Tüm sureler

68.Kalem

القلم

Mekke · 52 ayet

  1. 1

    نٓ ۚ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

    68:1

    Nun. By the Pen and the (Record) which (men) write,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nûn, Kaleme ve yazdıklarına andolsun.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına yemin olsun.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nun. By the pen and that which they write (therewith),

    M. Pickthall · EN · public-domain

  2. 2

    مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ

    68:2

    Thou art not, by the Grace of thy Lord, mad or possessed.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sen Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbinin nimeti sayesinde sen asla cinlenmiş değilsin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thou art not, for thy Lord's favour unto thee, a madman.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  3. 3

    وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ

    68:3

    Nay, verily for thee is a Reward unfailing:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kuşkusuz senin için tükenmez bir ecir var.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki senin için başa kakılmayan (kesintisiz) bir ödül vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! thine verily will be a reward unfailing.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  4. 4

    وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ

    68:4

    And thou (standest) on an exalted standard of character.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! thou art of a tremendous nature.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  5. 5

    فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ

    68:5

    Soon wilt thou see, and they will see,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sen de göreceksin, onlar da görecek.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hanginizin fitneye düştüğünü ileride sen de göreceksin, onlar da görecekler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And thou wilt see and they will see

    M. Pickthall · EN · public-domain

  6. 6

    بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ

    68:6

    Which of you is afflicted with madness.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hanginizde imiş o fitne ve cinnet.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hanginizin fitneye düştüğünü ileride sen de göreceksin, onlar da görecekler. Kalem 68:5-6

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Which of you is the demented.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  7. 7

    إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ

    68:7

    Verily it is thy Lord that knoweth best, which (among men) hath strayed from His Path: and He knoweth best those who receive (true) Guidance.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O'dur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki Rabbin -evet yalnızca O- kendi yolundan kimin saptığını iyi bilendir ve O kimlerin doğru yola ulaştırıldığını iyi bilendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thy Lord is Best Aware of him who strayeth from His way, and He is Best Aware of those who walk aright.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  8. 8

    فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ

    68:8

    So hearken not to those who deny (the Truth).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O halde, yalanlayıcılara itaat etme.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Gerçeği) yalanlayanlara itaat etme!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor obey not thou the rejecters

    M. Pickthall · EN · public-domain

  9. 9

    وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ

    68:9

    Their desire is that thou shouldst be pliant: so would they be pliant.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar senin (kendilerine) yumuşak davranmanı isterler ki kendileri de (sana) yumuşak davransınlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who would have had thee compromise, that they may compromise.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  10. 10

    وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ

    68:10

    Heed not the type of despicable men,- ready with oaths,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sürekli (yalan yere) yemin edip duranlara, aşağılıklara, (herkesi) kötüleyenlere, söz götürüp getirenlere, iyiliğe engel olanlara, saldırganlara, günaha gömülenlere, kaba olanlara, ardından da kötülükle damgalı kişilere itaat etme!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Neither obey thou each feeble oath-monger,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  11. 11

    هَمَّازٍ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍ

    68:11

    A slanderer, going about with calumnies,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Daima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sürekli (yalan yere) yemin edip duranlara, aşağılıklara, (herkesi) kötüleyenlere, söz götürüp getirenlere, iyiliğe engel olanlara, saldırganlara, günaha gömülenlere, kaba olanlara, ardından da kötülükle damgalı kişilere itaat etme! Kalem 68:10-13

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Detracter, spreader abroad of slanders,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  12. 12

    مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ

    68:12

    (Habitually) hindering (all) good, transgressing beyond bounds, deep in sin,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayra engel olan, saldırgan, günahkâr,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sürekli (yalan yere) yemin edip duranlara, aşağılıklara, (herkesi) kötüleyenlere, söz götürüp getirenlere, iyiliğe engel olanlara, saldırganlara, günaha gömülenlere, kaba olanlara, ardından da kötülükle damgalı kişilere itaat etme! Kalem 68:10-13

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Hinderer of the good, transgressor, malefactor

    M. Pickthall · EN · public-domain

  13. 13

    عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ

    68:13

    Violent (and cruel),- with all that, base-born,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sürekli (yalan yere) yemin edip duranlara, aşağılıklara, (herkesi) kötüleyenlere, söz götürüp getirenlere, iyiliğe engel olanlara, saldırganlara, günaha gömülenlere, kaba olanlara, ardından da kötülükle damgalı kişilere itaat etme! Kalem 68:10-13

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Greedy therewithal, intrusive.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  14. 14

    أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ

    68:14

    Because he possesses wealth and (numerous) sons.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Mal ve oğulları var diye (böyle davranır).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Malı ve çocukları var diye (şımardığından),

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    It is because he is possessed of wealth and children

    M. Pickthall · EN · public-domain

  15. 15

    إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَـٰتُنَا قَالَ أَسَـٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ

    68:15

    When to him are rehearsed Our Signs, "Tales of the ancients", he cries!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendisine âyetlerimiz okunduğunda: "Eskilerin masalları" der.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ona ayetlerimiz tilavet edildiği (okunup aktarıldığı) zaman “Öncekilerin masalları!” der.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That, when Our revelations are recited unto him, he saith: Mere fables of the men of old.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  16. 16

    سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ

    68:16

    Soon shall We brand (the beast) on the snout!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yakında biz onu hortumunun (burnunun) üzerinden damgalayacağız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Buna karşılık), ileride onun burnunu sürteceğiz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We shall brand him on the nose.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  17. 17

    إِنَّا بَلَوْنَـٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَـٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ

    68:17

    Verily We have tried them as We tried the People of the Garden, when they resolved to gather the fruits of the (garden) in the morning.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz onlara da belâ verdik, bahçe sahiplerine verdiğimiz gibi. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki biz, bahçe sahiplerini denediğimiz gibi onları da denemiştik. Hani o (bahçe sahipleri) bahçeyi kesin olarak sabah hasat edeceklerine yemin etmişlerdi; istisna etmemişler(di).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We have tried them as We tried the owners of the garden when they vowed that they would pluck its fruit next morning,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  18. 18

    وَلَا يَسْتَثْنُونَ

    68:18

    But made no reservation, ("If it be Allah's Will").

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki biz, bahçe sahiplerini denediğimiz gibi onları da denemiştik. Hani o (bahçe sahipleri) bahçeyi kesin olarak sabah hasat edeceklerine yemin etmişlerdi; istisna etmemişler(di). Kalem 68:17-18

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And made no exception (for the Will of Allah);

    M. Pickthall · EN · public-domain

  19. 19

    فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ

    68:19

    Then there came on the (garden) a visitation from thy Lord, (which swept away) all around, while they were asleep.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Fakat onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar uykudayken, Rabbinden (gelen) kuşatıcı bir afet orayı sarmıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then a visitation from thy Lord came upon it while they slept

    M. Pickthall · EN · public-domain

  20. 20

    فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ

    68:20

    So the (garden) became, by the morning, like a dark and desolate spot, (whose fruit had been gathered).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bahçe simsiyah kesiliverdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Bahçe) hasat edilmiş gibi (bomboş) olmuştu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And in the morning it was as if plucked.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  21. 21

    فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ

    68:21

    As the morning broke, they called out, one to another,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler:

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sabah olurken birbirlerine şöyle seslenmişlerdi:

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they cried out one unto another in the morning,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  22. 22

    أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰرِمِينَ

    68:22

    "Go ye to your tilth (betimes) in the morning, if ye would gather the fruits."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Haydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Hasat etmek istiyorsanız, erkenden arazinize (bahçenize) gidin!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Saying: Run unto your field if ye would pluck (the fruit).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  23. 23

    فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَـٰفَتُونَ

    68:23

    So they departed, conversing in secret low tones, (saying)-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Derken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Bahçe sahipleri “Keşke) bugün yanınıza sokulmak üzere bahçeye hiçbir yoksul girmese!” (dileğiyle) fısıldaşarak yürüyorlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So they went off, saying one unto another in low tones:

    M. Pickthall · EN · public-domain

  24. 24

    أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ

    68:24

    "Let not a single indigent person break in upon you into the (garden) this day."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Bahçe sahipleri “Keşke) bugün yanınıza sokulmak üzere bahçeye hiçbir yoksul girmese!” (dileğiyle) fısıldaşarak yürüyorlardı. Kalem 68:23-24

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    No needy man shall enter it to-day against you.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  25. 25

    وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍ قَـٰدِرِينَ

    68:25

    And they opened the morning, strong in an (unjust) resolve.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Her şeye güçleri yetermiş (gibi) çok erken davranıp (bahçeye gelmişlerdi).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They went betimes, strong in (this) purpose.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  26. 26

    فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ

    68:26

    But when they saw the (garden), they said: "We have surely lost our way:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Fakat bahçeyi gördüklerinde: "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Fakat bahçeyi gördüklerinde “Biz (herhâlde) yolumuzu şaşırdık!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But when they saw it, they said: Lo! we are in error!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  27. 27

    بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

    68:27

    "Indeed we are shut out (of the fruits of our labour)!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Yok, biz mahrum edilmişiz." (dediler).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “(Hayır)! Aksine biz mahrum bırakıldık!” (diye sızlanmışlardı).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but we are desolate!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  28. 28

    قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ

    68:28

    Said one of them, more just (than the rest): "Did I not say to you, 'Why not glorify (Allah)?'"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İçlerinden en makul olanı “Ben sizi ‘Tesbih etsenize!’ diye uyarmamış mıydım?” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The best among them said: Said I not unto you: Why glorify ye not (Allah)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  29. 29

    قَالُوا۟ سُبْحَـٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَـٰلِمِينَ

    68:29

    They said: "Glory to our Lord! Verily we have been doing wrong!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." (dediler).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlar) “Rabbimiz yücedir! Doğrusu biz (kendimize) yazık etmişiz!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Glorified be our Lord! Lo! we have been wrong-doers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  30. 30

    فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَـٰوَمُونَ

    68:30

    Then they turned, one against another, in reproach.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ardından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Birbirlerini kınamaya başlamışlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then some of them drew near unto others, self-reproaching.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  31. 31

    قَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَـٰغِينَ

    68:31

    They said: "Alas for us! We have indeed transgressed!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Şunu) demişlerdi: “Eyvah, yazıklar olsun bize! Biz azgın kişilermişiz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Alas for us! In truth we were outrageous.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  32. 32

    عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ

    68:32

    "It may be that our Lord will give us in exchange a better (garden) than this: for we do turn to Him (in repentance)!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ola ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Belki Rabbimiz bize (yok olan bahçemizin) yerine daha iyisini verir. Şüphesiz ki biz (artık) sadece Rabbimize yönelenleriz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    It may be that our Lord will give us better than this in place thereof. Lo! we beseech our Lord.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  33. 33

    كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ ۖ وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَكْبَرُ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ

    68:33

    Such is the Punishment (in this life); but greater is the Punishment in the Hereafter,- if only they knew!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte (dünya) azabı böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Such was the punishment. And verily the punishment of the Hereafter is greater if they did but know.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  34. 34

    إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ

    68:34

    Verily, for the Righteous, are Gardens of Delight, in the Presence of their Lord.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kuşkusuz korunanlar için de, Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar) için Rableri katında nimetleri bol cennetler vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! for those who keep from evil are gardens of bliss with their Lord.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  35. 35

    أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ

    68:35

    Shall We then treat the People of Faith like the People of Sin?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Öyle ya, teslimiyet gösterenleri suçlular gibi tutar mıyız hiç?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah’a) teslimiyet gösterenleri suçlularla bir mi tutacağız!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Shall We then treat those who have surrendered as We treat the guilty?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  36. 36

    مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

    68:36

    What is the matter with you? How judge ye?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ne oluyor size? Nasıl (böyle) hükmediyorsunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    What aileth you? How foolishly ye judge!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  37. 37

    أَمْ لَكُمْ كِتَـٰبٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ

    68:37

    Or have ye a book through which ye learn-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa içinde beğendiğiniz her şeyin bulunduğu bir kitabınız var da onda(n) mı okuyorsunuz!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or have ye a scripture wherein ye learn

    M. Pickthall · EN · public-domain

  38. 38

    إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ

    68:38

    That ye shall have, through it whatever ye choose?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O kitapta, "beğendiğiniz her şey sizindir" diye mi yazılı?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa içinde beğendiğiniz her şeyin bulunduğu bir kitabınız var da onda(n) mı okuyorsunuz! Kalem 68:37-38

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That ye shall indeed have all that ye choose?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  39. 39

    أَمْ لَكُمْ أَيْمَـٰنٌ عَلَيْنَا بَـٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۙ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ

    68:39

    Or have ye Covenants with Us to oath, reaching to the Day of Judgment, (providing) that ye shall have whatever ye shall demand?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa vereceğiniz her hükmün lehinize olacağına dair kıyamet gününe kadar geçerli aleyhimizde yeminler mi var (biz size böyle sözler mi verdik)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or have ye a covenant on oath from Us that reacheth to the Day of Judgment, that yours shall be all that ye ordain?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  40. 40

    سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ

    68:40

    Ask thou of them, which of them will stand surety for that!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Buna (bu iddiaya) hangilerinin kefil olabileceğini kendilerine sor!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Ask them (O Muhammad) which of them will vouch for that!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  41. 41

    أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُوا۟ صَـٰدِقِينَ

    68:41

    Or have they some “ Partners ” (in Godhead)? Then let them produce Their “ partners ”, If they are truthful !

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa ortakları mı var onların? Doğru iseler ortaklarını getirsinler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa (kendilerini destekleyen) ortaklar(ı) mı var! Sözlerinde doğru iseler, ortaklarını getirsinler!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or have they other gods? Then let them bring their other gods if they are truthful

    M. Pickthall · EN · public-domain

  42. 42

    يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ

    68:42

    The Day that the shin shall be laid bare, and they shall be summoned to bow in adoration, but they shall not be able,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün işler zorlaşır ve secdeye davet edilirler. Fakat güç yetiremezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O gün, bacaktan açılacak (paçaları tutuşacak, işler zorlaşacak) ve secdeye davet edileceklerdir fakat (buna) güç yetiremeyeceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On the day when it befalleth in earnest, and they are ordered to prostrate themselves but are not able,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  43. 43

    خَـٰشِعَةً أَبْصَـٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۖ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَـٰلِمُونَ

    68:43

    Their eyes will be cast down,- ignominy will cover them; seeing that they had been summoned aforetime to bow in adoration, while they were whole, (and had refused).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendilerini aşağılanma kaplamış olarak gözleri (sıkıntıdan) yıkılmış bir hâlde (olacaktır). (Oysa) onlar, sağlamken secde etmeye davet edilmişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    With eyes downcast, abasement stupefying them. And they had been summoned to prostrate themselves while they were yet unhurt.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  44. 44

    فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ ۖ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ

    68:44

    Then leave Me alone with such as reject this Message: by degrees shall We punish them from directions they perceive not.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yönden derece derece azaba yaklaştıracağız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bu sözü (Kur’an’ı) yalanlayanı bana bırak! Biz onları bilemedikleri bir şekilde yavaş yavaş helake sürükleyeceğiz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Leave Me (to deal) with those who give the lie to this pronouncement. We shall lead them on by steps from whence they know not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  45. 45

    وَأُمْلِى لَهُمْ ۚ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ

    68:45

    A (long) respite will I grant them: truly powerful is My Plan.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlara zaman tanıyorum. Şüphesiz ki benim tuzağım (ince planım) çok sağlamdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Yet I bear with them, for lo! My scheme is firm.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  46. 46

    أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ

    68:46

    Or is it that thou dost ask them for a reward, so that they are burdened with a load of debt?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da borç yüzünden ağır bir yük altında mı kalıyorlar?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or dost thou (Muhammad) ask a fee from them so that they are heavily taxed?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  47. 47

    أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

    68:47

    Or that the Unseen is in their hands, so that they can write it down?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa gayb onların yanlarında da onlar mı yazıyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa gayb (bilinemeyen şeyler) yanlarında da (ondan) mı yazıyorlar?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or is the Unseen theirs that they can write (thereof)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  48. 48

    فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌ

    68:48

    So wait with patience for the Command of thy Lord, and be not like the Companion of the Fish,- when he cried out in agony.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sen Rabbinin hükmüne sabret! Balık sahibi (Yunus) gibi olma! Hani o, üzüntülü bir hâlde (Rabbine) seslenmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But wait thou for thy Lord's decree, and be not like him of the fish, who cried out in despair.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  49. 49

    لَّوْلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعْمَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ

    68:49

    Had not Grace from his Lord reached him, he would indeed have been cast off on the naked shore, in disgrace.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı mutlaka kınanmış (bir hâlde) ıssız bir sahile atılacaktı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Had it not been that favour from his Lord had reached him he surely had been cast into the wilderness while he was reprobate.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  50. 50

    فَٱجْتَبَـٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

    68:50

    Thus did his Lord choose him and make him of the Company of the Righteous.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Fakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbi onu (peygamber olarak) seçmişti ve kendisini iyilerden kılmıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But his Lord chose him and placed him among the righteous.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  51. 51

    وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَـٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌ

    68:51

    And the Unbelievers would almost trip thee up with their eyes when they hear the Message; and they say: "Surely he is possessed!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O kafirler Kur'ân'ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar "o bir deli" diyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kâfir olanlar Zikr’i (Kur’an’ı) duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler(di). “Şüphesiz ki o cinlenmiştir!” diyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! those who disbelieve would fain disconcert thee with their eyes when they hear the Reminder, and they say: Lo! he is indeed mad;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  52. 52

    وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَـٰلَمِينَ

    68:52

    But it is nothing less than a Message to all the worlds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Halbuki o âlemler için bir öğüttür.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Halbuki o (Kur’an), ancak âlemler için (gerçeği) hatırla(t)madır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When it is naught else than a Reminder to creation.

    M. Pickthall · EN · public-domain

Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)