15.Hicr
الحجرMekke · 99 ayet
- 1
الٓر ۚ تِلْكَ ءَايَـٰتُ ٱلْكِتَـٰبِ وَقُرْءَانٍ مُّبِينٍ
15:1
A. L. R. These are the Ayats of Revelation,- of a Qur'an that makes things clear.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur'ân'ın âyetleridir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Elif. Lâm. Râ. İşte şu(nlar), Kitabın ve apaçık Kur’an’ın ayetleridir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Alif. Lam. Ra. These are verses of the Scripture and a plain Reading.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ كَانُوا۟ مُسْلِمِينَ
15:2
Again and again will those who disbelieve, wish that they had bowed (to Allah's will) in Islam.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir zaman gelecek ki inkâr edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bir zaman gelecek, kâfir olanlar “Keşke biz de müslüman olsaydık.” diye arzu edecekler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It may be that those who disbelieve wish ardently that they were Muslims.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
15:3
Leave them alone, to enjoy (the good things of this life) and to please themselves: let (false) hope amuse them: soon will knowledge (undeceive them).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onları bırak yesinler, içsinler, zevk alsınlar; arzu onları oyalasın ilerde bileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun! İleride (gerçeği) bilecekler!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Let them eat and enjoy life, and let (false) hope beguile them. They will come to know!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُومٌ
15:4
Never did We destroy a population that had not a term decreed and assigned beforehand.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz hiçbir memleketi (Allah katında) bilinen bir zamanı olmaksızın helak etmedik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Helak ettiğimiz hiçbir şehir yoktur ki hakkında (bizce) bilinen (belirlenmiş) bir yasa olmasın.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We destroyed no township but there was a known decree for it.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ
15:5
Neither can a people anticipate its term, nor delay it.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hiçbir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
No nation can outstrip its term nor can they lag behind.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
وَقَالُوا۟ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ
15:6
They say: "O thou to whom the Message is being revealed! truly thou art mad (or possessed)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dediler ki: "Ey kendisine Kur'ân indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Müşrikler) “Ey kendisine zikr (Kur’an) indirildiğini (sanan) kişi! Sen şüphesiz ki cinlenmişsin. (Peygamberlik iddianda) doğru söyleyenlerdensen bize melekleri getirsene!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: O thou unto whom the Reminder is revealed, lo! thou art indeed a madman!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ
15:7
"Why bringest thou not angels to us if it be that thou hast the Truth?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Eğer peygamberlik davanda doğru kimselerdensen, bize melekleri getirmeliydin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Müşrikler) “Ey kendisine zikr (Kur’an) indirildiğini (sanan) kişi! Sen şüphesiz ki cinlenmişsin. (Peygamberlik iddianda) doğru söyleyenlerdensen bize melekleri getirsene!” demişlerdi. Hicr 15:6-7
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Why bringest thou not angels unto us, if thou art of the truthful?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓا۟ إِذًا مُّنظَرِينَ
15:8
We send not the angels down except for just cause: if they came (to the ungodly), behold! no respite would they have!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz o melekleri ancak, hak ile indiririz. Ve indirildikleri vakit de onlara (kâfirlere) hiç mühlet verilmez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz, melekleri ancak ve ancak bir amaç ile indiririz. O zaman da onlara zaman tanınmaz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We send not down the angels save with the Fact, and in that case (the disbelievers) would not be tolerated.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَـٰفِظُونَ
15:9
We have, without doubt, sent down the Message; and We will assuredly guard it (from corruption).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hiç şüphe yok ki, Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Zikri (Kur’an’ı) indiren şüphesiz ki biziz, biz; elbette onu koruyucular da biziz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We, even We, reveal the Reminder, and lo! We verily are its Guardian.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ
15:10
We did send messengers before thee amongst the religious sects of old:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun, senden önceki milletler arasında da peygamberler gönderdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki senden önceki milletler arasında da (seçtiğimiz elçiler) göndermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We verily sent (messengers) before thee among the factions of the men of old.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
15:11
But never came a messenger to them but they mocked him.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara hiçbir peygamber gelmiyordu ki onunla alay etmiş olmasınlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendilerine gelen her elçi ile elbette alay ederlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And never came there unto them a messenger but they did mock him.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
15:12
Even so do we let it creep into the hearts of the sinners -
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz o küfrü suçluların kalbine işte böyle sokarız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte böylece biz onu (alaycılığı) suçluların kalplerine sokarız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus do We make it traverse the hearts of the guilty:
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ
15:13
That they should not believe in the (Message); but the ways of the ancients have passed away.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kur'âna iman etmezler, halbuki öncekilerin sünneti (inanmadıkları için başlarına gelenler) gelip geçmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Öncekilere (uygulanan) kanun gelip geçmiş olmasına rağmen onlar (hâlâ) buna (Kur’an’a) inanmıyorlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They believe not therein, though the example of the men of old hath gone before.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّوا۟ فِيهِ يَعْرُجُونَ
15:14
Even if We opened out to them a gate from heaven, and they were to continue (all day) ascending therein,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara gökten bir kapı açsak ve oradan yukarı çıksalar,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And even if We opened unto them a gate of heaven and they kept mounting through it,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
لَقَالُوٓا۟ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَـٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ
15:15
They would only say: "Our eyes have been intoxicated: Nay, we have been bewitched by sorcery."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Gözlerimiz perdelendi, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Kesin olarak gözlerimiz bağlandı, aslında bize büyü yapılmıştır.” derlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They would say: Our sight is wrong - nay, but we are folk bewitched.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّـٰهَا لِلنَّـٰظِرِينَ
15:16
It is We Who have set out the zodiacal signs in the heavens, and made them fair-seeming to (all) beholders;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun biz, gökte birtakım burçlar yarattık ve bakanlar için onu süsledik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki biz gökte birtakım burçlar yarattık ve bakanlar için onu süsledik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily in the heaven we have set mansions of the stars, and We have beautified it for beholders.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
وَحَفِظْنَـٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ رَّجِيمٍ
15:17
And (moreover) We have guarded them from every cursed devil:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve göğü taşlanan bütün şeytanlardan koruduk.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onu (göğü), taşlanmış (kovulmuş) her şeytandan koruduk.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We have guarded it from every outcast devil,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ مُّبِينٌ
15:18
But any that gains a hearing by stealth, is pursued by a flaming fire, bright (to see).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak kulak hırsızlığı eden şeytan hariç, onu apaçık bir alev sütunu takip eder.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ancak duyma (gizlice dinleme, bilgi) hırsızlığı yapan olursa, onun da peşine açık bir alev yumağı takılır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save him who stealeth the hearing, and them doth a clear flame pursue.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَـٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ
15:19
And the earth We have spread out (like a carpet); set thereon mountains firm and immovable; and produced therein all kinds of things in due balance.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yeryüzünü düzgün bir şekilde yarattık ve oraya sabit dağlar yerleştirdik. Orada hikmetle ölçülmüş her şeyden bitkiler bitirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yeri genişlettik ve içine ağırlıklar yerleştirdik. Orada ölçülü olan her şeyden (bitkiler) yetiştirdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the earth have We spread out, and placed therein firm hills, and caused each seemly thing to grow therein.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَـٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ
15:20
And We have provided therein means of subsistence,- for you and for those for whose sustenance ye are not responsible.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada hem sizin için, hem de sizin rızıklarını veremediğiniz kimseler için geçim yollarını yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Orada hem sizin için hem de kendi(leri)ni sizin rızıklandırmadığınız kişiler için geçim kaynakları yarattık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And we have given unto you livelihoods therein, and unto those for whom ye provide not.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍ مَّعْلُومٍ
15:21
And there is not a thing but its (sources and) treasures (inexhaustible) are with Us; but We only send down thereof in due and ascertainable measures.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Fakat biz, onu ancak ihtiyaca göre, belli ölçülerde veririz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri bizim katımızda olmasın. Biz onu ancak belirli bir ölçüyle indiririz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And there is not a thing but with Us are the stores thereof. And we send it not down save in appointed measure.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَـٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَسْقَيْنَـٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَـٰزِنِينَ
15:22
And We send the fecundating winds, then cause the rain to descend from the sky, therewith providing you with water (in abundance), though ye are not the guardians of its stores.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirip sizi onunla suladık. O suyu hazinelerde tutan da siz değilsiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz, rüzgârları aşılayıcılar olarak gönderdik ve gökten su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. Siz onu depolayamazdınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We send the winds fertilising, and cause water to descend from the sky, and give it you to drink. It is not ye who are the holders of the store thereof.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٰرِثُونَ
15:23
And verily, it is We Who give life, and Who give death: it is We Who remain inheritors (after all else passes away).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elbette biz diriltiriz ve biz öldürürüz! Ve hepsinin varisleri de biziz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dirilten de öldüren de elbette biziz! Her şeye vâris olan biziz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! and it is We, even We, Who quicken and give death, and We are the Inheritor.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ
15:24
To Us are known those of you who hasten forward, and those who lag behind.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki biz, içinizden İslâm'da öne geçmek isteyenleri de biliriz, geri kalmak isteyenleri de biliriz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki biz sizden önce gelip geçenleri de geri kalanları da biliriz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We know the eager among you and verily We know the laggards.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ ۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
15:25
Assuredly it is thy Lord Who will gather them together: for He is perfect in Wisdom and Knowledge.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz Rabbin O'dur ki, onları kıyamet gününde hesaba çekmek için toplayacaktır. O, hikmet sahibidir, bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki Rabbin onları (mahşerde) toplayacaktır. Şüphesiz ki O doğru hüküm verendir, bilendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! thy Lord will gather them together. Lo! He is Wise, Aware.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ مِن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
15:26
We created man from sounding clay, from mud moulded into shape;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki biz insanı (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Verily We created man of potter's clay of black mud altered,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَـٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ
15:27
And the Jinn race, We had created before, from the fire of a scorching wind.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Cinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Cini (İblis’i) de daha önce kavurucu ateşten yaratmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the jinn did We create aforetime of essential fire.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِنِّى خَـٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
15:28
Behold! thy Lord said to the angels: "I am about to create man, from sounding clay from mud moulded into shape;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Peygamber! Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: "Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani Rabbin meleklere “Ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (remember) when thy Lord said unto the angels: Lo! I am creating a mortal out of potter's clay of black mud altered,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَـٰجِدِينَ
15:29
"When I have fashioned him (in due proportion) and breathed into him of My spirit, fall ye down in obeisance unto him."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Ona düzgün şekil verip kendisine rûhumdan üflediğim zaman onun için (bana) secde edin!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So, when I have made him and have breathed into him of My Spirit, do ye fall down, prostrating yourselves unto him.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
فَسَجَدَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
15:30
So the angels prostrated themselves, all of them together:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bütün melekler hemen secde etmişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So the angels fell prostrate, all of them together
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّـٰجِدِينَ
15:31
Not so Iblis: he refused to be among those who prostrated themselves.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yalnız İblis hariç. O secde edenlerle beraber olmaktan çekinmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İblis hariç. Secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save Iblis. He refused to be among the prostrate.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
قَالَ يَـٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّـٰجِدِينَ
15:32
(Allah) said: "O Iblis! what is your reason for not being among those who prostrated themselves?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah ona:) “Ey İblis! Secde edenlerle olmayışının sebebi nedir?” diye sormuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: O Iblis! What aileth thee that thou art not among the prostrate?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
15:33
(Iblis) said: "I am not one to prostrate myself to man, whom Thou didst create from sounding clay, from mud moulded into shape."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İblis de:) “Ben (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir beşer (insan) için secde edecek değildim!” cevabını vermişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: I am not one to prostrate myself unto a mortal whom Thou hast created out of potter's clay of black mud altered!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ
15:34
(Allah) said: "Then get thee out from here; for thou art rejected, accursed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) şöyle demişti: “Çık oradan! Şüphesiz ki sen kovuldun.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Then go thou forth from hence, for lo! thou art outcast.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
15:35
"And the curse shall be on thee till the day of Judgment."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Kıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hesap gününe kadar lanet(im) senin üzerinedir!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! the curse shall be upon thee till the Day of Judgment.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
15:36
(Iblis) said: "O my Lord! give me then respite till the Day the (dead) are raised."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İblis) “Rabbim! İnsanların diriltilecekleri güne kadar bana zaman ver.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: My Lord! Reprieve me till the day when they are raised.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
15:37
(Allah) said: "Respite is granted thee
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) “Şüphesiz ki sen (zaten) bilinen vaktin gününe kadar zaman verilenlerdensin.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Then lo! thou art of those reprieved
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
15:38
"Till the Day of the Time appointed."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) “Şüphesiz ki sen (zaten) bilinen vaktin gününe kadar zaman verilenlerdensin.” demişti. Hicr 15:37-38
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Till the Day of appointed time.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
15:39
(Iblis) said: "O my Lord! because Thou hast put me in the wrong, I will make (wrong) fair-seeming to them on the earth, and I will put them all in the wrong,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İblis) şöyle demişti: “Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve içlerinden samimi kulların hariç hepsini mutlaka azdıracağım!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: My Lord! Because Thou hast sent me astray, I verily shall adorn the path of error for them in the earth, and shall mislead them every one,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
15:40
"Except Thy servants among them, sincere and purified (by Thy Grace)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İblis) şöyle demişti: “Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve içlerinden samimi kulların hariç hepsini mutlaka azdıracağım!” Hicr 15:39-40
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save such of them as are Thy perfectly devoted slaves.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
قَالَ هَـٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ
15:41
(Allah) said: "This (way of My sincere servants) is indeed a way that leads straight to Me.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah şöyle buyurdu: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) şöyle demişti: “İşte bana ait doğru yol budur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: This is a right course incumbent upon Me:
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَـٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ
15:42
"For over My servants no authority shalt thou have, except such as put themselves in the wrong and follow thee."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki azgınlardan sana uyanlar hariç, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! as for My slaves, thou hast no power over any of them save such of the froward as follow thee,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ
15:43
And verily, Hell is the promised abode for them all!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Şüphesiz ki onların hepsine vaad edilen yer cehennemdir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki cehennem onların hepsine vadolunan yerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! for all such, hell will be the promised place.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٰبٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنْهُمْ جُزْءٌ مَّقْسُومٌ
15:44
To it are seven gates: for each of those gates is a (special) class (of sinners) assigned.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Cehennemin yedi kapısı vardır. O kapıların herbiri için birer grup ayrılmıştır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onun yedi kapısı vardır. Onlardan her kapı için ayrılmış (birer) grup vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It hath seven gates, and each gate hath an appointed portion.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ
15:45
The righteous (will be) amid gardens and fountains (of clear-flowing water).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Muttakîler (duyarlı olanlar), mutlaka cennetlerde ve (su) kaynaklarında (olacaklar)dır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! those who ward off (evil) are among gardens and watersprings.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 46
ٱدْخُلُوهَا بِسَلَـٰمٍ ءَامِنِينَ
15:46
(Their greeting will be): "Enter ye here in peace and security."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kendilerine) “Güven ve selametle oraya girin!” (denecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it is said unto them): Enter them in peace, secure.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 47
وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ
15:47
And We shall remove from their hearts any lurking sense of injury: (they will be) brothers (joyfully) facing each other on thrones (of dignity).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Ayrıca onların) göğüslerinde (kalplerinde) kinden ne varsa hepsini çıkarıp atmışız (atmış olacağız). (Birbirlerine) kardeş bir şekilde tahtlar üzerinde karşılıklı olarak kurulup oturmakta (olacaklar)dır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We remove whatever rancour may be in their breasts. As brethren, face to face, (they rest) on couches raised.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 48
لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ
15:48
There no sense of fatigue shall touch them, nor shall they (ever) be asked to leave.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmayacak ve onlar oradan asla çıkartılmayacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Toil cometh not unto them there, nor will they be expelled from thence.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 49
۞ نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
15:49
Tell My servants that I am indeed the Oft-forgiving, Most Merciful;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kullarıma, benim çok bağışlayan, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem verici bir azap olduğunu bildir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Announce, (O Muhammad) unto My slaves that verily I am the Forgiving, the Merciful,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 50
وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ
15:50
And that My Penalty will be indeed the most grievous Penalty.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bununla beraber azabım da çok acıklı bir azabdır. Bunları geçmişten bazı örneklerle açıklamak üzere:
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kullarıma, benim çok bağışlayan, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem verici bir azap olduğunu bildir! Hicr 15:49-50
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that My doom is the dolorous doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 51
وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ
15:51
Tell them about the guests of Abraham.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem o kullara, İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara İbrahim’in misafir(ler)inden (meleklerden) de haber ver!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And tell them of Abraham's guests,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 52
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَـٰمًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ
15:52
When they entered his presence and said, "Peace!" He said, "We feel afraid of you!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani melekler, İbrahim'in yanına girdikleri zaman, "selam" demişler, İbrahim de onlara: "Biz sizden korkuyoruz" demişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani onun yanına girdikleri zaman “Selam!” demişler, (İbrahim de onlara:) “Şüphesiz ki biz sizden korkuyoruz.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(How) when they came in unto him, and said: Peace. He said: Lo! we are afraid of you.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 53
قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَـٰمٍ عَلِيمٍ
15:53
They said: "Fear not! We give thee glad tidings of a son endowed with wisdom."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Melekler: "Korkma! Gerçekten biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Melekler:) “Korkma; şüphesiz ki biz sana bilgili bir erkek çocuk müjdeliyoruz!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: Be not afraid! Lo! we bring thee good tidings of a boy possessing wisdom.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 54
قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
15:54
He said: "Do ye give me glad tidings that old age has seized me? Of what, then, is your good news?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelmişken, beni mi müjdeliyorsunuz, neye dayanarak beni müjdeliyorsunuz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İbrahim:) “Yaşlılık bana dokunmasına (gelmesine) rağmen beni müjdeliyor musunuz? (Beni) ne ile müjdeliyorsunuz?” diye sormuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Bring ye me good tidings (of a son) when old age hath overtaken me? Of what then can ye bring good tidings?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 55
قَالُوا۟ بَشَّرْنَـٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَـٰنِطِينَ
15:55
They said: "We give thee glad tidings in truth: be not then in despair!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Melekler: "Seni gerçekle müjdeliyoruz. Sakın Allah'ın rahmetinden ümidini kesenlerden olma!" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Melekler:) “Sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizliğe düşenlerden olma!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: We bring thee good tidings in truth. So be not thou of the despairing.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 56
قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ
15:56
He said: "And who despairs of the mercy of his Lord, but such as go astray?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim dedi ki: "Rabbimin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İbrahim ise:) “Rabbinin merhametinden sapkınlardan başka kim ümit keser ki!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: And who despaireth of the mercy of his Lord save those who are astray?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 57
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
15:57
Abraham said: "What then is the business on which ye (have come), O ye messengers (of Allah)?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ey elçiler! Başka ne işiniz var?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İbrahim:) “Ey elçiler (melekler)! (Başka) ne işiniz var?” diye sormuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: And afterward what is your business, O ye messengers (of Allah)?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 58
قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ
15:58
They said: "We have been sent to a people (deep) in sin,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Melekler şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavmi cezalandırmak için gönderildik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar (melekler) “Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma (onları helak etmeye) gönderildik. Ancak Lut’un ailesi hariç! Şüphesiz ki onların hepsini kurtaracağız.” cevabını vermişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: We have been sent unto a guilty folk,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 59
إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ
15:59
"Excepting the adherents of Lut: them we are certainly (charged) to save (from harm),- All -
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak Lût ailesi müstesnâdır. Biz, onların hepsini muhakkak kurtaracağız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar (melekler) “Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma (onları helak etmeye) gönderildik. Ancak Lut’un ailesi hariç! Şüphesiz ki onların hepsini kurtaracağız.” cevabını vermişlerdi. Hicr 15:58-59
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(All) save the family of Lot. Them we shall deliver every one,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 60
إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ ۙ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَـٰبِرِينَ
15:60
"Except his wife, who, We have ascertained, will be among those who will lag behind."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yalnız Lût'un karısı müstesnâ, çünkü onun helak edilenlerle birlikte yok edilmesini takdir ettik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hanımı hariç; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını uygun görmüştük.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Except his wife, of whom We had decreed that she should be of those who stay behind.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 61
فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ
15:61
At length when the messengers arrived among the adherents of Lut,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Melek olan elçiler, Lût kavmine gelince,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Melek) elçiler Lut’un ailesine gelince (Lut) onlara “Şüphesiz ki siz tanınmayan kişilersiniz!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when the messengers came unto the family of Lot,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 62
قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ
15:62
He said: "Ye appear to be uncommon folk."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Lût dedi ki: "Doğrusu siz ürkülecek bir kavimsiniz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Melek) elçiler Lut’un ailesine gelince (Lut) onlara “Şüphesiz ki siz tanınmayan kişilersiniz!” demişti. Hicr 15:61-62
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Lo! ye are folk unknown (to me).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 63
قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَـٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ
15:63
They said: "Yea, we have come to thee to accomplish that of which they doubt.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elçiler dediler ki: "Bilakis biz sana onların şüphe ettiği azabı getirdik."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Melekler) “Doğrusu biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (helak haberini) getirdik. Sana gerçeği getirdik. Doğrusu biz doğru söyleyenleriz.” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: Nay, but we bring thee that concerning which they keep disputing,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 64
وَأَتَيْنَـٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَـٰدِقُونَ
15:64
"We have brought to thee that which is inevitably due, and assuredly we tell the truth.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sana gerçeği getirdik; biz elbette doğru söylüyoruz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Melekler) “Doğrusu biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (helak haberini) getirdik. Sana gerçeği getirdik. Doğrusu biz doğru söyleyenleriz.” demişlerdi. Hicr 15:63-64
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And bring thee the Truth, and lo! we are truth-tellers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 65
فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَـٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ
15:65
"Then travel by night with thy household, when a portion of the night (yet remains), and do thou bring up the rear: let no one amongst you look back, but pass on whither ye are ordered."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Gecenin bir bölümünde aileni yola çıkar, sen de arkalarından yürü ve sizden kimse ardına bakmasın; istenen yere gidin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gecenin bir kısmında ailenle (yola çıkıp) yürü; sen de arkalarından git! Sizden kimse sakın dönüp de arkasına bakmasın; sizden istenen yere doğru gidin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So travel with thy household in a portion of the night, and follow thou their backs. Let none of you turn round, but go whither ye are commanded.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 66
وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَـٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌ مُّصْبِحِينَ
15:66
And We made known this decree to him, that the last remnants of those (sinners) should be cut off by the morning.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz, Lût'a şu kesin emri vahyettik: "Bu kâfirler sabaha çıkarken muhakkak kökleri kesilmiş olacaktır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ona (Lut’a) şu hükmümüzü vahyetmiştik: “Sabaha çıkarlarken mutlaka onların kökü kesilmiş olacaktır.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We made plain the case to him, that the root of them (who did wrong) was to be cut at early morn.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 67
وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ
15:67
The inhabitants of the city came in (mad) joy (at news of the young men).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şehir halkı, insan şeklindeki güzel yüzlü melekleri görünce, onlara iğrenç işlerini yapabileceklerini düşünüp sevinerek geldiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şehrin (sapkın) halkı sevinç içinde (Lut’un yanına) gelmişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the people of the city came, rejoicing at the news (of new arrivals).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 68
قَالَ إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ
15:68
Lut said: "These are my guests: disgrace me not:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Lût, kavmine şöyle dedi: "Bunlar benim misafirlerimdir, beni rüsvay etmeyin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Lut onlara) şöyle demişti: “Bunlar, benim misafir(ler)imdir; sakın beni utandırmayın!"
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Lo! they are my guests. Affront me not!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 69
وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ
15:69
"But fear Allah, and shame me not."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Allah'tan korkun! Beni mahcub etmeyin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
"Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun! Beni rezil etmeyin!” (demişti).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And keep your duty to Allah, and shame me not!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 70
قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَـٰلَمِينَ
15:70
They said: "Did we not forbid thee (to speak) for all and sundry?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Lût kavmi şöyle dedi: "Biz sana kimsenin koruyuculuğunu yapmamanı söylememiş miydik?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kavmi:) “Biz seni, elalemden (başkalarının işine karışmaktan) engellememiş miydik?” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said; Have we not forbidden you from (entertaining) anyone?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 71
قَالَ هَـٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَـٰعِلِينَ
15:71
He said: "There are my daughters (to marry), if ye must act (so)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Lût şöyle dedi: "İşte kızlarım! Düşündüğünüzü yapacaksanız (onlarla evlenin).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Lut:) “İşte kızlarım! (Düşündüğünüzü) yapacaksanız (onlarla evlenin)!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Here are my daughters, if ye must be doing (so).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 72
لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ
15:72
Verily, by thy life (O Prophet), in their wild intoxication, they wander in distraction, to and fro.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Resulüm! Ömrüne yemin olsun ki gerçekten onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Melekler Lut’a) şöyle demişlerdi: “Ömrüne yemin olsun: Şüphesiz ki onlar sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By thy life (O Muhammad) they moved blindly in the frenzy of approaching death.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 73
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ
15:73
But the (mighty) Blast overtook them before morning,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Güneş doğarken o korkunç çığlık onları yakaladı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Güneş doğarken onları o korkunç ses yakalamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then the (Awful) Cry overtook them at the sunrise.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 74
فَجَعَلْنَا عَـٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ
15:74
And We turned (the cities) upside down, and rained down on them brimstones hard as baked clay.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz, onların şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hemen oranın üstünü altına getirmiştik. Üzerlerine (balçıktan) pişirilmiş (sert) taşlar yağdırmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We utterly confounded them, and We rained upon them stones of heated clay.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 75
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
15:75
Behold! in this are Signs for those who by tokens do understand.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekten bunda, düşünen keskin anlayışlılar için ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki bunda anlayış sahipleri için dersler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! therein verily are portents for those who read the signs.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 76
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُّقِيمٍ
15:76
And the (cities were) right on the high-road.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem o Lût kavminin bulunduğu şehir harabesi bir yol üzerinde bulunmaktadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar gözler önünde duran bir yol üzerindedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! it is upon a road still uneffaced.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 77
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ
15:77
Behold! in this is a sign for those who believed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz ki, bunda iman edenler için bir ibret vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğrusu bunda iman edenler için bir ders vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! therein is indeed a portent for believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 78
وَإِن كَانَ أَصْحَـٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَـٰلِمِينَ
15:78
And the Companions of the Wood were also wrong-doers;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eyke halkı da gerçekten zalimlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Eyke halkı da zalimdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the dwellers in the wood indeed were evil-doers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 79
فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍ مُّبِينٍ
15:79
So We exacted retribution from them. They were both on an open highway, plain to see.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz Eyke halkından da intikâm aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlardan intikam almıştık. İkisi de apaçık bir yol üzerindedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So we took vengeance on them; and lo! they both are on a high-road plain to see.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 80
وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَـٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ
15:80
The Companions of the Rocky Tract also rejected the messengers:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz ki, Hıcr halkı da peygamberleri yalanladılar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki Hicr halkı da elçileri yalanlamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the dwellers in Al-Hijr denied (Our) messengers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 81
وَءَاتَيْنَـٰهُمْ ءَايَـٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
15:81
We sent them Our Signs, but they persisted in turning away from them.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlar, yüz çeviriyorlardı
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz onlara delillerimizi vermiştik fakat onlardan yüz çevirmişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And we gave them Our revelations, but they were averse to them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 82
وَكَانُوا۟ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ
15:82
Out of the mountains did they hew (their) edifices, (feeling themselves) secure.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar, dağlardan emniyetli emniyetli evler yontuyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar, dağlardan güven içinde kalacakları evler oyarlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they used to hew out dwellings from the hills, (wherein they dwelt) secure.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 83
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ
15:83
But the (mighty) Blast seized them of a morning,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onları da sabahleyin korkunç bir çığlık yakaladı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onları sabaha çıkarlarken o korkunç ses yakalamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But the (Awful) Cry overtook them at the morning hour,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 84
فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
15:84
And of no avail to them was all that they did (with such art and care)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kazanmakta oldukları şeyler, onlardan hiçbir zararı savmadı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kazandıkları şeyler onlardan hiçbir şeyi savmamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that which they were wont to count as gain availed them not.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 85
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَـَٔاتِيَةٌ ۖ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ
15:85
We created not the heavens, the earth, and all between them, but for just ends. And the Hour is surely coming (when this will be manifest). So overlook (any human faults) with gracious forgiveness.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz gökleri, yeri ve aralarındaki varlıkları ancak hak ve hikmetle yarattık ve elbette ki, kıyamet kopacaktır. (Ey Peygamber!) Şimdi sen onlara yumuşak davran ve güzel muamele et.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak ve ancak bir amaç ile yarattık. O (Son) Saat de mutlaka gelecektir. Onlara güzel bir şekilde hoşgörülü davran!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We created not the heavens and the earth and all that is between them save with truth, and lo! the Hour is surely coming. So forgive, (O Muhammad), with a gracious forgiveness.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 86
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّـٰقُ ٱلْعَلِيمُ
15:86
For verily it is thy Lord who is the Master-Creator, knowing all things.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz Rabbin kemaliyle yaratandır ve iyi bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki Rabbin her çeşit yaratandır, bilendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! Thy Lord! He is the All-Wise Creator.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 87
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَـٰكَ سَبْعًا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ
15:87
And We have bestowed upon thee the Seven Oft-repeated (verses) and the Grand Qur'an.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti (Fatihayı) ve yüce Kur'ân'ı verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki biz sana tekrarlanan yedi (mesajı) yani yüce Kur’an’ı verdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We have given thee seven of the oft-repeated (verses) and the great Qur'an.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 88
لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ
15:88
Strain not thine eyes. (Wistfully) at what We have bestowed on certain classes of them, nor grieve over them: but lower thy wing (in gentleness) to the believers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sakın o kâfirlerden birtakımlarına verip de kendilerini zevklendirdiğimiz şeye (mal ve servete) heveslenip göz dikeyim deme. Onlardan dolayı üzülme. Müminlere merhamet kanatlarını indir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sakın onlardan bazı çiftlere verdiğimiz şeye (tattırdığımız dünyalığa) gözlerini dikme! Onlardan dolayı üzülme ve müminlere kanadını indir (alçak gönüllü ol)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Strain not thine eyes toward that which We cause some wedded pairs among them to enjoin, and be not grieved on their account, and lower thy wing (in tenderness) for the believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 89
وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ
15:89
And say: "I am indeed he that warneth openly and without ambiguity,"-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And say: Lo! I, even I, am a plain warner,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 90
كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ
15:90
(Of just such wrath) as We sent down on those who divided (Scripture into arbitrary parts),-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(İnanmazsanız başınıza) tıpkı o taksimcilere (yahudi ve hıristiyanlara) indirdiğimiz azap gibi (bir azab inecektir).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Nitekim biz yalan yere yemin edenlere (azabı) indirmişizdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Such as We send down for those who make division,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 91
ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ
15:91
(So also on such) as have made Qur'an into shreds (as they please).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar, Kur'ân'ın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayarak onu kısım kısım böldüler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kur’an’ı bölüp ayıranlara (gelince), Rabbine yemin olsun: Yaptıklarından dolayı onların hepsini mutlaka sorguya çekeceğiz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Those who break the Qur'an into parts.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 92
فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
15:92
Therefore, by the Lord, We will, of a surety, call them to account,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kur’an’ı bölüp ayıranlara (gelince), Rabbine yemin olsun: Yaptıklarından dolayı onların hepsini mutlaka sorguya çekeceğiz. Hicr 15:91-93
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Them, by thy Lord, We shall question, every one,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 93
عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
15:93
For all their deeds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kur’an’ı bölüp ayıranlara (gelince), Rabbine yemin olsun: Yaptıklarından dolayı onların hepsini mutlaka sorguya çekeceğiz. Hicr 15:91-93
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Of what they used to do.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 94
فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ
15:94
Therefore expound openly what thou art commanded, and turn away from those who join false gods with Allah.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şimdi sen emrolunduğunu açıkça tebliğ et. Müşriklerden yüz çevir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So proclaim that which thou art commanded, and withdraw from the idolaters.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 95
إِنَّا كَفَيْنَـٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ
15:95
For sufficient are We unto thee against those who scoff,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Muhakkak ki alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki biz o alay edenlere karşı sana yeteriz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We defend thee from the scoffers,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 96
ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
15:96
Those who adopt, with Allah, another god: but soon will they come to know.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar Allah ile birlikte başkasını ilâh edinenlerdir. Onlar yakında bileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar (alay edenler) Allah ile birlikte başka bir ilah edinenlerdir. İleride (gerçeği) bileceklerdir (anlayacaklardır)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who set some other god along with Allah. But they will come to know.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 97
وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
15:97
We do indeed know how thy heart is distressed at what they say.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekten biliriz ki, onların söylediklerine göğsün daralıyor.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki onların söyledikleri şeyler yüzünden senin içinin daraldığını biliyoruz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Well know We that thy bosom is oppressed by what they say,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 98
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّـٰجِدِينَ
15:98
But celebrate the praises of thy Lord, and be of those who prostrate themselves in adoration.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O halde Rabbini hamd ile tesbih et. Ve secde edenlerden ol.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt) ve secde edenlerden ol!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But hymn the praise of thy Lord, and be of those who make prostration (unto Him).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 99
وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ
15:99
And serve thy Lord until there come unto thee the Hour that is Certain.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sana kesin bir gerçek (olan ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet (kulluk) et!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And serve thy Lord till the Inevitable cometh unto thee.
M. Pickthall · EN · public-domain
Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)