلَّذِى خَلَقَ سَبْعَ سَمَـٰوَٰتٍ طِبَاقًا ۖ مَّا تَرَىٰ فِى خَلْقِ ٱلرَّحْمَـٰنِ مِن تَفَـٰوُتٍ ۖ فَٱرْجِعِ ٱلْبَصَرَ هَلْ تَرَىٰ مِن فُطُورٍ
67:3
He Who created the seven heavens one above another: No want of proportion wilt thou see in the Creation of (Allah) Most Gracious. So turn thy vision again: seest thou any flaw?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, yedi göğü, birbiri üzerine yarattı. Rahmân'ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yedi kat göğü tabaka tabaka (birbiriyle uyumlu) yaratan da O’dur. Rahmân’ın yaratmasında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Gözü(nü) çevir (de bir bak), herhangi bir kusur görebilecek misin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who hath created seven heavens in harmony. Thou (Muhammad) canst see no fault in the Beneficent One's creation; then look again: Canst thou see any rifts?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
ثُمَّ ٱرْجِعِ ٱلْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنقَلِبْ إِلَيْكَ ٱلْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَسِيرٌ
67:4
Again turn thy vision a second time: (thy) vision will come back to thee dull and discomfited, in a state worn out.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra gözünü tekrar tekrar döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra tekrar tekrar gözü(nü) çevir (de bak; sonunda) göz(lerin) bitkin bir şekilde yorgun olarak sana geri dönecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then look again and yet again, thy sight will return unto thee weakened and made dim.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
وَلَقَدْ زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِمَصَـٰبِيحَ وَجَعَلْنَـٰهَا رُجُومًا لِّلشَّيَـٰطِينِ ۖ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ ٱلسَّعِيرِ
67:5
And we have, (from of old), adorned the lowest heaven with Lamps, and We have made such (Lamps) (as) missiles to drive away the Evil Ones, and have prepared for them the Penalty of the Blazing Fire.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık ve onları, şeytanlar için taşlamalar yaptık. Ve onlar için alevli ateş azabını hazırladık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki biz yakın göğü kandillerle süsledik ve onları şeytanlar için kovucular yaptık. Onlar için kavurucu azabı hazırladık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We have beautified the world's heaven with lamps, and We have made them missiles for the devils, and for them We have prepared the doom of flame.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
وَلِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
67:6
For those who reject their Lord (and Cherisher) is the Penalty of Hell: and evil is (such), Destination.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü gidilecek yerdir o!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rablerine karşı inkarcı olanlar için cehennem azabı vardır. Ne kötü varış yeridir (orası)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And for those who disbelieve in their Lord there is the doom of hell, a hapless journey's end!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
إِذَآ أُلْقُوا۟ فِيهَا سَمِعُوا۟ لَهَا شَهِيقًا وَهِىَ تَفُورُ
67:7
When they are cast therein, they will hear the (terrible) drawing in of its breath even as it blazes forth,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar oraya atıldıklarında, kaynarken (cehennemin) korkunç sesini duyacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When they are flung therein they hear its roaring as it boileth up,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ ٱلْغَيْظِ ۖ كُلَّمَآ أُلْقِىَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَآ أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ
67:8
Almost bursting with fury: Every time a Group is cast therein, its Keepers will ask, "Did no Warner come to you?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Az daha öfkeden çatlayacak. Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: "Size korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi?" diye sorarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(O cehennem) neredeyse öfkeden çatlayacak! Oraya (cehenneme) her bir grup atıldığında, (cehennemin) bekçileri onlara “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye soracaklar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
As it would burst with rage. Whenever a (fresh) host is flung therein the wardens thereof ask them: Came there unto you no warner?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
قَالُوا۟ بَلَىٰ قَدْ جَآءَنَا نَذِيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ مِن شَىْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِى ضَلَـٰلٍ كَبِيرٍ
67:9
They will say: "Yes indeed; a Warner did come to us, but we rejected him and said, 'Allah never sent down any (Message): ye are nothing but an egregious delusion!'"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Derler: "Evet, bize uyarıcı geldi ama biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz." dedik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar (cehennemdekiler) şöyle diyecekler: “Evet, elbette bize bir uyarıcı gelmişti fakat biz (onu) yalanlamış ve “Allah hiçbir şey indirmemiştir; siz sadece büyük bir sapkınlık içindesiniz!” demiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They say: Yea, verily, a warner came unto us; but we denied and said: Allah hath naught revealed; ye are in naught but a great error.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
وَقَالُوا۟ لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِىٓ أَصْحَـٰبِ ٱلسَّعِيرِ
67:10
They will further say: "Had we but listened or used our intelligence, we should not (now) be among the Companions of the Blazing Fire!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve derler ki: "Eğer biz dinleseydik, yahut düşünüp anlasaydık şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“(Elçileri) dinleseydik yani aklımızı kullansaydık şu alevli ateş halkı arasında olmazdık!” diyeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: Had we been wont to listen or have sense, we had not been among the dwellers in the flames.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
فَٱعْتَرَفُوا۟ بِذَنۢبِهِمْ فَسُحْقًا لِّأَصْحَـٰبِ ٱلسَّعِيرِ
67:11
They will then confess their sins: but far will be (Forgiveness) from the Companions of the Blazing Fire!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Böylece günahlarını itiraf ederler. (Artık) o çılgın ateş halkı (Allah'ın rahmetinden) uzak olsunlar!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Günahlarını itiraf etmiş (olacaklar). O alevli ateş halkı (merhametten) uzak olsun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So they acknowledge their sins; but far removed (from mercy) are the dwellers in the flames.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِٱلْغَيْبِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ
67:12
As for those who fear their Lord unseen, for them is Forgiveness and a great Reward.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat daha görmeden Rablerinden korkanlar var ya, işte onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki gaybdaki Rablerine saygı duyanlara gelince, onlar için hem bağışlanma hem de büyük bir ödül vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! those who fear their Lord in secret, theirs will be forgiveness and a great reward.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
وَأَسِرُّوا۟ قَوْلَكُمْ أَوِ ٱجْهَرُوا۟ بِهِۦٓ ۖ إِنَّهُۥ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
67:13
And whether ye hide your word or publish it, He certainly has (full) knowledge, of the secrets of (all) hearts.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki, O, göğüslerin özünü bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun! Şüphesiz ki O, göğüslerin (kalplerin) özünü bilendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And keep your opinion secret or proclaim it, lo! He is Knower of all that is in the breasts (of men).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلْخَبِيرُ
67:14
Should He not know,- He that created? and He is the One that understands the finest mysteries (and) is well-acquainted (with them).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yaratan bilmez mi hiç! O derin bilgi sahibidir, (her şeyden) haberdardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Should He not know what He created? And He is the Subtile, the Aware.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ ذَلُولًا فَٱمْشُوا۟ فِى مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا۟ مِن رِّزْقِهِۦ ۖ وَإِلَيْهِ ٱلنُّشُورُ
67:15
It is He Who has made the earth manageable for you, so traverse ye through its tracts and enjoy of the Sustenance which He furnishes: but unto Him is the Resurrection.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O size yeri boyun eğer kıldı. Haydi onun omuzlarında (dağlarında, tepelerinde) yürüyün ve Allah'ın rızkından yeyin. Dönüş ancak O'nadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O, yeryüzünü sizin için boyun eğdirmiştir. Her tarafını dolaşıp O’nun (Allah’ın verdiği) rızkından yiyin! Dönüş, yalnızca O’nadır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He it is Who hath made the earth subservient unto you, so Walk in the paths thereof and eat of His providence. And unto Him will be the resurrection (of the dead).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
ءَأَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يَخْسِفَ بِكُمُ ٱلْأَرْضَ فَإِذَا هِىَ تَمُورُ
67:16
Do ye feel secure that He Who is in heaven will not cause you to be swallowed up by the earth when it shakes (as in an earthquake)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her şeyi kuşatmış olan Allah ın yeri sizinle birlikte göçürüvermesinden emin misiniz? O zaman yer çalkalanıyordur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gökte (de) olanın sizi yere batırmasından güvende misiniz? O zaman (yeryüzü) hemen sarsılmaya başlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have ye taken security from Him Who is in the heaven that He will not cause the earth to swallow you when lo! it is convulsed?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
أَمْ أَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا ۖ فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ
67:17
Or do ye feel secure that He Who is in Heaven will not send against you a violent tornado (with showers of stones), so that ye shall know how (terrible) was My warning?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa siz, gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz? Tehdidim nasılmış bileceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa gökte (de) olan zatın üzerinize taş yağdırmasından güvende misiniz? Benim uyarımın (cezalandırmamın) nasıl olduğunu ileride anlayacaksınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or have ye taken security from Him Who is in the heaven that He will not let loose on you a hurricane? But ye shall know the manner of My warning.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
وَلَقَدْ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ
67:18
But indeed men before them rejected (My warning): then how (terrible) was My rejection (of them)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun, onlardan öncekiler de yalanladılar. Ama beni inkâr nasıl oldu?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Benim cezalandırmam (bak) nasıl olmuştu!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily those before them denied, then (see) the manner of My wrath (with them)!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَـٰٓفَّـٰتٍ وَيَقْبِضْنَ ۚ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا ٱلرَّحْمَـٰنُ ۚ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَىْءٍۭ بَصِيرٌ
67:19
Do they not observe the birds above them, spreading their wings and folding them in? None can uphold them except (Allah) Most Gracious: truly it is He that watches over all things.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Üstlerinde kanatlarını açıp yumarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahmân'dan başkası tutmuyor. Doğrusu O, her şeyi görmektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Üzerlerinde kanat çırparak uçan kuşları düşünmediler mi? Onları Rahmân’dan başkası (havada) tutamaz. Şüphesiz ki O her şeyi görendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have they not seen the birds above them spreading out their wings and closing them? Naught upholdeth them save the Beneficent. Lo! He is Seer of all things.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
أَمَّنْ هَـٰذَا ٱلَّذِى هُوَ جُندٌ لَّكُمْ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ۚ إِنِ ٱلْكَـٰفِرُونَ إِلَّا فِى غُرُورٍ
67:20
Nay, who is there that can help you, (even as) an army, besides (Allah) Most Merciful? In nothing but delusion are the Unbelievers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rahmân olan Allah'a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani kimlerdir? İnkârcılar, ancak derin bir gaflet içinde bulunmaktadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa Rahmân’a karşı size yardım edebilecek askerleriniz mi var! Kâfirler ancak (derin) bir yanılgı içindedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or who is he that will be an army unto you to help you instead of the Beneficent? The disbelievers are in naught but illusion.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
أَمَّنْ هَـٰذَا ٱلَّذِى يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُۥ ۚ بَل لَّجُّوا۟ فِى عُتُوٍّ وَنُفُورٍ
67:21
Or who is there that can provide you with Sustenance if He were to withhold His provision? Nay, they obstinately persist in insolent impiety and flight (from the Truth).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verecek olabilen kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa (Allah size verdiği) rızkını tutarsa (keserse), size rızık verecek biri mi varmış! Hayır! Onlar, azgınlık ve nefrette inatla direnmektedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or who is he that will provide for you if He should withhold His providence? Nay, but they are set in pride and frowardness.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
أَفَمَن يَمْشِى مُكِبًّا عَلَىٰ وَجْهِهِۦٓ أَهْدَىٰٓ أَمَّن يَمْشِى سَوِيًّا عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
67:22
Is then one who walks headlong, with his face grovelling, better guided,- or one who walks evenly on a Straight Way?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şimdi yüz üstü kapanarak yürüyen mi doğru gider, yoksa dosdoğru yolda yürüyen mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yüzüstü sürünen mi daha doğru gidebilir yoksa doğru yolda düzgün bir şekilde yürüyen mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is he who goeth groping on his face more rightly guided, or he who walketh upright on a straight road?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
قُلْ هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَـٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۖ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ
67:23
Say: "It is He Who has created you (and made you grow), and made for you the faculties of hearing, seeing, feeling and understanding: little thanks it is ye give.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Sizi yaratan, size kulaklar gözler ve gönüller veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Sizi yaratan, sizin için işitme (duyusu), gözler ve kalpler var eden O’dur.” Ne kadar da azınız şükrediyor!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (unto them, O Muhammad): He it is who gave you being, and hath assigned unto you ears and eyes and hearts. Small thanks give ye!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
قُلْ هُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
67:24
Say: "It is He Who has multiplied you through the earth, and to Him shall ye be gathered together."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Sizi yerden üreten O'dur ve O'na toplanıp götürüleceksiniz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur; (mahşerde) yalnızca O’nun huzurunda toplanacaksınız.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say: He it is Who multiplieth you in the earth, and unto Whom ye will be gathered.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
67:25
They ask: When will this promise be (fulfilled)? - If ye are telling the truth.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Onlar): "Doğru iseniz bu tehdit ne zaman olacak?" diyorlar
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İnkârcılar) “Doğruysanız bu vaat (Son Saat) ne zamanmış!” derler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: When (will) this promise (be fulfilled), if ye are truthful?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
قُلْ إِنَّمَا ٱلْعِلْمُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
67:26
Say: "As to the knowledge of the time, it is with Allah alone: I am (sent) only to warn plainly in public."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "(O'na ait) bilgi, Allah'ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “O bilgi yalnızca Allah katındadır. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say: The knowledge is with Allah only, and I am but a plain warner;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
فَلَمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةً سِيٓـَٔتْ وُجُوهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَقِيلَ هَـٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَدَّعُونَ
67:27
At length, when they see it close at hand, grieved will be the faces of the Unbelievers, and it will be said (to them): "This is (the promise fulfilled), which ye were calling for!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu yakın görünce inkâr edenlerin yüzleri kötüleşti. Ve: "İşte çağırıp durduğunuz şey budur!" dendi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onu yakın(ların)da gördüklerinde, kâfir olanların yüzleri asılmış olacaktır ve kendilerine “İşte aceleyle istediğiniz (gün) budur!” denecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But when they see it nigh, the faces of those who disbelieve will be awry, and it will be said (unto them): This is that for which ye used to call.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَهْلَكَنِىَ ٱللَّهُ وَمَن مَّعِىَ أَوْ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ ٱلْكَـٰفِرِينَ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ
67:28
Say: "See ye?- If Allah were to destroy me, and those with me, or if He bestows His Mercy on us,- yet who can deliver the Unbelievers from a grievous Penalty?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Baksanıza, eğer Allah beni ve benimle beraber olanları öldürse, yahut bize merhamet etse, kâfirleri acı bir azabdan kim kurtarabilir?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Hiç düşündünüz mü? Allah beni ve beraberimdekileri öldürse veya bize merhamet etse (bundan size ne?) Kâfirleri elem verici azaptan kim kurtarabilir!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (O Muhammad): Have ye thought: Whether Allah causeth me (Muhammad) and those with me to perish or hath mercy on us, still, who will protect the disbelievers from a painful doom?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
قُلْ هُوَ ٱلرَّحْمَـٰنُ ءَامَنَّا بِهِۦ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا ۖ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ
67:29
Say: "He is (Allah) Most Gracious: We have believed in Him, and on Him have we put our trust: So, soon will ye know which (of us) it is that is in manifest error."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "O çok merhametlidir. O'na inanmış, O'na dayanmışızdır. Yakında kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu bileceksiniz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “O, Rahmândır. O’na inandık ve yalnızca O’na güvendik. Kimin apaçık bir şaşkınlık (sapkınlık) içinde olduğunu ileride bileceksiniz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say: He is the Beneficent. In Him we believe and in Him we put our trust. And ye will soon know who it is that is in error manifest.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَآؤُكُمْ غَوْرًا فَمَن يَأْتِيكُم بِمَآءٍ مَّعِينٍۭ
67:30
Say: "See ye?- If your stream be some morning lost (in the underground earth), who then can supply you with clear-flowing water?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Baksanıza, eğer suyunuz çekilse, size kim bir akarsu getirebilir?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Hiç düşündünüz mü? Suyunuz çekilse size herhangi bir göze (kaynak) suyunu kim getirebilir ki!"
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say: Have ye thought: If (all) your water were to disappear into the earth, who then could bring you gushing water?
M. Pickthall · EN · public-domain
Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)