كل السور

53.النجم

النجم

مكية · 62 آية

  1. 1

    وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ

    53:1

    By the Star when it goes down,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnmekte olan yıldıza andolsun ki,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Parça parça) indiğinde Necm’e (Kur’an’a) yemin olsun.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    By the Star when it setteth,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  2. 2

    مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ

    53:2

    Your Companion is neither astray nor being misled.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Arkadaşınız (Muhammed), sapmamış ve azgınlaşmamıştır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Your comrade erreth not, nor is deceived;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  3. 3

    وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰٓ

    53:3

    Nor does he say (aught) of (his own) Desire.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Arzusundan konuşmuyor.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nor doth he speak of (his own) desire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  4. 4

    إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْىٌ يُوحَىٰ

    53:4

    It is no less than inspiration sent down to him:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O (Kur’an) kendisine vahyedilmekte olan vahiyden başka bir şey değildir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    It is naught save an inspiration that is inspired,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  5. 5

    عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ

    53:5

    He was taught by one Mighty in Power,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Çünkü o (Kur’an’ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Which one of mighty powers hath taught him,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  6. 6

    ذُو مِرَّةٍ فَٱسْتَوَىٰ

    53:6

    Endued with Wisdom: for he appeared (in stately form);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli (bir melek)dir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Çünkü o (Kur’an’ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti. Necm 53:5-7

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    One vigorous; and he grew clear to view

    M. Pickthall · EN · public-domain

  7. 7

    وَهُوَ بِٱلْأُفُقِ ٱلْأَعْلَىٰ

    53:7

    While he was in the highest part of the horizon:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, en yüksek ufukta idi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Çünkü o (Kur’an’ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti. Necm 53:5-7

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When he was on the uppermost horizon.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  8. 8

    ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ

    53:8

    Then he approached and came closer,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra (Cebrail ona) yaklaştı ve (aşağıya doğru) sarktı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra yaklaşmış, (ona doğru) sarkmıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then he drew nigh and came down

    M. Pickthall · EN · public-domain

  9. 9

    فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ

    53:9

    And was at a distance of but two bow-lengths or (even) nearer;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İki yay arası kadar, hattadaha da yakın olmuştu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Till he was (distant) two bows' length or even nearer,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  10. 10

    فَأَوْحَىٰٓ إِلَىٰ عَبْدِهِۦ مَآ أَوْحَىٰ

    53:10

    So did (Allah) convey the inspiration to His Servant- (conveyed) what He (meant) to convey.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Allah), kuluna verdiği vahyi verdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Böylece Cebrail, Allah’ın) kendisine vahyettiğini (O’nun) kuluna (Peygamber’e) vahyetmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And He revealed unto His slave that which He revealed.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  11. 11

    مَا كَذَبَ ٱلْفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ

    53:11

    The (Prophet's) (mind and) heart in no way falsified that which he saw.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onun gördüğünü kalb(i) yalanlamadı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Gözünün) gördüğünü kalbi yalanlamamıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The heart lied not (in seeing) what it saw.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  12. 12

    أَفَتُمَـٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ

    53:12

    Will ye then dispute with him concerning what he saw?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Gördüğü (melek) konusunda şimdi kendisi ile tartışıyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Will ye then dispute with him concerning what he seeth?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  13. 13

    وَلَقَدْ رَءَاهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ

    53:13

    For indeed he saw him at a second descent,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun onu bir kez daha görmüştü.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, cennetü’l-me’vâ (durmaya değer bahçe)nin yanındaki sidretü’l-müntehâ (uzaktaki sedir ağacı)nın yanında bir kez daha görmüştü.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily he saw him yet another time

    M. Pickthall · EN · public-domain

  14. 14

    عِندَ سِدْرَةِ ٱلْمُنتَهَىٰ

    53:14

    Near the Lote-tree beyond which none may pass:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sidretü'lMüntehâ'nın yanında.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, cennetü’l-me’vâ (durmaya değer bahçe)nin yanındaki sidretü’l-müntehâ (uzaktaki sedir ağacı)nın yanında bir kez daha görmüştü. Necm 53:13-15

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    By the lote-tree of the utmost boundary,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  15. 15

    عِندَهَا جَنَّةُ ٱلْمَأْوَىٰٓ

    53:15

    Near it is the Garden of Abode.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ki Cennetü'lMe'vâ onun yanındadır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, cennetü’l-me’vâ (durmaya değer bahçe)nin yanındaki sidretü’l-müntehâ (uzaktaki sedir ağacı)nın yanında bir kez daha görmüştü. Necm 53:13-15

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nigh unto which is the Garden of Abode.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  16. 16

    إِذْ يَغْشَى ٱلسِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ

    53:16

    Behold, the Lote-tree was shrouded (in mystery unspeakable!)

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sidre'yi kaplayan kaplıyordu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hani o sidre’yi (sedir ağacını) neler kaplıyordu neler!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When that which shroudeth did enshroud the lote-tree,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  17. 17

    مَا زَاغَ ٱلْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ

    53:17

    (His) sight never swerved, nor did it go wrong!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Peygamberin) gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Peygamber’in) gözü ne (sağa sola) kaymış ne de sınırı aşmıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The eye turned not aside nor yet was overbold.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  18. 18

    لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ ءَايَـٰتِ رَبِّهِ ٱلْكُبْرَىٰٓ

    53:18

    For truly did he see, of the Signs of his Lord, the Greatest!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun ki o, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki (orada) Rabbinin en büyük delillerinden (birini, Cebrail’i) görmüştü.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Verily he saw one of the greater revelations of his Lord.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  19. 19

    أَفَرَءَيْتُمُ ٱللَّـٰتَ وَٱلْعُزَّىٰ

    53:19

    Have ye seen Lat. and 'Uzza,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Siz de gördünüz değil mi o Lât ve Uzza'yı?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Lât’a, Uzzâ’ya ve diğer üçüncüsü olan Menât’a (neden taptığınızı) hiç düşündünüz mü?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have ye thought upon Al-Lat and Al-'Uzza

    M. Pickthall · EN · public-domain

  20. 20

    وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلْأُخْرَىٰٓ

    53:20

    And another, the third (goddess), Manat?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve üçüncü olarak da öteki (put) Menat'ı?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Lât’a, Uzzâ’ya ve diğer üçüncüsü olan Menât’a (neden taptığınızı) hiç düşündünüz mü? Necm 53:19-20

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Manat, the third, the other?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  21. 21

    أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلْأُنثَىٰ

    53:21

    What! for you the male sex, and for Him, the female?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Size erkek O'na dişi öyle mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Erkek(ler) sizin de dişi(ler) mi O’nun?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Are yours the males and His the females?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  22. 22

    تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَىٰٓ

    53:22

    Behold, such would be indeed a division most unfair!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Öyle ise bu çok insafsızca bir taksim.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O zaman şu (yaptığınız) haksız bir paylaşımdır!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That indeed were an unfair division!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  23. 23

    إِنْ هِىَ إِلَّآ أَسْمَآءٌ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَـٰنٍ ۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهْوَى ٱلْأَنفُسُ ۖ وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلْهُدَىٰٓ

    53:23

    These are nothing but names which ye have devised,- ye and your fathers,- for which Allah has sent down no authority (whatever). They follow nothing but conjecture and what their own souls desire!- Even though there has already come to them Guidance from their Lord!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız (boş) isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Onlar yalnız zanna ve nefislerin sevdasına uyuyorlar. Halbuki onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bu (putlar), haklarında Allah’ın hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. (Müşrikler) zanna ve nefislerinin arzuladığından başka hiçbir şeye uymuyorlar. Yemin olsun ki onlara Rablerinden bir rehber gelmiştir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They are but names which ye have named, ye and your fathers, for which Allah hath revealed no warrant. They follow but a guess and that which (they) themselves desire. And now the guidance from their Lord hath come unto them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  24. 24

    أَمْ لِلْإِنسَـٰنِ مَا تَمَنَّىٰ

    53:24

    Nay, shall man have (just) anything he hankers after?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa her arzu ettiği şey, insanın kendisinin mi (olacak) dir?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa insan, her arzu ettiğine sahip olduğunu (mu sanıyor)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or shall man have what he coveteth?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  25. 25

    فَلِلَّهِ ٱلْـَٔاخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ

    53:25

    But it is to Allah that the End and the Beginning (of all things) belong.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Son da ilk de (ahiret de dünya da) Allah'ındır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Oysa ahiret de ilki (dünya) da yalnızca Allah’a aittir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But unto Allah belongeth the after (life), and the former.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  26. 26

    ۞ وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ لَا تُغْنِى شَفَـٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعْدِ أَن يَأْذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرْضَىٰٓ

    53:26

    How many-so-ever be the angels in the heavens, their intercession will avail nothing except after Allah has given leave for whom He pleases and that he is acceptable to Him.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Göklerde nice melek var ki Allah'ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatları hiç bir işe yaramaz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri hiçbir işe yaramaz. Ancak Allah’ın dilediği ve razı olduğuna izin vermesinden sonraki durum hariç.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And how many angels are in the heavens whose intercession availeth naught save after Allah giveth leave to whom He chooseth and accepteth.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  27. 27

    إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ ٱلْأُنثَىٰ

    53:27

    Those who believe not in the Hereafter, name the angels with female names.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ahirete iman etmeyenler meleklere dişilerin adlarını takıp duruyorlar

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki ahirete inanmayanlar, meleklere dişi isimleri isim olarak takıyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! it is those who disbelieve in the Hereafter who name the angels with the names of females.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  28. 28

    وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ ۖ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغْنِى مِنَ ٱلْحَقِّ شَيْـًٔا

    53:28

    But they have no knowledge therein. They follow nothing but conjecture; and conjecture avails nothing against Truth.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise, şüphesiz hakikat bakımından birşey ifade etmez.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Zandan başka bir şeye uymuyorlar. Şüphesiz ki zan, gerçeklik bakımından hiçbir şey ifade etmez.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they have no knowledge thereof. They follow but a guess, and lo! a guess can never take the place of the truth.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  29. 29

    فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا

    53:29

    Therefore shun those who turn away from Our Message and desire nothing but the life of this world.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onun için bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Zikrimizden (Kur’an’dan) yüz çeviren ve yakın (dünya) hayatından başka bir şey istemeyen kişilere aldırış etme!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then withdraw (O Muhammad) from him who fleeth from Our remembrance and desireth but the life of the world.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  30. 30

    ذَٰلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱهْتَدَىٰ

    53:30

    That is as far as knowledge will reach them. Verily thy Lord knoweth best those who stray from His Path, and He knoweth best those who receive guidance.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte onların ilimden erişebilecekleri (son sınır) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, hidayette olanı da iyi bilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte onların bilgisi bundan ibarettir. Şüphesiz ki Rabbin -evet yalnızca O- kendi yolundan kimin saptığını çok iyi bilendir ve O kimin doğru yola ulaştığını da çok iyi bilendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Such is their sum of knowledge. Lo! thy Lord is Best Aware of him who strayeth, and He is Best Aware of him whom goeth right.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  31. 31

    وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَسَـٰٓـُٔوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ بِٱلْحُسْنَى

    53:31

    Yea, to Allah belongs all that is in the heavens and on earth: so that He rewards those who do evil, according to their deeds, and He rewards those who do good, with what is best.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Akıbet (sonuçta) kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandıracaktır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Göklerde ve yerde bulunan her şey, yalnızca Allah’a aittir. En sonunda (Allah) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandıracak ve güzel işler yapanları da daha güzeliyle ödüllendirecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And unto Allah belongeth whatsoever is in the heavens and whatsoever is in the earth, that He may reward those who do evil with that which they have done, and reward those who do good with goodness.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  32. 32

    ٱلَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَـٰٓئِرَ ٱلْإِثْمِ وَٱلْفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلْمَغْفِرَةِ ۚ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِى بُطُونِ أُمَّهَـٰتِكُمْ ۖ فَلَا تُزَكُّوٓا۟ أَنفُسَكُمْ ۖ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ

    53:32

    Those who avoid great sins and shameful deeds, only (falling into) small faults,- verily thy Lord is ample in forgiveness. He knows you well when He brings you out of the earth, And when ye are hidden in your mothers' wombs. Therefore justify not yourselves: He knows best who it is that guards against evil.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar hariç. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada, sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ufak tefek kusurlar dışında, büyük günahlardan ve çirkinliklerden kaçınanlara gelince, Rabbinin bağışlaması çok geniştir. O, sizi topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında saklı (ceninler hâlinde) bulunduğunuz sırada (bile) sizi iyi bilendir. (Bu nedenle) kendinizi temize çıkarmayın! O, takvâlı (duyarlı) olanı iyi bilendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Those who avoid enormities of sin and abominations, save the unwilled offences - (for them) lo! thy Lord is of vast mercy. He is Best Aware of you (from the time) when He created you from the earth, and when ye were hidden in the bellies of your mothers. Therefor ascribe not purity unto yourselves. He is Best Aware of him who wardeth off (evil).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  33. 33

    أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى تَوَلَّىٰ

    53:33

    Seest thou one who turns back,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şimdi gördün mü O yüz çevireni?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Gerçeğe) sırt dönen, azıcık verip sonra vermemekte direneni bir düşün!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Didst thou (O Muhammad) observe him who turned away,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  34. 34

    وَأَعْطَىٰ قَلِيلًا وَأَكْدَىٰٓ

    53:34

    Gives a little, then hardens (his heart)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Azıcık verip (sonra vermemekte) direneni?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Gerçeğe) sırt dönen, azıcık verip sonra vermemekte direneni bir düşün! Necm 53:33-34

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And gave a little, then was grudging?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  35. 35

    أَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلْغَيْبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ

    53:35

    What! Has he knowledge of the Unseen so that he can see?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gaybın bilgisi kendi yanındadır da, o mu görüyor?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Yoksa) gaybın (bilinemeyenin) bilgisi sadece kendi yanındadır da (bunu sadece) o mu görüyor!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Hath he knowledge of the Unseen so that he seeth?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  36. 36

    أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِى صُحُفِ مُوسَىٰ

    53:36

    Nay, is he not acquainted with what is in the Books of Moses-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa haber verilmedi mi Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa Musa’nın ve çok vefalı İbrahim’in sahifelerinde bulunan(lar, ona) bildirilmedi mi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or hath he not had news of what is in the books of Moses

    M. Pickthall · EN · public-domain

  37. 37

    وَإِبْرَٰهِيمَ ٱلَّذِى وَفَّىٰٓ

    53:37

    And of Abraham who fulfilled his engagements?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve çok vefakâr olan İbrahim'in sahifelerindekiler?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa Musa’nın ve çok vefalı İbrahim’in sahifelerinde bulunan(lar, ona) bildirilmedi mi? Necm 53:36-37

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Abraham who paid his debt:

    M. Pickthall · EN · public-domain

  38. 38

    أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ

    53:38

    Namely, that no bearer of burdens can bear the burden of another;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ki hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hiçbir (günah) yüklüsü, başkasının (günah) yükünü yüklenemez.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That no laden one shall bear another's load,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  39. 39

    وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَـٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ

    53:39

    That man can have nothing but what he strives for;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İnsan için kendi yaptığından (çalışma ve gayretinden) başka bir şey yoktur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And that man hath only that for which he maketh effort,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  40. 40

    وَأَنَّ سَعْيَهُۥ سَوْفَ يُرَىٰ

    53:40

    That (the fruit of) his striving will soon come in sight:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve çalışması da yakında görülecektir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onun yaptığı ileride (ahirette) görülecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And that his effort will be seen.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  41. 41

    ثُمَّ يُجْزَىٰهُ ٱلْجَزَآءَ ٱلْأَوْفَىٰ

    53:41

    Then will he be rewarded with a reward complete;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra da ona karşılığı tastamam verilecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And afterward he will be repaid for it with fullest payment;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  42. 42

    وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلْمُنتَهَىٰ

    53:42

    That to thy Lord is the final Goal;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve şüphesiz en son varış, Rabbinedir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki son (varış) sadece Rabbinedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And that thy Lord, He is the goal;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  43. 43

    وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ

    53:43

    That it is He Who granteth Laughter and Tears;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Güldüren de yalnızca O’dur, ağlatan da.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And that He it is who maketh laugh, and maketh weep,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  44. 44

    وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا

    53:44

    That it is He Who granteth Death and Life;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Öldüren de dirilten de O'dur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Öldüren de yalnızca O’dur, dirilten de.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And that He it is Who giveth death and giveth life;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  45. 45

    وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰ

    53:45

    That He did create in pairs,- male and female,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz erkeği, dişiyi iki eş yaratan O'dur,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki erkek ve dişi iki eşi, atıldığı zaman nutfeden (spermden) yaratan O’dur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And that He createth the two spouses, the male and the female,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  46. 46

    مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَىٰ

    53:46

    From a seed when lodged (in its place);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Atıldığı zaman bir nutfeden.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki erkek ve dişi iki eşi, atıldığı zaman nutfeden (spermden) yaratan O’dur. Necm 53:45-46

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    From a drop (of seed) when it is poured forth;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  47. 47

    وَأَنَّ عَلَيْهِ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُخْرَىٰ

    53:47

    That He hath promised a Second Creation (Raising of the Dead);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki diğer yaratılış (insanı diriltmek) de yalnızca O’na aittir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And that He hath ordained the second bringing forth;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  48. 48

    وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغْنَىٰ وَأَقْنَىٰ

    53:48

    That it is He Who giveth wealth and satisfaction;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz zengin eden de sermaye veren de O'dur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Zengin eden de yalnızca O’dur; kısarak veren de.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And that He it is Who enricheth and contenteth;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  49. 49

    وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعْرَىٰ

    53:49

    That He is the Lord of Sirius (the Mighty Star);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi O'dur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Doğrusu Şi‘ra (yıldızı)nın Rabbi de yalnızca O’dur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And that He it is Who is the Lord of Sirius;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  50. 50

    وَأَنَّهُۥٓ أَهْلَكَ عَادًا ٱلْأُولَىٰ

    53:50

    And that it is He Who destroyed the (powerful) ancient 'Ad (people),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, helak etti önce gelen Âd'ı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki önceki Âd kavmini ve Semûd’u O helak etmişti ve (onlardan) geriye hiçbir şey bırakmamıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And that He destroyed the former (tribe of) A'ad,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  51. 51

    وَثَمُودَا۟ فَمَآ أَبْقَىٰ

    53:51

    And the Thamud nor gave them a lease of perpetual life.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve Semûd'u da bırakmadı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki önceki Âd kavmini ve Semûd’u O helak etmişti ve (onlardan) geriye hiçbir şey bırakmamıştı. Necm 53:50-51

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (the tribe of) Thamud He spared not;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  52. 52

    وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَىٰ

    53:52

    And before them, the people of Noah, for that they were (all) most unjust and most insolent transgressors,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Önceden de Nuh kavmini (helak etmişti), çünkü onlar zulmetmiş ve azmıştı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Daha önce Nuh kavmini de (O helak etmişti). Şüphesiz ki onlar haksızlık etmiş ve azgınlık yapmışlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the folk of Noah aforetime, Lo! they were more unjust and more rebellious;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  53. 53

    وَٱلْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَىٰ

    53:53

    And He destroyed the Overthrown Cities (of Sodom and Gomorrah).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Altı üstüne getirilmiş şehirleri devirip yıktı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Alt üst olan şehirleri de O yok etmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Al-Mu'tafikah He destroyed

    M. Pickthall · EN · public-domain

  54. 54

    فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ

    53:54

    So that (ruins unknown) have covered them up.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onları neler kapladı neler!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Böylece kuşatan şey (felaket) onları da kuşatmıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So that there covered them that which did cover.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  55. 55

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ

    53:55

    Then which of the gifts of thy Lord, (O man,) wilt thou dispute about?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O halde Rabbinin hangi nimetinden kuşku duyuyorsun.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbinin hangi nimetleri hakkında şüphe duyabilirsin ki!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Concerning which then, of the bounties of thy Lord, canst thou dispute?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  56. 56

    هَـٰذَا نَذِيرٌ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلْأُولَىٰٓ

    53:56

    This is a Warner, of the (series of) Warners of old!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu da ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte bu, önceki uyarılardan bir uyarıdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    This is a warner of the warners of old.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  57. 57

    أَزِفَتِ ٱلْـَٔازِفَةُ

    53:57

    The (Judgment) ever approaching draws nigh:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yaklaşan yaklaştı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yaklaşmakta olan (Son Saat) yaklaştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The threatened Hour is nigh.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  58. 58

    لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ

    53:58

    No (soul) but Allah can lay it bare.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onu Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onu (zamanını) Allah’tan başka kimse açığa çıkaramaz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    None beside Allah can disclose it.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  59. 59

    أَفَمِنْ هَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ

    53:59

    Do ye then wonder at this recital?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şimdi siz bu sözden mi hayret ediyorsunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şimdi siz bu sözü mü tuhaf buluyorsunuz!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Marvel ye then at this statement,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  60. 60

    وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ

    53:60

    And will ye laugh and not weep,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Gülüyorsunuz; ağlamıyorsunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And laugh and not weep,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  61. 61

    وَأَنتُمْ سَـٰمِدُونَ

    53:61

    Wasting your time in vanities?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve siz mi kafa tutuyorsunuz ey gafiller?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Siz (gaflet içinde) oyalanıyorsunuz!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    While ye amuse yourselves?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  62. 62

    فَٱسْجُدُوا۟ لِلَّهِ وَٱعْبُدُوا۟ ۩

    53:62

    But fall ye down in prostration to Allah, and adore (Him)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Haydi Allah için secdeye kapanın ve O'na kulluk edin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah için secde edin ve (O’na) kulluk edin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Rather prostrate yourselves before Allah and serve Him.

    M. Pickthall · EN · public-domain

مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)