52.Tûr
الطورMekke · 49 ayet
- 1
وَٱلطُّورِ
52:1
By the Mount (of Revelation);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun Tûr'a,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun: Tûr’a,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By the Mount,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
وَكِتَـٰبٍ مَّسْطُورٍ
52:2
By a Decree inscribed
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yayılmış ince deriye satır satır yazılmış Kitaba,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And a Scripture inscribed
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
فِى رَقٍّ مَّنشُورٍ
52:3
In a Scroll unfolded;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yayılmış ince deriye satır satır yazılmış Kitaba, Tûr 52:2-3
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On fine parchment unrolled,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
وَٱلْبَيْتِ ٱلْمَعْمُورِ
52:4
By the much-frequented Fane;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ma'mur eve,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ziyaret edilen Ev’e (Kâbe’ye),
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the House frequented,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
وَٱلسَّقْفِ ٱلْمَرْفُوعِ
52:5
By the Canopy Raised High;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yükseltilmiş tavana,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yükseltilmiş tavana (göğe),
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the roof exalted,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
وَٱلْبَحْرِ ٱلْمَسْجُورِ
52:6
And by the Ocean filled with Swell;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kaynatılmış denize, (andolsun ki)
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kaynatılmış denize ki
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the sea kept filled,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعٌ
52:7
Verily, the Doom of thy Lord will indeed come to pass;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! the doom of thy Lord will surely come to pass;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
مَّا لَهُۥ مِن دَافِعٍ
52:8
There is none can avert it;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ona engel olacak (hiçbir şey de) yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There is none that can ward it off.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
يَوْمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوْرًا
52:9
On the Day when the firmament will be in dreadful commotion.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün gök, bir çalkanış çalkalanır
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün, gök şiddetli bir şekilde sallanıp çalkalanacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On the day when the heaven will heave with (awful) heaving,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
وَتَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًا
52:10
And the mountains will fly hither and thither.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dağlar da bir yürüyüş yürür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dağlar da yürüdükçe yürüyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the mountains move away with (awful) movement,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
52:11
Then woe that Day to those that treat (Truth) as Falsehood;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Vay haline o gün yalanlayanların!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yalanlayanların o gün vay hâllerine!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then woe that day unto the deniers
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
ٱلَّذِينَ هُمْ فِى خَوْضٍ يَلْعَبُونَ
52:12
That play (and paddle) in shallow trifles.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ki onlar, daldıkları bir batak (bâtıl)da oynayıp duruyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar daldıkları batıl içinde oyalanıp duranlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who play in talk of grave matters;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا
52:13
That Day shall they be thrust down to the Fire of Hell, irresistibly.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün cehennem ateşine itilip atılacaklar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The day when they are thrust with a (disdainful) thrust, into the fire of hell
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
هَـٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
52:14
"This:, it will be said, "Is the Fire,- which ye were wont to deny!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Onlara): "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur" (denilecek).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onlara şöyle denecektir:) “İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it is said unto them): This is the Fire which ye were wont to deny.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
أَفَسِحْرٌ هَـٰذَآ أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ
52:15
"Is this then a fake, or is it ye that do not see?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bu bir büyü müymüş! Yoksa görmüyor musunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is this magic, or do ye not see?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
ٱصْلَوْهَا فَٱصْبِرُوٓا۟ أَوْ لَا تَصْبِرُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ ۖ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
52:16
"Burn ye therein: the same is it to you whether ye bear it with patience, or not: Ye but receive the recompense of your (own) deeds."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Girin oraya (ateşe)! Sabretseniz de sabretmeseniz de sizin için birdir. Size, sadece yaptıklarınızın karşılığı verilmektedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Endure the heat thereof, and whether ye are patient of it or impatient of it is all one for you. Ye are only being paid for what ye used to do.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَنَعِيمٍ
52:17
As to the Righteous, they will be in Gardens, and in Happiness,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz (günahlardan) korunanlar da cennetlerde, nimetler içindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar) Rablerinin kendilerine verdikleriyle sefa sürerek cennetlerde ve nimet içinde olacaklardır. Rableri onları cehennem azabından korumuş olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! those who kept their duty dwell in gardens and delight,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
فَـٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ
52:18
Enjoying the (Bliss) which their Lord hath bestowed on them, and their Lord shall deliver them from the Penalty of the Fire.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rablerinin kendilerine verdiği ile zevk ü sefâ sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar) Rablerinin kendilerine verdikleriyle sefa sürerek cennetlerde ve nimet içinde olacaklardır. Rableri onları cehennem azabından korumuş olacaktır. Tûr 52:17-18
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Happy because of what their Lord hath given them, and (because) their Lord hath warded off from them the torment of hell-fire.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
52:19
(To them will be said:) "Eat and drink ye, with profit and health, because of your (good) deeds."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için" (denilir.)
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onlara) “Yaptıklarınıza karşılık sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak afiyetle yiyip için!” (denecektir). Onları, güzel gözlü hurilerle eşleştirmiş (olacağ)ız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it is said unto them): Eat and drink in health (as a reward) for what ye used to do,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَّصْفُوفَةٍ ۖ وَزَوَّجْنَـٰهُم بِحُورٍ عِينٍ
52:20
They will recline (with ease) on Thrones (of dignity) arranged in ranks; and We shall join them to Companions, with beautiful big and lustrous eyes.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ayrıca biz onları ceylan gözlü hûrilerle evlendirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onlara) “Yaptıklarınıza karşılık sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak afiyetle yiyip için!” (denecektir). Onları, güzel gözlü hurilerle eşleştirmiş (olacağ)ız. Tûr 52:19-20
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Reclining on ranged couches. And we wed them unto fair ones with wide, lovely eyes.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَـٰنٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَآ أَلَتْنَـٰهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَىْءٍ ۚ كُلُّ ٱمْرِئٍۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ
52:21
And those who believe and whose families follow them in Faith,- to them shall We join their families: Nor shall We deprive them (of the fruit) of aught of their works: (Yet) is each individual in pledge for his deeds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İman edip zürriyetleri de iman ile kendilerine tâbi olanlar (yok mu?); işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Kendilerinin amellerinden birşey de eksiltmedik. Herkes kendi kazandığına bağlıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İman edenlere ve onlara imanla uyan nesiller(in)e gelince; biz onları (cennette) nesilleriyle buluşturacağız. Onların yapıp ettiklerinden hiçbir şey eksiltmeyeceğiz. Her kişi kazandığına karşılık rehindir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they who believe and whose seed follow them in faith, We cause their seed to join them (there), and We deprive them of nought of their (life's) work. Every man is a pledge for that which he hath earned.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
وَأَمْدَدْنَـٰهُم بِفَـٰكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
52:22
And We shall bestow on them, of fruit and meat, anything they shall desire.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara canlarının istediği meyvalar ve etlerden bol bol verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara canlarının istediği türden meyve ve etten bolca vermiş olacağız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We provide them with fruit and meat such as they desire.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
يَتَنَـٰزَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَّا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ
52:23
They shall there exchange, one with another, a (loving) cup free of frivolity, free of all taint of ill.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada bir kadeh kapışırlar ki, onda ne bir saçmalama vardır, ne de günaha sokma.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Boş söze de günaha girmeye de (neden) olmayan kadeh(lerden almak için) orada karşılıklı olarak çekişecekler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There they pass from hand to hand a cup wherein is neither vanity nor cause of sin.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَّكْنُونٌ
52:24
Round about them will serve, (devoted) to them, young male servants (handsome) as Pearls well-guarded.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendilerine ait bir takım hizmetçiler de onların etrafında dönerler. Bu gençler sanki sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Saklı inci gibi kendilerine ait gençler (servis için) etraflarında dolaşacaklar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And there go round, waiting on them menservants of their own, as they were hidden pearls.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
52:25
They will advance to each other, engaging in mutual enquiry.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Birbirlerine yönelip soruyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onların bir kısmı bir kısmına dönüp soracaklar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And some of them draw near unto others, questioning,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِىٓ أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ
52:26
They will say: "Aforetime, we were not without fear for the sake of our people.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve diyorlar ki: "Gerçekte biz daha önce (dünya hayatında) âilemiz içinde (âkibetimizden) korkardık".
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Demiş (olacak)lar ki: “Daha önce biz, ailemiz için de (ailemiz içindeyken de azaptan) korkardık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Saying: Lo! of old, when we were with our families, we were ever anxious;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ
52:27
"But Allah has been good to us, and has delivered us from the Penalty of the Scorching Wind.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Allah bize lutfetti de bizi (vücûdun) içine işleyen (kavurucu) azabdan korudu."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah bize lütfetti de bizi kavurucu azaptan korudu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But Allah hath been gracious unto us and hath preserved us from the torment of the breath of Fire.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْبَرُّ ٱلرَّحِيمُ
52:28
"Truly, we did call unto Him from of old: truly it is He, the Beneficent, the Merciful!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki biz bundan önce (dünyada) O’na yalvarıyorduk. Şüphesiz ki yalnızca O çok iyilik edendir; çok merhametlidir.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! we used to pray unto Him of old. Lo! He is the Benign, the Merciful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
فَذَكِّرْ فَمَآ أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ
52:29
Therefore proclaim thou the praises (of thy Lord): for by the Grace of thy Lord, thou art no (vulgar) soothsayer, nor art thou one possessed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Ey Muhammed!) sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhinsin, ne de mecnûn.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sen (gerçeği) hatırlat! Rabbinin lütfuyla sen hiçbir şekilde kâhin de değilsin; cinlenmiş de değilsin.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor warn (men, O Muhammad). By the grace of Allah thou art neither soothsayer nor madman.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيْبَ ٱلْمَنُونِ
52:30
Or do they say:- "A Poet! we await for him some calamity (hatched) by Time!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa onlar (senin için): "Bir şâirdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz." mu diyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa onlar “(O) bir şairdir; zamanın (getireceği) felaketlere uğramasını bekliyoruz!” mu diyorlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or say they: (he is) a poet, (one) for whom we may expect the accident of time?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
قُلْ تَرَبَّصُوا۟ فَإِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُتَرَبِّصِينَ
52:31
Say thou: "Await ye!- I too will wait along with you!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: Bekleyin, çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Bekleyin! Şüphesiz ki ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (unto them): Except (your fill)! Lo! I am with you among the expectant.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَـٰمُهُم بِهَـٰذَآ ۚ أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ
52:32
Is it that their faculties of understanding urge them to this, or are they but a people transgressing beyond bounds?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların akılları mı bunu emreder yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa onlara akılları mı bunu emrediyor; yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Do their minds command them to do this, or are they an outrageous folk?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥ ۚ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ
52:33
Or do they say, "He fabricated the (Message)"? Nay, they have no faith!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır onlar inanmıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa “Onu kendisi uydurdu!” mu diyorlar? Hayır! Onlar iman etmezler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or say they: He hath invented it? Nay, but they will not believe!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
فَلْيَأْتُوا۟ بِحَدِيثٍ مِّثْلِهِۦٓ إِن كَانُوا۟ صَـٰدِقِينَ
52:34
Let them then produce a recital like unto it,- If (it be) they speak the truth!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğru (sözlü) iseler onun (Kur’an’ın) benzeri bir söz getirsinler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then let them produce speech the like thereof, if they are truthful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
أَمْ خُلِقُوا۟ مِنْ غَيْرِ شَىْءٍ أَمْ هُمُ ٱلْخَـٰلِقُونَ
52:35
Were they created of nothing, or were they themselves the creators?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa onlar, hiçbir şey olmadan (yani yaratıcısız) mı yaratıldılar? Yoksa kendileri yaratıcı mıdırlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa onlar, herhangi bir (yaratıcı) olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdır?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or were they created out of naught? Or are they the creators?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
أَمْ خَلَقُوا۟ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ
52:36
Or did they create the heavens and the earth? Nay, they have no firm belief.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar düşünüp hakikati anlamazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattı? Hayır! Onlar kesin bir şekilde inanmazlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or did they create the heavens and the earth? Nay, but they are sure of nothing!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ
52:37
Or are the Treasures of thy Lord with them, or are they the managers (of affairs)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hâkim (her şeyin yöneticisi) kendileri midir?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa her şeye hâkim olan kendileri midir?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or do they own the treasures of thy Lord? Or have they been given charge (thereof)?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ ۖ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُم بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ
52:38
Or have they a ladder, by which they can (climb up to heaven and) listen (to its secrets)? Then let (such a) listener of theirs produce a manifest proof.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa kendilerine mahsus (üzerine çıkıp sırları) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsin.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa onların, (Allah katındaki sırları) dinleyebildikleri merdivenleri mi var? (Öyleyse) dinleyiciler apaçık bir delil getirsinler!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or have they any stairway (unto heaven) by means of which they overhear (decrees). Then let their listener produce some warrant manifest!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
أَمْ لَهُ ٱلْبَنَـٰتُ وَلَكُمُ ٱلْبَنُونَ
52:39
Or has He only daughters and ye have sons?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Demek kızlar O'na, oğullar size öyle mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa kızlar O’nun (Allah’ın), oğullar sizin mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or hath He daughters whereas ye have sons?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ
52:40
Or is it that thou dost ask for a reward, so that they are burdened with a load of debt?-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da borç yüzünden ağır bir yük altında mı kalıyorlar?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or askest thou (Muhammad) a fee from them so that they are plunged in debt?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
52:41
Or that the Unseen in it their hands, and they write it down?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa gayb kendilerinin yanında da onlar mı yazıyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa gayb (bilinemeyen şeyler) yanlarında da (ondan) mı yazıyorlar?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or possess they the Unseen so that they can write (it) down?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا ۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هُمُ ٱلْمَكِيدُونَ
52:42
Or do they intend a plot (against thee)? But those who defy Allah are themselves involved in a Plot!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o küfredenlerin kendileri tuzağa düşeceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa bir tuzak mı (kurmak) istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek kişiler kâfir olanlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or seek they to ensnare (the messenger)? But those who disbelieve, they are the ensnared!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
أَمْ لَهُمْ إِلَـٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ ۚ سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ
52:43
Or have they a god other than Allah? Exalted is Allah far above the things they associate with Him!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa onların Allah'tan başka bir ilâhı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa onlar için Allah’tan başka ilah mı var! Allah onların ortak koştuklarından yücedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or have they any god beside Allah? Glorified be Allah from all that they ascribe as partner (unto Him)!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
وَإِن يَرَوْا۟ كِسْفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطًا يَقُولُوا۟ سَحَابٌ مَّرْكُومٌ
52:44
Were they to see a piece of the sky falling (on them), they would (only) say: "Clouds gathered in heaps!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gökten bir parçanın düştüğünü görseler, "Üst üste yığılmış bulutlardır." derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gökten düşen bir kütle görseler “(Bunlar) üst üste yığılmış bulutlardır.” derler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if they were to see a fragment of the heaven falling, they would say: A heap of clouds.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَـٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصْعَقُونَ
52:45
So leave them alone until they encounter that Day of theirs, wherein they shall (perforce) swoon (with terror),-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları (kendi hallerine) bırak.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Artık bayıltılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları kendi hâllerine bırak!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then let them be (O Muhammad), till they meet their day, in which they will be thunder-stricken,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 46
يَوْمَ لَا يُغْنِى عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
52:46
The Day when their plotting will avail them nothing and no help shall be given them.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün hiçbir tedbirlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir şekilde yardım da görmeyeceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Tuzakları o gün kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak ve kendilerine yardım da edilmeyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A day in which their guile will naught avail them, nor will they be helped.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 47
وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ عَذَابًا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
52:47
And verily, for those who do wrong, there is another punishment besides this: But most of them understand not.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz o zulmedenlere ondan başka da azab vardır. Fakat çokları bilmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Haksızlık edenlere, elbette ondan başka da azap vardır. Fakat çoğu bilmezler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily, for those who do wrong, there is a punishment beyond that. But most of them know not.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 48
وَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا ۖ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ
52:48
Now await in patience the command of thy Lord: for verily thou art in Our eyes: and celebrate the praises of thy Lord the while thou standest forth,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rabbinin hükmüne sabret! Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So wait patiently (O Muhammad) for thy Lord's decree, for surely thou art in Our sight; and hymn the praise of thy Lord when thou uprisest,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 49
وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَـٰرَ ٱلنُّجُومِ
52:49
And for part of the night also praise thou Him,- and at the retreat of the stars!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışında da O'nu tesbih et
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O’nu tesbih et (yücelt)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in the night-time also hymn His praise, and at the setting of the stars.
M. Pickthall · EN · public-domain
Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)