All surahs

52.The Mount

الطور

Meccan · 49 ayahs

  1. 1

    وَٱلطُّورِ

    52:1

    By the Mount (of Revelation);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun Tûr'a,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun: Tûr’a,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    By the Mount,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  2. 2

    وَكِتَـٰبٍ مَّسْطُورٍ

    52:2

    By a Decree inscribed

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yayılmış ince deriye satır satır yazılmış Kitaba,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And a Scripture inscribed

    M. Pickthall · EN · public-domain

  3. 3

    فِى رَقٍّ مَّنشُورٍ

    52:3

    In a Scroll unfolded;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yayılmış ince deriye satır satır yazılmış Kitaba, Tûr 52:2-3

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On fine parchment unrolled,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  4. 4

    وَٱلْبَيْتِ ٱلْمَعْمُورِ

    52:4

    By the much-frequented Fane;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ma'mur eve,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ziyaret edilen Ev’e (Kâbe’ye),

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the House frequented,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  5. 5

    وَٱلسَّقْفِ ٱلْمَرْفُوعِ

    52:5

    By the Canopy Raised High;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yükseltilmiş tavana,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yükseltilmiş tavana (göğe),

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the roof exalted,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  6. 6

    وَٱلْبَحْرِ ٱلْمَسْجُورِ

    52:6

    And by the Ocean filled with Swell;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kaynatılmış denize, (andolsun ki)

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kaynatılmış denize ki

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the sea kept filled,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  7. 7

    إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعٌ

    52:7

    Verily, the Doom of thy Lord will indeed come to pass;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! the doom of thy Lord will surely come to pass;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  8. 8

    مَّا لَهُۥ مِن دَافِعٍ

    52:8

    There is none can avert it;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona engel olacak (hiçbir şey de) yoktur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There is none that can ward it off.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  9. 9

    يَوْمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوْرًا

    52:9

    On the Day when the firmament will be in dreadful commotion.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün gök, bir çalkanış çalkalanır

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O gün, gök şiddetli bir şekilde sallanıp çalkalanacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On the day when the heaven will heave with (awful) heaving,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  10. 10

    وَتَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًا

    52:10

    And the mountains will fly hither and thither.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dağlar da bir yürüyüş yürür.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Dağlar da yürüdükçe yürüyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the mountains move away with (awful) movement,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  11. 11

    فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    52:11

    Then woe that Day to those that treat (Truth) as Falsehood;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Vay haline o gün yalanlayanların!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yalanlayanların o gün vay hâllerine!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then woe that day unto the deniers

    M. Pickthall · EN · public-domain

  12. 12

    ٱلَّذِينَ هُمْ فِى خَوْضٍ يَلْعَبُونَ

    52:12

    That play (and paddle) in shallow trifles.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ki onlar, daldıkları bir batak (bâtıl)da oynayıp duruyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar daldıkları batıl içinde oyalanıp duranlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who play in talk of grave matters;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  13. 13

    يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا

    52:13

    That Day shall they be thrust down to the Fire of Hell, irresistibly.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılacaklar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O gün cehennem ateşine itilip atılacaklar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The day when they are thrust with a (disdainful) thrust, into the fire of hell

    M. Pickthall · EN · public-domain

  14. 14

    هَـٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

    52:14

    "This:, it will be said, "Is the Fire,- which ye were wont to deny!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Onlara): "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur" (denilecek).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlara şöyle denecektir:) “İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (And it is said unto them): This is the Fire which ye were wont to deny.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  15. 15

    أَفَسِحْرٌ هَـٰذَآ أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ

    52:15

    "Is this then a fake, or is it ye that do not see?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bu bir büyü müymüş! Yoksa görmüyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is this magic, or do ye not see?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  16. 16

    ٱصْلَوْهَا فَٱصْبِرُوٓا۟ أَوْ لَا تَصْبِرُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ ۖ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    52:16

    "Burn ye therein: the same is it to you whether ye bear it with patience, or not: Ye but receive the recompense of your (own) deeds."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Girin oraya (ateşe)! Sabretseniz de sabretmeseniz de sizin için birdir. Size, sadece yaptıklarınızın karşılığı verilmektedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Endure the heat thereof, and whether ye are patient of it or impatient of it is all one for you. Ye are only being paid for what ye used to do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  17. 17

    إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَنَعِيمٍ

    52:17

    As to the Righteous, they will be in Gardens, and in Happiness,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz (günahlardan) korunanlar da cennetlerde, nimetler içindedirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar) Rablerinin kendilerine verdikleriyle sefa sürerek cennetlerde ve nimet içinde olacaklardır. Rableri onları cehennem azabından korumuş olacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! those who kept their duty dwell in gardens and delight,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  18. 18

    فَـٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ

    52:18

    Enjoying the (Bliss) which their Lord hath bestowed on them, and their Lord shall deliver them from the Penalty of the Fire.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rablerinin kendilerine verdiği ile zevk ü sefâ sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar) Rablerinin kendilerine verdikleriyle sefa sürerek cennetlerde ve nimet içinde olacaklardır. Rableri onları cehennem azabından korumuş olacaktır. Tûr 52:17-18

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Happy because of what their Lord hath given them, and (because) their Lord hath warded off from them the torment of hell-fire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  19. 19

    كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    52:19

    (To them will be said:) "Eat and drink ye, with profit and health, because of your (good) deeds."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için" (denilir.)

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlara) “Yaptıklarınıza karşılık sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak afiyetle yiyip için!” (denecektir). Onları, güzel gözlü hurilerle eşleştirmiş (olacağ)ız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (And it is said unto them): Eat and drink in health (as a reward) for what ye used to do,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  20. 20

    مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَّصْفُوفَةٍ ۖ وَزَوَّجْنَـٰهُم بِحُورٍ عِينٍ

    52:20

    They will recline (with ease) on Thrones (of dignity) arranged in ranks; and We shall join them to Companions, with beautiful big and lustrous eyes.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ayrıca biz onları ceylan gözlü hûrilerle evlendirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlara) “Yaptıklarınıza karşılık sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak afiyetle yiyip için!” (denecektir). Onları, güzel gözlü hurilerle eşleştirmiş (olacağ)ız. Tûr 52:19-20

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Reclining on ranged couches. And we wed them unto fair ones with wide, lovely eyes.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  21. 21

    وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَـٰنٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَآ أَلَتْنَـٰهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَىْءٍ ۚ كُلُّ ٱمْرِئٍۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ

    52:21

    And those who believe and whose families follow them in Faith,- to them shall We join their families: Nor shall We deprive them (of the fruit) of aught of their works: (Yet) is each individual in pledge for his deeds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İman edip zürriyetleri de iman ile kendilerine tâbi olanlar (yok mu?); işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Kendilerinin amellerinden birşey de eksiltmedik. Herkes kendi kazandığına bağlıdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İman edenlere ve onlara imanla uyan nesiller(in)e gelince; biz onları (cennette) nesilleriyle buluşturacağız. Onların yapıp ettiklerinden hiçbir şey eksiltmeyeceğiz. Her kişi kazandığına karşılık rehindir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they who believe and whose seed follow them in faith, We cause their seed to join them (there), and We deprive them of nought of their (life's) work. Every man is a pledge for that which he hath earned.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  22. 22

    وَأَمْدَدْنَـٰهُم بِفَـٰكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

    52:22

    And We shall bestow on them, of fruit and meat, anything they shall desire.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara canlarının istediği meyvalar ve etlerden bol bol verdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlara canlarının istediği türden meyve ve etten bolca vermiş olacağız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We provide them with fruit and meat such as they desire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  23. 23

    يَتَنَـٰزَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَّا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ

    52:23

    They shall there exchange, one with another, a (loving) cup free of frivolity, free of all taint of ill.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada bir kadeh kapışırlar ki, onda ne bir saçmalama vardır, ne de günaha sokma.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Boş söze de günaha girmeye de (neden) olmayan kadeh(lerden almak için) orada karşılıklı olarak çekişecekler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There they pass from hand to hand a cup wherein is neither vanity nor cause of sin.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  24. 24

    ۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَّكْنُونٌ

    52:24

    Round about them will serve, (devoted) to them, young male servants (handsome) as Pearls well-guarded.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendilerine ait bir takım hizmetçiler de onların etrafında dönerler. Bu gençler sanki sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Saklı inci gibi kendilerine ait gençler (servis için) etraflarında dolaşacaklar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And there go round, waiting on them menservants of their own, as they were hidden pearls.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  25. 25

    وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

    52:25

    They will advance to each other, engaging in mutual enquiry.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Birbirlerine yönelip soruyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onların bir kısmı bir kısmına dönüp soracaklar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And some of them draw near unto others, questioning,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  26. 26

    قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِىٓ أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ

    52:26

    They will say: "Aforetime, we were not without fear for the sake of our people.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve diyorlar ki: "Gerçekte biz daha önce (dünya hayatında) âilemiz içinde (âkibetimizden) korkardık".

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Demiş (olacak)lar ki: “Daha önce biz, ailemiz için de (ailemiz içindeyken de azaptan) korkardık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Saying: Lo! of old, when we were with our families, we were ever anxious;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  27. 27

    فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ

    52:27

    "But Allah has been good to us, and has delivered us from the Penalty of the Scorching Wind.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Allah bize lutfetti de bizi (vücûdun) içine işleyen (kavurucu) azabdan korudu."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah bize lütfetti de bizi kavurucu azaptan korudu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But Allah hath been gracious unto us and hath preserved us from the torment of the breath of Fire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  28. 28

    إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْبَرُّ ٱلرَّحِيمُ

    52:28

    "Truly, we did call unto Him from of old: truly it is He, the Beneficent, the Merciful!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki biz bundan önce (dünyada) O’na yalvarıyorduk. Şüphesiz ki yalnızca O çok iyilik edendir; çok merhametlidir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! we used to pray unto Him of old. Lo! He is the Benign, the Merciful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  29. 29

    فَذَكِّرْ فَمَآ أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ

    52:29

    Therefore proclaim thou the praises (of thy Lord): for by the Grace of thy Lord, thou art no (vulgar) soothsayer, nor art thou one possessed.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Ey Muhammed!) sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhinsin, ne de mecnûn.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sen (gerçeği) hatırlat! Rabbinin lütfuyla sen hiçbir şekilde kâhin de değilsin; cinlenmiş de değilsin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor warn (men, O Muhammad). By the grace of Allah thou art neither soothsayer nor madman.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  30. 30

    أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيْبَ ٱلْمَنُونِ

    52:30

    Or do they say:- "A Poet! we await for him some calamity (hatched) by Time!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa onlar (senin için): "Bir şâirdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz." mu diyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa onlar “(O) bir şairdir; zamanın (getireceği) felaketlere uğramasını bekliyoruz!” mu diyorlar!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or say they: (he is) a poet, (one) for whom we may expect the accident of time?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  31. 31

    قُلْ تَرَبَّصُوا۟ فَإِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُتَرَبِّصِينَ

    52:31

    Say thou: "Await ye!- I too will wait along with you!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: Bekleyin, çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Bekleyin! Şüphesiz ki ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say (unto them): Except (your fill)! Lo! I am with you among the expectant.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  32. 32

    أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَـٰمُهُم بِهَـٰذَآ ۚ أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

    52:32

    Is it that their faculties of understanding urge them to this, or are they but a people transgressing beyond bounds?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onların akılları mı bunu emreder yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa onlara akılları mı bunu emrediyor; yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Do their minds command them to do this, or are they an outrageous folk?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  33. 33

    أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥ ۚ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ

    52:33

    Or do they say, "He fabricated the (Message)"? Nay, they have no faith!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır onlar inanmıyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa “Onu kendisi uydurdu!” mu diyorlar? Hayır! Onlar iman etmezler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or say they: He hath invented it? Nay, but they will not believe!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  34. 34

    فَلْيَأْتُوا۟ بِحَدِيثٍ مِّثْلِهِۦٓ إِن كَانُوا۟ صَـٰدِقِينَ

    52:34

    Let them then produce a recital like unto it,- If (it be) they speak the truth!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Doğru (sözlü) iseler onun (Kur’an’ın) benzeri bir söz getirsinler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then let them produce speech the like thereof, if they are truthful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  35. 35

    أَمْ خُلِقُوا۟ مِنْ غَيْرِ شَىْءٍ أَمْ هُمُ ٱلْخَـٰلِقُونَ

    52:35

    Were they created of nothing, or were they themselves the creators?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa onlar, hiçbir şey olmadan (yani yaratıcısız) mı yaratıldılar? Yoksa kendileri yaratıcı mıdırlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa onlar, herhangi bir (yaratıcı) olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdır?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or were they created out of naught? Or are they the creators?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  36. 36

    أَمْ خَلَقُوا۟ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ

    52:36

    Or did they create the heavens and the earth? Nay, they have no firm belief.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar düşünüp hakikati anlamazlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattı? Hayır! Onlar kesin bir şekilde inanmazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or did they create the heavens and the earth? Nay, but they are sure of nothing!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  37. 37

    أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ

    52:37

    Or are the Treasures of thy Lord with them, or are they the managers (of affairs)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hâkim (her şeyin yöneticisi) kendileri midir?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa her şeye hâkim olan kendileri midir?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or do they own the treasures of thy Lord? Or have they been given charge (thereof)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  38. 38

    أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ ۖ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُم بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ

    52:38

    Or have they a ladder, by which they can (climb up to heaven and) listen (to its secrets)? Then let (such a) listener of theirs produce a manifest proof.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa kendilerine mahsus (üzerine çıkıp sırları) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa onların, (Allah katındaki sırları) dinleyebildikleri merdivenleri mi var? (Öyleyse) dinleyiciler apaçık bir delil getirsinler!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or have they any stairway (unto heaven) by means of which they overhear (decrees). Then let their listener produce some warrant manifest!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  39. 39

    أَمْ لَهُ ٱلْبَنَـٰتُ وَلَكُمُ ٱلْبَنُونَ

    52:39

    Or has He only daughters and ye have sons?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Demek kızlar O'na, oğullar size öyle mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa kızlar O’nun (Allah’ın), oğullar sizin mi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or hath He daughters whereas ye have sons?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  40. 40

    أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ

    52:40

    Or is it that thou dost ask for a reward, so that they are burdened with a load of debt?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da borç yüzünden ağır bir yük altında mı kalıyorlar?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or askest thou (Muhammad) a fee from them so that they are plunged in debt?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  41. 41

    أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

    52:41

    Or that the Unseen in it their hands, and they write it down?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa gayb kendilerinin yanında da onlar mı yazıyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa gayb (bilinemeyen şeyler) yanlarında da (ondan) mı yazıyorlar?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or possess they the Unseen so that they can write (it) down?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  42. 42

    أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا ۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هُمُ ٱلْمَكِيدُونَ

    52:42

    Or do they intend a plot (against thee)? But those who defy Allah are themselves involved in a Plot!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o küfredenlerin kendileri tuzağa düşeceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa bir tuzak mı (kurmak) istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek kişiler kâfir olanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or seek they to ensnare (the messenger)? But those who disbelieve, they are the ensnared!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  43. 43

    أَمْ لَهُمْ إِلَـٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ ۚ سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ

    52:43

    Or have they a god other than Allah? Exalted is Allah far above the things they associate with Him!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa onların Allah'tan başka bir ilâhı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa onlar için Allah’tan başka ilah mı var! Allah onların ortak koştuklarından yücedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or have they any god beside Allah? Glorified be Allah from all that they ascribe as partner (unto Him)!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  44. 44

    وَإِن يَرَوْا۟ كِسْفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطًا يَقُولُوا۟ سَحَابٌ مَّرْكُومٌ

    52:44

    Were they to see a piece of the sky falling (on them), they would (only) say: "Clouds gathered in heaps!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gökten bir parçanın düştüğünü görseler, "Üst üste yığılmış bulutlardır." derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Gökten düşen bir kütle görseler “(Bunlar) üst üste yığılmış bulutlardır.” derler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And if they were to see a fragment of the heaven falling, they would say: A heap of clouds.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  45. 45

    فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَـٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصْعَقُونَ

    52:45

    So leave them alone until they encounter that Day of theirs, wherein they shall (perforce) swoon (with terror),-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları (kendi hallerine) bırak.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Artık bayıltılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları kendi hâllerine bırak!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then let them be (O Muhammad), till they meet their day, in which they will be thunder-stricken,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  46. 46

    يَوْمَ لَا يُغْنِى عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

    52:46

    The Day when their plotting will avail them nothing and no help shall be given them.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün hiçbir tedbirlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir şekilde yardım da görmeyeceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Tuzakları o gün kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak ve kendilerine yardım da edilmeyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A day in which their guile will naught avail them, nor will they be helped.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  47. 47

    وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ عَذَابًا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    52:47

    And verily, for those who do wrong, there is another punishment besides this: But most of them understand not.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz o zulmedenlere ondan başka da azab vardır. Fakat çokları bilmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Haksızlık edenlere, elbette ondan başka da azap vardır. Fakat çoğu bilmezler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily, for those who do wrong, there is a punishment beyond that. But most of them know not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  48. 48

    وَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا ۖ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ

    52:48

    Now await in patience the command of thy Lord: for verily thou art in Our eyes: and celebrate the praises of thy Lord the while thou standest forth,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbinin hükmüne sabret! Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So wait patiently (O Muhammad) for thy Lord's decree, for surely thou art in Our sight; and hymn the praise of thy Lord when thou uprisest,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  49. 49

    وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَـٰرَ ٱلنُّجُومِ

    52:49

    And for part of the night also praise thou Him,- and at the retreat of the stars!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışında da O'nu tesbih et

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O’nu tesbih et (yücelt)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And in the night-time also hymn His praise, and at the setting of the stars.

    M. Pickthall · EN · public-domain

Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)