56.The Inevitable
الواقعةMeccan · 96 ayahs
- 1
إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
56:1
When the Event inevitable cometh to pass,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Olacak vak'a olduğu zaman
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O olay (Son Saat)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When the event befalleth -
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ
56:2
Then will no (soul) entertain falsehood concerning its coming.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Meydana gelişini yalanlayan kimse olmayacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There is no denying that it will befall -
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ
56:3
(Many) will it bring low; (many) will it exalt;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, alçaltıcıdır, yükselticidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(O, bazılarını) alçaltıcı, (bazılarını) yükselticidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Abasing (some), exalting (others);
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا
56:4
When the earth shall be shaken to its depths,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yer şiddetle sarsıldığı
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When the earth is shaken with a shock
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا
56:5
And the mountains shall be crumbled to atoms,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dağlar serpildikçe serpildiği
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup) olacağınız zaman, Vâkı‘a 56:4-7
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the hills are ground to powder
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا
56:6
Becoming dust scattered abroad,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dağılıp toz duman haline geldiği
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup) olacağınız zaman, Vâkı‘a 56:4-7
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So that they become a scattered dust,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَـٰثَةً
56:7
And ye shall be sorted out into three classes.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup) olacağınız zaman, Vâkı‘a 56:4-7
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And ye will be three kinds:
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
فَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
56:8
Then (there will be) the Companions of the Right Hand;- What will be the Companions of the Right Hand?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sağın halkı, ne mutlu insanlardır o sağın halkı!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(First) those on the right hand; what of those on the right hand?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
وَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
56:9
And the Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Solun halkı, ne mutsuz insanlardır o solun halkı!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (then) those on the left hand; what of those on the left hand?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلسَّـٰبِقُونَ
56:10
And those Foremost (in Faith) will be Foremost (in the Hereafter).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Önde olanlar (var ya), onlar öncüdürler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Ahirette) önde olanlar, (dünyada fedakârlıkta da) önde olanlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the foremost in the race, the foremost in the race:
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ
56:11
These will be those Nearest to Allah:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte o yaklaştırılanlar,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bu kişiler, nimet cennetlerinde (Allah’a) yakınlaştırılanlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Those are they who will be brought nigh
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ
56:12
In Gardens of Bliss:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nimet cennetlerindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bu kişiler, nimet cennetlerinde (Allah’a) yakınlaştırılanlardır. Vâkı‘a 56:11-12
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In gardens of delight;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
56:13
A number of people from those of old,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çoğu önceki ümmetlerden,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Çoğu önceki (ümmet)lerdendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A multitude of those of old
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ
56:14
And a few from those of later times.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Birazı da sonrakilerden.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Birazı da sonraki (ümmet)lerdendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And a few of those of later time.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ
56:15
(They will be) on Thrones encrusted (with gold and precious stones),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Onlar) cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Karşılıklı olarak yaslanacakları mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde (ağırlanacaklar)dır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On lined couches,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَـٰبِلِينَ
56:16
Reclining on them, facing each other.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Karşılıklı olarak onların üzerinde yaslanırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Karşılıklı olarak yaslanacakları mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde (ağırlanacaklar)dır. Vâkı‘a 56:15-16
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Reclining therein face to face.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ
56:17
Round about them will (serve) youths of perpetual (freshness),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Uzun ömürlü gençler, kaynağından çıkan (suyla dolu) testiler, ibrikler ve kadehler ile çevrelerinde dolaşırlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There wait on them immortal youths
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ
56:18
With goblets, (shining) beakers, and cups (filled) out of clear-flowing fountains:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Uzun ömürlü gençler, kaynağından çıkan (suyla dolu) testiler, ibrikler ve kadehler ile çevrelerinde dolaşırlar. Vâkı‘a 56:17-18
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
With bowls and ewers and a cup from a pure spring
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ
56:19
No after-ache will they receive therefrom, nor will they suffer intoxication:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O (içtiklerinden) dolayı başları ağrıtılmaz; sarhoş da olmazlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Wherefrom they get no aching of the head nor any madness,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
وَفَـٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
56:20
And with fruits, any that they may select:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Beğendikleri meyvalar,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Tercih ettikleri meyve(ler),
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And fruit that they prefer
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
56:21
And the flesh of fowls, any that they may desire.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Canlarının çektiği kuş etleri,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Canlarının çektiği kuş et(ler)i,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And flesh of fowls that they desire.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
وَحُورٌ عِينٌ
56:22
And (there will be) Companions with beautiful, big, and lustrous eyes,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İri gözlü hûriler,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (there are) fair ones with wide, lovely eyes,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
كَأَمْثَـٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ
56:23
Like unto Pearls well-guarded.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Saklı inciler gibi,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir). Vâkı‘a 56:22-24
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Like unto hidden pearls,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
56:24
A Reward for the deeds of their past (life).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yaptıklarına karşılık olarak verilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir). Vâkı‘a 56:22-24
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Reward for what they used to do.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا
56:25
Not frivolity will they hear therein, nor any taint of ill,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O (cennet)lerde “Selam, selam”dan başka bir söz de boş söz de günaha sokan bir (laf) da duymazlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There hear they no vain speaking nor recrimination
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
إِلَّا قِيلًا سَلَـٰمًا سَلَـٰمًا
56:26
Only the saying, "Peace! Peace".
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Duydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O (cennet)lerde “Selam, selam”dan başka bir söz de boş söz de günaha sokan bir (laf) da duymazlar. Vâkı‘a 56:25-26
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Naught) but the saying: Peace, (and again) Peace.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
وَأَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ
56:27
The Companions of the Right Hand,- what will be the Companions of the Right Hand?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sağın adamları, nedir o sağın adamları!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sağın halkı, ne mutlu insanlardır o sağın halkı!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those on the right hand; what of those on the right hand?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ
56:28
(They will be) among Lote-trees without thorns,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dalbastı kirazlar,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İşte onlar) düzgün (dalbastı)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Among thornless lote-trees
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ
56:29
Among Talh trees with flowers (or fruits) piled one above another,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Meyva dizili muzlar,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Meyveleri kat kat muz ağaçlar(ın)da,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And clustered plantains,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ
56:30
In shade long-extended,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Uzamış gölgeler,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Uzamış gölge(lik)te,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And spreading shade,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ
56:31
By water flowing constantly,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fışkıran sular.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Çağlayarak akan sularda,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And water gushing,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
وَفَـٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ
56:32
And fruit in abundance.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Pek çok meyva arasında,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kesilmeyen (tükenmeyen) ve engellenemeyen sayısız meyve(lik)lerde (ağırlanacaklardır).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And fruit in plenty
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ
56:33
Whose season is not limited, nor (supply) forbidden,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Tükenmeyen ve yasaklanmayan
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kesilmeyen (tükenmeyen) ve engellenemeyen sayısız meyve(lik)lerde (ağırlanacaklardır). Vâkı‘a 56:32-33
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Neither out of reach nor yet forbidden,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ
56:34
And on Thrones (of Dignity), raised high.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And raised couches;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
إِنَّآ أَنشَأْنَـٰهُنَّ إِنشَآءً
56:35
We have created (their Companions) of special creation.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz kadınları yeniden inşa ettik (yarattık).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir). Vâkı‘a 56:34-37
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We have created them a (new) creation
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
فَجَعَلْنَـٰهُنَّ أَبْكَارًا
56:36
And made them virgin - pure (and undefiled), -
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onları bâkireler yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir). Vâkı‘a 56:34-37
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And made them virgins,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
عُرُبًا أَتْرَابًا
56:37
Beloved (by nature), equal in age,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hep yaşıt sevgililer,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir). Vâkı‘a 56:34-37
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lovers, friends,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
لِّأَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ
56:38
For the Companions of the Right Hand.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sağın adamları içindir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For those on the right hand;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
56:39
A (goodly) number from those of old,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir çoğu öncekilerdendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir. Vâkı‘a 56:38-40
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A multitude of those of old
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ
56:40
And a (goodly) number from those of later times.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir çoğu da sonrakilerdendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir. Vâkı‘a 56:38-40
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And a multitude of those of later time.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
وَأَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ
56:41
The Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Solun adamları, nedir o solcular!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Solun halkı, ne mutsuz insanlardır o solun halkı!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those on the left hand: What of those on the left hand?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ
56:42
(They will be) in the midst of a Fierce Blast of Fire and in Boiling Water,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar şu içinde,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In scorching wind and scalding water
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ
56:43
And in the shades of Black Smoke:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır. Vâkı‘a 56:42-44
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And shadow of black smoke,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ
56:44
Nothing (will there be) to refresh, nor to please:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ki ne serindir, ne de faydalı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır. Vâkı‘a 56:42-44
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Neither cool nor refreshing.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ
56:45
For that they were wont to be indulged, before that, in wealth (and luxury),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefâhete dalmışlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki onlar bundan önce (dünyada) şımartılmışlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! heretofore they were effete with luxury
M. Pickthall · EN · public-domain
- 46
وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ
56:46
And persisted obstinately in wickedness supreme!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Büyük günahı (şirki) işlemekte ısrar ediyorlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And used to persist in the awful sin.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 47
وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
56:47
And they used to say, "What! when we die and become dust and bones, shall we then indeed be raised up again?-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şöyle diyorlardı: “Hem biz hem de önceki atalarımız, ölüp toprak ve kemik hâline geldikten sonra (yeniden) diriltilecekmişiz, öyle mi?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they used to say: When we are dead and have become dust and bones, shall we then, forsooth, be raised again,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 48
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
56:48
"(We) and our fathers of old?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Önceki atalarımızda mı?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şöyle diyorlardı: “Hem biz hem de önceki atalarımız, ölüp toprak ve kemik hâline geldikten sonra (yeniden) diriltilecekmişiz, öyle mi?” Vâkı‘a 56:47-48
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And also our forefathers?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 49
قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ
56:49
Say: "Yea, those of old and those of later times,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Öncekiler ve sonrakiler"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Hem öncekiler (atalarınız)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (unto them, O Muhammad): Lo! those of old and those of later time
M. Pickthall · EN · public-domain
- 50
لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَـٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
56:50
"All will certainly be gathered together for the meeting appointed for a Day well-known.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bilinen bir günün belirlenen vaktinde mutlaka toplanacaksınız.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Will all be brought together to the tryst of an appointed day.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 51
ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ
56:51
"Then will ye truly,- O ye that go wrong, and treat (Truth) as Falsehood!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra siz ey yalancı sapkınlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then lo! ye, the erring, the deniers,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 52
لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ
56:52
"Ye will surely taste of the Tree of Zaqqum.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Elbette zakkum ağacından yiyenler ve karınlar(ını) ondan dolduranlar (olacaksınız).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ye verily will eat of a tree called Zaqqum
M. Pickthall · EN · public-domain
- 53
فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
56:53
"Then will ye fill your insides therewith,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Elbette zakkum ağacından yiyenler ve karınlar(ını) ondan dolduranlar (olacaksınız). Vâkı‘a 56:52-53
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And will fill your bellies therewith;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 54
فَشَـٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ
56:54
"And drink Boiling Water on top of it:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Üstüne de kaynar su içeceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Üzerine (bir) de insanın içine işleyen kaynar sudan içenler (olacaksınız). Susamış develerin (su) içişi gibi içenler (olacaksınız).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And thereon ye will drink of boiling water,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 55
فَشَـٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ
56:55
"Indeed ye shall drink like diseased camels raging with thirst!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Üzerine (bir) de insanın içine işleyen kaynar sudan içenler (olacaksınız). Susamış develerin (su) içişi gibi içenler (olacaksınız). Vâkı‘a 56:54-55
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Drinking even as the camel drinketh.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 56
هَـٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ
56:56
Such will be their entertainment on the Day of Requital!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hesap gününde onların ağırlanması(!) böyle (olacak)tır!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This will be their welcome on the Day of Judgment.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 57
نَحْنُ خَلَقْنَـٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
56:57
It is We Who have created you: why will ye not witness the Truth?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sizi biz yaratmıştık. (Gerçekleri) onaylamanız gerekmez miydi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We created you. Will ye then admit the truth?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 58
أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ
56:58
Do ye then see?- The (human Seed) that ye throw out,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Attığınız meniyi gördünüz mü?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Atmakta olduğunuz meniyi (spermi) hiç düşündünüz mü?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have ye seen that which ye emit?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 59
ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَـٰلِقُونَ
56:59
Is it ye who create it, or are We the Creators?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onu siz mi yaratıyorsunuz; yoksa yaratanlar biz miyiz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Do ye create it or are We the Creator?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 60
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
56:60
We have decreed Death to be your common lot, and We are not to be frustrated
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Aranızda ölümü belirleyen biziz. Sizi, benzerlerinizle değiştirmemiz ve yine sizi bilemeyeceğiniz şekilde (ahirette) yeniden yaratmamızda kimse bizim önümüze geçemez.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We mete out death among you, and We are not to be outrun,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 61
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَـٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ
56:61
from changing your Forms and creating you (again) in (forms) that ye know not.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Aranızda ölümü belirleyen biziz. Sizi, benzerlerinizle değiştirmemiz ve yine sizi bilemeyeceğiniz şekilde (ahirette) yeniden yaratmamızda kimse bizim önümüze geçemez. Vâkı‘a 56:60-61
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That We may transfigure you and make you what ye know not.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 62
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
56:62
And ye certainly know already the first form of creation: why then do ye not celebrate His praises?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Üstelik ilk yaratılışı biliyorsunuz. (Buna rağmen gerçeği) hatırlamanız gerekmez mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily ye know the first creation. Why, then, do ye not reflect?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 63
أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ
56:63
See ye the seed that ye sow in the ground?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ektiğinizi gördünüz mü?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ektiğinizi (tohumu) düşündünüz mü hiç?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have ye seen that which ye cultivate?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 64
ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ
56:64
Is it ye that cause it to grow, or are We the Cause?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onu siz mi yetiştiriyorsunuz; yoksa yetiştirenler biz miyiz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is it ye who foster it, or are We the Fosterer?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 65
لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَـٰهُ حُطَـٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
56:65
Were it Our Will, We could crumble it to dry powder, and ye would be left in wonderment,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dileseydik onu elbette kuru bir çöp yapardık da “Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!” diyerek şaşar kalırdınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
If We willed, We verily could make it chaff, then would ye cease not to exclaim:
M. Pickthall · EN · public-domain
- 66
إِنَّا لَمُغْرَمُونَ
56:66
(Saying), "We are indeed left with debts (for nothing):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Doğrusu borç altına girdik."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dileseydik onu elbette kuru bir çöp yapardık da “Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!” diyerek şaşar kalırdınız. Vâkı‘a 56:65-67
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! we are laden with debt!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 67
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
56:67
"Indeed are we shut out (of the fruits of our labour)"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dileseydik onu elbette kuru bir çöp yapardık da “Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!” diyerek şaşar kalırdınız. Vâkı‘a 56:65-67
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but we are deprived!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 68
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ
56:68
See ye the water which ye drink?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İçtiğiniz suya baktınız mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İçmekte olduğunuz suyu düşündünüz mü hiç?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have ye observed the water which ye drink?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 69
ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ
56:69
Do ye bring it down (in rain) from the cloud or do We?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onu bulutlardan siz mi indirdiniz; yoksa indirenler biz miyiz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is it ye who shed it from the raincloud, or are We the Shedder?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 70
لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَـٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
56:70
Were it Our Will, We could make it salt (and unpalatable): then why do ye not give thanks?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dileseydik onu da tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
If We willed We verily could make it bitter. Why then, give ye not thanks?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 71
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ
56:71
See ye the Fire which ye kindle?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yaktığınız ateşi gördünüz mü?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Tutuşturmakta olduğunuz ateşi hiç düşündünüz mü?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have ye observed the fire which ye strike out;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 72
ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ
56:72
Is it ye who grow the tree which feeds the fire, or do We grow it?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onun ağacını siz mi yetiştirdiniz; yoksa oluşturanlar biz miyiz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Was it ye who made the tree thereof to grow, or were We the grower?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 73
نَحْنُ جَعَلْنَـٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَـٰعًا لِّلْمُقْوِينَ
56:73
We have made it a memorial (of Our handiwork), and an article of comfort and convenience for the denizens of deserts.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte, biz onu (ağacı, gerçeğin) hatırlatması ve ihtiyacı olanlar için geçimlik yaptık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We, even We, appointed it a memorial and a comfort for the dwellers in the wilderness.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 74
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
56:74
Then celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor (O Muhammad), praise the name of thy Lord, the Tremendous.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 75
۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
56:75
Furthermore I call to witness the setting of the Stars,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hayır! Nücûm’un yerlerine yemin ederim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, I swear by the places of the stars -
M. Pickthall · EN · public-domain
- 76
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
56:76
And that is indeed a mighty adjuration if ye but knew,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bilirseniz bu büyük bir yemindir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bilirseniz şüphesiz ki o (yemin) büyük bir yemindir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! that verily is a tremendous oath, if ye but knew -
M. Pickthall · EN · public-domain
- 77
إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ
56:77
That this is indeed a qur'an Most Honourable,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, elbette şerefli bir Kur'ân'dır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki o değerli bir Kur’an’dır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That (this) is indeed a noble Qur'an
M. Pickthall · EN · public-domain
- 78
فِى كِتَـٰبٍ مَّكْنُونٍ
56:78
In Book well-guarded,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Korunmuş bir kitaptadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Saklı bir kitaptadır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In a Book kept hidden
M. Pickthall · EN · public-domain
- 79
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ
56:79
Which none shall touch but those who are clean:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ona temizlenenlerden başkası el süremez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ona arındırılmış (melek)lerin dışında kimse dokunamaz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Which none toucheth save the purified,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 80
تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
56:80
A Revelation from the Lord of the Worlds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Alemlerin Rabbinden indir(il)medir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A revelation from the Lord of the Worlds.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 81
أَفَبِهَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ
56:81
Is it such a Message that ye would hold in light esteem?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is it this Statement that ye scorn,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 82
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
56:82
And have ye made it your livelihood that ye should declare it false?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rızkınızı yalanlamaya (mı) dönüştürüyorsunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And make denial thereof your livelihood?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 83
فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ
56:83
Then why do ye not (intervene) when (the soul of the dying man) reaches the throat,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Can boğaza dayandığı zaman
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Peki (ya can) boğaza dayandığı zaman (haliniz nasıl olacak)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Why, then, when (the soul) cometh up to the throat (of the dying)
M. Pickthall · EN · public-domain
- 84
وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ
56:84
And ye the while (sit) looking on,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ki o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O zaman siz (ölmekte olan kişiye) bakar durursunuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And ye are at that moment looking
M. Pickthall · EN · public-domain
- 85
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَـٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ
56:85
But We are nearer to him than ye, and yet see not,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz ona sizden daha yakınız fakat siz göremezsiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
- And We are nearer unto him than ye are, but ye see not -
M. Pickthall · EN · public-domain
- 86
فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ
56:86
Then why do ye not,- If you are exempt from (future) account,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer cezalandırılmayacak iseniz,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Mademki hesaba çekilmeyeceksiniz, doğruysanız (ölmekte olanı geri) döndürsenize!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Why then, if ye are not in bondage (unto Us),
M. Pickthall · EN · public-domain
- 87
تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
56:87
Call back the soul, if ye are true (in the claim of independence)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu geri çevirsenize; şayet iddianızda doğru iseniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Mademki hesaba çekilmeyeceksiniz, doğruysanız (ölmekte olanı geri) döndürsenize! Vâkı‘a 56:86-87
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Do ye not force it back, if ye are truthful?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 88
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
56:88
Thus, then, if he be of those Nearest to Allah,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat ölen kişiye gelince, eğer o rahmete yaklaştırılanlardan ise,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Ölen kişi Allah’a) yakınlaştırılanlardan ise ona rahatlık, güzel rızık ve nimet cenneti vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus if he is of those brought nigh,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 89
فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ
56:89
(There is for him) Rest and Satisfaction, and a Garden of Delights.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Ölen kişi Allah’a) yakınlaştırılanlardan ise ona rahatlık, güzel rızık ve nimet cenneti vardır. Vâkı‘a 56:88-89
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then breath of life, and plenty, and a Garden of delight.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 90
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ
56:90
And if he be of the Companions of the Right Hand,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer O, sağın adamlarından ise,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sağın halkından ise (kendisine) “Sana (senin gibi olan) sağın halkından selam olsun!” (denecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if he is of those on the right hand,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 91
فَسَلَـٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ
56:91
(For him is the salutation), "Peace be unto thee", from the Companions of the Right Hand.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"(Ey sağcı), sana sağcılardan selam!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sağın halkından ise (kendisine) “Sana (senin gibi olan) sağın halkından selam olsun!” (denecektir). Vâkı‘a 56:90-91
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then (the greeting) "Peace be unto thee" from those on the right hand.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 92
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
56:92
And if he be of those who treat (Truth) as Falsehood, who go wrong,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But if he is of the rejecters, the erring,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 93
فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ
56:93
For him is Entertainment with Boiling Water.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır. Vâkı‘a 56:92-94
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then the welcome will be boiling water
M. Pickthall · EN · public-domain
- 94
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
56:94
And burning in Hell-Fire.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve cehenneme atılma vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır. Vâkı‘a 56:92-94
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And roasting at hell-fire.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 95
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ
56:95
Verily, this is the Very Truth and Certainly.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kesin gerçek budur işte.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte bu, gerçeğin ta kendisidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! this is certain truth.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 96
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
56:96
So celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Öyle ise Rabbini o büyük ismiyle tesbih et.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor (O Muhammad) praise the name of thy Lord, the Tremendous.
M. Pickthall · EN · public-domain
Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)