Tüm sureler

32.Secde

السجدة

Mekke · 30 ayet

  1. 1

    الٓمٓ

    32:1

    A. L. M.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Elif, Lâm, mim.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Elif. Lâm. Mîm.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Alif. Lam. Mim

    M. Pickthall · EN · public-domain

  2. 2

    تَنزِيلُ ٱلْكِتَـٰبِ لَا رَيْبَ فِيهِ مِن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    32:2

    (This is) the Revelation of the Book in which there is no doubt,- from the Lord of the Worlds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendisinde şüphe olmayan bu kitabın indirilişi, âlemlerin Rabbi olan Allah tarafındandır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bu Kitabın indirilişi âlemlerin Rabbindendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The revelation of the Scripture whereof there is no doubt is from the Lord of the Worlds.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  3. 3

    أَمْ يَقُولُونَ ٱفْتَرَىٰهُ ۚ بَلْ هُوَ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّآ أَتَىٰهُم مِّن نَّذِيرٍ مِّن قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ

    32:3

    Or do they say, "He has forged it"? Nay, it is the Truth from thy Lord, that thou mayest admonish a people to whom no warner has come before thee: in order that they may receive guidance.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? Hayır, o senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi korkutman için, Rabbin tarafından gelen bir haktır. Gerek ki, hidayeti kabul ederler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa “Onu (Muhammed) uydurdu” mu diyorlar? Aksine doğru yolu bulsunlar diye o, senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir kavmi uyarman için Rabbinden gönderilen gerçektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or say they: He hath invented it? Nay, but it is the Truth from thy Lord, that thou mayst warn a folk to whom no warner came before thee, that haply they may walk aright.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  4. 4

    ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ ۖ مَا لَكُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَلِىٍّ وَلَا شَفِيعٍ ۚ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ

    32:4

    It is Allah Who has created the heavens and the earth, and all between them, in six Days, and is firmly established on the Throne (of Authority): ye have none, besides Him, to protect or intercede (for you): will ye not then receive admonition?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah O'dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra Arş üzerine istivâ buyurmuştur (hakim olmuştur). Sizin için O'ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi! Artık düşünmeyecek misiniz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde (dönemde) yaratan, sonra arşa istiva eden Allah’tır. Sizin için O’ndan başka hiçbir dost ve şefaatçi yoktur. (Hâlâ gerçeği) hatırlamıyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Allah it is Who created the heavens and the earth, and that which is between them, in six Days. Then He mounted the Throne. Ye have not, beside Him, a protecting friend or mediator. Will ye not then remember?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  5. 5

    يُدَبِّرُ ٱلْأَمْرَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ إِلَى ٱلْأَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُۥٓ أَلْفَ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ

    32:5

    He rules (all) affairs from the heavens to the earth: in the end will (all affairs) go up to Him, on a Day, the space whereof will be (as) a thousand years of your reckoning.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah) gökten yere (kadar her) işi düzenleyip yönetir. Sonra (bütün bu işler) sizin saymakta olduğunuz türden (takviminize göre) bin sene tutan bir günde O’na yükselir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He directeth the ordinance from the heaven unto the earth; then it ascendeth unto Him in a Day, whereof the measure is a thousand years of that ye reckon.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  6. 6

    ذَٰلِكَ عَـٰلِمُ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

    32:6

    Such is He, the Knower of all things, hidden and open, the Exalted (in power), the Merciful;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte görüleni de görülmeyeni de bilen, her şeye gücü yeten, çok merhametli olan O'dur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte, görünmeyeni de görüneni de bilen, güçlü, çok merhametli olan O’dur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Such is the Knower of the Invisible and the Visible, the Mighty, the Merciful,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  7. 7

    ٱلَّذِىٓ أَحْسَنَ كُلَّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ ۖ وَبَدَأَ خَلْقَ ٱلْإِنسَـٰنِ مِن طِينٍ

    32:7

    He Who has made everything which He has created most good: He began the creation of man with (nothing more than) clay,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O'dur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O ki yarattığı her şeyi güzel yapmış ve insanı yaratmaya çamurdan başlamıştır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who made all things good which He created, and He began the creation of man from clay;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  8. 8

    ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُۥ مِن سُلَـٰلَةٍ مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ

    32:8

    And made his progeny from a quintessence of the nature of a fluid despised:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra da onun soyunu süzülmüş bir özden, değersiz bir sudan yaratmıştır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra onun neslini dayanıksız bir suyun özünden yaratmıştır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then He made his seed from a draught of despised fluid;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  9. 9

    ثُمَّ سَوَّىٰهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِۦ ۖ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَـٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۚ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ

    32:9

    But He fashioned him in due proportion, and breathed into him something of His spirit. And He gave you (the faculties of) hearing and sight and feeling (and understanding): little thanks do ye give!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra onu şekillendirmiş, ona rûhundan üflemiştir. Sizin için işitme (duyusu), gözler ve kalpler yaratmıştır. Ne kadar da azınız şükrediyor!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then He fashioned him and breathed into him of His Spirit; and appointed for you hearing and sight and hearts. Small thanks give ye!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  10. 10

    وَقَالُوٓا۟ أَءِذَا ضَلَلْنَا فِى ٱلْأَرْضِ أَءِنَّا لَفِى خَلْقٍ جَدِيدٍۭ ۚ بَلْ هُم بِلِقَآءِ رَبِّهِمْ كَـٰفِرُونَ

    32:10

    And they say: "What! when we lie, hidden and lost, in the earth, shall we indeed be in a Creation renewed? Nay, they deny the Meeting with their Lord.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar: "Biz yerde kaybolup gittikten sonra, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışta bulunacağız?" dediler. Fakat onlar Rablerine kavuşmayı (O'nun huzuruna varacaklarını) inkâr eden kâfirlerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İnkârcılar) “Toprağın içinde kaybolduğumuz zaman biz mi yeni bir yaratılışta olacakmışız?” derler. Doğrusu onlar Rablerine kavuşmayı inkâr edenlerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they say: When we are lost in the earth, how can we then be re-created? Nay but they are disbelievers in the meeting with their Lord.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  11. 11

    ۞ قُلْ يَتَوَفَّىٰكُم مَّلَكُ ٱلْمَوْتِ ٱلَّذِى وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ

    32:11

    Say: "The Angel of Death, put in charge of you, will (duly) take your souls: then shall ye be brought back to your Lord."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Size vekil kılınan (görevlendirilen) ölüm meleği sizi vefat ettirecek, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say: The angel of death, who hath charge concerning you, will gather you, and afterward unto your Lord ye will be returned.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  12. 12

    وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذِ ٱلْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا۟ رُءُوسِهِمْ عِندَ رَبِّهِمْ رَبَّنَآ أَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَٱرْجِعْنَا نَعْمَلْ صَـٰلِحًا إِنَّا مُوقِنُونَ

    32:12

    If only thou couldst see when the guilty ones will bend low their heads before their Lord, (saying:) "Our Lord! We have seen and we have heard: Now then send us back (to the world): we will work righteousness: for we do indeed (now) believe."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey Muhammed! Günahkârların, Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Ey Rabbimiz! Gördük ve dinledik, şimdi bizi geri çevir de salih bir amel işleyelim, çünkü biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz." derlerken bir görsen!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O suçluların Rableri huzurunda başlarını öne eğecekleri ve “Rabbimiz! Gördük, duyduk; bizi (dünyaya) geri gönder de iyi işler yapalım; artık kesin olarak inananlarız!” diyecekleri zamanı bir görsen!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Couldst thou but see when the guilty hang their heads before their Lord, (and say): Our Lord! We have now seen and heard, so send us back; we will do right, now we are sure.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  13. 13

    وَلَوْ شِئْنَا لَـَٔاتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدَىٰهَا وَلَـٰكِنْ حَقَّ ٱلْقَوْلُ مِنِّى لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ أَجْمَعِينَ

    32:13

    If We had so willed, We could certainly have brought every soul its true guidance: but the Word from Me will come true, "I will fill Hell with Jinns and men all together."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik. Fakat benden: "Bütün insanlar ve cinlerden cehennemi elbette dolduracağım." sözü hak olmuştur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz dileseydik elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat “Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım!” diye benden kesin söz çıkmıştır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And if We had so willed, We could have given every soul its guidance, but the word from Me concerning evildoers took effect: that I will fill hell with the jinn and mankind together.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  14. 14

    فَذُوقُوا۟ بِمَا نَسِيتُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَـٰذَآ إِنَّا نَسِينَـٰكُمْ ۖ وَذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلْخُلْدِ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    32:14

    "Taste ye then - for ye forgot the Meeting of this Day of yours, and We too will forget you - taste ye the Penalty of Eternity for your (evil) deeds!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "O halde bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuzdan dolayı tadın azabı! İşte biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduğunuz işler yüzünden tadın ebedî azabı!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (O gün onlara şöyle diyeceğiz:) “Bugüne kavuşmayı unutmanızın karşılığını tadın! Doğrusu biz de sizi unuttuk (azapta terk ettik); yaptıklarınız nedeniyle ebedî azabı tadın!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So taste (the evil of your deeds). Forasmuch as ye forgot the meeting of this your day, lo! We forget you. Taste the doom of immortality because of what ye used to do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  15. 15

    إِنَّمَا يُؤْمِنُ بِـَٔايَـٰتِنَا ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا۟ بِهَا خَرُّوا۟ سُجَّدًا وَسَبَّحُوا۟ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ۩

    32:15

    Only those believe in Our Signs, who, when they are recited to them, fall down in prostration, and celebrate the praises of their Lord, nor are they (ever) puffed up with pride.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bizim âyetlerimize öyle kimseler iman eder ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdelere kapanırlar ve Rablerine hamd ile tesbih ederler de büyüklük taslamazlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bizim ayetlerimize inananlara onlarla (ayetlerimizle gerçekler) hatırlatıldığı zaman, kibirlenmeden secde eder ve Rablerini hamd (övgü) ile tesbih ederler (yüceltirler).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Only those believe in Our revelations who, when they are reminded of them, fall down prostrate and hymn the praise of their Lord, and they are not scornful,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  16. 16

    تَتَجَافَىٰ جُنُوبُهُمْ عَنِ ٱلْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَـٰهُمْ يُنفِقُونَ

    32:16

    Their limbs do forsake their beds of sleep, the while they call on their Lord, in Fear and Hope: and they spend (in charity) out of the sustenance which We have bestowed on them.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onların yanları yataklardan uzaklaşır, korku ve ümid içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayıra sarfederler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rablerine korkuyla ve ümitle yalvararak vücutları yataklar(ın)dan uzak kalır; kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) infak ederler (verirler).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who forsake their beds to cry unto their Lord in fear and hope, and spend of that We have bestowed on them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  17. 17

    فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَّآ أُخْفِىَ لَهُم مِّن قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    32:17

    Now no person knows what delights of the eye are kept hidden (in reserve) for them - as a reward for their (good) deeds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şimdi hiç kimse kendileri için, yaptıklarına karşılık gözler aydınlığı olacak şeylerden neler gizlenmiş olduğunu bilemez.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yaptıklarına karşılık olarak,onlar için ne göz aydınlıklarının gizlendiğini kimse bilemez.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    No soul knoweth what is kept hid for them of joy, as a reward for what they used to do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  18. 18

    أَفَمَن كَانَ مُؤْمِنًا كَمَن كَانَ فَاسِقًا ۚ لَّا يَسْتَوُۥنَ

    32:18

    Is then the man who believes no better than the man who is rebellious and wicked? Not equal are they.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Öyle ya iman eden kimse, fâsık olan gibi olur mu? Onlar eşit olamazlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Mümin olan kişi, yoldan çıkan kişi gibi midir? (Elbette) bir olamazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is he who is a believer like unto him who is an evil-liver? They are not alike.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  19. 19

    أَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَلَهُمْ جَنَّـٰتُ ٱلْمَأْوَىٰ نُزُلًۢا بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    32:19

    For those who believe and do righteous deeds are Gardens as hospitable homes, for their (good) deeds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Evet, iman edip de salih amelleri işleyen kimselerin, yaptıklarına karşılık bir konukluk (ağırlanma) olarak me'vâ (barınak) cennetleri vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İman edip iyi işler yapanlara gelince, yaptıklarının karşılığında bir ikram olarak onlar için barınılacak cennetler vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But as for those who believe and do good works, for them are the Gardens of Retreat - a welcome (in reward) for what they used to do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  20. 20

    وَأَمَّا ٱلَّذِينَ فَسَقُوا۟ فَمَأْوَىٰهُمُ ٱلنَّارُ ۖ كُلَّمَآ أَرَادُوٓا۟ أَن يَخْرُجُوا۟ مِنْهَآ أُعِيدُوا۟ فِيهَا وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلنَّارِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

    32:20

    As to those who are rebellious and wicked, their abode will be the Fire: every time they wish to get away therefrom, they will be forced thereinto, and it will be said to them: "Taste ye the Penalty of the Fire, the which ye were wont to reject as false."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ama fâsıklık etmiş olanların barınakları ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri çevrilirler ve kendilerine: "Haydi tadın o ateşin yalanlayıp durduğunuz azabını!" denir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoldan çıkanlara gelince, onların barınağı ise ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde geri döndürülmüş (olacak)lar ve kendilerine, “Yalanlamış olduğunuz cehennem azabını tadın!” denecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And as for those who do evil, their retreat is the Fire. Whenever they desire to issue forth from thence, they are brought back thither. Unto them it is said: Taste the torment of the Fire which ye used to deny.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  21. 21

    وَلَنُذِيقَنَّهُم مِّنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَدْنَىٰ دُونَ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

    32:21

    And indeed We will make them taste of the Penalty of this (life) prior to the supreme Penalty, in order that they may (repent and) return.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şu bir gerçek ki, onlara o en büyük azabdan önce yakın azabdan (dünyada) da tattıracağız. Umulur ki, (kötülükten) dönerler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Gerçeğe) dönsünler diye en büyük azaptan önce onlara mutlaka en yakın azaptan (dünya azabından) tattıracağız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily We make them taste the lower punishment before the greater, that haply they may return.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  22. 22

    وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِـَٔايَـٰتِ رَبِّهِۦ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْهَآ ۚ إِنَّا مِنَ ٱلْمُجْرِمِينَ مُنتَقِمُونَ

    32:22

    And who does more wrong than one to whom are recited the Signs of his Lord, and who then turns away therefrom? Verily from those who transgress We shall exact (due) Retribution.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbinin âyetleriyle kendisine öğüt verilip de, sonra onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir? Gerçekten biz, günahkârlardan intikam alacağız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir ki! Şüphesiz ki biz suçlulardan intikam alıcılarız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And who doth greater wrong than he who is reminded of the revelations of his Lord, then turneth from them. Lo! We shall requite the guilty.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  23. 23

    وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَـٰبَ فَلَا تَكُن فِى مِرْيَةٍ مِّن لِّقَآئِهِۦ ۖ وَجَعَلْنَـٰهُ هُدًى لِّبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

    32:23

    We did indeed aforetime give the Book to Moses: be not then in doubt of its reaching (thee): and We made it a guide to the Children of Israel.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun ki biz vaktiyle Musa'ya kitap vermiştik. Şimdi de sen ona (öyle bir kitaba) kavuşmaktan şüphe içinde olma. Biz onu İsrailoğullarına doğru yolu göstren bir rehber kılmıştık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki biz Musa’ya da Kitabı vermiştik. Sen (de) ona kavuşacağından şüphe etme! Onu İsrailoğullarına bir rehber kılmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We verily gave Moses the Scripture; so be not ye in doubt of his receiving it; and We appointed it a guidance for the Children of Israel.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  24. 24

    وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُوا۟ ۖ وَكَانُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا يُوقِنُونَ

    32:24

    And We appointed, from among them, leaders, giving guidance under Our command, so long as they persevered with patience and continued to have faith in Our Signs.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onların içinden, sabrettikleri zaman bizim emrimizle doğru yola ileten önderler yetiştirmiştik. Onlar, bizim âyetlerimize kesin bir şekilde inanıyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sabrettikleri ve ayetlerimize kesin bir şekilde inandıkları zaman onların içinden, emrimizle doğru yola ulaştıran önderler çıkarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when they became steadfast and believed firmly in Our revelations, We appointed from among them leaders who guided by Our command.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  25. 25

    إِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ

    32:25

    Verily thy Lord will judge between them on the Day of Judgment, in the matters wherein they differ (among themselves)

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şimdi ihtilafa düştükleri şeyler hakkında şüphesiz ki Rabbin kıyamet günü aralarında ayırıcı hükmü verecektir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki Rabbin anlaşmazlığa düştükleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hükmedecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thy Lord will judge between them on the Day of Resurrection concerning that wherein they used to differ.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  26. 26

    أَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّنَ ٱلْقُرُونِ يَمْشُونَ فِى مَسَـٰكِنِهِمْ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ ۖ أَفَلَا يَسْمَعُونَ

    32:26

    Does it not teach them a lesson, how many generations We destroyed before them, in whose dwellings they (now) go to and fro? Verily in that are Signs: Do they not then listen?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendilerinden önce, yurtlarında gezip dolaşmakta oldukları nice kuşakları helâk etmiş olmamız, daha onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda nice ibretler vardır. Hâlâ kulak vermeyecekler mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yurtlarında dolaştıkları kendilerinden önceki nice nesli helak etmiş olmamız onlara (sonrakilere) yol göstermedi mi? Bunlarda elbette dersler vardır. (Gerçeği) dinlemezler mi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is it not a guidance for them (to observe) how many generations We destroyed before them, amid whose dwelling places they do walk? Lo! therein verily are portents! Will they not then heed?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  27. 27

    أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا نَسُوقُ ٱلْمَآءَ إِلَى ٱلْأَرْضِ ٱلْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِهِۦ زَرْعًا تَأْكُلُ مِنْهُ أَنْعَـٰمُهُمْ وَأَنفُسُهُمْ ۖ أَفَلَا يُبْصِرُونَ

    32:27

    And do they not see that We do drive rain to parched soil (bare of herbage), and produce therewith crops, providing food for their cattle and themselves? Have they not the vision?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ya hiç görmediler mi ki, biz kır yere suyu salıveriyoruz da onunla bir ekin çıkarıyoruz. Ondan hayvanları da yiyor, kendileri de. Hâlâ gözlerini açmayacaklar mı?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kupkuru yerlere suyu ulaştırdığımızı, onunla hayvanlarının ve kendilerinin yemekte oldukları ekini çıkarmakta olduğumuzu da mı düşünmediler? (Gerçeği) görmezler mi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have they not seen how We lead the water to the barren land and therewith bring forth crops whereof their cattle eat, and they themselves? Will they not then see?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  28. 28

    وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلْفَتْحُ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

    32:28

    They say: "When will this decision be, if ye are telling the truth?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bir de "Ne zaman o fetih, eğer doğru söylüyorsanız?" diyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Doğruysanız bu fetih (hüküm) günü ne zamanmış!” derler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they say: When cometh this victory (of yours) if ye are truthful?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  29. 29

    قُلْ يَوْمَ ٱلْفَتْحِ لَا يَنفَعُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِيمَـٰنُهُمْ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ

    32:29

    Say: "On the Day of Decision, no profit will it be to Unbelievers if they (then) believe! nor will they be granted a respite."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "İnkâr edenlere o fetih günü iman etmeleri fayda vermez ve onlara göz açtırılmaz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Fetih (hüküm) gününde kâfir olanlara (o günkü) imanları yarar sağlamayacak ve kendilerine bakılmayacak da!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say (unto them): On the day of the victory the faith of those who disbelieve (and who then will believe) will not avail them, neither will they be reprieved.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  30. 30

    فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَٱنتَظِرْ إِنَّهُم مُّنتَظِرُونَ

    32:30

    So turn away from them, and wait: they too are waiting.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şimdi sen onlardan yüz çevir de gözet. Çünkü onlar da gözetmektedirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlardan yüz çevir ve bekle! Şüphesiz ki onlar da bekleyenlerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So withdraw from them (O Muhammad), and await (the event). Lo! they (also) are awaiting (it).

    M. Pickthall · EN · public-domain

Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)