76.الانسان
الانسانمدنية · 31 آية
- 1
هَلْ أَتَىٰ عَلَى ٱلْإِنسَـٰنِ حِينٌ مِّنَ ٱلدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْـًٔا مَّذْكُورًا
76:1
Has there not been over Man a long period of Time, when he was nothing - (not even) mentioned?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekten insan üzerine dehirden (zamandan) öyle bir müddet geldi ki o zaman o, anılmaya değer bir şey değildi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Henüz anılan bir şey değilken, şüphesiz ki insanın üzerinden çok uzun zamandan belli bir süre geçti (değil) mi !
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hath there come upon man (ever) any period of time in which he was a thing unremembered?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
إِنَّا خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَـٰهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًا
76:2
Verily We created Man from a drop of mingled sperm, in order to try him: So We gave him (the gifts), of Hearing and Sight.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden (erkek ve kadın sularından) yarattık da onu işitici, görücü yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki biz insanı katışık (döllenmiş) bir nutfeden (zigottan) yarattık. Onu imtihan edeceğiz; (bu yüzden) onu duyan ve gören kıldık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We create man from a drop of thickened fluid to test him; so We make him hearing, knowing.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
إِنَّا هَدَيْنَـٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا
76:3
We showed him the Way: whether he be grateful or ungrateful (rests on his will).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kuşkusuz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki biz ona (insanoğluna) yol gösterdik. Ya şükredici (olur) ya da nankör.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We have shown him the way, whether he be grateful or disbelieving.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
إِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَـٰفِرِينَ سَلَـٰسِلَا۟ وَأَغْلَـٰلًا وَسَعِيرًا
76:4
For the Rejecters we have prepared chains, yokes, and a blazing Fire.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki biz, kâfirler için (ahirette) zincirler, halkalar ve alevli bir ateş hazırlamış (olacağız).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We have prepared for disbelievers manacles and carcans and a raging fire.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا
76:5
As to the Righteous, they shall drink of a Cup (of Wine) mixed with Kafur,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kuşkusuz iyiler de karışımı kâfûr olan dolgun bir kadehten içerler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki iyiler ise (cennette) kâfûrkatılmış bir kadehten içeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! the righteous shall drink of a cup whereof the mixture is of Kafur,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًا
76:6
A Fountain where the Devotees of Allah do drink, making it flow in unstinted abundance.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir kaynak ki ondan Allah'ın kulları içerler, güzel yollar açarak akıtırlar onu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kâfûr), Allah’ın (iyi) kullarının içecekleri ve akıttıkça akıtacakları bir kaynaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A spring wherefrom the slaves of Allah drink, making it gush forth abundantly,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
يُوفُونَ بِٱلنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُۥ مُسْتَطِيرًا
76:7
They perform (their) vows, and they fear a Day whose evil flies far and wide.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O kullar adaklarını yerine getirirler ve fenalığı salgın (olan) bir günden korkarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah’ın iyi kulları), verdikleri sözü yerine getirir ve kötülüğü her yere yayılmış olan bir günden korkarlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Because) they perform the vow and fear a day whereof the evil is wide-spreading,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
وَيُطْعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا
76:8
And they feed, for the love of Allah, the indigent, the orphan, and the captive,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar, kendileri muhtaç olmalarına rağmen yoksulu, yetimi ve esiri yedirir (doyurur)lar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And feed with food the needy wretch, the orphan and the prisoner, for love of Him,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَآءً وَلَا شُكُورًا
76:9
(Saying),"We feed you for the sake of Allah alone: no reward do we desire from you, nor thanks.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Şöyle derler:) “Biz sizi yalnızca Allah rızası için doyuruyoruz; sizden herhangi bir karşılık da teşekkür de istemiyoruz. (Çünkü) biz, zor ve belalı bir günde Rabbimizden (O’nun azabından) korkuyoruz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Saying): We feed you, for the sake of Allah only. We wish for no reward nor thanks from you;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَرِيرًا
76:10
"We only fear a Day of distressful Wrath from the side of our Lord."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Biz sert ve belalı bir günde Rabbimizden korkarız." derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Şöyle derler:) “Biz sizi yalnızca Allah rızası için doyuruyoruz; sizden herhangi bir karşılık da teşekkür de istemiyoruz. (Çünkü) biz, zor ve belalı bir günde Rabbimizden (O’nun azabından) korkuyoruz.” İnsân 76:9-10
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! we fear from our Lord a day of frowning and of fate.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمِ وَلَقَّىٰهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا
76:11
But Allah will deliver them from the evil of that Day, and will shed over them a Light of Beauty and (blissful) Joy.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah da onları o günün fenalığından korur, yüzlerine parlaklık, gönüllerine sevinç verir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah onları o günün şiddetinden korumuş (olacak)tır; (yüzlerine) parlaklık, (kalplerine de) sevinç verecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor Allah hath warded off from them the evil of that day, and hath made them find brightness and joy;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُوا۟ جَنَّةً وَحَرِيرًا
76:12
And because they were patient and constant, He will reward them with a Garden and (garments of) silk.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sabırlarına karşılık onlara bir cennet ve ipekten elbiseler verir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sabretmelerine karşılık onlara cennet ve özgürlük lütfedecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And hath awarded them for all that they endured, a Garden and silk attire;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ ۖ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَرِيرًا
76:13
Reclining in the (Garden) on raised thrones, they will see there neither the sun's (excessive heat) nor (the moon's) excessive cold.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada donatılmış koltuklar üzerine dayanmışlardır: Orada ne yakıcı güneş görürler, ne de şiddetli soğuk.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Orada koltuklara kurulmuş olacaklar. Orada yakıcı sıcak da dondurucu soğuk da görmeyeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Reclining therein upon couches, they will find there neither (heat of) a sun nor bitter cold.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَـٰلُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلًا
76:14
And the shades of the (Garden) will come low over them, and the bunches (of fruit), there, will hang low in humility.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Üzerlerine cennet gölgeleri sarkmış, meyveleri bol bol önlerine konmuştur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Cennet ağaçlarının) gölgeleri onların (cennetliklerin) üzerlerine sarkacak, meyveleri (kolayca toplanması için) eğdirilecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The shade thereof is close upon them and the clustered fruits thereof bow down.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
وَيُطَافُ عَلَيْهِم بِـَٔانِيَةٍ مِّن فِضَّةٍ وَأَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَارِيرَا۠
76:15
And amongst them will be passed round vessels of silver and goblets of crystal,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yanlarında gümüşten kaplar, billur kupalar dolaştırılır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Çevrelerinde gümüş kaplar ve billur kupalar dolaştırılacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Goblets of silver are brought round for them, and beakers (as) of glass
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
قَوَارِيرَا۟ مِن فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْدِيرًا
76:16
Crystal-clear, made of silver: they will determine the measure thereof (according to their wishes).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gümüşten öyle kadehler ki onları türlü türlü biçimlere koymuşlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Miktarını kendilerinin belirleyeceği o billur kupalar da gümüştendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Bright as) glass but (made) of silver, which they (themselves) have measured to the measure (of their deeds).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْسًا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلًا
76:17
And they will be given to drink there of a Cup (of Wine) mixed with Zanjabil,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara orada bir dolu kadeh sunulur ki, karışımı zencefildir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara orada, adına Selsebil denen kaynaktan, (içindeki) karışımı Zencebil olan bir kadehten içirilecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There are they watered with a cup whereof the mixture is of Zanjabil,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
عَيْنًا فِيهَا تُسَمَّىٰ سَلْسَبِيلًا
76:18
A fountain there, called Salsabil.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu orada bir pınardır ki, adına "selsebil" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara orada, adına Selsebil denen kaynaktan, (içindeki) karışımı Zencebil olan bir kadehten içirilecektir. İnsân 76:17-18
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(The water of) a spring therein, named Salsabil.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًا مَّنثُورًا
76:19
And round about them will (serve) youths of perpetual (freshness): If thou seest them, thou wouldst think them scattered Pearls.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Etraflarında ölümsüz hizmetçiler dolaşır, onları görünce saçılmış inciler sanırsın.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O (cennetliklerin) etrafında, uzun ömürlü gençler dolaşır. Onları gördüğünde kendilerini saçılıp dağılmış inciler sanırsın.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There wait on them immortal youths, whom, when thou seest, thou wouldst take for scattered pearls.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
وَإِذَا رَأَيْتَ ثَمَّ رَأَيْتَ نَعِيمًا وَمُلْكًا كَبِيرًا
76:20
And when thou lookest, it is there thou wilt see a Bliss and a Realm Magnificent.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada nereye baksan bir nimet ve pek büyük bir mülk görürsün.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Cennette) her nereye bakarsan, (pek çok) nimet ve büyük bir otorite görürsün.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When thou seest, thou wilt see there bliss and high estate.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
عَـٰلِيَهُمْ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضْرٌ وَإِسْتَبْرَقٌ ۖ وَحُلُّوٓا۟ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٍ وَسَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا
76:21
Upon them will be green Garments of fine silk and heavy brocade, and they will be adorned with Bracelets of silver; and their Lord will give to them to drink of a Wine Pure and Holy.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Üstlerinde zarif ve yeşil, kalın ipekten bir elbise vardır. Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara temiz bir içecek içirmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Üzerlerinde ince ipekten yeşil elbiseler ve kalın ipek kumaşlar olacaktır; gümüş bilezikler takacaklardır. Rableri onlara tertemiz bir içecek ikram edecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Their raiment will be fine green silk and gold embroidery. Bracelets of silver will they wear. Their Lord will slake their thirst with a pure drink.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
إِنَّ هَـٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَآءً وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُورًا
76:22
"Verily this is a Reward for you, and your Endeavour is accepted and recognised."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Onlara şöyle denir): "İşte bu sizin bir mükâfatınızdı. Gayretiniz karşılığını bulmuştur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onlara şöyle denecektir:) “Şüphesiz ki bu(nlar), sizin için ödüldür. Çalışma(ları)nız karşılığını bulmuştur.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it will be said unto them): Lo! this is a reward for you. Your endeavour (upon earth) hath found acceptance.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ تَنزِيلًا
76:23
It is We Who have sent down the Qur'an to thee by stages.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kur'ân'ı sana kısım kısım biz indirdik biz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kur’an’ı sana peyderpey indiren elbette biziz, biz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We, even We, have revealed unto thee the Qur'an, a revelation;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ ءَاثِمًا أَوْ كَفُورًا
76:24
Therefore be patient with constancy to the Command of thy Lord, and hearken not to the sinner or the ingrate among them.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O halde Rabbinin hüküm vermesi için sabret. Onlardan hiçbir günahkâra yahut nanköre itaat etme.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rabbinin hükmü için sabret! Onlardan hiçbir günahkâra veya hiçbir nanköre itaat etme!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So submit patiently to thy Lord's command, and obey not of them any guilty one or disbeliever.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَأَصِيلًا
76:25
And celebrate the name of thy Lord morning and evening,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sabahakşam Rabbinin ismini an.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sabah akşam Rabbinin ismini an!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Remember the name of thy Lord at morn and evening.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَٱسْجُدْ لَهُۥ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوِيلًا
76:26
And part of the night, prostrate thyself to Him; and glorify Him a long night through.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gecenin bir bölümünde de O'na secde et (akşam ve yatsı namazlarını kıl). Hem de O'nu uzun bir gece tesbih et (teheccüd namazı kıl).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gecenin bir kısmında O’nun için secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O’nu tesbih et (yücelt)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And worship Him (a portion) of the night. And glorify Him through the livelong night.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ يُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَآءَهُمْ يَوْمًا ثَقِيلًا
76:27
As to these, they love the fleeting life, and put away behind them a Day (that will be) hard.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü onlar bu dünyayı seviyorlar ve önlerindeki ağır bir günü arkaya atıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki bu (insa)nlar, çabucak geçen (dünyay)ı seviyorlar da ağır günü (ahireti) arkalarına atıyorlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! these love fleeting life, and put behind them (the remembrance of) a grievous day.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
نَّحْنُ خَلَقْنَـٰهُمْ وَشَدَدْنَآ أَسْرَهُمْ ۖ وَإِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَآ أَمْثَـٰلَهُمْ تَبْدِيلًا
76:28
It is We Who created them, and We have made their joints strong; but, when We will, We can substitute the like of them by a complete change.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onları biz yarattık ve mafsallarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz onları yarattık ve yaratılışlarını sapasağlam yaptık. Dilediğimiz (zaman) onları benzerleriyle değiştiririz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We, even We, created them, and strengthened their frame. And when We will, We can replace them, bringing others like them in their stead.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
إِنَّ هَـٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا
76:29
This is an admonition: Whosoever will, let him take a (straight) Path to his Lord.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte bu bir öğüttür. Dileyen Rabbine giden yolu tutar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki bu (Kur'an gerçeği) hatırlatmadır. Dileyen, Rabbine (giden) bir yol tutar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! this is an Admonishment, that whosoever will may choose a way unto his Lord.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا
76:30
But ye will not, except as Allah wills; for Allah is full of Knowledge and Wisdom.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Kuşkusuz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Böyle yaparsanız) Allah’ın dilediğinden başkasını dilememiş olursunuz. Şüphesiz ki Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Yet ye will not, unless Allah willeth. Lo! Allah is Knower, Wise.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
يُدْخِلُ مَن يَشَآءُ فِى رَحْمَتِهِۦ ۚ وَٱلظَّـٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۢا
76:31
He will admit to His Mercy whom He will; But the wrong-doers,- for them has He prepared a grievous Penalty.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere ise, acıklı bir azap hazırlamıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) dileyeni (layık gördüğünü) merhametine koyar. Zalimler için de elem verici bir azap hazırlamış (olacak)tır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He maketh whom He will to enter His mercy, and for evil-doers hath prepared a painful doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)