44.The Smoke
الدخانMeccan · 59 ayahs
- 1
حمٓ
44:1
Ha-Mim.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hâ, mîm.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hâ. Mîm.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ha. Mim.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
وَٱلْكِتَـٰبِ ٱلْمُبِينِ
44:2
By the Book that makes things clear;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O apaçık Kitab'a andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Apaçık Kitaba yemin olsun ki
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By the Scripture that maketh plain
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
إِنَّآ أَنزَلْنَـٰهُ فِى لَيْلَةٍ مُّبَـٰرَكَةٍ ۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ
44:3
We sent it down during a Blessed Night: for We (ever) wish to warn (against Evil).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O apaçık Kitab'a andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz onu (Kur’an’ı) bereketli bir gecede indir(meye başla)dık. Şüphesiz ki biz uyarıcıyız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We revealed it on a blessed night - Lo! We are ever warning -
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ
44:4
In the (Night) is made distinct every affair of wisdom,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Katımızdan (verilen bir) emir olarak doğru hüküm içeren her iş onda (o gecede) ayrıntılı olarak ortaya konulur. Rabbinin merhameti gereği (peygamberler) gönderici olan da elbette biziz. Şüphesiz ki O -evet O- duyandır, bilendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Whereon every wise command is made clear
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
أَمْرًا مِّنْ عِندِنَآ ۚ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ
44:5
By command, from Our Presence. For We (ever) send (revelations),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Katımızdan (verilen bir) emir olarak doğru hüküm içeren her iş onda (o gecede) ayrıntılı olarak ortaya konulur. Rabbinin merhameti gereği (peygamberler) gönderici olan da elbette biziz. Şüphesiz ki O -evet O- duyandır, bilendir. Duhân 44:4-6
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
As a command from Our presence - Lo! We are ever sending -
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
44:6
As Mercy from thy Lord: for He hears and knows (all things);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Katımızdan (verilen bir) emir olarak doğru hüküm içeren her iş onda (o gecede) ayrıntılı olarak ortaya konulur. Rabbinin merhameti gereği (peygamberler) gönderici olan da elbette biziz. Şüphesiz ki O -evet O- duyandır, bilendir. Duhân 44:4-6
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A mercy from thy Lord. Lo! He, even He is the Hearer, the Knower,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
رَبِّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
44:7
The Lord of the heavens and the earth and all between them, if ye (but) have an assured faith.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Siz eğer kesin olarak inanıyorsanız, iyi bilin ki Allah göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kesin inananlar olursanız, (bilin ki Allah) göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lord of the heavens and the earth and all that is between them, if ye would be sure.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
44:8
There is no god but He: It is He Who gives life and gives death,- The Lord and Cherisher to you and your earliest ancestors.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O hem yaşatır, hem öldürür. O sizin de Rabbiniz, sizden önceki babalarınızın da Rabbidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O’ndan başka ilah yoktur. (O) diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir; önceki atalarınızın da Rabbidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There is no Allah save Him. He quickeneth and giveth death; your Lord and Lord of your forefathers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ يَلْعَبُونَ
44:9
Yet they play about in doubt.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat kâfirler bir şüphe içinde oynayıp eğleniyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ne var ki onlar şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but they play in doubt.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍ مُّبِينٍ
44:10
Then watch thou for the Day that the sky will bring forth a kind of smoke (or mist) plainly visible,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle. Bu acı bir azabdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Şimdi) sen göğün açık bir duman getireceği günü gözetle!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But watch thou (O Muhammad) for the day when the sky will produce visible smoke
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
يَغْشَى ٱلنَّاسَ ۖ هَـٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ
44:11
Enveloping the people: this will be a Penalty Grievous.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle. Bu acı bir azabdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(O duman) insanları kaplayacaktır. Bu, elem verici bir azaptır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That will envelop the people. This will be a painful torment.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ
44:12
(They will say:) "Our Lord! remove the Penalty from us, for we do really believe!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün insanlar: "Ey Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Artık biz inanıyoruz" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İşte o zaman inkârcılar:) “Rabbimiz! Bizden azabı kaldır! Şüphesiz ki biz (artık) inanıyoruz.” (diyecekler).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Then they will say): Our Lord relieve us of the torment. Lo! we are believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌ مُّبِينٌ
44:13
How shall the message be (effectual) for them, seeing that an Messenger explaining things clearly has (already) come to them,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar için bunu düşünüp öğüt almak nerede? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir de peygamber gelmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bu hatırlamanın onlara ne yararı olabilir ki! Oysa kendilerine (gerçeği ulaştıran) apaçık bir elçi gelmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
How can there be remembrance for them, when a messenger making plain (the Truth) had already come unto them,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
ثُمَّ تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمٌ مَّجْنُونٌ
44:14
Yet they turn away from him and say: "Tutored (by others), a man possessed!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra onlar, o peygamberden yüz çevirdiler ve: "Bu öğretilmiş bir delidir." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra ondan yüz çevirmiş ve “Bu, cinlenmiş, (başkaları tarafından) öğretilmiş biridir!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they had turned away from him and said: One taught (by others), a madman?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلْعَذَابِ قَلِيلًا ۚ إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ
44:15
We shall indeed remove the Penalty for a while, (but) truly ye will revert (to your ways).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz o azabı sizden birazcık kaldırırız. Ama siz mutlaka eski halinize dönersiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Azabı kısa bir süre kaldıracağız; (ama) siz (yine eski hâlinize) döneceksiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We withdraw the torment a little. Lo! ye return (to disbelief).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ
44:16
One day We shall seize you with a mighty onslaught: We will indeed (then) exact Retribution!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz o büyük şiddetle çarptığımız gün mutlaka intikamımızı alırız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Fakat) büyük bir darbe vuracağımız gün şüphesiz ki biz intikam alıcıyız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On the day when We shall seize them with the greater seizure, (then) in truth We shall punish.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
۞ وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ
44:17
We did, before them, try the people of Pharaoh: there came to them a messenger most honourable,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki, biz onlardan önce Firavun kavmini de denemiştik. Onlara çok kıymetli bir peygamber gelmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki kendilerinden önce Firavun’un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara değerli bir elçi gelmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We tried before them Pharaoh's folk, when there came unto them a noble messenger,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
44:18
Saying: "Restore to me the Servants of Allah: I am to you an messenger worthy of all trust;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O peygamber onlara şöyle demişti: "Esaretiniz altındaki Allah'ın kullarını bana teslim edin. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa şöyle demişti:) “Allah’ın kullarını bana verin! Şüphesiz ki ben size (gönderilen) güvenilir elçiyim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Saying: Give up to me the slaves of Allah. Lo! I am a faithful messenger unto you.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ
44:19
"And be not arrogant as against Allah: for I come to you with authority manifest.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'a karşı üstünlük taslamayın. Şüphesiz ki ben size apaçık bir delil getiriyorum.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’a büyüklük taslamayın! Şüphesiz ki ben size apaçık bir delil getiriyorum.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And saying: Be not proud against Allah. Lo! I bring you a clear warrant.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ
44:20
"For me, I have sought safety with my Lord and your Lord, against your injuring me.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekten ben, beni taşlamanızdan dolayı benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Beni kovmanızdan benim Rabbime ve (elbette) sizin de Rabbiniz olan (Allah)a sığındım.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! I have sought refuge in my Lord and your Lord lest ye stone me to death.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ
44:21
"If ye believe me not, at least keep yourselves away from me."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer siz bana iman etmezseniz hemen yanımdan uzaklaşın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bana inanmazsanız benden uzaklaşın!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if ye put no faith in me, then let me go.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌ مُّجْرِمُونَ
44:22
(But they were aggressive:) then he cried to his Lord: "These are indeed a people given to sin."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa: "Şüphesiz ki bunlar suçlu bir kavimdir." diyerek yardım etmesi için Rabbine yalvardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa:) “Bunlar suç işleyen bir toplumdur.” diye Rabbine dua etmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he cried unto his Lord, (saying): These are guilty folk.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
44:23
(The reply came:) "March forth with My Servants by night: for ye are sure to be pursued.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah buyurdu ki: "Kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü siz takib edileceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah şöyle buyurmuştu): “Kullarımı geceleyin yola çıkar! Şüphesiz ki takip edileceksiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then (his Lord commanded): Take away My slaves by night. Lo! ye will be followed,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا ۖ إِنَّهُمْ جُندٌ مُّغْرَقُونَ
44:24
"And leave the sea as a furrow (divided): for they are a host (destined) to be drowned."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Karşıya geçince denizi olduğu gibi açık bırak. Çünkü onlar suda boğulacak bir ordudur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Denizi rahatça terk edip geç! Şüphesiz ki onlar boğulacak bir ordudur.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And leave the sea behind at rest, for lo! they are a drowned host.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ
44:25
How many were the gardens and springs they left behind,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar neler bırakmışlardı, ne bahçeler, ne pınarlar!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar geride bahçeler, (su) kaynakları, ekinler, değerli bir makam ve içinde zevk sürdükleri nimetler bırakmışlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
How many were the gardens and the watersprings that they left behind,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
44:26
And corn-fields and noble buildings,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ne ekinler, ne güzel kaynaklar,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar geride bahçeler, (su) kaynakları, ekinler, değerli bir makam ve içinde zevk sürdükleri nimetler bırakmışlardı. Duhân 44:25-27
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the cornlands and the goodly sites
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
وَنَعْمَةٍ كَانُوا۟ فِيهَا فَـٰكِهِينَ
44:27
And wealth (and conveniences of life), wherein they had taken such delight!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve içinde eğlenip durdukları nice nimetler ve refah!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar geride bahçeler, (su) kaynakları, ekinler, değerli bir makam ve içinde zevk sürdükleri nimetler bırakmışlardı. Duhân 44:25-27
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And pleasant things wherein they took delight!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
كَذَٰلِكَ ۖ وَأَوْرَثْنَـٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ
44:28
Thus (was their end)! And We made other people inherit (those things)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte böylece biz onları başka bir kavme miras bıraktık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte böylece onları (o nimetleri) başka bir topluma miras bırakmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Even so (it was), and We made it an inheritance for other folk;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ
44:29
And neither heaven nor earth shed a tear over them: nor were they given a respite (again).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gök ve yer onların üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gök ve yer onların ardından ağlamamıştı; kendilerine (artık) zaman da tanınmamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the heaven and the earth wept not for them, nor were they reprieved.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ
44:30
We did deliver aforetime the Children of Israel from humiliating Punishment,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azabdan kurtardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki biz, İsrailoğullarını küçük düşürücü o azaptan yani Firavun’dan kurtarmıştık. Şüphesiz ki o, haddini aşanlardan bir zorbaydı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We delivered the Children of Israel from the shameful doom;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
مِن فِرْعَوْنَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ
44:31
Inflicted by Pharaoh, for he was arrogant (even) among inordinate transgressors.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun'dan da kurtardık çünkü o üstünlük taslayıp haddi aşan bir zorbaydı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki biz, İsrailoğullarını küçük düşürücü o azaptan yani Firavun’dan kurtarmıştık. Şüphesiz ki o, haddini aşanlardan bir zorbaydı. Duhân 44:30-31
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(We delivered them) from Pharaoh. Lo! he was a tyrant of the wanton ones.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَـٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَـٰلَمِينَ
44:32
And We chose them aforetime above the nations, knowingly,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki biz onları bilerek o zamanki alemlere üstün kıldık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki biz bir bilgiye göre onları (İsrailoğullarını) âlemlere (kendi zamanlarının inkârcılarına) seçkin kılmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We chose them, purposely, above (all) creatures.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
وَءَاتَيْنَـٰهُم مِّنَ ٱلْـَٔايَـٰتِ مَا فِيهِ بَلَـٰٓؤٌا۟ مُّبِينٌ
44:33
And granted them Signs in which there was a manifest trial
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onlara içinde apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara, içinde apaçık bir imtihan bulunan deliller vermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We gave them portents wherein was a clear trial.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ
44:34
As to these (Quraish), they say forsooth:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekten şu kâfirler diyorlar ki:
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar (müşrikler)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! these, forsooth, are saying:
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ
44:35
"There is nothing beyond our first death, and we shall not be raised again.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bizim ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz tekrar diriltilecek değiliz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“İlk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz asla diriltilecek de değiliz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There is naught but our first death, and we shall not be raised again.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
فَأْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
44:36
"Then bring (back) our forefathers, if what ye say is true!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer siz doğru söyleyen kimselerseniz babalarınızı bize getirin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğruysanız atalarımızı getirin (de görelim)!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Bring back our fathers, if ye speak the truth!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ أَهْلَكْنَـٰهُمْ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ
44:37
What! Are they better than the people of Tubba and those who were before them? We destroyed them because they were guilty of sin.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tükba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Biz onların hepsini de helak ettik. Çünkü onlar suçluydular.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bunlar mı daha hayırlı yoksa Tübba‘ kavmi ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmiştik; şüphesiz ki onlar suçluydular.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Are they better, or the folk of Tubb'a and those before them? We destroyed them, for surely they were guilty.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَـٰعِبِينَ
44:38
We created not the heavens, the earth, and all between them, merely in (idle) sport:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri oyuncular olarak (oyun oynamak için) yaratmadık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We created not the heavens and the earth, and all that is between them, in play.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
مَا خَلَقْنَـٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
44:39
We created them not except for just ends: but most of them do not understand.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onları hak ve hikmetle yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onları sadece bir amaçla yarattık. Fakat çoğu (bunu) bilmez.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We created them not save with truth; but most of them know not.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَـٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ
44:40
Verily the Day of sorting out is the time appointed for all of them,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz ki hakkı batıldan ayırd etme günü onların hepsinin bir araya toplanacağı gündür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki ayrılma (mahşer) günü, hepsinin bir arada buluşacağı (gündür).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Assuredly the Day of Decision is the term for all of them,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
44:41
The Day when no protector can avail his client in aught, and no help can they receive,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Onlara yardım da edilmez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün, dostun dosta hiçbir yararı olmaz; kendilerine yardım da edilmez.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A day when friend can in naught avail friend, nor can they be helped,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
44:42
Except such as receive Allah's Mercy: for He is Exalted in Might, Most Merciful.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, çok merhamet edicidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ancak Allah’ın merhamet ettiği kişiler böyle değildir. Şüphesiz ki sadece ve sadece O güçlüdür, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save him on whom Allah hath mercy. Lo! He is the Mighty, the Merciful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ
44:43
Verily the tree of Zaqqum
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekten zakkum ağacı,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki zakkum ağacı, kaynar suyun kaynamasına benzer şekilde suçluların karınlar(ın)da erimiş maden gibi kaynayan yemeğidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! the tree of Zaqqum,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
طَعَامُ ٱلْأَثِيمِ
44:44
Will be the food of the Sinful,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Günahkârların yemeğidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki zakkum ağacı, kaynar suyun kaynamasına benzer şekilde suçluların karınlar(ın)da erimiş maden gibi kaynayan yemeğidir. Duhân 44:43-46
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The food of the sinner!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ
44:45
Like molten brass; it will boil in their insides.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O pota gibi karınlarda kaynar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki zakkum ağacı, kaynar suyun kaynamasına benzer şekilde suçluların karınlar(ın)da erimiş maden gibi kaynayan yemeğidir. Duhân 44:43-46
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Like molten brass, it seetheth in their bellies
M. Pickthall · EN · public-domain
- 46
كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ
44:46
Like the boiling of scalding water.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, kızgın bir sıvının kaynaması gibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki zakkum ağacı, kaynar suyun kaynamasına benzer şekilde suçluların karınlar(ın)da erimiş maden gibi kaynayan yemeğidir. Duhân 44:43-46
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
As the seething of boiling water.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 47
خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
44:47
(A voice will cry: "Seize ye him and drag him into the midst of the Blazing Fire!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah meleklere şöyle emreder. "Şunu tutun da Cehennem'in ortasına sürükleyin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah meleklere şöyle emredecek): “Tutun onu! Cehennemin ortasına sürükleyin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it will be said): Take him and drag him to the midst of hell,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 48
ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ
44:48
"Then pour over his head the Penalty of Boiling Water,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sonra onun başının üstüne kaynar su azabından dökün."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra başının üzerine kaynar su azabından dökün!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then pour upon his head the torment of boiling water.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 49
ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ
44:49
"Taste thou (this)! Truly wast thou mighty, full of honour!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ona şöyle denir! "Tat bakalım azabı! hani sen kendine göre çok güçlü ve çok üstündün.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Cehennemlik kişiye:) “Tat bakalım! Sen -evet sen- (hani) güçlü(ydün); itibarlı(ydın)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Saying): Taste! Lo! thou wast forsooth the mighty, the noble!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 50
إِنَّ هَـٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ
44:50
"Truly this is what ye used to doubt!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte sizin inkâr edip durduğunuz şey budur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir.” (denecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! this is that whereof ye used to doubt.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 51
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍ
44:51
As to the Righteous (they will be) in a position of Security,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz ki kötülükten sakınanlar güvenli bir makamdadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar) ise güvenilir bir makamda, bahçelerde ve (su) kaynaklarında (olacaklar).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! those who kept their duty will be in a place secured.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 52
فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ
44:52
Among Gardens and Springs;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar) ise güvenilir bir makamda, bahçelerde ve (su) kaynaklarında (olacaklar). Duhân 44:51-52
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Amid gardens and watersprings,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 53
يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ
44:53
Dressed in fine silk and in rich brocade, they will face each other;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı olarak otururlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Karşılıklı oturarak ince ipek ve parlak atlastan giyinecekler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Attired in silk and silk embroidery, facing one another.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 54
كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَـٰهُم بِحُورٍ عِينٍ
44:54
So; and We shall join them to fair women with beautiful, big, and lustrous eyes.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte böyle, biz onları ayrıca iri siyah gözlü hurilerle evlendiririz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte böyle! Biz onları, (güzel) gözlü hurilerle (de) eşleştirmiş (olacağ)ız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Even so (it will be). And We shall wed them unto fair ones with wide, lovely eyes.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 55
يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَـٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ
44:55
There can they call for every kind of fruit in peace and security;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar orada güven içinde her çeşit meyveyi isteyebilirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Orada, güven içinde (canlarının istediği) her meyveyi isteyeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They call therein for every fruit in safety.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 56
لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ ۖ وَوَقَىٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ
44:56
Nor will they there taste Death, except the first death; and He will preserve them from the Penalty of the Blazing Fire,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İlk (tattıkları) ölüm dışında, orada artık ölüm tatmayacaklar. (Allah) onları, Rabbinden bir lütuf olarak cehennem azabından korumuş (olacak)tır. Asıl büyük kurtuluş işte budur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They taste not death therein, save the first death. And He hath saved them from the doom of hell,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 57
فَضْلًا مِّن رَّبِّكَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
44:57
As a Bounty from thy Lord! that will be the supreme achievement!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Bunların hepsi) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir.) İşte büyük kurtuluş budur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İlk (tattıkları) ölüm dışında, orada artık ölüm tatmayacaklar. (Allah) onları, Rabbinden bir lütuf olarak cehennem azabından korumuş (olacak)tır. Asıl büyük kurtuluş işte budur. Duhân 44:56-57
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A bounty from thy Lord. That is the supreme triumph.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 58
فَإِنَّمَا يَسَّرْنَـٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
44:58
Verily, We have made this (Qur'an) easy, in thy tongue, in order that they may give heed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz Kur'ân'ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki onlar öğüt alırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz onu (Kur’an’ı gerçeği) hatırlasınlar diye senin diline kolaylaştırdık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We have made (this Scripture) easy in thy language only that they may heed.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 59
فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ
44:59
So wait thou and watch; for they (too) are waiting.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Artık sen onların başlarına gelecekleri bekle: Çünkü onlar da bekleyip durmaktadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sen (durumu bekleyip) gözetle; şüphesiz ki onlar da gözetlemektedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Wait then (O Muhammad). Lo! they (too) are waiting.
M. Pickthall · EN · public-domain
Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)