All surahs

76.The Man

الانسان

Medinan · 31 ayahs

  1. 1

    هَلْ أَتَىٰ عَلَى ٱلْإِنسَـٰنِ حِينٌ مِّنَ ٱلدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْـًٔا مَّذْكُورًا

    76:1

    Has there not been over Man a long period of Time, when he was nothing - (not even) mentioned?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gerçekten insan üzerine dehirden (zamandan) öyle bir müddet geldi ki o zaman o, anılmaya değer bir şey değildi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Henüz anılan bir şey değilken, şüphesiz ki insanın üzerinden çok uzun zamandan belli bir süre geçti (değil) mi !

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Hath there come upon man (ever) any period of time in which he was a thing unremembered?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  2. 2

    إِنَّا خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَـٰهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًا

    76:2

    Verily We created Man from a drop of mingled sperm, in order to try him: So We gave him (the gifts), of Hearing and Sight.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden (erkek ve kadın sularından) yarattık da onu işitici, görücü yaptık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki biz insanı katışık (döllenmiş) bir nutfeden (zigottan) yarattık. Onu imtihan edeceğiz; (bu yüzden) onu duyan ve gören kıldık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We create man from a drop of thickened fluid to test him; so We make him hearing, knowing.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  3. 3

    إِنَّا هَدَيْنَـٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا

    76:3

    We showed him the Way: whether he be grateful or ungrateful (rests on his will).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kuşkusuz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki biz ona (insanoğluna) yol gösterdik. Ya şükredici (olur) ya da nankör.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We have shown him the way, whether he be grateful or disbelieving.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  4. 4

    إِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَـٰفِرِينَ سَلَـٰسِلَا۟ وَأَغْلَـٰلًا وَسَعِيرًا

    76:4

    For the Rejecters we have prepared chains, yokes, and a blazing Fire.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki biz, kâfirler için (ahirette) zincirler, halkalar ve alevli bir ateş hazırlamış (olacağız).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We have prepared for disbelievers manacles and carcans and a raging fire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  5. 5

    إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا

    76:5

    As to the Righteous, they shall drink of a Cup (of Wine) mixed with Kafur,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kuşkusuz iyiler de karışımı kâfûr olan dolgun bir kadehten içerler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki iyiler ise (cennette) kâfûrkatılmış bir kadehten içeceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! the righteous shall drink of a cup whereof the mixture is of Kafur,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  6. 6

    عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًا

    76:6

    A Fountain where the Devotees of Allah do drink, making it flow in unstinted abundance.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bir kaynak ki ondan Allah'ın kulları içerler, güzel yollar açarak akıtırlar onu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Kâfûr), Allah’ın (iyi) kullarının içecekleri ve akıttıkça akıtacakları bir kaynaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A spring wherefrom the slaves of Allah drink, making it gush forth abundantly,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  7. 7

    يُوفُونَ بِٱلنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُۥ مُسْتَطِيرًا

    76:7

    They perform (their) vows, and they fear a Day whose evil flies far and wide.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O kullar adaklarını yerine getirirler ve fenalığı salgın (olan) bir günden korkarlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah’ın iyi kulları), verdikleri sözü yerine getirir ve kötülüğü her yere yayılmış olan bir günden korkarlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Because) they perform the vow and fear a day whereof the evil is wide-spreading,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  8. 8

    وَيُطْعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا

    76:8

    And they feed, for the love of Allah, the indigent, the orphan, and the captive,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar, kendileri muhtaç olmalarına rağmen yoksulu, yetimi ve esiri yedirir (doyurur)lar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And feed with food the needy wretch, the orphan and the prisoner, for love of Him,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  9. 9

    إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَآءً وَلَا شُكُورًا

    76:9

    (Saying),"We feed you for the sake of Allah alone: no reward do we desire from you, nor thanks.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Şöyle derler:) “Biz sizi yalnızca Allah rızası için doyuruyoruz; sizden herhangi bir karşılık da teşekkür de istemiyoruz. (Çünkü) biz, zor ve belalı bir günde Rabbimizden (O’nun azabından) korkuyoruz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Saying): We feed you, for the sake of Allah only. We wish for no reward nor thanks from you;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  10. 10

    إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَرِيرًا

    76:10

    "We only fear a Day of distressful Wrath from the side of our Lord."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Biz sert ve belalı bir günde Rabbimizden korkarız." derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Şöyle derler:) “Biz sizi yalnızca Allah rızası için doyuruyoruz; sizden herhangi bir karşılık da teşekkür de istemiyoruz. (Çünkü) biz, zor ve belalı bir günde Rabbimizden (O’nun azabından) korkuyoruz.” İnsân 76:9-10

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! we fear from our Lord a day of frowning and of fate.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  11. 11

    فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمِ وَلَقَّىٰهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا

    76:11

    But Allah will deliver them from the evil of that Day, and will shed over them a Light of Beauty and (blissful) Joy.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah da onları o günün fenalığından korur, yüzlerine parlaklık, gönüllerine sevinç verir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah onları o günün şiddetinden korumuş (olacak)tır; (yüzlerine) parlaklık, (kalplerine de) sevinç verecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor Allah hath warded off from them the evil of that day, and hath made them find brightness and joy;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  12. 12

    وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُوا۟ جَنَّةً وَحَرِيرًا

    76:12

    And because they were patient and constant, He will reward them with a Garden and (garments of) silk.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sabırlarına karşılık onlara bir cennet ve ipekten elbiseler verir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sabretmelerine karşılık onlara cennet ve özgürlük lütfedecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And hath awarded them for all that they endured, a Garden and silk attire;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  13. 13

    مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ ۖ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَرِيرًا

    76:13

    Reclining in the (Garden) on raised thrones, they will see there neither the sun's (excessive heat) nor (the moon's) excessive cold.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada donatılmış koltuklar üzerine dayanmışlardır: Orada ne yakıcı güneş görürler, ne de şiddetli soğuk.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Orada koltuklara kurulmuş olacaklar. Orada yakıcı sıcak da dondurucu soğuk da görmeyeceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Reclining therein upon couches, they will find there neither (heat of) a sun nor bitter cold.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  14. 14

    وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَـٰلُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلًا

    76:14

    And the shades of the (Garden) will come low over them, and the bunches (of fruit), there, will hang low in humility.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Üzerlerine cennet gölgeleri sarkmış, meyveleri bol bol önlerine konmuştur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Cennet ağaçlarının) gölgeleri onların (cennetliklerin) üzerlerine sarkacak, meyveleri (kolayca toplanması için) eğdirilecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The shade thereof is close upon them and the clustered fruits thereof bow down.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  15. 15

    وَيُطَافُ عَلَيْهِم بِـَٔانِيَةٍ مِّن فِضَّةٍ وَأَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَارِيرَا۠

    76:15

    And amongst them will be passed round vessels of silver and goblets of crystal,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yanlarında gümüşten kaplar, billur kupalar dolaştırılır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Çevrelerinde gümüş kaplar ve billur kupalar dolaştırılacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Goblets of silver are brought round for them, and beakers (as) of glass

    M. Pickthall · EN · public-domain

  16. 16

    قَوَارِيرَا۟ مِن فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْدِيرًا

    76:16

    Crystal-clear, made of silver: they will determine the measure thereof (according to their wishes).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gümüşten öyle kadehler ki onları türlü türlü biçimlere koymuşlardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Miktarını kendilerinin belirleyeceği o billur kupalar da gümüştendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Bright as) glass but (made) of silver, which they (themselves) have measured to the measure (of their deeds).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  17. 17

    وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْسًا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلًا

    76:17

    And they will be given to drink there of a Cup (of Wine) mixed with Zanjabil,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara orada bir dolu kadeh sunulur ki, karışımı zencefildir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlara orada, adına Selsebil denen kaynaktan, (içindeki) karışımı Zencebil olan bir kadehten içirilecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There are they watered with a cup whereof the mixture is of Zanjabil,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  18. 18

    عَيْنًا فِيهَا تُسَمَّىٰ سَلْسَبِيلًا

    76:18

    A fountain there, called Salsabil.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu orada bir pınardır ki, adına "selsebil" derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlara orada, adına Selsebil denen kaynaktan, (içindeki) karışımı Zencebil olan bir kadehten içirilecektir. İnsân 76:17-18

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (The water of) a spring therein, named Salsabil.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  19. 19

    ۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًا مَّنثُورًا

    76:19

    And round about them will (serve) youths of perpetual (freshness): If thou seest them, thou wouldst think them scattered Pearls.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Etraflarında ölümsüz hizmetçiler dolaşır, onları görünce saçılmış inciler sanırsın.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O (cennetliklerin) etrafında, uzun ömürlü gençler dolaşır. Onları gördüğünde kendilerini saçılıp dağılmış inciler sanırsın.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There wait on them immortal youths, whom, when thou seest, thou wouldst take for scattered pearls.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  20. 20

    وَإِذَا رَأَيْتَ ثَمَّ رَأَيْتَ نَعِيمًا وَمُلْكًا كَبِيرًا

    76:20

    And when thou lookest, it is there thou wilt see a Bliss and a Realm Magnificent.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada nereye baksan bir nimet ve pek büyük bir mülk görürsün.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Cennette) her nereye bakarsan, (pek çok) nimet ve büyük bir otorite görürsün.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When thou seest, thou wilt see there bliss and high estate.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  21. 21

    عَـٰلِيَهُمْ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضْرٌ وَإِسْتَبْرَقٌ ۖ وَحُلُّوٓا۟ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٍ وَسَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا

    76:21

    Upon them will be green Garments of fine silk and heavy brocade, and they will be adorned with Bracelets of silver; and their Lord will give to them to drink of a Wine Pure and Holy.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Üstlerinde zarif ve yeşil, kalın ipekten bir elbise vardır. Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara temiz bir içecek içirmiştir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Üzerlerinde ince ipekten yeşil elbiseler ve kalın ipek kumaşlar olacaktır; gümüş bilezikler takacaklardır. Rableri onlara tertemiz bir içecek ikram edecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Their raiment will be fine green silk and gold embroidery. Bracelets of silver will they wear. Their Lord will slake their thirst with a pure drink.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  22. 22

    إِنَّ هَـٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَآءً وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُورًا

    76:22

    "Verily this is a Reward for you, and your Endeavour is accepted and recognised."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Onlara şöyle denir): "İşte bu sizin bir mükâfatınızdı. Gayretiniz karşılığını bulmuştur."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlara şöyle denecektir:) “Şüphesiz ki bu(nlar), sizin için ödüldür. Çalışma(ları)nız karşılığını bulmuştur.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (And it will be said unto them): Lo! this is a reward for you. Your endeavour (upon earth) hath found acceptance.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  23. 23

    إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ تَنزِيلًا

    76:23

    It is We Who have sent down the Qur'an to thee by stages.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kur'ân'ı sana kısım kısım biz indirdik biz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kur’an’ı sana peyderpey indiren elbette biziz, biz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We, even We, have revealed unto thee the Qur'an, a revelation;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  24. 24

    فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ ءَاثِمًا أَوْ كَفُورًا

    76:24

    Therefore be patient with constancy to the Command of thy Lord, and hearken not to the sinner or the ingrate among them.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O halde Rabbinin hüküm vermesi için sabret. Onlardan hiçbir günahkâra yahut nanköre itaat etme.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbinin hükmü için sabret! Onlardan hiçbir günahkâra veya hiçbir nanköre itaat etme!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So submit patiently to thy Lord's command, and obey not of them any guilty one or disbeliever.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  25. 25

    وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَأَصِيلًا

    76:25

    And celebrate the name of thy Lord morning and evening,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sabahakşam Rabbinin ismini an.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sabah akşam Rabbinin ismini an!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Remember the name of thy Lord at morn and evening.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  26. 26

    وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَٱسْجُدْ لَهُۥ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوِيلًا

    76:26

    And part of the night, prostrate thyself to Him; and glorify Him a long night through.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gecenin bir bölümünde de O'na secde et (akşam ve yatsı namazlarını kıl). Hem de O'nu uzun bir gece tesbih et (teheccüd namazı kıl).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Gecenin bir kısmında O’nun için secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O’nu tesbih et (yücelt)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And worship Him (a portion) of the night. And glorify Him through the livelong night.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  27. 27

    إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ يُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَآءَهُمْ يَوْمًا ثَقِيلًا

    76:27

    As to these, they love the fleeting life, and put away behind them a Day (that will be) hard.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü onlar bu dünyayı seviyorlar ve önlerindeki ağır bir günü arkaya atıyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki bu (insa)nlar, çabucak geçen (dünyay)ı seviyorlar da ağır günü (ahireti) arkalarına atıyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! these love fleeting life, and put behind them (the remembrance of) a grievous day.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  28. 28

    نَّحْنُ خَلَقْنَـٰهُمْ وَشَدَدْنَآ أَسْرَهُمْ ۖ وَإِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَآ أَمْثَـٰلَهُمْ تَبْدِيلًا

    76:28

    It is We Who created them, and We have made their joints strong; but, when We will, We can substitute the like of them by a complete change.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onları biz yarattık ve mafsallarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz onları yarattık ve yaratılışlarını sapasağlam yaptık. Dilediğimiz (zaman) onları benzerleriyle değiştiririz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We, even We, created them, and strengthened their frame. And when We will, We can replace them, bringing others like them in their stead.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  29. 29

    إِنَّ هَـٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا

    76:29

    This is an admonition: Whosoever will, let him take a (straight) Path to his Lord.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte bu bir öğüttür. Dileyen Rabbine giden yolu tutar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki bu (Kur'an gerçeği) hatırlatmadır. Dileyen, Rabbine (giden) bir yol tutar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! this is an Admonishment, that whosoever will may choose a way unto his Lord.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  30. 30

    وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

    76:30

    But ye will not, except as Allah wills; for Allah is full of Knowledge and Wisdom.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Kuşkusuz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Böyle yaparsanız) Allah’ın dilediğinden başkasını dilememiş olursunuz. Şüphesiz ki Allah bilendir, doğru hüküm verendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Yet ye will not, unless Allah willeth. Lo! Allah is Knower, Wise.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  31. 31

    يُدْخِلُ مَن يَشَآءُ فِى رَحْمَتِهِۦ ۚ وَٱلظَّـٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۢا

    76:31

    He will admit to His Mercy whom He will; But the wrong-doers,- for them has He prepared a grievous Penalty.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere ise, acıklı bir azap hazırlamıştır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah) dileyeni (layık gördüğünü) merhametine koyar. Zalimler için de elem verici bir azap hazırlamış (olacak)tır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He maketh whom He will to enter His mercy, and for evil-doers hath prepared a painful doom.

    M. Pickthall · EN · public-domain

Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)