Tüm sureler

56.Vâkıa

الواقعة

Mekke · 96 ayet

  1. 1

    إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ

    56:1

    When the Event inevitable cometh to pass,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Olacak vak'a olduğu zaman

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O olay (Son Saat)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When the event befalleth -

    M. Pickthall · EN · public-domain

  2. 2

    لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ

    56:2

    Then will no (soul) entertain falsehood concerning its coming.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Meydana gelişini yalanlayan kimse olmayacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There is no denying that it will befall -

    M. Pickthall · EN · public-domain

  3. 3

    خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ

    56:3

    (Many) will it bring low; (many) will it exalt;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, alçaltıcıdır, yükselticidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (O, bazılarını) alçaltıcı, (bazılarını) yükselticidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Abasing (some), exalting (others);

    M. Pickthall · EN · public-domain

  4. 4

    إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا

    56:4

    When the earth shall be shaken to its depths,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yer şiddetle sarsıldığı

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When the earth is shaken with a shock

    M. Pickthall · EN · public-domain

  5. 5

    وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا

    56:5

    And the mountains shall be crumbled to atoms,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dağlar serpildikçe serpildiği

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup) olacağınız zaman, Vâkı‘a 56:4-7

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the hills are ground to powder

    M. Pickthall · EN · public-domain

  6. 6

    فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا

    56:6

    Becoming dust scattered abroad,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dağılıp toz duman haline geldiği

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup) olacağınız zaman, Vâkı‘a 56:4-7

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So that they become a scattered dust,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  7. 7

    وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَـٰثَةً

    56:7

    And ye shall be sorted out into three classes.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup) olacağınız zaman, Vâkı‘a 56:4-7

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And ye will be three kinds:

    M. Pickthall · EN · public-domain

  8. 8

    فَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ

    56:8

    Then (there will be) the Companions of the Right Hand;- What will be the Companions of the Right Hand?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sağın halkı, ne mutlu insanlardır o sağın halkı!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (First) those on the right hand; what of those on the right hand?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  9. 9

    وَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ

    56:9

    And the Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Solun halkı, ne mutsuz insanlardır o solun halkı!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (then) those on the left hand; what of those on the left hand?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  10. 10

    وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلسَّـٰبِقُونَ

    56:10

    And those Foremost (in Faith) will be Foremost (in the Hereafter).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Önde olanlar (var ya), onlar öncüdürler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Ahirette) önde olanlar, (dünyada fedakârlıkta da) önde olanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the foremost in the race, the foremost in the race:

    M. Pickthall · EN · public-domain

  11. 11

    أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ

    56:11

    These will be those Nearest to Allah:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte o yaklaştırılanlar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bu kişiler, nimet cennetlerinde (Allah’a) yakınlaştırılanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Those are they who will be brought nigh

    M. Pickthall · EN · public-domain

  12. 12

    فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ

    56:12

    In Gardens of Bliss:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nimet cennetlerindedirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bu kişiler, nimet cennetlerinde (Allah’a) yakınlaştırılanlardır. Vâkı‘a 56:11-12

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    In gardens of delight;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  13. 13

    ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

    56:13

    A number of people from those of old,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çoğu önceki ümmetlerden,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Çoğu önceki (ümmet)lerdendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A multitude of those of old

    M. Pickthall · EN · public-domain

  14. 14

    وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ

    56:14

    And a few from those of later times.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Birazı da sonrakilerden.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Birazı da sonraki (ümmet)lerdendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And a few of those of later time.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  15. 15

    عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ

    56:15

    (They will be) on Thrones encrusted (with gold and precious stones),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Onlar) cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Karşılıklı olarak yaslanacakları mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde (ağırlanacaklar)dır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On lined couches,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  16. 16

    مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَـٰبِلِينَ

    56:16

    Reclining on them, facing each other.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Karşılıklı olarak onların üzerinde yaslanırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Karşılıklı olarak yaslanacakları mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde (ağırlanacaklar)dır. Vâkı‘a 56:15-16

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Reclining therein face to face.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  17. 17

    يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ

    56:17

    Round about them will (serve) youths of perpetual (freshness),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Uzun ömürlü gençler, kaynağından çıkan (suyla dolu) testiler, ibrikler ve kadehler ile çevrelerinde dolaşırlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There wait on them immortal youths

    M. Pickthall · EN · public-domain

  18. 18

    بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ

    56:18

    With goblets, (shining) beakers, and cups (filled) out of clear-flowing fountains:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Uzun ömürlü gençler, kaynağından çıkan (suyla dolu) testiler, ibrikler ve kadehler ile çevrelerinde dolaşırlar. Vâkı‘a 56:17-18

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    With bowls and ewers and a cup from a pure spring

    M. Pickthall · EN · public-domain

  19. 19

    لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ

    56:19

    No after-ache will they receive therefrom, nor will they suffer intoxication:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O (içtiklerinden) dolayı başları ağrıtılmaz; sarhoş da olmazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Wherefrom they get no aching of the head nor any madness,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  20. 20

    وَفَـٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

    56:20

    And with fruits, any that they may select:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Beğendikleri meyvalar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Tercih ettikleri meyve(ler),

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And fruit that they prefer

    M. Pickthall · EN · public-domain

  21. 21

    وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

    56:21

    And the flesh of fowls, any that they may desire.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Canlarının çektiği kuş etleri,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Canlarının çektiği kuş et(ler)i,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And flesh of fowls that they desire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  22. 22

    وَحُورٌ عِينٌ

    56:22

    And (there will be) Companions with beautiful, big, and lustrous eyes,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İri gözlü hûriler,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (there are) fair ones with wide, lovely eyes,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  23. 23

    كَأَمْثَـٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ

    56:23

    Like unto Pearls well-guarded.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Saklı inciler gibi,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir). Vâkı‘a 56:22-24

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Like unto hidden pearls,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  24. 24

    جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    56:24

    A Reward for the deeds of their past (life).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yaptıklarına karşılık olarak verilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir). Vâkı‘a 56:22-24

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Reward for what they used to do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  25. 25

    لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا

    56:25

    Not frivolity will they hear therein, nor any taint of ill,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O (cennet)lerde “Selam, selam”dan başka bir söz de boş söz de günaha sokan bir (laf) da duymazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There hear they no vain speaking nor recrimination

    M. Pickthall · EN · public-domain

  26. 26

    إِلَّا قِيلًا سَلَـٰمًا سَلَـٰمًا

    56:26

    Only the saying, "Peace! Peace".

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Duydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O (cennet)lerde “Selam, selam”dan başka bir söz de boş söz de günaha sokan bir (laf) da duymazlar. Vâkı‘a 56:25-26

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Naught) but the saying: Peace, (and again) Peace.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  27. 27

    وَأَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ

    56:27

    The Companions of the Right Hand,- what will be the Companions of the Right Hand?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sağın adamları, nedir o sağın adamları!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sağın halkı, ne mutlu insanlardır o sağın halkı!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those on the right hand; what of those on the right hand?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  28. 28

    فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ

    56:28

    (They will be) among Lote-trees without thorns,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dalbastı kirazlar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İşte onlar) düzgün (dalbastı)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Among thornless lote-trees

    M. Pickthall · EN · public-domain

  29. 29

    وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ

    56:29

    Among Talh trees with flowers (or fruits) piled one above another,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Meyva dizili muzlar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Meyveleri kat kat muz ağaçlar(ın)da,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And clustered plantains,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  30. 30

    وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ

    56:30

    In shade long-extended,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Uzamış gölgeler,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Uzamış gölge(lik)te,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And spreading shade,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  31. 31

    وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ

    56:31

    By water flowing constantly,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Fışkıran sular.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Çağlayarak akan sularda,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And water gushing,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  32. 32

    وَفَـٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ

    56:32

    And fruit in abundance.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Pek çok meyva arasında,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kesilmeyen (tükenmeyen) ve engellenemeyen sayısız meyve(lik)lerde (ağırlanacaklardır).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And fruit in plenty

    M. Pickthall · EN · public-domain

  33. 33

    لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ

    56:33

    Whose season is not limited, nor (supply) forbidden,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tükenmeyen ve yasaklanmayan

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kesilmeyen (tükenmeyen) ve engellenemeyen sayısız meyve(lik)lerde (ağırlanacaklardır). Vâkı‘a 56:32-33

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Neither out of reach nor yet forbidden,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  34. 34

    وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ

    56:34

    And on Thrones (of Dignity), raised high.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And raised couches;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  35. 35

    إِنَّآ أَنشَأْنَـٰهُنَّ إِنشَآءً

    56:35

    We have created (their Companions) of special creation.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz kadınları yeniden inşa ettik (yarattık).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir). Vâkı‘a 56:34-37

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We have created them a (new) creation

    M. Pickthall · EN · public-domain

  36. 36

    فَجَعَلْنَـٰهُنَّ أَبْكَارًا

    56:36

    And made them virgin - pure (and undefiled), -

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onları bâkireler yaptık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir). Vâkı‘a 56:34-37

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And made them virgins,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  37. 37

    عُرُبًا أَتْرَابًا

    56:37

    Beloved (by nature), equal in age,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hep yaşıt sevgililer,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir). Vâkı‘a 56:34-37

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lovers, friends,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  38. 38

    لِّأَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ

    56:38

    For the Companions of the Right Hand.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sağın adamları içindir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    For those on the right hand;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  39. 39

    ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

    56:39

    A (goodly) number from those of old,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bir çoğu öncekilerdendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir. Vâkı‘a 56:38-40

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A multitude of those of old

    M. Pickthall · EN · public-domain

  40. 40

    وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ

    56:40

    And a (goodly) number from those of later times.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bir çoğu da sonrakilerdendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir. Vâkı‘a 56:38-40

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And a multitude of those of later time.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  41. 41

    وَأَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ

    56:41

    The Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Solun adamları, nedir o solcular!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Solun halkı, ne mutsuz insanlardır o solun halkı!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those on the left hand: What of those on the left hand?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  42. 42

    فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ

    56:42

    (They will be) in the midst of a Fierce Blast of Fire and in Boiling Water,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar şu içinde,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    In scorching wind and scalding water

    M. Pickthall · EN · public-domain

  43. 43

    وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ

    56:43

    And in the shades of Black Smoke:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır. Vâkı‘a 56:42-44

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And shadow of black smoke,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  44. 44

    لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ

    56:44

    Nothing (will there be) to refresh, nor to please:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ki ne serindir, ne de faydalı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır. Vâkı‘a 56:42-44

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Neither cool nor refreshing.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  45. 45

    إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ

    56:45

    For that they were wont to be indulged, before that, in wealth (and luxury),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefâhete dalmışlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki onlar bundan önce (dünyada) şımartılmışlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! heretofore they were effete with luxury

    M. Pickthall · EN · public-domain

  46. 46

    وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ

    56:46

    And persisted obstinately in wickedness supreme!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Büyük günahı (şirki) işlemekte ısrar ediyorlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And used to persist in the awful sin.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  47. 47

    وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

    56:47

    And they used to say, "What! when we die and become dust and bones, shall we then indeed be raised up again?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şöyle diyorlardı: “Hem biz hem de önceki atalarımız, ölüp toprak ve kemik hâline geldikten sonra (yeniden) diriltilecekmişiz, öyle mi?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they used to say: When we are dead and have become dust and bones, shall we then, forsooth, be raised again,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  48. 48

    أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

    56:48

    "(We) and our fathers of old?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Önceki atalarımızda mı?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şöyle diyorlardı: “Hem biz hem de önceki atalarımız, ölüp toprak ve kemik hâline geldikten sonra (yeniden) diriltilecekmişiz, öyle mi?” Vâkı‘a 56:47-48

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And also our forefathers?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  49. 49

    قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ

    56:49

    Say: "Yea, those of old and those of later times,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Öncekiler ve sonrakiler"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Hem öncekiler (atalarınız)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say (unto them, O Muhammad): Lo! those of old and those of later time

    M. Pickthall · EN · public-domain

  50. 50

    لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَـٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

    56:50

    "All will certainly be gathered together for the meeting appointed for a Day well-known.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bilinen bir günün belirlenen vaktinde mutlaka toplanacaksınız.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Will all be brought together to the tryst of an appointed day.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  51. 51

    ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ

    56:51

    "Then will ye truly,- O ye that go wrong, and treat (Truth) as Falsehood!-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra siz ey yalancı sapkınlar!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then lo! ye, the erring, the deniers,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  52. 52

    لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ

    56:52

    "Ye will surely taste of the Tree of Zaqqum.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Elbette zakkum ağacından yiyenler ve karınlar(ını) ondan dolduranlar (olacaksınız).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Ye verily will eat of a tree called Zaqqum

    M. Pickthall · EN · public-domain

  53. 53

    فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

    56:53

    "Then will ye fill your insides therewith,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Elbette zakkum ağacından yiyenler ve karınlar(ını) ondan dolduranlar (olacaksınız). Vâkı‘a 56:52-53

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And will fill your bellies therewith;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  54. 54

    فَشَـٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ

    56:54

    "And drink Boiling Water on top of it:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Üstüne de kaynar su içeceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Üzerine (bir) de insanın içine işleyen kaynar sudan içenler (olacaksınız). Susamış develerin (su) içişi gibi içenler (olacaksınız).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And thereon ye will drink of boiling water,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  55. 55

    فَشَـٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ

    56:55

    "Indeed ye shall drink like diseased camels raging with thirst!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Üzerine (bir) de insanın içine işleyen kaynar sudan içenler (olacaksınız). Susamış develerin (su) içişi gibi içenler (olacaksınız). Vâkı‘a 56:54-55

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Drinking even as the camel drinketh.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  56. 56

    هَـٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ

    56:56

    Such will be their entertainment on the Day of Requital!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hesap gününde onların ağırlanması(!) böyle (olacak)tır!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    This will be their welcome on the Day of Judgment.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  57. 57

    نَحْنُ خَلَقْنَـٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ

    56:57

    It is We Who have created you: why will ye not witness the Truth?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sizi biz yaratmıştık. (Gerçekleri) onaylamanız gerekmez miydi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We created you. Will ye then admit the truth?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  58. 58

    أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ

    56:58

    Do ye then see?- The (human Seed) that ye throw out,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Attığınız meniyi gördünüz mü?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Atmakta olduğunuz meniyi (spermi) hiç düşündünüz mü?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have ye seen that which ye emit?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  59. 59

    ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَـٰلِقُونَ

    56:59

    Is it ye who create it, or are We the Creators?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onu siz mi yaratıyorsunuz; yoksa yaratanlar biz miyiz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Do ye create it or are We the Creator?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  60. 60

    نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

    56:60

    We have decreed Death to be your common lot, and We are not to be frustrated

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Aranızda ölümü belirleyen biziz. Sizi, benzerlerinizle değiştirmemiz ve yine sizi bilemeyeceğiniz şekilde (ahirette) yeniden yaratmamızda kimse bizim önümüze geçemez.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We mete out death among you, and We are not to be outrun,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  61. 61

    عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَـٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ

    56:61

    from changing your Forms and creating you (again) in (forms) that ye know not.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Aranızda ölümü belirleyen biziz. Sizi, benzerlerinizle değiştirmemiz ve yine sizi bilemeyeceğiniz şekilde (ahirette) yeniden yaratmamızda kimse bizim önümüze geçemez. Vâkı‘a 56:60-61

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That We may transfigure you and make you what ye know not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  62. 62

    وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ

    56:62

    And ye certainly know already the first form of creation: why then do ye not celebrate His praises?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Üstelik ilk yaratılışı biliyorsunuz. (Buna rağmen gerçeği) hatırlamanız gerekmez mi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily ye know the first creation. Why, then, do ye not reflect?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  63. 63

    أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ

    56:63

    See ye the seed that ye sow in the ground?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ektiğinizi gördünüz mü?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ektiğinizi (tohumu) düşündünüz mü hiç?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have ye seen that which ye cultivate?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  64. 64

    ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ

    56:64

    Is it ye that cause it to grow, or are We the Cause?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onu siz mi yetiştiriyorsunuz; yoksa yetiştirenler biz miyiz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is it ye who foster it, or are We the Fosterer?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  65. 65

    لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَـٰهُ حُطَـٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ

    56:65

    Were it Our Will, We could crumble it to dry powder, and ye would be left in wonderment,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Dileseydik onu elbette kuru bir çöp yapardık da “Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!” diyerek şaşar kalırdınız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    If We willed, We verily could make it chaff, then would ye cease not to exclaim:

    M. Pickthall · EN · public-domain

  66. 66

    إِنَّا لَمُغْرَمُونَ

    56:66

    (Saying), "We are indeed left with debts (for nothing):

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Doğrusu borç altına girdik."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Dileseydik onu elbette kuru bir çöp yapardık da “Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!” diyerek şaşar kalırdınız. Vâkı‘a 56:65-67

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! we are laden with debt!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  67. 67

    بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

    56:67

    "Indeed are we shut out (of the fruits of our labour)"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Dileseydik onu elbette kuru bir çöp yapardık da “Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!” diyerek şaşar kalırdınız. Vâkı‘a 56:65-67

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but we are deprived!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  68. 68

    أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ

    56:68

    See ye the water which ye drink?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İçtiğiniz suya baktınız mı?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İçmekte olduğunuz suyu düşündünüz mü hiç?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have ye observed the water which ye drink?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  69. 69

    ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ

    56:69

    Do ye bring it down (in rain) from the cloud or do We?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onu bulutlardan siz mi indirdiniz; yoksa indirenler biz miyiz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is it ye who shed it from the raincloud, or are We the Shedder?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  70. 70

    لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَـٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ

    56:70

    Were it Our Will, We could make it salt (and unpalatable): then why do ye not give thanks?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Dileseydik onu da tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    If We willed We verily could make it bitter. Why then, give ye not thanks?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  71. 71

    أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ

    56:71

    See ye the Fire which ye kindle?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yaktığınız ateşi gördünüz mü?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Tutuşturmakta olduğunuz ateşi hiç düşündünüz mü?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have ye observed the fire which ye strike out;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  72. 72

    ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ

    56:72

    Is it ye who grow the tree which feeds the fire, or do We grow it?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onun ağacını siz mi yetiştirdiniz; yoksa oluşturanlar biz miyiz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Was it ye who made the tree thereof to grow, or were We the grower?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  73. 73

    نَحْنُ جَعَلْنَـٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَـٰعًا لِّلْمُقْوِينَ

    56:73

    We have made it a memorial (of Our handiwork), and an article of comfort and convenience for the denizens of deserts.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte, biz onu (ağacı, gerçeğin) hatırlatması ve ihtiyacı olanlar için geçimlik yaptık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We, even We, appointed it a memorial and a comfort for the dwellers in the wilderness.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  74. 74

    فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

    56:74

    Then celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor (O Muhammad), praise the name of thy Lord, the Tremendous.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  75. 75

    ۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ

    56:75

    Furthermore I call to witness the setting of the Stars,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hayır! Nücûm’un yerlerine yemin ederim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, I swear by the places of the stars -

    M. Pickthall · EN · public-domain

  76. 76

    وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ

    56:76

    And that is indeed a mighty adjuration if ye but knew,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bilirseniz bu büyük bir yemindir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bilirseniz şüphesiz ki o (yemin) büyük bir yemindir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! that verily is a tremendous oath, if ye but knew -

    M. Pickthall · EN · public-domain

  77. 77

    إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ

    56:77

    That this is indeed a qur'an Most Honourable,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, elbette şerefli bir Kur'ân'dır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki o değerli bir Kur’an’dır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That (this) is indeed a noble Qur'an

    M. Pickthall · EN · public-domain

  78. 78

    فِى كِتَـٰبٍ مَّكْنُونٍ

    56:78

    In Book well-guarded,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Korunmuş bir kitaptadır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Saklı bir kitaptadır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    In a Book kept hidden

    M. Pickthall · EN · public-domain

  79. 79

    لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ

    56:79

    Which none shall touch but those who are clean:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona temizlenenlerden başkası el süremez.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ona arındırılmış (melek)lerin dışında kimse dokunamaz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Which none toucheth save the purified,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  80. 80

    تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    56:80

    A Revelation from the Lord of the Worlds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Alemlerin Rabbinden indir(il)medir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A revelation from the Lord of the Worlds.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  81. 81

    أَفَبِهَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ

    56:81

    Is it such a Message that ye would hold in light esteem?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is it this Statement that ye scorn,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  82. 82

    وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

    56:82

    And have ye made it your livelihood that ye should declare it false?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rızkınızı yalanlamaya (mı) dönüştürüyorsunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And make denial thereof your livelihood?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  83. 83

    فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ

    56:83

    Then why do ye not (intervene) when (the soul of the dying man) reaches the throat,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Can boğaza dayandığı zaman

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Peki (ya can) boğaza dayandığı zaman (haliniz nasıl olacak)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Why, then, when (the soul) cometh up to the throat (of the dying)

    M. Pickthall · EN · public-domain

  84. 84

    وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ

    56:84

    And ye the while (sit) looking on,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ki o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O zaman siz (ölmekte olan kişiye) bakar durursunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And ye are at that moment looking

    M. Pickthall · EN · public-domain

  85. 85

    وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَـٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ

    56:85

    But We are nearer to him than ye, and yet see not,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz ona sizden daha yakınız fakat siz göremezsiniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    - And We are nearer unto him than ye are, but ye see not -

    M. Pickthall · EN · public-domain

  86. 86

    فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ

    56:86

    Then why do ye not,- If you are exempt from (future) account,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer cezalandırılmayacak iseniz,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Mademki hesaba çekilmeyeceksiniz, doğruysanız (ölmekte olanı geri) döndürsenize!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Why then, if ye are not in bondage (unto Us),

    M. Pickthall · EN · public-domain

  87. 87

    تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

    56:87

    Call back the soul, if ye are true (in the claim of independence)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onu geri çevirsenize; şayet iddianızda doğru iseniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Mademki hesaba çekilmeyeceksiniz, doğruysanız (ölmekte olanı geri) döndürsenize! Vâkı‘a 56:86-87

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Do ye not force it back, if ye are truthful?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  88. 88

    فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

    56:88

    Thus, then, if he be of those Nearest to Allah,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Fakat ölen kişiye gelince, eğer o rahmete yaklaştırılanlardan ise,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Ölen kişi Allah’a) yakınlaştırılanlardan ise ona rahatlık, güzel rızık ve nimet cenneti vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thus if he is of those brought nigh,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  89. 89

    فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ

    56:89

    (There is for him) Rest and Satisfaction, and a Garden of Delights.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Ölen kişi Allah’a) yakınlaştırılanlardan ise ona rahatlık, güzel rızık ve nimet cenneti vardır. Vâkı‘a 56:88-89

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then breath of life, and plenty, and a Garden of delight.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  90. 90

    وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ

    56:90

    And if he be of the Companions of the Right Hand,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer O, sağın adamlarından ise,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sağın halkından ise (kendisine) “Sana (senin gibi olan) sağın halkından selam olsun!” (denecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And if he is of those on the right hand,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  91. 91

    فَسَلَـٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ

    56:91

    (For him is the salutation), "Peace be unto thee", from the Companions of the Right Hand.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "(Ey sağcı), sana sağcılardan selam!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sağın halkından ise (kendisine) “Sana (senin gibi olan) sağın halkından selam olsun!” (denecektir). Vâkı‘a 56:90-91

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then (the greeting) "Peace be unto thee" from those on the right hand.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  92. 92

    وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ

    56:92

    And if he be of those who treat (Truth) as Falsehood, who go wrong,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But if he is of the rejecters, the erring,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  93. 93

    فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ

    56:93

    For him is Entertainment with Boiling Water.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır. Vâkı‘a 56:92-94

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then the welcome will be boiling water

    M. Pickthall · EN · public-domain

  94. 94

    وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ

    56:94

    And burning in Hell-Fire.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve cehenneme atılma vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır. Vâkı‘a 56:92-94

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And roasting at hell-fire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  95. 95

    إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ

    56:95

    Verily, this is the Very Truth and Certainly.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kesin gerçek budur işte.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte bu, gerçeğin ta kendisidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! this is certain truth.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  96. 96

    فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

    56:96

    So celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Öyle ise Rabbini o büyük ismiyle tesbih et.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor (O Muhammad) praise the name of thy Lord, the Tremendous.

    M. Pickthall · EN · public-domain

Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)