50.The Letter "Qaf"
قMeccan · 45 ayahs
- 1
قٓ ۚ وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْمَجِيدِ
50:1
Qaf: By the Glorious Qur'an (Thou art Allah's Messenger).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kâf. Şanlı ve şerefli Kur'an'a andolsun ki,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kâf. Yüce Kur’an’a yemin olsun.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Qaf. By the Glorious Qur'an,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
بَلْ عَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ فَقَالَ ٱلْكَـٰفِرُونَ هَـٰذَا شَىْءٌ عَجِيبٌ
50:2
But they wonder that there has come to them a Warner from among themselves. So the Unbelievers say: "This is a wonderful thing!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu kâfirler kendi içlerinden uyarıcı bir peygamber geldiğine şaşırdılar da dediler ki: "Bu şaşılacak bir şeydir!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğrusu kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve kâfirler şöyle dediler: “Bu, şaşılacak bir şeydir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but they marvel that a warner of their own hath come unto them; and the disbelievers say: This is a strange thing:
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا ۖ ذَٰلِكَ رَجْعٌۢ بَعِيدٌ
50:3
"What! When we die and become dust, (shall we live again?) That is a (sort of) return far (from our understanding)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Öldüğümüz ve bir toprak olduğumuz vakit mi (tekrar) dirileceğiz? bu dönüş çok uzaktır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman (diriltilecek) mi(yiz)? Bu, (akla) uzak bir dönüştür!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When we are dead and have become dust (shall we be brought back again)? That would be a far return!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنقُصُ ٱلْأَرْضُ مِنْهُمْ ۖ وَعِندَنَا كِتَـٰبٌ حَفِيظٌۢ
50:4
We already know how much of them the earth takes away: With Us is a record guarding (the full account).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat biz toprağın onlardan neyi eksilttiğini elbette biliyoruz. Yanımızda herşeyi kaydedip muhafaza eden bir kitap vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz toprağın onlardan neleri eksiltmekte olduğunu elbette bilmekteyiz. Katımızda (o bilgileri) koruyan bir kitap vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We know that which the earth taketh of them, and with Us is a recording Book.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
بَلْ كَذَّبُوا۟ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ فَهُمْ فِىٓ أَمْرٍ مَّرِيجٍ
50:5
But they deny the Truth when it comes to them: so they are in a confused state.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu hak kendilerine geldiği zaman yalanladılar da şimdi karmakarışık bir ıztırap içindeler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Aksine onlar, kendilerine geldiğinde gerçeği yalanladılar. (Şimdi) onlar derin bir perişanlık içindedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but they have denied the truth when it came unto them, therefor they are now in troubled case.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
أَفَلَمْ يَنظُرُوٓا۟ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَـٰهَا وَزَيَّنَّـٰهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجٍ
50:6
Do they not look at the sky above them?- How We have made it and adorned it, and there are no flaws in it?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Artık üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve süslemişiz, onun hiç bir çatlağı yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Üstlerindeki göğe bakmadılar mı hiç; onu nasıl bina etmiş ve süslemişiz! Onda hiçbir eksik yoktur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have they not then observed the sky above them, how We have constructed it and beautified it, and how there are no rifts therein?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَـٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۭ بَهِيجٍ
50:7
And the earth- We have spread it out, and set thereon mountains standing firm, and produced therein every kind of beautiful growth (in pairs)-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yeri de nasıl uzatmış, üzerine sabit dağlar oturtmuşuz. Orada görünüşü güzel her çeşit bitkiden çiftler yetiştirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yeri de genişlettik ve içine ağırlıklar yerleştirdik. Orada her tür güzel çiftten (bitkiler) yetiştirdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the earth have We spread out, and have flung firm hills therein, and have caused of every lovely kind to grow thereon,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
تَبْصِرَةً وَذِكْرَىٰ لِكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيبٍ
50:8
To be observed and commemorated by every devotee turning (to Allah).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunlar, Allah'a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ona ibret vermek içindir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bütün bunlar, Allah’a) yönelen her kulun öngörülü olması ve (gerçeği) hatırlaması içindir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A vision and a reminder for every penitent slave.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
وَنَزَّلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً مُّبَـٰرَكًا فَأَنۢبَتْنَا بِهِۦ جَنَّـٰتٍ وَحَبَّ ٱلْحَصِيدِ
50:9
And We send down from the sky rain charted with blessing, and We produce therewith gardens and Grain for harvests;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir de gökten bereketli bir su indirip de onunla bağlar, bahçeler ve biçilecek taneler bitirmekteyiz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gökten bereketli bir su indirdik de onunla, bahçeler ve biçilecek taneler yetiştirdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We send down from the sky blessed water whereby We give growth unto gardens and the grain of crops,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
وَٱلنَّخْلَ بَاسِقَـٰتٍ لَّهَا طَلْعٌ نَّضِيدٌ
50:10
And tall (and stately) palm-trees, with shoots of fruit-stalks, piled one over another;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kullara rızık olması için tomurcukları üst üste uzun hurma ağaçları (yetiştirdik). Onunla (suyla) ölü bir şehri (toprağı) canlandırdık. İşte (mahşerdeki) çıkış da böyledir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lofty date-palms with ranged clusters,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
رِّزْقًا لِّلْعِبَادِ ۖ وَأَحْيَيْنَا بِهِۦ بَلْدَةً مَّيْتًا ۚ كَذَٰلِكَ ٱلْخُرُوجُ
50:11
As sustenance for (Allah's) Servants;- and We give (new) life therewith to land that is dead: Thus will be the Resurrection.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunları kullara rızık olması için (yetiştirmekteyiz). O su ile ölü bir toprağa can verdik, işte hayata çıkış da böyledir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kullara rızık olması için tomurcukları üst üste uzun hurma ağaçları (yetiştirdik). Onunla (suyla) ölü bir şehri (toprağı) canlandırdık. İşte (mahşerdeki) çıkış da böyledir. Kâf 50:10-11
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Provision (made) for men; and therewith We quicken a dead land. Even so will be the resurrection of the dead.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَأَصْحَـٰبُ ٱلرَّسِّ وَثَمُودُ
50:12
Before them was denied (the Hereafter) by the People of Noah, the Companions of the Rass, the Thamud,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlardan önce Nuh'un kavmi, Ress halkı ve Semûd da yalanlamıştı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı, Semûd ve Âd (kavmi), Firavun, Lut’un kardeşleri, Eyke halkı ve Tübba‘ kavmi de yalanlamıştı. Hepsi elçileri yalanlamıştı. Böylece (azap) tehdidim gerçekleşmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The folk of Noah denied (the truth) before them, and (so did) the dwellers at Ar-Rass and (the tribe of) Thamud,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَإِخْوَٰنُ لُوطٍ
50:13
The 'Ad, Pharaoh, the brethren of Lut,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Âd, Firavun, Lût'un kardeşleri de (yalanladılar).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı, Semûd ve Âd (kavmi), Firavun, Lut’un kardeşleri, Eyke halkı ve Tübba‘ kavmi de yalanlamıştı. Hepsi elçileri yalanlamıştı. Böylece (azap) tehdidim gerçekleşmişti. Kâf 50:12-14
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (the tribe of) A'ad, and Pharaoh, and the brethren of Lot,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
وَأَصْحَـٰبُ ٱلْأَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍ ۚ كُلٌّ كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيدِ
50:14
The Companions of the Wood, and the People of Tubba'; each one (of them) rejected the messengers, and My warning was duly fulfilled (in them).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eyke halkı ve Tübbâ kavmi de, bunların hepsi peygamberleri yalanladılar da (onlara) azabım hak oldu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı, Semûd ve Âd (kavmi), Firavun, Lut’un kardeşleri, Eyke halkı ve Tübba‘ kavmi de yalanlamıştı. Hepsi elçileri yalanlamıştı. Böylece (azap) tehdidim gerçekleşmişti. Kâf 50:12-14
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the dwellers in the wood, and the folk of Tubb'a: every one denied their messengers, therefor My threat took effect.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
أَفَعَيِينَا بِٱلْخَلْقِ ٱلْأَوَّلِ ۚ بَلْ هُمْ فِى لَبْسٍ مِّنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ
50:15
Were We then weary with the first Creation, that they should be in confused doubt about a new Creation?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz ilk yaratmada acizlik mi gösterdik? Doğrusu, onlar yeni bir yaratılıştan şüphe içindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İlk yaratmada acizlik mi göstermişiz! Aksine onlar yeni bir yaratma hakkında şüphe içindedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Were We then worn out by the first creation? Yet they are in doubt about a new creation.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِۦ نَفْسُهُۥ ۖ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ ٱلْوَرِيدِ
50:16
It was We Who created man, and We know what dark suggestions his soul makes to him: for We are nearer to him than (his) jugular vein.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını bilmekteyiz. Biz ona şah damarından daha yakınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We verily created man and We know what his soul whispereth to him, and We are nearer to him than his jugular vein.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
إِذْ يَتَلَقَّى ٱلْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ قَعِيدٌ
50:17
Behold, two (guardian angels) appointed to learn (his doings) learn (and noted them), one sitting on the right and one on the left.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onun sağında ve solunda oturmuş iki melek zabıt tutarken,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Çünkü sağdan ve soldan iki (melek), kaydedici olarak (insanı) gözetleyicidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When the two Receivers receive (him), seated on the right hand and on the left,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
مَّا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ
50:18
Not a word does he utter but there is a sentinel by him, ready (to note it).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında (onu) gözetleyen, dediklerini zapteden bir melek hazır bulunmasın.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kişinin her bir sözünün (davranışının) yanında hazır bir gözetleyici, bir kaydedici mutlaka vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He uttereth no word but there is with him an observer ready.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
وَجَآءَتْ سَكْرَةُ ٱلْمَوْتِ بِٱلْحَقِّ ۖ ذَٰلِكَ مَا كُنتَ مِنْهُ تَحِيدُ
50:19
And the stupor of death will bring Truth (before his eyes): "This was the thing which thou wast trying to escape!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldiğinde, "Ey insan! İşte bu senin öteden beri kaçtığın şeydir." denir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ölüm sarhoşluğu gerçeği getirir; (insana) “İşte bu, senin kaçtığın şeydir!” (denir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the agony of death cometh in truth. (And it is said unto him): This is that which thou wast wont to shun.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ ۚ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْوَعِيدِ
50:20
And the Trumpet shall be blown: that will be the Day whereof Warning (had been given).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sur'a üfürülür, işte bu, tehdid(in gerçekleşme) günüdür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sûr’a üflenecektir. İşte bu, vadedilen gündür.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the trumpet is blown. This is the threatened Day.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
وَجَآءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّعَهَا سَآئِقٌ وَشَهِيدٌ
50:21
And there will come forth every soul: with each will be an (angel) to drive, and an (angel) to bear witness.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her can, kendisiyle beraber bir sevk memuru ve bir şahid bulunduğu halde gelir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Herkes, yanında bir sevk edici (melek), bir de şahitle birlikte gelecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And every soul cometh, along with it a driver and a witness.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
لَّقَدْ كُنتَ فِى غَفْلَةٍ مِّنْ هَـٰذَا فَكَشَفْنَا عَنكَ غِطَآءَكَ فَبَصَرُكَ ٱلْيَوْمَ حَدِيدٌ
50:22
(It will be said:) "Thou wast heedless of this; now have We removed thy veil, and sharp is thy sight this Day!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Allah ona) "Andolsun sen bundan gaflet içinde idin. Şimdi senden gaflet perdesini kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir." der.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Sorgulanan kişiye) “Şüphesiz ki sen bundan gafletteydin; (kıyamet günü) biz senin gaflet perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir!” (denecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And unto the evil-doer it is said): Thou wast in heedlessness of this. Now We have removed from thee thy covering, and piercing is thy sight this day.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
وَقَالَ قَرِينُهُۥ هَـٰذَا مَا لَدَىَّ عَتِيدٌ
50:23
And his Companion will say: "Here is (his Record) ready with me!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Beraberindeki melek "işte yanımdaki hazır" der.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yakınındaki (sevk edici melek) “İşte yanımdaki hazır!” diyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (unto the evil-doer) his comrade saith: This is that which I have ready (as testimony).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
أَلْقِيَا فِى جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدٍ
50:24
(The sentence will be:) "Throw, throw into Hell every contumacious Rejecter (of Allah)!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Allah iki meleğe buyurur ki:) "Haydi ikiniz, atın cehenneme her inatçı nankörü!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Görevlilerine şöyle denecektir:) “Siz ikiniz! Çok inatçı ısrarcı her kâfiri, iyiliğe bütün gücüyle engel olanı, Allah ile birlikte başka ilah edinen şüpheci saldırganı cehenneme atın; onu şiddetli azaba atın!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it is said): Do ye twain hurl to hell each rebel ingrate,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُّرِيبٍ
50:25
"Who forbade what was good, transgressed all bounds, cast doubts and suspicions;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İyiliklere (sürekli) engel olan, saldırgan, şüpheciyi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Görevlilerine şöyle denecektir:) “Siz ikiniz! Çok inatçı ısrarcı her kâfiri, iyiliğe bütün gücüyle engel olanı, Allah ile birlikte başka ilah edinen şüpheci saldırganı cehenneme atın; onu şiddetli azaba atın!” Kâf 50:24-26
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hinderer of good, transgressor, doubter,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
ٱلَّذِى جَعَلَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ فَأَلْقِيَاهُ فِى ٱلْعَذَابِ ٱلشَّدِيدِ
50:26
"Who set up another god beside Allah: Throw him into a severe penalty."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O ki Allah'ın yanında başka ilâh edinmiştir. Haydi ikiniz birlikte onu şiddetli azaba atın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Görevlilerine şöyle denecektir:) “Siz ikiniz! Çok inatçı ısrarcı her kâfiri, iyiliğe bütün gücüyle engel olanı, Allah ile birlikte başka ilah edinen şüpheci saldırganı cehenneme atın; onu şiddetli azaba atın!” Kâf 50:24-26
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who setteth up another god along with Allah. Do ye twain hurl him to the dreadful doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
۞ قَالَ قَرِينُهُۥ رَبَّنَا مَآ أَطْغَيْتُهُۥ وَلَـٰكِن كَانَ فِى ضَلَـٰلٍۭ بَعِيدٍ
50:27
His Companion will say: "Our Lord! I did not make him transgress, but he was (himself) far astray."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yanındaki arkadaşı (şeytan) der ki: "Rabbimiz! Ben onu azdırmadım. Fakat kendisi derin bir sapıklık içindeydi".
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yakınındaki (şeytan): “Rabbimiz! Onu ben azdırmadım. Fakat kendisi uzak/derin bir sapkınlık içindeydi.” diyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
His comrade saith: Our Lord! I did not cause him to rebel, but he was (himself) far gone in error.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا۟ لَدَىَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ إِلَيْكُم بِٱلْوَعِيدِ
50:28
He will say: "Dispute not with each other in My Presence: I had already in advance sent you Warning.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah buyurur ki: "Huzurumda çekişmeyin! Ben size daha önce uyarıcı göndermiştim."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) şöyle diyecektir: “Huzurumda çekişmeyin! (Ben) size elbette uyarı göndermiştim!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He saith: Contend not in My presence, when I had already proffered unto you the warning.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
مَا يُبَدَّلُ ٱلْقَوْلُ لَدَىَّ وَمَآ أَنَا۠ بِظَلَّـٰمٍ لِّلْعَبِيدِ
50:29
"The Word changes not before Me, and I do not the least injustice to My Servants."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Benim huzurumda söz değiştirilmez. Ve ben kullara asla zulmedici değilim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Benim huzurumda söz değiştirilmez; ben kullar(ım)a asla haksızlık edici değilim.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The sentence that cometh from Me cannot be changed, and I am in no wise a tyrant unto the slaves.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ ٱمْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِن مَّزِيدٍ
50:30
One Day We will ask Hell, "Art thou filled to the full?" It will say, "Are there any more (to come)?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz O gün cehenneme: "Doldun mu?" diyeceğiz. O da: "Daha fazla var mı?" diyecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün cehenneme “Doldun mu?” diyeceğiz. O da “Daha var mı?” diyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On the day when We say unto hell: Art thou filled? and it saith: Can there be more to come?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ غَيْرَ بَعِيدٍ
50:31
And the Garden will be brought nigh to the Righteous,- no more a thing distant.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Cennet de kötülükten sakınanlara yaklaştırılır. Zaten uzak değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kendilerinden) uzakta olmayacak şekilde cennet de muttakîlere (duyarlı olanlara) yaklaştırılacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the Garden is brought nigh for those who kept from evil, no longer distant.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
هَـٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ أَوَّابٍ حَفِيظٍ
50:32
(A voice will say:) "This is what was promised for you,- for every one who turned (to Allah) in sincere repentance, who kept (His Law),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara denir ki: "İşte size vaad edilen bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun emirlerine riayet eden, görmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan ve O'na yönelen bir kalple gelenlere mahsustur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte bu (cennet) sizin için, yani daima (Allah’a) yönelen (ve emirlerini) koruyup (gözeten) herkes içindir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it is said): This is that which ye were promised. (It is) for every penitent and heedful one,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
مَّنْ خَشِىَ ٱلرَّحْمَـٰنَ بِٱلْغَيْبِ وَجَآءَ بِقَلْبٍ مُّنِيبٍ
50:33
"Who feared (Allah) Most Gracious Unseen, and brought a heart turned in devotion (to Him):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara denir ki: "İşte size vaad edilen bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun emirlerine riayet eden, görmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan ve O'na yönelen bir kalple gelenlere mahsustur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bunlar) yalnızken Rahmân’a saygı gösteren ve (O’na) yönelmiş bir kalp getirenlerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who feareth the Beneficent in secret and cometh with a contrite heart.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
ٱدْخُلُوهَا بِسَلَـٰمٍ ۖ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْخُلُودِ
50:34
"Enter ye therein in Peace and Security; this is a Day of Eternal Life!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Şimdi selam ve selametle oraya girin. İşte sonsuzluk günü budur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Oraya esenlikle girin! İşte bu, ebedî (hayat) günüdür.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Enter it in peace. This is the day of immortality.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
لَهُم مَّا يَشَآءُونَ فِيهَا وَلَدَيْنَا مَزِيدٌ
50:35
There will be for them therein all that they wish,- and more besides in Our Presence.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada onlara ne isterlerse vardır. Katımızda daha fazlası da vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızda fazlası da vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There they have all that they desire, and there is more with Us.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هُمْ أَشَدُّ مِنْهُم بَطْشًا فَنَقَّبُوا۟ فِى ٱلْبِلَـٰدِ هَلْ مِن مَّحِيصٍ
50:36
But how many generations before them did We destroy (for their sins),- stronger in power than they? Then did they wander through the land: was there any place of escape (for them)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! Biz onlardan önce kendilerinden daha kuvvetli olan ve beldeleri delik deşik eden nice nesilleri helak ettik, hiç kurtuluş var mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz onlardan önce kendilerinden çok daha güçlü olan ve (ölümden kurtulmak için) “Sığınılacak bir yer var mı?” diye diyar diyar dolaşan nice nesilleri yok etmişizdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And how many a generation We destroyed before them, who were mightier than these in prowess so that they overran the lands! Had they any place of refuge (when the judgment came)?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَذِكْرَىٰ لِمَن كَانَ لَهُۥ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى ٱلسَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ
50:37
Verily in this is a Message for any that has a heart and understanding or who gives ear and earnestly witnesses (the truth).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz ki bunda kalbi olan ve hazır bulunup kulak veren kimse için elbette bir öğüt vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki bunda (akıl eden) bir kalbi olan, yanigörerek ona kulak verenler için gerçeği hatırlatan (dersler) vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! therein verily is a reminder for him who hath a heart, or giveth ear with full intelligence.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ وَمَا مَسَّنَا مِن لُّغُوبٍ
50:38
We created the heavens and the earth and all between them in Six Days, nor did any sense of weariness touch Us.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık, Bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde (dönemde) yarattık. Bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı (ulaşmadı).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We created the heavens and the earth, and all that is between them, in six Days, and naught of weariness touched Us.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
فَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ ٱلشَّمْسِ وَقَبْلَ ٱلْغُرُوبِ
50:39
Bear, then, with patience, all that they say, and celebrate the praises of thy Lord, before the rising of the sun and before (its) setting.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güneşin doğuşundan önce (sabah namazını) ve batışından önce de (öğle ve ikindi namazalarını kılarak) Rabbini Hamd ile tesbih et.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onların dediklerine sabret! Güneşin doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt)! Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından da O’nu (Rabbini) tesbih et (yücelt)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor (O Muhammad) bear with what they say, and hymn the praise of thy Lord before the rising and before the setting of the sun;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَأَدْبَـٰرَ ٱلسُّجُودِ
50:40
And during part of the night, (also,) celebrate His praises, and (so likewise) after the postures of adoration.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Geceleyin (akşam ve yatsı namazlarını kılarak), namazlardan sonra da (vitir ve nafile kılarak) O'nu tesbih et.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onların dediklerine sabret! Güneşin doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt)! Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından da O’nu (Rabbini) tesbih et (yücelt)! Kâf 50:39-40
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in the night-time hymn His praise, and after the (prescribed) prostrations.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
وَٱسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ ٱلْمُنَادِ مِن مَّكَانٍ قَرِيبٍ
50:41
And listen for the Day when the Caller will call out from a place quiet near,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir münadinin yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Diriltilme için) seslenenin yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver(in)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And listen on the day when the crier crieth from a near place,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
يَوْمَ يَسْمَعُونَ ٱلصَّيْحَةَ بِٱلْحَقِّ ۚ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْخُرُوجِ
50:42
The Day when they will hear a (mighty) Blast in (very) truth: that will be the Day of Resurrection.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün insanlar, o çağrıyı gerçek olarak duyarlar. İşte bugün, kabirlerden çıkış günüdür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün, (insanlar) o korkunç sesi gerçekten duyacaklardır. Bu, (mezarlardan) çıkış günüdür.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The day when they will hear the (Awful) Cry in truth. That is the day of coming forth (from the graves).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
إِنَّا نَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَإِلَيْنَا ٱلْمَصِيرُ
50:43
Verily it is We Who give Life and Death; and to Us is the Final Goal-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekten biz hem yaşatırız, hem öldürürüz. Sonunda dönüş yalnız bizedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki dirilten de öldüren de biziz biz. Dönüş sadece bize olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We it is Who quicken and give death, and unto Us is the journeying.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
يَوْمَ تَشَقَّقُ ٱلْأَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًا ۚ ذَٰلِكَ حَشْرٌ عَلَيْنَا يَسِيرٌ
50:44
The Day when the Earth will be rent asunder, from (men) hurrying out: that will be a gathering together,- quite easy for Us.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün yer yarılır, insanlar kabirlerinden çabucak çıkarlar. İşte bu, sadece bize göre kolay bir toplanmadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün yer, onlar nedeniyle (insanların diriltilmesi için) çabucak yarılacaktır. Bu, bizim için kolay bir toplamadır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On the day when the earth splitteth asunder from them, hastening forth (they come). That is a gathering easy for Us (to make).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ ۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيْهِم بِجَبَّارٍ ۖ فَذَكِّرْ بِٱلْقُرْءَانِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ
50:45
We know best what they say; and thou art not one to overawe them by force. So admonish with the Qur'an such as fear My Warning!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onların söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onlara karşı zor kullanacak değilsin. O halde sen, benim tehdidimden korkanlara bu Kur'ân ile öğüt ver.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz onların söylediklerini çok iyi bileniz. Sen onların üzerinde asla zorba değilsin.Tehdidimden korkanlara (gerçeği) Kur’an’la hatırlat!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We are Best Aware of what they say, and thou (O Muhammad) art in no wise a compeller over them. But warn by the Qur'an him who feareth My threat.
M. Pickthall · EN · public-domain
Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)