53.The Star
النجمMeccan · 62 ayahs
- 1
وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ
53:1
By the Star when it goes down,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnmekte olan yıldıza andolsun ki,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Parça parça) indiğinde Necm’e (Kur’an’a) yemin olsun.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By the Star when it setteth,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ
53:2
Your Companion is neither astray nor being misled.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Arkadaşınız (Muhammed), sapmamış ve azgınlaşmamıştır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Your comrade erreth not, nor is deceived;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰٓ
53:3
Nor does he say (aught) of (his own) Desire.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Arzusundan konuşmuyor.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nor doth he speak of (his own) desire.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْىٌ يُوحَىٰ
53:4
It is no less than inspiration sent down to him:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O (Kur’an) kendisine vahyedilmekte olan vahiyden başka bir şey değildir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It is naught save an inspiration that is inspired,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ
53:5
He was taught by one Mighty in Power,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Çünkü o (Kur’an’ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Which one of mighty powers hath taught him,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
ذُو مِرَّةٍ فَٱسْتَوَىٰ
53:6
Endued with Wisdom: for he appeared (in stately form);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli (bir melek)dir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Çünkü o (Kur’an’ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti. Necm 53:5-7
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
One vigorous; and he grew clear to view
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
وَهُوَ بِٱلْأُفُقِ ٱلْأَعْلَىٰ
53:7
While he was in the highest part of the horizon:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, en yüksek ufukta idi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Çünkü o (Kur’an’ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti. Necm 53:5-7
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When he was on the uppermost horizon.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ
53:8
Then he approached and came closer,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra (Cebrail ona) yaklaştı ve (aşağıya doğru) sarktı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra yaklaşmış, (ona doğru) sarkmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then he drew nigh and came down
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ
53:9
And was at a distance of but two bow-lengths or (even) nearer;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İki yay arası kadar, hattadaha da yakın olmuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Till he was (distant) two bows' length or even nearer,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
فَأَوْحَىٰٓ إِلَىٰ عَبْدِهِۦ مَآ أَوْحَىٰ
53:10
So did (Allah) convey the inspiration to His Servant- (conveyed) what He (meant) to convey.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Allah), kuluna verdiği vahyi verdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Böylece Cebrail, Allah’ın) kendisine vahyettiğini (O’nun) kuluna (Peygamber’e) vahyetmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And He revealed unto His slave that which He revealed.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
مَا كَذَبَ ٱلْفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ
53:11
The (Prophet's) (mind and) heart in no way falsified that which he saw.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onun gördüğünü kalb(i) yalanlamadı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Gözünün) gördüğünü kalbi yalanlamamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The heart lied not (in seeing) what it saw.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
أَفَتُمَـٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ
53:12
Will ye then dispute with him concerning what he saw?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gördüğü (melek) konusunda şimdi kendisi ile tartışıyor musunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Will ye then dispute with him concerning what he seeth?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
وَلَقَدْ رَءَاهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ
53:13
For indeed he saw him at a second descent,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun onu bir kez daha görmüştü.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, cennetü’l-me’vâ (durmaya değer bahçe)nin yanındaki sidretü’l-müntehâ (uzaktaki sedir ağacı)nın yanında bir kez daha görmüştü.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily he saw him yet another time
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
عِندَ سِدْرَةِ ٱلْمُنتَهَىٰ
53:14
Near the Lote-tree beyond which none may pass:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sidretü'lMüntehâ'nın yanında.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, cennetü’l-me’vâ (durmaya değer bahçe)nin yanındaki sidretü’l-müntehâ (uzaktaki sedir ağacı)nın yanında bir kez daha görmüştü. Necm 53:13-15
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By the lote-tree of the utmost boundary,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
عِندَهَا جَنَّةُ ٱلْمَأْوَىٰٓ
53:15
Near it is the Garden of Abode.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ki Cennetü'lMe'vâ onun yanındadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, cennetü’l-me’vâ (durmaya değer bahçe)nin yanındaki sidretü’l-müntehâ (uzaktaki sedir ağacı)nın yanında bir kez daha görmüştü. Necm 53:13-15
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nigh unto which is the Garden of Abode.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
إِذْ يَغْشَى ٱلسِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ
53:16
Behold, the Lote-tree was shrouded (in mystery unspeakable!)
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sidre'yi kaplayan kaplıyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani o sidre’yi (sedir ağacını) neler kaplıyordu neler!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When that which shroudeth did enshroud the lote-tree,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
مَا زَاغَ ٱلْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ
53:17
(His) sight never swerved, nor did it go wrong!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Peygamberin) gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Peygamber’in) gözü ne (sağa sola) kaymış ne de sınırı aşmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The eye turned not aside nor yet was overbold.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ ءَايَـٰتِ رَبِّهِ ٱلْكُبْرَىٰٓ
53:18
For truly did he see, of the Signs of his Lord, the Greatest!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki o, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki (orada) Rabbinin en büyük delillerinden (birini, Cebrail’i) görmüştü.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Verily he saw one of the greater revelations of his Lord.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
أَفَرَءَيْتُمُ ٱللَّـٰتَ وَٱلْعُزَّىٰ
53:19
Have ye seen Lat. and 'Uzza,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Siz de gördünüz değil mi o Lât ve Uzza'yı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Lât’a, Uzzâ’ya ve diğer üçüncüsü olan Menât’a (neden taptığınızı) hiç düşündünüz mü?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have ye thought upon Al-Lat and Al-'Uzza
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلْأُخْرَىٰٓ
53:20
And another, the third (goddess), Manat?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve üçüncü olarak da öteki (put) Menat'ı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Lât’a, Uzzâ’ya ve diğer üçüncüsü olan Menât’a (neden taptığınızı) hiç düşündünüz mü? Necm 53:19-20
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Manat, the third, the other?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلْأُنثَىٰ
53:21
What! for you the male sex, and for Him, the female?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Size erkek O'na dişi öyle mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Erkek(ler) sizin de dişi(ler) mi O’nun?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Are yours the males and His the females?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَىٰٓ
53:22
Behold, such would be indeed a division most unfair!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Öyle ise bu çok insafsızca bir taksim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O zaman şu (yaptığınız) haksız bir paylaşımdır!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That indeed were an unfair division!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
إِنْ هِىَ إِلَّآ أَسْمَآءٌ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَـٰنٍ ۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهْوَى ٱلْأَنفُسُ ۖ وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلْهُدَىٰٓ
53:23
These are nothing but names which ye have devised,- ye and your fathers,- for which Allah has sent down no authority (whatever). They follow nothing but conjecture and what their own souls desire!- Even though there has already come to them Guidance from their Lord!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız (boş) isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Onlar yalnız zanna ve nefislerin sevdasına uyuyorlar. Halbuki onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bu (putlar), haklarında Allah’ın hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. (Müşrikler) zanna ve nefislerinin arzuladığından başka hiçbir şeye uymuyorlar. Yemin olsun ki onlara Rablerinden bir rehber gelmiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They are but names which ye have named, ye and your fathers, for which Allah hath revealed no warrant. They follow but a guess and that which (they) themselves desire. And now the guidance from their Lord hath come unto them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
أَمْ لِلْإِنسَـٰنِ مَا تَمَنَّىٰ
53:24
Nay, shall man have (just) anything he hankers after?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa her arzu ettiği şey, insanın kendisinin mi (olacak) dir?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa insan, her arzu ettiğine sahip olduğunu (mu sanıyor)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or shall man have what he coveteth?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
فَلِلَّهِ ٱلْـَٔاخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ
53:25
But it is to Allah that the End and the Beginning (of all things) belong.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Son da ilk de (ahiret de dünya da) Allah'ındır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Oysa ahiret de ilki (dünya) da yalnızca Allah’a aittir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But unto Allah belongeth the after (life), and the former.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
۞ وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ لَا تُغْنِى شَفَـٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعْدِ أَن يَأْذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرْضَىٰٓ
53:26
How many-so-ever be the angels in the heavens, their intercession will avail nothing except after Allah has given leave for whom He pleases and that he is acceptable to Him.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Göklerde nice melek var ki Allah'ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatları hiç bir işe yaramaz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri hiçbir işe yaramaz. Ancak Allah’ın dilediği ve razı olduğuna izin vermesinden sonraki durum hariç.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And how many angels are in the heavens whose intercession availeth naught save after Allah giveth leave to whom He chooseth and accepteth.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ ٱلْأُنثَىٰ
53:27
Those who believe not in the Hereafter, name the angels with female names.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ahirete iman etmeyenler meleklere dişilerin adlarını takıp duruyorlar
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki ahirete inanmayanlar, meleklere dişi isimleri isim olarak takıyorlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! it is those who disbelieve in the Hereafter who name the angels with the names of females.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ ۖ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغْنِى مِنَ ٱلْحَقِّ شَيْـًٔا
53:28
But they have no knowledge therein. They follow nothing but conjecture; and conjecture avails nothing against Truth.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise, şüphesiz hakikat bakımından birşey ifade etmez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Zandan başka bir şeye uymuyorlar. Şüphesiz ki zan, gerçeklik bakımından hiçbir şey ifade etmez.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they have no knowledge thereof. They follow but a guess, and lo! a guess can never take the place of the truth.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
53:29
Therefore shun those who turn away from Our Message and desire nothing but the life of this world.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onun için bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Zikrimizden (Kur’an’dan) yüz çeviren ve yakın (dünya) hayatından başka bir şey istemeyen kişilere aldırış etme!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then withdraw (O Muhammad) from him who fleeth from Our remembrance and desireth but the life of the world.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
ذَٰلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱهْتَدَىٰ
53:30
That is as far as knowledge will reach them. Verily thy Lord knoweth best those who stray from His Path, and He knoweth best those who receive guidance.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte onların ilimden erişebilecekleri (son sınır) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, hidayette olanı da iyi bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte onların bilgisi bundan ibarettir. Şüphesiz ki Rabbin -evet yalnızca O- kendi yolundan kimin saptığını çok iyi bilendir ve O kimin doğru yola ulaştığını da çok iyi bilendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Such is their sum of knowledge. Lo! thy Lord is Best Aware of him who strayeth, and He is Best Aware of him whom goeth right.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَسَـٰٓـُٔوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ بِٱلْحُسْنَى
53:31
Yea, to Allah belongs all that is in the heavens and on earth: so that He rewards those who do evil, according to their deeds, and He rewards those who do good, with what is best.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Akıbet (sonuçta) kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandıracaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Göklerde ve yerde bulunan her şey, yalnızca Allah’a aittir. En sonunda (Allah) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandıracak ve güzel işler yapanları da daha güzeliyle ödüllendirecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And unto Allah belongeth whatsoever is in the heavens and whatsoever is in the earth, that He may reward those who do evil with that which they have done, and reward those who do good with goodness.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
ٱلَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَـٰٓئِرَ ٱلْإِثْمِ وَٱلْفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلْمَغْفِرَةِ ۚ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِى بُطُونِ أُمَّهَـٰتِكُمْ ۖ فَلَا تُزَكُّوٓا۟ أَنفُسَكُمْ ۖ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ
53:32
Those who avoid great sins and shameful deeds, only (falling into) small faults,- verily thy Lord is ample in forgiveness. He knows you well when He brings you out of the earth, And when ye are hidden in your mothers' wombs. Therefore justify not yourselves: He knows best who it is that guards against evil.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar hariç. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada, sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ufak tefek kusurlar dışında, büyük günahlardan ve çirkinliklerden kaçınanlara gelince, Rabbinin bağışlaması çok geniştir. O, sizi topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında saklı (ceninler hâlinde) bulunduğunuz sırada (bile) sizi iyi bilendir. (Bu nedenle) kendinizi temize çıkarmayın! O, takvâlı (duyarlı) olanı iyi bilendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Those who avoid enormities of sin and abominations, save the unwilled offences - (for them) lo! thy Lord is of vast mercy. He is Best Aware of you (from the time) when He created you from the earth, and when ye were hidden in the bellies of your mothers. Therefor ascribe not purity unto yourselves. He is Best Aware of him who wardeth off (evil).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى تَوَلَّىٰ
53:33
Seest thou one who turns back,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şimdi gördün mü O yüz çevireni?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Gerçeğe) sırt dönen, azıcık verip sonra vermemekte direneni bir düşün!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Didst thou (O Muhammad) observe him who turned away,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
وَأَعْطَىٰ قَلِيلًا وَأَكْدَىٰٓ
53:34
Gives a little, then hardens (his heart)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Azıcık verip (sonra vermemekte) direneni?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Gerçeğe) sırt dönen, azıcık verip sonra vermemekte direneni bir düşün! Necm 53:33-34
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And gave a little, then was grudging?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
أَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلْغَيْبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ
53:35
What! Has he knowledge of the Unseen so that he can see?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gaybın bilgisi kendi yanındadır da, o mu görüyor?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Yoksa) gaybın (bilinemeyenin) bilgisi sadece kendi yanındadır da (bunu sadece) o mu görüyor!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hath he knowledge of the Unseen so that he seeth?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِى صُحُفِ مُوسَىٰ
53:36
Nay, is he not acquainted with what is in the Books of Moses-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa haber verilmedi mi Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa Musa’nın ve çok vefalı İbrahim’in sahifelerinde bulunan(lar, ona) bildirilmedi mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or hath he not had news of what is in the books of Moses
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
وَإِبْرَٰهِيمَ ٱلَّذِى وَفَّىٰٓ
53:37
And of Abraham who fulfilled his engagements?-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve çok vefakâr olan İbrahim'in sahifelerindekiler?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa Musa’nın ve çok vefalı İbrahim’in sahifelerinde bulunan(lar, ona) bildirilmedi mi? Necm 53:36-37
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Abraham who paid his debt:
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ
53:38
Namely, that no bearer of burdens can bear the burden of another;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ki hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hiçbir (günah) yüklüsü, başkasının (günah) yükünü yüklenemez.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That no laden one shall bear another's load,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَـٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ
53:39
That man can have nothing but what he strives for;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İnsan için kendi yaptığından (çalışma ve gayretinden) başka bir şey yoktur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that man hath only that for which he maketh effort,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
وَأَنَّ سَعْيَهُۥ سَوْفَ يُرَىٰ
53:40
That (the fruit of) his striving will soon come in sight:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve çalışması da yakında görülecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onun yaptığı ileride (ahirette) görülecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that his effort will be seen.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
ثُمَّ يُجْزَىٰهُ ٱلْجَزَآءَ ٱلْأَوْفَىٰ
53:41
Then will he be rewarded with a reward complete;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra da ona karşılığı tastamam verilecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And afterward he will be repaid for it with fullest payment;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلْمُنتَهَىٰ
53:42
That to thy Lord is the final Goal;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve şüphesiz en son varış, Rabbinedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki son (varış) sadece Rabbinedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that thy Lord, He is the goal;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ
53:43
That it is He Who granteth Laughter and Tears;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Güldüren de yalnızca O’dur, ağlatan da.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that He it is who maketh laugh, and maketh weep,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا
53:44
That it is He Who granteth Death and Life;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Öldüren de dirilten de O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Öldüren de yalnızca O’dur, dirilten de.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that He it is Who giveth death and giveth life;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰ
53:45
That He did create in pairs,- male and female,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz erkeği, dişiyi iki eş yaratan O'dur,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki erkek ve dişi iki eşi, atıldığı zaman nutfeden (spermden) yaratan O’dur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that He createth the two spouses, the male and the female,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 46
مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَىٰ
53:46
From a seed when lodged (in its place);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Atıldığı zaman bir nutfeden.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki erkek ve dişi iki eşi, atıldığı zaman nutfeden (spermden) yaratan O’dur. Necm 53:45-46
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
From a drop (of seed) when it is poured forth;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 47
وَأَنَّ عَلَيْهِ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُخْرَىٰ
53:47
That He hath promised a Second Creation (Raising of the Dead);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki diğer yaratılış (insanı diriltmek) de yalnızca O’na aittir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that He hath ordained the second bringing forth;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 48
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغْنَىٰ وَأَقْنَىٰ
53:48
That it is He Who giveth wealth and satisfaction;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz zengin eden de sermaye veren de O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Zengin eden de yalnızca O’dur; kısarak veren de.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that He it is Who enricheth and contenteth;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 49
وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعْرَىٰ
53:49
That He is the Lord of Sirius (the Mighty Star);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğrusu Şi‘ra (yıldızı)nın Rabbi de yalnızca O’dur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that He it is Who is the Lord of Sirius;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 50
وَأَنَّهُۥٓ أَهْلَكَ عَادًا ٱلْأُولَىٰ
53:50
And that it is He Who destroyed the (powerful) ancient 'Ad (people),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, helak etti önce gelen Âd'ı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki önceki Âd kavmini ve Semûd’u O helak etmişti ve (onlardan) geriye hiçbir şey bırakmamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that He destroyed the former (tribe of) A'ad,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 51
وَثَمُودَا۟ فَمَآ أَبْقَىٰ
53:51
And the Thamud nor gave them a lease of perpetual life.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve Semûd'u da bırakmadı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki önceki Âd kavmini ve Semûd’u O helak etmişti ve (onlardan) geriye hiçbir şey bırakmamıştı. Necm 53:50-51
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (the tribe of) Thamud He spared not;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 52
وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَىٰ
53:52
And before them, the people of Noah, for that they were (all) most unjust and most insolent transgressors,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Önceden de Nuh kavmini (helak etmişti), çünkü onlar zulmetmiş ve azmıştı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Daha önce Nuh kavmini de (O helak etmişti). Şüphesiz ki onlar haksızlık etmiş ve azgınlık yapmışlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the folk of Noah aforetime, Lo! they were more unjust and more rebellious;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 53
وَٱلْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَىٰ
53:53
And He destroyed the Overthrown Cities (of Sodom and Gomorrah).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Altı üstüne getirilmiş şehirleri devirip yıktı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Alt üst olan şehirleri de O yok etmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Al-Mu'tafikah He destroyed
M. Pickthall · EN · public-domain
- 54
فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ
53:54
So that (ruins unknown) have covered them up.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onları neler kapladı neler!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Böylece kuşatan şey (felaket) onları da kuşatmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So that there covered them that which did cover.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 55
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ
53:55
Then which of the gifts of thy Lord, (O man,) wilt thou dispute about?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O halde Rabbinin hangi nimetinden kuşku duyuyorsun.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rabbinin hangi nimetleri hakkında şüphe duyabilirsin ki!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Concerning which then, of the bounties of thy Lord, canst thou dispute?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 56
هَـٰذَا نَذِيرٌ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلْأُولَىٰٓ
53:56
This is a Warner, of the (series of) Warners of old!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu da ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte bu, önceki uyarılardan bir uyarıdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This is a warner of the warners of old.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 57
أَزِفَتِ ٱلْـَٔازِفَةُ
53:57
The (Judgment) ever approaching draws nigh:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yaklaşan yaklaştı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yaklaşmakta olan (Son Saat) yaklaştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The threatened Hour is nigh.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 58
لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ
53:58
No (soul) but Allah can lay it bare.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onu (zamanını) Allah’tan başka kimse açığa çıkaramaz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
None beside Allah can disclose it.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 59
أَفَمِنْ هَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ
53:59
Do ye then wonder at this recital?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şimdi siz bu sözden mi hayret ediyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şimdi siz bu sözü mü tuhaf buluyorsunuz!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Marvel ye then at this statement,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 60
وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ
53:60
And will ye laugh and not weep,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gülüyorsunuz; ağlamıyorsunuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And laugh and not weep,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 61
وَأَنتُمْ سَـٰمِدُونَ
53:61
Wasting your time in vanities?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve siz mi kafa tutuyorsunuz ey gafiller?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Siz (gaflet içinde) oyalanıyorsunuz!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
While ye amuse yourselves?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 62
فَٱسْجُدُوا۟ لِلَّهِ وَٱعْبُدُوا۟ ۩
53:62
But fall ye down in prostration to Allah, and adore (Him)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Haydi Allah için secdeye kapanın ve O'na kulluk edin.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah için secde edin ve (O’na) kulluk edin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Rather prostrate yourselves before Allah and serve Him.
M. Pickthall · EN · public-domain
Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)