54.Kamer
القمرMekke · 55 ayet
- 1
ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ
54:1
The Hour (of Judgment) is nigh, and the moon is cleft asunder.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O (Son) Saat yaklaşmıştır ve (o zaman geldiğinde) Ay yarılmış (olacak)tır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The hour drew nigh and the moon was rent in twain.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةً يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ
54:2
But if they see a Sign, they turn away, and say, "This is (but) transient magic."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve "süregelen bir büyüdür" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bir ayet (mucize) görseler bile hemen yüz çevirir ve “Bu da sıradan bir büyüdür!” derler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if they behold a portent they turn away and say: Prolonged illusion.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ ۚ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ
54:3
They reject (the warning) and follow their (own) lusts but every matter has its appointed time.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş yerini bulacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendi arzularına uyarak (gerçeği) yalanladılar. (Oysa) her iş amacına ulaşacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They denied (the Truth) and followed their own lusts. Yet everything will come to a decision
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ
54:4
There have already come to them Recitals wherein there is (enough) to check (them),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki onlara (kötülükten) vazgeçirecek nice önemli haberler gelmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki onlara tastamam doğru hükümler içeren, (kendilerini) kötülükten engelleyecek haberler gelmiştir. (Yüz çevirene) uyarılar yarar sağlamaz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And surely there hath come unto them news whereof the purport should deter,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
حِكْمَةٌۢ بَـٰلِغَةٌ ۖ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ
54:5
Mature wisdom;- but (the preaching of) Warners profits them not.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunlar üstün bir hikmettir fakat uyarılar fayda vermiyor.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki onlara tastamam doğru hükümler içeren, (kendilerini) kötülükten engelleyecek haberler gelmiştir. (Yüz çevirene) uyarılar yarar sağlamaz. Kamer 54:4-5
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Effective wisdom; but warnings avail not.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍ نُّكُرٍ
54:6
Therefore, (O Prophet,) turn away from them. The Day that the Caller will call (them) to a terrible affair,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sen de onlardan yüz çevir ki, o gün çağırıcı, görülmedik müthiş bir şeye çağırır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sen de onlardan yüz çevir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So withdraw from them (O Muhammad) on the day when the Summoner summoneth unto a painful thing.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
خُشَّعًا أَبْصَـٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ
54:7
They will come forth,- their eyes humbled - from (their) graves, (torpid) like locusts scattered abroad,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Etrafa yayılmış çekirgeler gibi bakışları perişan bir hâlde mezarlardan çıkacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
With downcast eyes, they come forth from the graves as they were locusts spread abroad,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ ۖ يَقُولُ ٱلْكَـٰفِرُونَ هَـٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ
54:8
Hastening, with eyes transfixed, towards the Caller!- "Hard is this Day!", the Unbelievers will say.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O çağırana koşarak, kâfirler: "Bu çetin bir gündür." derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Boyunlarını o çağrıcıya uzatan kâfirler, “Bu, ne zor bir günmüş!” diyeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hastening toward the summoner; the disbelievers say: This is a hard day.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
۞ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌ وَٱزْدُجِرَ
54:9
Before them the People of Noah rejected (their messenger): they rejected Our servant, and said, "Here is one possessed!", and he was driven out.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir." dediler. Ve (Nuh davetten vazgeçmeye) zorlandı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlardan önce Nuh’un kavmi de (gerçeği) yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak “(O) cinlenmiştir.” demişlerdi. (Tebliğden vazgeçirilmeye) zorlanmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The folk of Noah denied before them, yea, they denied Our slave and said: A madman; and he was repulsed.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌ فَٱنتَصِرْ
54:10
Then he called on his Lord: "I am one overcome: do Thou then help (me)!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" diyerek yalvardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Nuh) Rabbine “Yenik düştüm, yardım et!” diyerek yalvarmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So he cried unto his Lord, saying: I am vanquished, so give help.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍ مُّنْهَمِرٍ
54:11
So We opened the gates of heaven, with water pouring forth.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz de boşanan bir su ile göğün kapılarını açmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then opened We the gates of heaven with pouring water
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ
54:12
And We caused the earth to gush forth with springs, so the waters met (and rose) to the extent decreed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yerden de (su) kaynakları fışkırtmıştık. Böylece (bu iki) su, belirlenmiş bir iş (tufan) için birleşmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And caused the earth to gush forth springs, so that the waters met for a predestined purpose.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
وَحَمَلْنَـٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍ وَدُسُرٍ
54:13
But We bore him on an (Ark) made of broad planks and caulked with palm-fibre:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onu (Nuh’u) levhalar ve çivilerle (çakılmış gemide) taşımıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We carried him upon a thing of planks and nails,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءً لِّمَن كَانَ كُفِرَ
54:14
She floats under our eyes (and care): a recompense to one who had been rejected (with scorn)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nankörlük edilen (kulumuz)e bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(O gemi) inkar edilmiş olana (Nuh’a) bir karşılık olarak gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That ran (upon the waters) in Our sight, as a reward for him who was rejected.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
وَلَقَد تَّرَكْنَـٰهَآ ءَايَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
54:15
And We have left this as a Sign (for all time): then is there any that will receive admonition?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki onu (gemiyi) bir ibret olarak bırakmıştık; hani gerçeği hatırlayan var mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We left it as a token; but is there any that remembereth?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
54:16
But how (terrible) was My Penalty and My Warning?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler)
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Benim azabım ve benim uyarılarım (bak) nasıl olmuştu!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then see how (dreadful) was My punishment after My warnings!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
54:17
And We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki Kur’an’ı (gerçeği) hatırla(t)mak için kolaylaştırdık. (Hani gerçeği) hatırlayan var mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in truth We have made the Qur'an easy to remember; but is there any that remembereth?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
54:18
The 'Ad (people) (too) rejected (Truth): then how terrible was My Penalty and My Warning?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Âd (kavmi) da yalanladı, azabım ve uyarılarım nasıl oldu?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Âd (kavmi) de (Hud’u) yalanlamıştı. Benim azabım ve benim uyarılarım (bak) nasıl olmuştu!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(The tribe of) A'ad rejected warnings. Then how (dreadful) was My punishment after My warnings.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِى يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّ
54:19
For We sent against them a furious wind, on a Day of violent Disaster,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onların üstüne, uğursuzluğu devam eden bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sürekliliği olan kara bir günde onların üzerine, insanları sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seren bir kasırga göndermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We let loose on them a raging wind on a day of constant calamity,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُّنقَعِرٍ
54:20
Plucking out men as if they were roots of palm-trees torn up (from the ground).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(O rüzgar) insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sürekliliği olan kara bir günde onların üzerine, insanları sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seren bir kasırga göndermiştik. Kamer 54:19-20
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Sweeping men away as though they were uprooted trunks of palm-trees.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
54:21
Yea, how (terrible) was My Penalty and My Warning!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nasılmış benim azabım ve uyarım?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Benim azabım ve benim uyarılarım (bak) nasıl olmuştu!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then see how (dreadful) was My punishment after My warnings!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
54:22
But We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki Kur’an’ı (gerçeği) hatırla(t)mak için kolaylaştırdık. (Hani gerçeği) hatırlayan var mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in truth We have made the Qur'an easy to remember; but is there any that remembereth?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ
54:23
The Thamud (also) rejected (their) Warners.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Semûd da o uyarıları yalanladılar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Semûd (kavmi) de uyarı(cı)ları yalanlamıştı ve “Aramızdan bir insana mı uyacağız? Bu durumda biz sapkınlık ve çılgınlık içinde oluruz!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(The tribe of) Thamud rejected warnings
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًا مِّنَّا وَٰحِدًا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًا لَّفِى ضَلَـٰلٍ وَسُعُرٍ
54:24
For they said: "What! a man! a Solitary one from among ourselves! shall we follow such a one? Truly should we then be straying in mind, and mad!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Semûd (kavmi) de uyarı(cı)ları yalanlamıştı ve “Aramızdan bir insana mı uyacağız? Bu durumda biz sapkınlık ve çılgınlık içinde oluruz!” demişlerdi. Kamer 54:23-24
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For they said; Is it a mortal man, alone among us, that we are to follow? Then indeed we should fall into error and madness.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ
54:25
"Is it that the Message is sent to him, of all people amongst us? Nay, he is a liar, an insolent one!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Zikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı, küstahın biridir" (dediler).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Devamla:) “Vahiy, aramızdan ona mı verildi? Aslında o, şımarık yalancının biridir!” (demişlerdi).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hath the remembrance been given unto him alone among us? Nay, but he is a rash liar.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ
54:26
Ah! they will know on the morrow, which is the liar, the insolent one!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yarın (yakında) onlar şımarık yalancının kim olduğunu göreceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Unto their warner it was said): To-morrow they will know who is the rash liar.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةً لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ
54:27
For We will send the she-camel by way of trial for them. So watch them, (O Salih), and possess thyself in patience!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onlara, kendilerini imtihan etmek için dişi deveyi göndereceğiz. Onun için sen onları gözet ve sabırlı ol.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Ey Salih)! Onları imtihan etmek için dişi devenin göndericileri biziz (onu biz belirledik). Sen onları sadece gözetle ve sabırlı olmaya devam et!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We are sending the she-camel as a test for them; so watch them and have patience;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ ۖ كُلُّ شِرْبٍ مُّحْتَضَرٌ
54:28
And tell them that the water is to be divided between them: Each one's right to drink being brought forward (by suitable turns).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara suyun aralarında paylaştırılacağını haber ver; her içene düşen miktar, hazır kılınmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara, her biri kendi nöbetinde sudan yararlanacak şekilde suyun aralarında paylaşılarak kullanılacağını bildir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And inform them that the water is to be shared between (her and) them. Every drinking will be witnessed.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ
54:29
But they called to their companion, and he took a sword in hand, and hamstrung (her).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine arkadaşlarına bağırdılar. O da (bıçağı) çekerek (deveyi) kesti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar arkadaşlarını çağırmışlar, (içlerinden biri) hemen ileri atılmış ve deveyi hunharca katletmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But they call their comrade and he took and hamstrung (her).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
54:30
Ah! how (terrible) was My Penalty and My Warning!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Benim azabım ve benim uyarılarım (bak) nasıl olmuştu!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then see how (dreadful) was My punishment after My warnings!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ
54:31
For We sent against them a single Mighty Blast, and they became like the dry stubble used by one who pens cattle.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı çalı çırpı kırıntıları gibi kırılıp dökülüverdiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Deveyi kesince) biz de üzerlerine korkunç bir ses göndermiştik. Ağıla konulan kuru ot gibi olmuşlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We sent upon them one Shout, and they became as the dry twigs (rejected by) the builder of a cattle-fold.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
54:32
And We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki Kur’an’ı (gerçeği) hatırla(t)mak için kolaylaştırdık. (Hani gerçeği) hatırlayan var mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in truth We have made the Qur'an easy to remember; but is there any that remembereth?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ
54:33
The people of Lut rejected (his) warning.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Lût kavmi de uyarıları yalanladı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Lut’un kavmi de uyarı(cı)ları yalanlamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The folk of Lot rejected warnings.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ ۖ نَّجَّيْنَـٰهُم بِسَحَرٍ
54:34
We sent against them a violent Tornado with showers of stones, (which destroyed them), except Lut's household: them We delivered by early Dawn,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz de onların üzerlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik. Yalnız Lût ailesini seher vakti kurtardık,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Lut’un ailesi (destekçileri) hariç, üzerlerine taş göndermiştik (yağdırmıştık). Onları (Lut’un destekçilerini) ise katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtarmıştık. Biz şükredenin karşılığını işte böyle veririz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We sent a storm of stones upon them (all) save the family of Lot, whom We rescued in the last watch of the night,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
نِّعْمَةً مِّنْ عِندِنَا ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ
54:35
As a Grace from Us: thus do We reward those who give thanks.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Lut’un ailesi (destekçileri) hariç, üzerlerine taş göndermiştik (yağdırmıştık). Onları (Lut’un destekçilerini) ise katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtarmıştık. Biz şükredenin karşılığını işte böyle veririz. Kamer 54:34-35
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
As grace from Us. Thus We reward him who giveth thanks.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ
54:36
And (Lut) did warn them of Our Punishment, but they disputed about the Warning.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Lût), onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı. Fakat ikazlara karşı kuşku duydular,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki yakalamamızla ilgili (Lut daha önceden) kendilerini uyarmıştı, (ama) onlar bu tehditleri kuşkuyla karşılamışlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he indeed had warned them of Our blow, but they did doubt the warnings.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ
54:37
And they even sought to snatch away his guests from him, but We blinded their eyes. (They heard:) "Now taste ye My Wrath and My Warning."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onun konuklarından murad almaya kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki onlar (Lut’un) misafirlerinden (ahlaksızca) yararlanmak bile istemişlerdi de gözlerini kör etmiştik. (Kendilerine) “Benim azabımı ve benim uyarılarım(a itibar etmemenizin sonucunu) tadın!” (demiştik).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They even asked of him his guests for an ill purpose. Then We blinded their eyes (and said): Taste now My punishment after My warnings!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌ مُّسْتَقِرٌّ
54:38
Early on the morrow an abiding Punishment seized them:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki bir sabah erkenden onları kararlı bir azap yakalamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in truth the punishment decreed befell them early in the morning.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ
54:39
"So taste ye My Wrath and My Warning."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kendilerine) “Azabımı ve uyarılarım(a itibar etmemenizin sonucunu) tadın!” (demiştik).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Now taste My punishment after My warnings!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
54:40
And We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki Kur’an’ı (gerçeği) hatırla(t)mak için kolaylaştırdık. (Hani gerçeği) hatırlayan var mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in truth We have made the Qur'an easy to remember; but is there any that remembereth?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ
54:41
To the People of Pharaoh, too, aforetime, came Warners (from Allah).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz Firavun ailesine de uyarıcı peygamberler geldi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki Firavun’un ailesine (destekçilerine) de uyarı(cı)lar gelmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And warnings came in truth unto the house of Pharaoh
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَـٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُّقْتَدِرٍ
54:42
The (people) rejected all Our Signs; but We seized them with such Penalty (as comes) from One Exalted in Power, able to carry out His Will.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Lakin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları çok kuvvetli ve kudretli bir yakalayışla yakaladık. Bu kıssalardan hisseye gelince;
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Fakat) onlar da bütün ayetlerimizi yalanlamışlardı. (Bunun üzerine) biz de onları, güç ve kudretimize uygun bir şekilde yakalamıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who denied Our revelations, every one. Therefore We grasped them with the grasp of the Mighty, the Powerful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ أُو۟لَـٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌ فِى ٱلزُّبُرِ
54:43
Are your Unbelievers, (O Quraish), better than they? Or have ye an immunity in the Sacred Books?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraet mi var?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sizin kâfirleriniz onlardan daha mı iyidir? Yoksa sizin için kitaplarda (azaptan) uzak olma (bilgisi) mi var!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Are your disbelievers better than those, or have ye some immunity in the scriptures?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ
54:44
Or do they say: "We acting together can defend ourselves"?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa "Biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz." mu diyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa “Biz güçlü bir topluluğuz!” mu diyorlar?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or say they: We are a host victorious?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ
54:45
Soon will their multitude be put to flight, and they will show their backs.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O topluluk, ileride bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The hosts will all be routed and will turn and flee.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 46
بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ
54:46
Nay, the Hour (of Judgment) is the time promised them (for their full recompense): And that Hour will be most grievous and most bitter.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bilakis kıyamet onlara vaad edilen asıl saattir. Saat cidden çok feci ve acıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Aslında o (Son) Saat, onların buluşma zamanıdır ve o (Son) Saat daha dehşetlidir; daha acıdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but the Hour (of doom) is their appointed tryst, and the Hour will be more wretched and more bitter (than their earthly failure).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 47
إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَـٰلٍ وَسُعُرٍ
54:47
Truly those in sin are the ones straying in mind, and mad.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Muhakkak ki suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki suçlular sapkınlık ve çılgınlık içindedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! the guilty are in error and madness.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 48
يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ
54:48
The Day they will be dragged through the Fire on their faces, (they will hear:) "Taste ye the touch of Hell!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" (denilecek).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün ateşe yüzüstü sürüklenip (kendilerine) “Sekar (cehennemin)in dokunuşunu tadın!” (denecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On the day when they are dragged into the Fire upon their faces (it is said unto them): Feel the touch of hell.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 49
إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَـٰهُ بِقَدَرٍ
54:49
Verily, all things have We created in proportion and measure.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki biz her şeyi bir ölçüyle yarattık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We have created every thing by measure.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 50
وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ
54:50
And Our Command is but a single (Act),- like the twinkling of an eye.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Buyruğumuz yalnız bir tekdir, göz açıp yumma gibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bizim (Son Saat) emrimiz, sadece göz açıp kapamak gibi tektir (bir anda olur).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Our commandment is but one (commandment), as the twinkling of an eye.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 51
وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
54:51
And (oft) in the past, have We destroyed gangs like unto you: then is there any that will receive admonition?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki sizin gibi grupları helak etmiştik. Hatırlayan var mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We have destroyed your fellows; but is there any that remembereth?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 52
وَكُلُّ شَىْءٍ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ
54:52
All that they do is noted in (their) Books (of Deeds):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşledikleri her şey, kitaplarda mevcuttur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yaptıkları her şey kitaplarda (amel defterlerinde) mevcuttur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And every thing they did is in the scriptures,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 53
وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُّسْتَطَرٌ
54:53
Every matter, small and great, is on record.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Küçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Küçük büyük her şey (onda) satır satır yazılmıştır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And every small and great thing is recorded.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 54
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَنَهَرٍ
54:54
As to the Righteous, they will be in the midst of Gardens and Rivers,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Takva sahipleri cennetlerde, nur içindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Muttakîler (duyarlı olanlar) ise güçlü hükümdarın (Allah’ın) huzurunda ‘doğruluk makamındaki’ bahçelerde ve ırmak(ların kenarların)da olacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! the righteous will dwell among gardens and rivers,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 55
فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍۭ
54:55
In an Assembly of Truth, in the Presence of a Sovereign Omnipotent.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Güçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarındadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Muttakîler (duyarlı olanlar) ise güçlü hükümdarın (Allah’ın) huzurunda ‘doğruluk makamındaki’ bahçelerde ve ırmak(ların kenarların)da olacaklardır. Kamer 54:54-55
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Firmly established in the favour of a Mighty King.
M. Pickthall · EN · public-domain
Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)