30.Rûm
الرومMekke · 60 ayet
- 1
الٓمٓ
30:1
A. L. M.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elif, Lâm, Mim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Elif. Lâm. Mîm.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Alif. Lam. Mim.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
غُلِبَتِ ٱلرُّومُ
30:2
The Roman Empire has been defeated-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rumlar yenildi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rumlar (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın yerde yenildi. (Oysa) onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç sene içinde galip geleceklerdir. Önce de sonra da emir (yetki) yalnızca Allah’a aittir. O gün, müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. (Allah) dilediğine (layık olana) yardım eder. O güçlüdür, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The Romans have been defeated
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
فِىٓ أَدْنَى ٱلْأَرْضِ وَهُم مِّنۢ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ
30:3
In a land close by; but they, (even) after (this) defeat of theirs, will soon be victorious-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde onlar, bu yenilgilerinin ardından mutlaka galib geleceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rumlar (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın yerde yenildi. (Oysa) onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç sene içinde galip geleceklerdir. Önce de sonra da emir (yetki) yalnızca Allah’a aittir. O gün, müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. (Allah) dilediğine (layık olana) yardım eder. O güçlüdür, çok merhametlidir. Rûm 30:2-5
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In the nearer land, and they, after their defeat will be victorious
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
فِى بِضْعِ سِنِينَ ۗ لِلَّهِ ٱلْأَمْرُ مِن قَبْلُ وَمِنۢ بَعْدُ ۚ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ ٱلْمُؤْمِنُونَ
30:4
Within a few years. With Allah is the Decision, in the past and in the Future: on that Day shall the Believers rejoice-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Bu da) birkaç yıl içinde (olacaktır). Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah'ındır ve o gün müminler, sevineceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rumlar (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın yerde yenildi. (Oysa) onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç sene içinde galip geleceklerdir. Önce de sonra da emir (yetki) yalnızca Allah’a aittir. O gün, müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. (Allah) dilediğine (layık olana) yardım eder. O güçlüdür, çok merhametlidir. Rûm 30:2-5
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Within ten years - Allah's is the command in the former case and in the latter - and in that day believers will rejoice
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
بِنَصْرِ ٱللَّهِ ۚ يَنصُرُ مَن يَشَآءُ ۖ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
30:5
With the help of Allah. He helps whom He will, and He is exalted in might, most merciful.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Bu da) Allah'ın yardımıyla (olacaktır). Allah dilediğine yardım eder, galip kılar. O çok güçlüdür, çok merhamet edicidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rumlar (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın yerde yenildi. (Oysa) onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç sene içinde galip geleceklerdir. Önce de sonra da emir (yetki) yalnızca Allah’a aittir. O gün, müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. (Allah) dilediğine (layık olana) yardım eder. O güçlüdür, çok merhametlidir. Rûm 30:2-5
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In Allah's help to victory. He helpeth to victory whom He will. He is the Mighty, the Merciful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
وَعْدَ ٱللَّهِ ۖ لَا يُخْلِفُ ٱللَّهُ وَعْدَهُۥ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
30:6
(It is) the promise of Allah. Never does Allah depart from His promise: but most men understand not.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'ın vaadi budur. Allah, vaadinden caymaz. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bu), Allah’ın vaadi olarak (gerçekleşecektir). Allah sözünden caymaz fakat insanların çoğu bilmezler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It is a promise of Allah. Allah faileth not His promise, but most of mankind know not.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
يَعْلَمُونَ ظَـٰهِرًا مِّنَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَهُمْ عَنِ ٱلْـَٔاخِرَةِ هُمْ غَـٰفِلُونَ
30:7
They know but the outer (things) in the life of this world: but of the End of things they are heedless.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar, sadece bu dünya hayatının dış yüzünü bilirler. Ahiretten ise onlar hep gafildirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilirler. Onlar ahiretten tamamen habersiz(miş gibi davranır)lar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They know only some appearance of the life of the world, and are heedless of the Hereafter.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِم ۗ مَّا خَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَأَجَلٍ مُّسَمًّى ۗ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلنَّاسِ بِلِقَآئِ رَبِّهِمْ لَكَـٰفِرُونَ
30:8
Do they not reflect in their own minds? Not but for just ends and for a term appointed, did Allah create the heavens and the earth, and all between them: yet are there truly many among men who deny the meeting with their Lord (at the Resurrection)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendi içlerinde hiç düşünmediler mi ki, Allah göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre için yaratmıştır? Gerçekten insanların çoğu, Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’ın, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları ancak ve ancak bir amaç ile ve belirli bir süre için yarattığını kendi kendilerine hiç mi düşünmediler! Şüphesiz ki insanların çoğu, Rableriyle karşılaşmayı inkâr etmektedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have they not pondered upon themselves? Allah created not the heavens and the earth, and that which is between them, save with truth and for a destined end. But truly many of mankind are disbelievers in the meeting with their Lord.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
أَوَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ كَانُوٓا۟ أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَأَثَارُوا۟ ٱلْأَرْضَ وَعَمَرُوهَآ أَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَـٰتِ ۖ فَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَـٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
30:9
Do they not travel through the earth, and see what was the end of those before them? They were superior to them in strength: they tilled the soil and populated it in greater numbers than these have done: there came to them their messengers with Clear (Signs). (Which they rejected, to their own destruction): It was not Allah Who wronged them, but they wronged their own souls.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar, yeryüzünde gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Onlar, kendilerinden daha güçlüydüler. Toprağı sürmüşler ve onu, bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri delillerle gelmişlerdi. Demek Allah onlara zulmetmiyordu. Fakat onlar, kendilerine zulmediyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmek için yeryüzünde hiç mi dolaşmadılar? Onlar kendilerinden daha güçlüydüler; yeri kazıp altüst etmiş, onu (toprağı) bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Elçileri de onlara apaçık deliller getirmişti. Allah onlara haksızlık edecek değildi fakat onlar kendi kendilerine yazık etmekteydiler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have they not travelled in the land and seen the nature of the consequence for those who were before them? They were stronger than these in power, and they dug the earth and built upon it more than these have built. Messengers of their own came unto them with clear proofs (of Allah's Sovereignty). Surely Allah wronged them not, but they did wrong themselves.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
ثُمَّ كَانَ عَـٰقِبَةَ ٱلَّذِينَ أَسَـٰٓـُٔوا۟ ٱلسُّوٓأَىٰٓ أَن كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ وَكَانُوا۟ بِهَا يَسْتَهْزِءُونَ
30:10
In the long run evil in the extreme will be the End of those who do evil; for that they rejected the Signs of Allah, and held them up to ridicule.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra o kötülük edenlerin sonu çok kötü oldu. Çünkü onlar, Allah'ın âyetlerini yalan saydılar ve onlarla alay ediyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonunda Allah’ın ayetlerini yalanlayarak ve onlarla alay ederek kötülük yapanların sonları çok kötü oldu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then evil was the consequence to those who dealt in evil, because they denied the revelations of Allah and made a mock of them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
ٱللَّهُ يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
30:11
It is Allah Who begins (the process of) creation; then repeats it; then shall ye be brought back to Him.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah yaratmayı ilkin yapar, sonra da çevirir, onu yeniden yapar. Sonra hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah yaratmaya başlar; sonra da onu (yaratmayı) iade eder (tekrarlar).Sonunda yalnızca O’na döndürüleceksiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah produceth creation, then He reproduceth it, then unto Him ye will be returned.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يُبْلِسُ ٱلْمُجْرِمُونَ
30:12
On the Day that the Hour will be established, the guilty will be struck dumb with despair.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kıyamet saatinin gelip çattığı gün suçlular, her ümidi keserler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O (Son) Saat’in yaşanacağı gün, suçlular ümitsizlik içinde olacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in the day when the Hour riseth the unrighteous will despair.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
وَلَمْ يَكُن لَّهُم مِّن شُرَكَآئِهِمْ شُفَعَـٰٓؤُا۟ وَكَانُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ كَـٰفِرِينَ
30:13
No intercessor will they have among their "Partners" and they will (themselves) reject their "Partners".
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'a ortak koştuklarından, kendilerine şefaat edecekler de bulunmaz. Onlar, o zaman Allah'a koştukları ortakları inkâr ederler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah’a koştukları) ortaklarından kendilerine hiçbir şefaatçi çıkmayacaktır. Zaten onlar ortaklarını da inkâr edeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There will be none to intercede for them of those whom they made equal with Allah. And they will reject their partners (whom they ascribed unto Him).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ
30:14
On the Day that the Hour will be established,- that Day shall (all men) be sorted out.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kıyamet saatinin gelip çattığı gün varya, o gün (inananlarla inanmayanlar) ayrılırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O (Son) Saat’in gerçekleşeceği gün, işte o gün (müminlerle inkârcılar) birbirlerinden ayrılacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In the day when the Hour cometh, in that day they will be sundered.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَهُمْ فِى رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ
30:15
Then those who have believed and worked righteous deeds, shall be made happy in a Mead of Delight.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şimdi iman edip salih ameller yapmış olanlara gelince, onlar bir bahçe içinde neşelenirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İman edip iyi işler yapanlara gelince, onlar cennette (nimetlerle) neşelendirileceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
As for those who believed and did good works, they will be made happy in a Garden.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا وَلِقَآئِ ٱلْـَٔاخِرَةِ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ فِى ٱلْعَذَابِ مُحْضَرُونَ
30:16
And those who have rejected Faith and falsely denied our Signs and the meeting of the Hereafter,- such shall be brought forth to Punishment.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Âyetlerimizi ve âhiret buluşmasını yalan sayıp da küfredenlere gelince, işte onlar o zaman azab içinde hazır bulundurulurlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kâfir olanlar (yani) ayetlerimizi ve ahiret buluşmasını yalanlamış olanlar ise işte onlar azapta hazır bulundurulacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But as for those who disbelieved and denied Our revelations, and denied the meeting of the Hereafter, such will be brought to doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
فَسُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ
30:17
So (give) glory to Allah, when ye reach eventide and when ye rise in the morning;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O halde akşama girdiğiniz zaman da, sabaha girdiğiniz zaman da tesbih Allah'ındır. (daima O, tesbih edilir).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Akşama ulaştığınızda ve sabaha kavuştuğunuzda Allah’ı tesbih (edin, namaz kılın)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So glory be to Allah when ye enter the night and when ye enter the morning -
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
وَلَهُ ٱلْحَمْدُ فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ
30:18
Yea, to Him be praise, in the heavens and on earth; and in the late afternoon and when the day begins to decline.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Göklerde ve yerde, ikindileyin de, öğleye erdiğiniz zaman da hamd O'na mahsustur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Göklerde ve yerde hamd (övgü) yalnızca O’nadır. (Ayrıca) günün sonunda (yatsı vaktinde) ve öğleye ulaştığınızda da (Allah’ı tesbih edin, namaz kılın)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Unto Him be praise in the heavens and the earth! - and at the sun's decline and in the noonday.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
يُخْرِجُ ٱلْحَىَّ مِنَ ٱلْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ ٱلْمَيِّتَ مِنَ ٱلْحَىِّ وَيُحْىِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا ۚ وَكَذَٰلِكَ تُخْرَجُونَ
30:19
It is He Who brings out the living from the dead, and brings out the dead from the living, and Who gives life to the earth after it is dead: and thus shall ye be brought out (from the dead).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarır ve toprağa ölümünden sonra hayat verir. Sizler de işte öyle çıkarılacaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ölüden diriyi çıkarıyor; diriden de ölüyü çıkarıyor; yeri ölümünün ardından canlandırıyor. İşte siz de (mezarlarınızdan) böyle çıkarılacaksınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He bringeth forth the living from the dead, and He bringeth forth the dead from the living, and He reviveth the earth after her death. And even so will ye be brought forth.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
وَمِنْ ءَايَـٰتِهِۦٓ أَنْ خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ إِذَآ أَنتُم بَشَرٌ تَنتَشِرُونَ
30:20
Among His Signs in this, that He created you from dust; and then,- behold, ye are men scattered (far and wide)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O'nun âyetlerinden (kudretinin delillerinden)dir ki, sizi bir topraktan yarattı. Sonra da siz şimdi yeryüzünde dağılıp yayılan insanlar oluverdiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sizi topraktan yaratması, O’nun delillerindendir. Sonra siz yayılan insanlar oldunuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And of His signs is this: He created you of dust, and behold you human beings, ranging widely!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
وَمِنْ ءَايَـٰتِهِۦٓ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَٰجًا لِّتَسْكُنُوٓا۟ إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
30:21
And among His Signs is this, that He created for you mates from among yourselves, that ye may dwell in tranquillity with them, and He has put love and mercy between your (hearts): verily in that are Signs for those who reflect.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yine O'nun âyetlerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendileriyle kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratması, aranızda sevgi ve merhamet var etmesi O’nun delillerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünen bir toplum için dersler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And of His signs is this: He created for you helpmeets from yourselves that ye might find rest in them, and He ordained between you love and mercy. Lo! herein indeed are portents for folk who reflect.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
وَمِنْ ءَايَـٰتِهِۦ خَلْقُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱخْتِلَـٰفُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَٰنِكُمْ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّلْعَـٰلِمِينَ
30:22
And among His Signs is the creation of the heavens and the earth, and the variations in your languages and your colours: verily in that are Signs for those who know.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yine göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu da O'nun âyetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenler için nice ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması O’nun delillerindendir. Şüphesiz ki bunda (gerçeği) bilenler için dersler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And of His signs is the creation of the heavens and the earth, and the difference of your languages and colours. Lo! herein indeed are portents for men of knowledge.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
وَمِنْ ءَايَـٰتِهِۦ مَنَامُكُم بِٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَٱبْتِغَآؤُكُم مِّن فَضْلِهِۦٓ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّقَوْمٍ يَسْمَعُونَ
30:23
And among His Signs is the sleep that ye take by night and by day, and the quest that ye (make for livelihood) out of His Bounty: verily in that are signs for those who hearken.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yine gecede ve gündüzde uyumanız ve lütfundan nasib aramanız da O'nun âyetlerindendir. Şüphesiz ki bunda dinleyecek bir kavim için nice ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gece olsun gündüz olsun, uyumanız ve (Allah’ın) lütfundan (payınızı) aramanız da O’nun delillerindendir. Şüphesiz ki bunda (gerçeği) dinleyen bir toplum için dersler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And of His signs is your slumber by night and by day, and your seeking of His bounty. Lo! herein indeed are portents for folk who heed.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
وَمِنْ ءَايَـٰتِهِۦ يُرِيكُمُ ٱلْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَيُحْىِۦ بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَآ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
30:24
And among His Signs, He shows you the lightning, by way both of fear and of hope, and He sends down rain from the sky and with it gives life to the earth after it is dead: verily in that are Signs for those who are wise.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yine O'nun âyetlerindendir ki, size hem korku ve hem de umut vermek için şimşeği gösteriyor. Ve gökten bir su indiriyor da onunla yeryüzüne ölümünden sonra hayat veriyor. Şüphesiz ki bunda aklını kullanacak bir kavim için nice ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Size korku ve ümit olarak şimşeği göstermesi, gökten su indirip ölümünün ardından yeri (toprağı) onunla diriltmesi de O’nun delillerindendir. Şüphesiz ki bunda akıl eden bir toplum için dersler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And of His signs is this: He showeth you the lightning for a fear and for a hope, and sendeth down water from the sky, and thereby quickeneth the earth after her death. Lo! herein indeed are portents for folk who understand.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
وَمِنْ ءَايَـٰتِهِۦٓ أَن تَقُومَ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ بِأَمْرِهِۦ ۚ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِّنَ ٱلْأَرْضِ إِذَآ أَنتُمْ تَخْرُجُونَ
30:25
And among His Signs is this, that heaven and earth stand by His Command: then when He calls you, by a single call, from the earth, behold, ye (straightway) come forth.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yine göğün ve yerin, emriyle durması da O'nun âyetlerindendir. Sonra sizi bir tek çağırışla çağırdığı zaman bir de bakarsınız ki (yerden diriltilip çıkarılıyorsunuz).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Göğün ve yerin O’nun emri ile durması da O’nun delillerindendir. Sonra sizi yerden (dirilmeniz için) bir kez çağırdı mı bir de bakarsınız ki hemen (mezarlarınızdan) çıkıyorsunuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And of His signs is this: The heavens and the earth stand fast by His command, and afterward, when He calleth you, lo! from the earth ye will emerge.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
وَلَهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ كُلٌّ لَّهُۥ قَـٰنِتُونَ
30:26
To Him belongs every being that is in the heavens and on earth: all are devoutly obedient to Him.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Göklerde ve yerde kim varsa hepsi O'nundur. Hepsi de O'na itaat etmektedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Göklerde ve yerde kim varsa hepsi yalnızca O’na (Allah’a) aittir. Hepsi yalnızca O’na boyun eğenlerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Unto Him belongeth whosoever is in the heavens and the earth. All are obedient unto Him.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
وَهُوَ ٱلَّذِى يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ وَهُوَ أَهْوَنُ عَلَيْهِ ۚ وَلَهُ ٱلْمَثَلُ ٱلْأَعْلَىٰ فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
30:27
It is He Who begins (the process of) creation; then repeats it; and for Him it is most easy. To Him belongs the loftiest similitude (we can think of) in the heavens and the earth: for He is Exalted in Might, full of wisdom.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem yaratmayı ilkin yapan O'dur. Sonra onu çevirip yeniden yapacak olan da O'dur ki, bu O'na çok kolaydır. Göklerde ve yerde en yüksek şan ve şeref O'nundur. O çokgüçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yaratmaya başlayan O’dur; sonra onu yeniden yaratır ki bu O’nun için çok kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce sıfat yalnızca O’na aittir. O güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He it is Who produceth creation, then reproduceth it, and it is easier for Him. His is the Sublime Similitude in the heavens and the earth. He is the Mighty, the Wise.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
ضَرَبَ لَكُم مَّثَلًا مِّنْ أَنفُسِكُمْ ۖ هَل لَّكُم مِّن مَّا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُكُم مِّن شُرَكَآءَ فِى مَا رَزَقْنَـٰكُمْ فَأَنتُمْ فِيهِ سَوَآءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخِيفَتِكُمْ أَنفُسَكُمْ ۚ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلْـَٔايَـٰتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
30:28
He does propound to you a similitude from your own (experience): do ye have partners among those whom your right hands possess, to share as equals in the wealth We have bestowed on you? Do ye fear them as ye fear each other? Thus do we explain the Signs in detail to a people that understand.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah, size kendinizden bir misâl verdi: Hiç size rızık olarak verdiğimiz şeylerde elleriniz altındaki kölelerinizden ortaklarınız bulunur da onlarla siz eşit olur, aranızda birbirinizi saydığınız gibi, onları da sayar mısınız? İşte biz, düşünecek bir kavim için âyetleri böyle açıklıyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) size kendinizden şöyle bir örnek vermektedir: Sahibi olduğunuz köleler içinde, size verdiğimiz rızıklarda –birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz için sizinle eşit (haklara sahip)– ortaklarınız var mı? Akıl eden bir toplum için ayetleri işte böyle açıklıyoruz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He coineth for you a similitude of yourselves. Have ye, from among those whom your right hands possess, partners in the wealth We have bestowed upon you, equal with you in respect thereof, so that ye fear them as ye fear each other (that ye ascribe unto Us partners out of that which We created)? Thus We display the revelations for people who have sense.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
بَلِ ٱتَّبَعَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَهْوَآءَهُم بِغَيْرِ عِلْمٍ ۖ فَمَن يَهْدِى مَنْ أَضَلَّ ٱللَّهُ ۖ وَمَا لَهُم مِّن نَّـٰصِرِينَ
30:29
Nay, the wrong-doers (merely) follow their own lusts, being devoid of knowledge. But who will guide those whom Allah leaves astray? To them there will be no helpers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat zulmedenler, bilgisizce hevalarına uydular. Artık Allah'ın şaşırdığını kim yola getirebilir? Onların yardımcıları da yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Aslında haksızlık edenler, bilgisizce heveslerine uydular. Allah’ın saptırdığını (sapkınlığını onayladığını) kim doğru yola ulaştırabilir ki! Onların hiçbir yardımcısı da yoktur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but those who do wrong follow their own lusts without knowledge. Who is able to guide him whom Allah hath sent astray? For such there are no helpers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا ۚ فِطْرَتَ ٱللَّهِ ٱلَّتِى فَطَرَ ٱلنَّاسَ عَلَيْهَا ۚ لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ ٱللَّهِ ۚ ذَٰلِكَ ٱلدِّينُ ٱلْقَيِّمُ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
30:30
So set thou thy face steadily and truly to the Faith: (establish) Allah's handiwork according to the pattern on which He has made mankind: no change (let there be) in the work (wrought) by Allah: that is the standard Religion: but most among mankind understand not.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sen hanîf (Allah’ı birleyen) olarak yüzünü dine yani Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir! Allah’ın yaratmasında değişme yoktur. İşte doğru din budur fakat insanların çoğu (bu gerçeği) bilmezler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So set thy purpose (O Muhammad) for religion as a man by nature upright - the nature (framed) of Allah, in which He hath created man. There is no altering (the laws of) Allah's creation. That is the right religion, but most men know not -
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
۞ مُنِيبِينَ إِلَيْهِ وَٱتَّقُوهُ وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
30:31
Turn ye back in repentance to Him, and fear Him: establish regular prayers, and be not ye among those who join gods with Allah,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Başkasından geçerek hep O'na gönül verin ve O'ndan sakının. Namaza devam edin ve müşrilerden olmayın.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hepiniz O’na yönelenler olarak (fıtratınıza dönün)! O’na karşı takvâlı (duyarlı) olun, namazı kılın; müşriklerden olmayın!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Turning unto Him (only); and be careful of your duty unto Him and establish worship, and be not of those who ascribe partners (unto Him);
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
مِنَ ٱلَّذِينَ فَرَّقُوا۟ دِينَهُمْ وَكَانُوا۟ شِيَعًا ۖ كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
30:32
Those who split up their Religion, and become (mere) Sects,- each party rejoicing in that which is with itself!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O müşriklerden (olmayın ki) onlar, dinlerini ayırıp öbek öbek olmuşlardır. Her grup kendilerindekine güvenmektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlardan (olmayın! Bunlardan) her grup, kendi yanında bulunanla sevinmektedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Of those who split up their religion and became schismatics, each sect exulting in its tenets.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
وَإِذَا مَسَّ ٱلنَّاسَ ضُرٌّ دَعَوْا۟ رَبَّهُم مُّنِيبِينَ إِلَيْهِ ثُمَّ إِذَآ أَذَاقَهُم مِّنْهُ رَحْمَةً إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُم بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ
30:33
When trouble touches men, they cry to their Lord, turning back to Him in repentance: but when He gives them a taste of Mercy as from Himself, behold, some of them pay part-worship to other god's besides their Lord,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bununla beraber insanlara bir keder dokunduğu zaman her şeyden geçerek Rablerine yalvarır, dua ederler; sonra tarafından bir rahmet tattırıverdiği zaman da bakarsın onlardan bir kısmı tutar, O Rablerine ortak koşarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İnsanların başına bir sıkıntı gelince Rablerine yönelerek O’na yalvarırlar. Sonra (Allah) katından onlara bir rahmet (bolluk) tattırınca bakarsınız ki kendilerine verdiklerimize karşılık nankörlük etmeleri için onlardan bir grup, Rablerine yine ortak koşuyorlar. Bir süre (daha) yararlanın! İleride bileceksiniz!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when harm toucheth men they cry unto their Lord, turning to Him in repentance; then, when they have tasted of His mercy, behold! some of them attribute partners to their Lord
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
لِيَكْفُرُوا۟ بِمَآ ءَاتَيْنَـٰهُمْ ۚ فَتَمَتَّعُوا۟ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
30:34
(As if) to show their ingratitude for the (favours) We have bestowed on them! Then enjoy (your brief day); but soon will ye know (your folly).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunu da kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etmek için yaparlar. Haydi geçinedurun bakalım, yakında bileceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İnsanların başına bir sıkıntı gelince Rablerine yönelerek O’na yalvarırlar. Sonra (Allah) katından onlara bir rahmet (bolluk) tattırınca bakarsınız ki kendilerine verdiklerimize karşılık nankörlük etmeleri için onlardan bir grup, Rablerine yine ortak koşuyorlar. Bir süre (daha) yararlanın! İleride bileceksiniz! Rûm 30:33-34
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So as to disbelieve in that which We have given them. (Unto such it is said): Enjoy yourselves awhile, but ye will come to know.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
أَمْ أَنزَلْنَا عَلَيْهِمْ سُلْطَـٰنًا فَهُوَ يَتَكَلَّمُ بِمَا كَانُوا۟ بِهِۦ يُشْرِكُونَ
30:35
Or have We sent down authority to them, which points out to them the things to which they pay part-worship?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa biz onlara bir delil indirmişiz de O'na ortak koşmalarını o mu söylüyor?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa onlara kesin bir delil indirdik de o delil müşrik olmalarını mı söylüyor!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or have We revealed unto them any warrant which speaketh of that which they associate with Him?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
وَإِذَآ أَذَقْنَا ٱلنَّاسَ رَحْمَةً فَرِحُوا۟ بِهَا ۖ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌۢ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ إِذَا هُمْ يَقْنَطُونَ
30:36
When We give men a taste of Mercy, they exult thereat: and when some evil afflicts them because of what their (own) hands have sent forth, behold, they are in despair!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir de biz insanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona güveniyorlar da; ellerinin önceden yaptığı şeyler sebebiyle başlarına bir fenalık gelirse, hemen her ümidi kesiveriyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İnsanlara bir rahmet (bolluk) tattırdığımızda ona sevinirler. Yaptıkları nedeniyle başlarına bir kötülük gelse bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when We cause mankind to taste of mercy they rejoice therein; but if an evil thing befall them as the consequence of their own deeds, lo! they are in despair!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقْدِرُ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
30:37
See they not that Allah enlarges the provision and restricts it, to whomsoever He pleases? Verily in that are Signs for those who believe.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar görmediler mi ki, Allah dilediği kimseye rızkı serer ve daraltır. Şüphesiz ki bunda iman edecek bir kavim için ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Görmediler mi ki Allah, rızkı dilediğine (layık olana) açarak (bol) da verebilir, kısarak (dar) da. Şüphesiz ki bunda inanan bir toplum için dersler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
See they not that Allah enlargeth the provision for whom He will, and straiteneth (it for whom He will). Lo! herein indeed are portents for folk who believe.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
فَـَٔاتِ ذَا ٱلْقُرْبَىٰ حَقَّهُۥ وَٱلْمِسْكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ ۚ ذَٰلِكَ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يُرِيدُونَ وَجْهَ ٱللَّهِ ۖ وَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
30:38
So give what is due to kindred, the needy, and the wayfarer. That is best for those who seek the Countenance, of Allah, and it is they who will prosper.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O halde akrabaya da hakkını ver, yoksula da, yolcuya da... Bu, Allah'ın rızasını dileyenler için daha hayırlıdır. Kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sen yakınlara, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver! Allah’ın rızasını isteyenler için bu, hayırlı olandır. İşte onlar kurtulanların ta kendileridir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So give to the kinsman his due, and to the needy, and to the wayfarer. That is best for those who seek Allah's Countenance. And such are they who are successful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
وَمَآ ءَاتَيْتُم مِّن رِّبًا لِّيَرْبُوَا۟ فِىٓ أَمْوَٰلِ ٱلنَّاسِ فَلَا يَرْبُوا۟ عِندَ ٱللَّهِ ۖ وَمَآ ءَاتَيْتُم مِّن زَكَوٰةٍ تُرِيدُونَ وَجْهَ ٱللَّهِ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُضْعِفُونَ
30:39
That which ye lay out for increase through the property of (other) people, will have no increase with Allah: but that which ye lay out for charity, seeking the Countenance of Allah, (will increase): it is these who will get a recompense multiplied.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faiz, Allah yanında artmaz. Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekata gelince, işte onlar, malları kat kat artmış olanlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte (zekât veren) o kişiler -evet onlar- (sevaplarını) katlayanlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That which ye give in usury in order that it may increase on (other) people's property hath no increase with Allah; but that which ye give in charity, seeking Allah's Countenance, hath increase manifold.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ۖ هَلْ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَفْعَلُ مِن ذَٰلِكُم مِّن شَىْءٍ ۚ سُبْحَـٰنَهُۥ وَتَعَـٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
30:40
It is Allah Who has created you: further, He has provided for your sustenance; then He will cause you to die; and again He will give you life. Are there any of your (false) "Partners" who can do any single one of these things? Glory to Him! and high is He above the partners they attribute (to him)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah, O'dur ki, sizi yarattı, sonra da size rızık verdi, sonra sizi öldürür, sonra sizi diriltir. Hiç sizin ortak koştuklarınızdan, bunlardan birini yapacak olan var mı? Allah, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah, sizi yaratandır; sonra sizi rızıklandırandır; sonra sizi öldürecek, sonra da sizi (tekrar) diriltecek (olan)dır. (Allah’a koştuğunuz) ortaklarınız içinde bunlardan herhangi bir şeyi yapabilecek var mı? O, onların ortak koştuklarından yüce ve uzaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah is He Who created you and then sustained you, then causeth you to die, then giveth life to you again. Is there any of your (so-called) partners (of Allah) that doeth aught of that? Praised and Exalted be He above what they associate (with Him)!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
ظَهَرَ ٱلْفَسَادُ فِى ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِى ٱلنَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ ٱلَّذِى عَمِلُوا۟ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
30:41
Mischief has appeared on land and sea because of (the meed) that the hands of men have earned, that (Allah) may give them a taste of some of their deeds: in order that they may turn back (from Evil).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yaptıklarının bir kısmını tatsınlar diye insanların kendi ellerinin kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki onlar hakka dönerler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İnsanların elleriyle kazandıkları (yaptıkları) yüzünden karada ve denizde bozulma meydana geldi. Böylece (yanlış yoldan) dönsünler diye (Allah onların) yaptıklarının bir kısmını onlara tattırır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Corruption doth appear on land and sea because of (the evil) which men's hands have done, that He may make them taste a part of that which they have done, in order that they may return.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
قُلْ سِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلُ ۚ كَانَ أَكْثَرُهُم مُّشْرِكِينَ
30:42
Say: "Travel through the earth and see what was the end of those before (you): Most of them worshipped others besides Allah."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki, yeryüzünde bir gezin de bakın, bundan öncekilerin sonu nasıl olmuş! Onların pek çoğu müşrik idiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Yeryüzünde dolaşın da daha öncekilerin sonları nasıl oldu, bakın!” Onların çoğu müşrikti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (O Muhammad, to the disbelievers): Travel in the land, and see the nature of the consequence for those who were before you! Most of them were idolaters.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ ٱلْقَيِّمِ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِىَ يَوْمٌ لَّا مَرَدَّ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ ۖ يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ
30:43
But set thou thy face to the right Religion before there come from Allah the Day which there is no chance of averting: on that Day shall men be divided (in two).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'tan geri çevrilmesine hiçbir çare olmayan bir gün gelmeden önce yüzünü dosdoğru, sabit dine çevir. O gün (gelince) insanlar birbirlerinden ayrılırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah katından, dönüşü olmayan bir gün (kıyamet günü) gelmeden önce yüzünü o doğru dine çevir! O gün, (insanlar) bölük bölük ayrılacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So set thy purpose resolutely for the right religion, before the inevitable day cometh from Allah. On that day mankind will be sundered-
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
مَن كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۥ ۖ وَمَنْ عَمِلَ صَـٰلِحًا فَلِأَنفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ
30:44
Those who reject Faith will suffer from that rejection: and those who work righteousness will spread their couch (of repose) for themselves (in heaven):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhinedir. Kim de salih amel işlerse, onlar kendileri için rahat bir yer hazırlamış olurlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kim inkâr ederse inkârı kendi aleyhine olur. İyi işler yapanlara gelince, onlar da kendileri için (cennetteki yerlerini) hazırlıyor olurlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Whoso disbelieveth must (then) bear the consequences of his disbelief, while those who do right make provision for themselves -
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ مِن فَضْلِهِۦٓ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْكَـٰفِرِينَ
30:45
That He may reward those who believe and work righteous deeds, out of his Bounty. For He loves not those who reject Faith.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü O, iman edip salih amel işleyenlere lütfundan mükafat verecektir. Çünkü O, kâfirleri sevmez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) iman edip iyi işler yapanlara kendi lütfundan karşılık verecektir. Şüphesiz ki O, kâfirleri sevmez.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That He may reward out of His bounty those who believe and do good works. Lo! He loveth not the disbelievers (in His guidance).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 46
وَمِنْ ءَايَـٰتِهِۦٓ أَن يُرْسِلَ ٱلرِّيَاحَ مُبَشِّرَٰتٍ وَلِيُذِيقَكُم مِّن رَّحْمَتِهِۦ وَلِتَجْرِىَ ٱلْفُلْكُ بِأَمْرِهِۦ وَلِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
30:46
Among His Signs is this, that He sends the Winds, as heralds of Glad Tidings, giving you a taste of His (Grace and) Mercy,- that the ships may sail (majestically) by His Command and that ye may seek of His Bounty: in order that ye may be grateful.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rüzgarları müjdeciler olarak göndermesi, size rahmetinden tattırması, emriyle gemilerin akıp gitmesi ve lütfundan rızık isteyip kazanmanız O'nun âyetlerindendir. Hem gerek ki şükredesiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Size rahmetinden tattırsın, gemiler O’nun emriyle yüzsün, lütfundan (payınızı) arayasınız ve şükredesiniz diye müjdeciler olarak rüzgârları göndermesi de O’nun delillerindendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And of His signs is this: He sendeth herald winds to make you taste His mercy, and that the ships may sail at His command, and that ye may seek his favour, and that haply ye may be thankful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 47
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ رُسُلًا إِلَىٰ قَوْمِهِمْ فَجَآءُوهُم بِٱلْبَيِّنَـٰتِ فَٱنتَقَمْنَا مِنَ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ ۖ وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ ٱلْمُؤْمِنِينَ
30:47
We did indeed send, before thee, messengers to their (respective) peoples, and they came to them with Clear Signs: then, to those who transgressed, We meted out Retribution: and it was due from Us to aid those who believed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki biz, senden önce birçok peygamberleri kavimlerine gönderdik de, onlara apaçık delillerle vardılar. Onun üzerine günah işleyenlerden intikam aldık. Müminlere yardım ise, bizim nezdimizde bir hak oldu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki biz senden önce onların toplumlarına elçiler göndermiştik de onlara apaçık belgeler (deliller) getirmişlerdi. (İnkar edip) günaha dalanlardan intikam almıştık. Müminlere yardım etmek de üzerimize haktır (borçtur).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Verily We sent before thee (Muhammad) messengers to their own folk. Then we took vengeance upon those who were guilty (in regard to them). To help believers is ever incumbent upon Us.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 48
ٱللَّهُ ٱلَّذِى يُرْسِلُ ٱلرِّيَـٰحَ فَتُثِيرُ سَحَابًا فَيَبْسُطُهُۥ فِى ٱلسَّمَآءِ كَيْفَ يَشَآءُ وَيَجْعَلُهُۥ كِسَفًا فَتَرَى ٱلْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَـٰلِهِۦ ۖ فَإِذَآ أَصَابَ بِهِۦ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦٓ إِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
30:48
It is Allah Who sends the Winds, and they raise the Clouds: then does He spread them in the sky as He wills, and break them into fragments, until thou seest rain-drops issue from the midst thereof: then when He has made them reach such of his servants as He wills behold, they do rejoice!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah O'dur ki, rüzgarları gönderir de bir bulut savururlar. Derken onu gökyüzünde nasıl dilerse öyle serer, parça parça da eder. Derken yağmuru görürsün, aralarından çıkar. Derken onu kullarından kimlere diliyorsa döküverdi mi derhal yüzleri güler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah rüzgârları gönderendir. Bu (rüzgâr)lar bulutu kaldırır. (Allah) onu gökte dilediği gibi yayar ve parçalara ayırır. (Bulutların) arasından yağmurun çıktığını görürsün. (Allah) kullarından dilediğine onu (yağmuru) isabet ettirince onlar hemen sevinirler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah is He Who sendeth the winds so that they raise clouds, and spreadeth them along the sky as pleaseth Him, and causeth them to break and thou seest the rain downpouring from within them. And when He maketh it to fall on whom He will of His bondmen, lo! they rejoice;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 49
وَإِن كَانُوا۟ مِن قَبْلِ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْهِم مِّن قَبْلِهِۦ لَمُبْلِسِينَ
30:49
Even though, before they received (the rain) - just before this - they were dumb with despair!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Halbuki onlar, daha önce üzerlerine yağmur indirilmeden evvel ümidi kesmişlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Oysa onlar daha önce yani üzerlerine (yağmur) indirilmesinden önce iyice ümitlerini kesmişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Though before that, even before it was sent down upon them, they were in despair.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 50
فَٱنظُرْ إِلَىٰٓ ءَاثَـٰرِ رَحْمَتِ ٱللَّهِ كَيْفَ يُحْىِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَآ ۚ إِنَّ ذَٰلِكَ لَمُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ ۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
30:50
Then contemplate (O man!) the memorials of Allah's Mercy!- how He gives life to the earth after its death: verily the same will give life to the men who are dead: for He has power over all things.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şimdi bak Allah'ın rahmetinin eserlerine! yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphe yok ki O, mutlaka ölüleri diriltir. O her şeye kâdirdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’ın rahmetinin sonuçlarına bir bak: Toprağı ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Şüphesiz ki O, ölüleri de mutlaka dirilticidir. O, her şeye gücü yetendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Look, therefore, at the prints of Allah's mercy (in creation): how He quickeneth the earth after her death. Lo! He verily is the Quickener of the Dead, and He is Able to do all things.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 51
وَلَئِنْ أَرْسَلْنَا رِيحًا فَرَأَوْهُ مُصْفَرًّا لَّظَلُّوا۟ مِنۢ بَعْدِهِۦ يَكْفُرُونَ
30:51
And if We (but) send a Wind from which they see (their tilth) turn yellow,- behold, they become, thereafter, Ungrateful (Unbelievers)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki biz, bir rüzgâr göndersek de onu (rahmetin eseri olan ekini) sararmış görseler, mutlaka onun arkasından nankörlüğe başlarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki bir rüzgâr göndersek de onu (ekinleri) sararmış görseler, ardından elbette nankörlüğe başlarlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if We sent a wind and they beheld it yellow, they verily would still continue in their disbelief.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 52
فَإِنَّكَ لَا تُسْمِعُ ٱلْمَوْتَىٰ وَلَا تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوْا۟ مُدْبِرِينَ
30:52
So verily thou canst not make the dead to hear, nor canst thou make the deaf to hear the call, when they show their backs and turn away.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü sen ölülere işittiremezsin. O daveti, arkalarını dönmüş giderlerken sağırlara da duyuramazsın.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki sen ölülere duyuramazsın; sağırlara da arkalarını dönüp giderlerken çağrıyı işittiremezsin.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For verily thou (Muhammad) canst not make the dead to hear, nor canst thou make the deaf to hear the call when they have turned to flee.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 53
وَمَآ أَنتَ بِهَـٰدِ ٱلْعُمْىِ عَن ضَلَـٰلَتِهِمْ ۖ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِـَٔايَـٰتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ
30:53
Nor canst thou lead back the blind from their straying: only those wilt thou make to hear, who believe in Our signs and submit (their wills in Islam).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Körleri de sapıklıklarından hidayete getiremezsin. Sen ancak âyetlerimizi iman edeceklere duyurursun da onlar müslüman olur, selâmeti bulurlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sen körleri şaşkınlıklarından (çevirip) doğru yola iletemezsin. Ayetlerimize inanıp teslim olanlardan başkasına duyuramazsın.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nor canst thou guide the blind out of their error. Thou canst make none to hear save those who believe in Our revelations so that they surrender (unto Him).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 54
۞ ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنۢ بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِنۢ بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفًا وَشَيْبَةً ۚ يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ ۖ وَهُوَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْقَدِيرُ
30:54
It is Allah Who created you in a state of (helpless) weakness, then gave (you) strength after weakness, then, after strength, gave (you weakness and a hoary head: He creates as He wills, and it is He Who has all knowledge and power.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah O'dur ki, sizi güçsüz olarak yaratır, sonra güçsüzlüğün arkasından kuvvet verir. Sonra kuvvetin arkasından yine güçsüzlüğe ve ihtiyarlığa getirir. O dilediğini yaratır. Ve O, her şeyi bilir, her şeye gücü yeter.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sizi güçsüz yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından (size) kuvvet veren ve sonra kuvvetin ardından güçsüzlük ve yaşlılık veren Allah’tır. O dilediğini yaratır. O bilendir, gücü yetendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah is He Who shaped you out of weakness, then appointed after weakness strength, then, after strength, appointed weakness and grey hair. He createth what He will. He is the Knower, the Mighty.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 55
وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يُقْسِمُ ٱلْمُجْرِمُونَ مَا لَبِثُوا۟ غَيْرَ سَاعَةٍ ۚ كَذَٰلِكَ كَانُوا۟ يُؤْفَكُونَ
30:55
On the Day that the Hour (of Reckoning) will be established, the transgressors will swear that they tarried not but an hour: thus were they used to being deluded!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kıyamet kopacağı gün günahkarlar dünyada bir saatten fazla durmadıklarına yemin ederler. Onlar önceden de böyle haktan çevriliyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O (Son) Saat gerçekleştiği gün, suçlular (dünyada) ancak kısa bir süre kaldıklarına dair yemin edeceklerdir. İşte onlar (dünyada da gerçeklerden) böyle döndürülüyorlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And on the day when the Hour riseth the guilty will vow that they did tarry but an hour - thus were they ever deceived.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 56
وَقَالَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ وَٱلْإِيمَـٰنَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ فِى كِتَـٰبِ ٱللَّهِ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْبَعْثِ ۖ فَهَـٰذَا يَوْمُ ٱلْبَعْثِ وَلَـٰكِنَّكُمْ كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
30:56
But those endued with knowledge and faith will say: "Indeed ye did tarry, within Allah's Decree, to the Day of Resurrection, and this is the Day of Resurrection: but ye - ye were not aware!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendilerine ilim ve iman verilenler de şöyle diyecekler: "Andolsun ki, Allah'ın kitabında takdir edilmiş olan tekrar dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu, dirilme günüdür. Fakat siz bunu bilmiyordunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendilerine ilim ve iman verilenler (inkârcılara) şöyle diyeceklerdir: “Şüphesiz ki siz Allah’ın yazısında (hükmedildiği gibi) diriltilme gününe kadar kaldınız. İşte bugün, diriltilme günüdür fakat siz onu tanımıyor (reddediyor)dunuz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But those to whom knowledge and faith are given will say: The truth is, ye have tarried, by Allah's decree, until the Day of Resurrection. This is the Day of Resurrection, but ye used not to know.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 57
فَيَوْمَئِذٍ لَّا يَنفَعُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
30:57
So on that Day no excuse of theirs will avail the transgressors, nor will they be invited (then) to seek grace (by repentance).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Artık o gün zulmedenlere mazeretleri fayda vermeyecektir. Onların dertlerinin çaresine de bakılmayacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün, haksızlık edenlerin (zalimlerin) mazeretleri (kendilerine) yarar sağlamayacaktır; onlardan (Allah’ı) memnun etmeye çalışmaları da istenmeyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In that day their excuses will not profit those who did injustice, nor will they be allowed to make amends.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 58
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِى هَـٰذَا ٱلْقُرْءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٍ ۚ وَلَئِن جِئْتَهُم بِـَٔايَةٍ لَّيَقُولَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا مُبْطِلُونَ
30:58
verily We have propounded for men, in this Qur'an every kind of Parable: But if thou bring to them any Sign, the Unbelievers are sure to say, "Ye do nothing but talk vanities."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki, biz insanlar için bu Kur'ân'da her türlü meselden örnekler getirdik. Yemin ederim ki, sen onlara başka bir âyet de getirsen o kâfirler yine: "Siz yalancılardan (uydurduğunuz sözü Allah'a nispet edenlerden) başkası değilsiniz." diyeceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki biz bu Kur’an’da insanlara her türlü örneği verdik. Onlara bir ayet (mucize) getirsen, kâfir olanlar elbette şöyle diyeceklerdir: “Siz ancak ve ancak (gerçekleri) iptal edenlersiniz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Verily We have coined for mankind in this Qur'an all kinds of similitudes; and indeed if thou camest unto them with a miracle, those who disbelieve would verily exclaim: Ye are but tricksters!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 59
كَذَٰلِكَ يَطْبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
30:59
Thus does Allah seal up the hearts of those who understand not.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte bilmeyenlerin kalblerini Allah böyle mühürler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte (gerçeği) bilme(k isteme)yenlerin kalplerini Allah böyle mühürler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus doth Allah seal the hearts of those who know not.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 60
فَٱصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّ ۖ وَلَا يَسْتَخِفَّنَّكَ ٱلَّذِينَ لَا يُوقِنُونَ
30:60
So patiently persevere: for verily the promise of Allah is true: nor let those shake thy firmness, who have (themselves) no certainty of faith.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vaadi mutlaka haktır. Sakın imanı sağlam olmayanlar seni hafifliğe sevketmesinler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sabret! Şüphesiz ki Allah’ın vaadi gerçektir. (Buna) kesin bir şekilde inanmayanlar sakın seni gevşekliğe sevk etmesin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So have patience (O Muhammad)! Allah's promise is the very truth, and let not those who have no certainty make thee impatient.
M. Pickthall · EN · public-domain
Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)