38.Sâd
صMekke · 88 ayet
- 1
صٓ ۚ وَٱلْقُرْءَانِ ذِى ٱلذِّكْرِ
38:1
Sad: By the Qur'an, Full of Admonition: (This is the Truth).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sâd. Bu zikirle dolu Kur'ân'a bak!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sâd. Zikr (itibar) sahibi Kur’an’a yemin olsun.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Sad. By the renowned Qur'an,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ
38:2
But the Unbelievers (are steeped) in self-glory and Separatism.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O inkâr edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Esasında, kâfir olanlar (haksız) bir gurur ve ayrılık (düşmanlık) içindedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but those who disbelieve are in false pride and schism.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ فَنَادَوا۟ وَّلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ
38:3
How many generations before them did We destroy? In the end they cried (for mercy)- when there was no longer time for being saved!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendilerinden önce nicelerini helak ettik. Onlar çağrıştılar. Ama artık kurtuluş vakti değildi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlardan önce nice nesilleri helak etmiştik de feryat etmişlerdi; (ancak) kurtulmaları mümkün değildi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
How many a generation We destroyed before them, and they cried out when it was no longer the time for escape!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
وَعَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ ۖ وَقَالَ ٱلْكَـٰفِرُونَ هَـٰذَا سَـٰحِرٌ كَذَّابٌ
38:4
So they wonder that a Warner has come to them from among themselves! and the Unbelievers say, "This is a sorcerer telling lies!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İçlerinden kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiğine şaştılar da kâfirler: "Bu bir sihirbazdır, yalancıdır" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşmış ve o kâfirler “Bu bir büyücüdür; çok yalancıdır! Bütün ilahları (yalanlayıp) tek ilah mı (var diyor)? Şüphesiz ki bu çok tuhaf bir şeydir!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they marvel that a warner from among themselves hath come unto them, and the disbelievers say: This is a wizard, a charlatan.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
أَجَعَلَ ٱلْـَٔالِهَةَ إِلَـٰهًا وَٰحِدًا ۖ إِنَّ هَـٰذَا لَشَىْءٌ عُجَابٌ
38:5
"Has he made the gods (all) into one Allah? Truly this is a wonderful thing!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"İlâhları, bir tek ilâh mı kılmış? Bu gerçekten şaşılacak bir şey, çok tuhaf!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşmış ve o kâfirler “Bu bir büyücüdür; çok yalancıdır! Bütün ilahları (yalanlayıp) tek ilah mı (var diyor)? Şüphesiz ki bu çok tuhaf bir şeydir!” demişlerdi. Sâd 38:4-5
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Maketh he the gods One Allah? Lo! that is an astounding thing.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
وَٱنطَلَقَ ٱلْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ ٱمْشُوا۟ وَٱصْبِرُوا۟ عَلَىٰٓ ءَالِهَتِكُمْ ۖ إِنَّ هَـٰذَا لَشَىْءٌ يُرَادُ
38:6
And the leader among them go away (impatiently), (saying), "Walk ye away, and remain constant to your gods! For this is truly a thing designed (against you)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İçlerinden ileri gelenler fırladılar ve dediler ki: "İlâhlarınız üzerinde sabır ve sebat edin. Bu, gerçekten arzu edilen bir murad!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İçlerinden yöneticiler öne atılmış, (şöyle demişlerdi:) “(İnancınızda) yürüyün; ilahlarınıza bağlı kalın (onları savunun)! Şüphesiz ki bu, (sizden) istenen şeydir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The chiefs among them go about, exhorting: Go and be staunch to your gods! Lo! this is a thing designed.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
مَا سَمِعْنَا بِهَـٰذَا فِى ٱلْمِلَّةِ ٱلْـَٔاخِرَةِ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا ٱخْتِلَـٰقٌ
38:7
"We never heard (the like) of this among the people of these latter days: this is nothing but a made-up tale!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Biz bunu başka bir dinde işitmedik, bu mutlaka bir uydurmadır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Son dinde bile böyle bir şey duymadık. Bu, uydurmadan başka bir şey değildir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We have not heard of this in later religion. This is naught but an invention.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
أَءُنزِلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ مِنۢ بَيْنِنَا ۚ بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ مِّن ذِكْرِى ۖ بَل لَّمَّا يَذُوقُوا۟ عَذَابِ
38:8
"What! has the Message been sent to him - (Of all persons) among us?"... but they are in doubt concerning My (Own) Message! Nay, they have not yet tasted My Punishment!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Kur'ân aramızdan ona mı indirilmiş?" dediler. Doğrusu onlar benim Kur'ân'ımdan bir kuşku içindeler. Ve doğrusu onlar henüz azabımı tatmadılar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Zikr (Kur’an), aramızdan ona (Muhammed’e) mi indirildi?” Aslında onlar zikrimden (Kur’an’dan) şüphe içindedir. Esasında onlar azabımı henüz tatmadılar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hath the reminder been unto him (alone) among us? Nay, but they are in doubt concerning My reminder; nay but they have not yet tasted My doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ ٱلْعَزِيزِ ٱلْوَهَّابِ
38:9
Or have they the treasures of the mercy of thy Lord,- the Exalted in Power, the Grantor of Bounties without measure?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa sana o Kur'ân'ı veren çok güçlü ve ihsan sahibi Rabbinin hazineleri onların yanında mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa güçlü, bolca veren Rabbinin merhamet hazineleri onların yanında mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or are theirs the treasures of the mercy of thy Lord, the Mighty, the Bestower?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
أَمْ لَهُم مُّلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ فَلْيَرْتَقُوا۟ فِى ٱلْأَسْبَـٰبِ
38:10
Or have they the dominion of the heavens and the earth and all between? If so, let them mount up with the ropes and means (to reach that end)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa bütün o göklerin, yerin ve aralarındakilerin mülkü onların mı? Öyle ise bütün imkanlarını seferber ederek yükselsinler de görelim!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların otoritesi kendi ellerinde mi? (Öyleyse), sebepler içinde yükselsinler (bahanelere sarılsınlar)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or is the kingdom of the heavens and the earth and all that is between them theirs? Then let them ascend by ropes!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
جُندٌ مَّا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِّنَ ٱلْأَحْزَابِ
38:11
But there - will be put to flight even a host of confederates.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar burada çeşitli partilerden (gruplardan) bozguna uğramış bir ordudur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onlar) orada (Mekke’de) çeşitli (zayıf) gruplardan oluşmuş, bozguna uğratılacak bir ordudur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A defeated host are (all) the factions that are there.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو ٱلْأَوْتَادِ
38:12
Before them (were many who) rejected messengers,- the people of Noah, and 'Ad, and Pharaoh, the Lord of Stakes,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlardan önce Nuh kavmi, Âd kavmi ve saltanat sahibi Firavun da yalanlamışlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Nitekim) kendilerinden önce Nuh kavmi, Âd (kavmi), kazıklar sahibi Firavun, Semûd, Lut kavmi ve Eyke halkı (gibi) bütün bu gruplar yalanlamışlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The folk of Noah before them denied (their messenger) and (so did the tribe of) A'ad, and Pharaoh firmly planted,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَأَصْحَـٰبُ لْـَٔيْكَةِ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلْأَحْزَابُ
38:13
And Thamud, and the people of Lut, and the Companions of the Wood; - such were the Confederates.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Semûd kavmi, Lut kavmi ve Eykeliler (Şuayb kavmi) de yalanlamışlardı. İşte o çeşitli partiler bunlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Nitekim) kendilerinden önce Nuh kavmi, Âd (kavmi), kazıklar sahibi Firavun, Semûd, Lut kavmi ve Eyke halkı (gibi) bütün bu gruplar yalanlamışlardı. Sâd 38:12-13
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (the tribe of) Thamud, and the folk of Lot, and the dwellers in the wood: these were the factions.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
إِن كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ
38:14
Not one (of them) but rejected the messengers, but My punishment came justly and inevitably (on them).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hepsi de gönderilen peygamberleri yalanladılar da azabım böyle hak oldu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hepsi elçileri elbette yalanlamışlardı ve (kendilerine) azabım gerçekleşmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Not one of them but did deny the messengers, therefor My doom was justified,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
وَمَا يَنظُرُ هَـٰٓؤُلَآءِ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً مَّا لَهَا مِن فَوَاقٍ
38:15
These (today) only wait for a single mighty Blast, which (when it comes) will brook no delay.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar da bir tek haykırışa bakıyorlar. Öyle ki onun gecikmesi de yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bunlar da (müşrikler de) geri dönüşü olmayan bir (bela) sesinden başka bir şey beklemiyorlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
These wait for but one Shout, there will be no second thereto.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
وَقَالُوا۟ رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ ٱلْحِسَابِ
38:16
They say: "Our Lord! hasten to us our sentence (even) before the Day of Account!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir de: "Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce bizim azabdan payımızı acele ver" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Müşrikler, alay ederek) “Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce acele ver!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They say: Our Lord! Hasten on for us our fate before the Day of Reckoning.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
ٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُۥدَ ذَا ٱلْأَيْدِ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
38:17
Have patience at what they say, and remember our servant David, the man of strength: for he ever turned (to Allah).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şimdi sen onların dediklerine sabret de kuvvetli kulumuz Davud'u hatırla. Çünkü o, zikir ve tesbih ile bize yönelmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onların söylediklerine karşı sabret; güçlü, (Allah’a) çok yönelen kulumuz Davud’u hatırla!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Bear with what they say, and remember Our bondman David, lord of might, Lo! he was ever turning in repentance (toward Allah).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
إِنَّا سَخَّرْنَا ٱلْجِبَالَ مَعَهُۥ يُسَبِّحْنَ بِٱلْعَشِىِّ وَٱلْإِشْرَاقِ
38:18
It was We that made the hills declare, in unison with him, Our Praises, at eventide and at break of day,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşamsabah onunla birlikte tesbih ederlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz dağları (onun) hizmetine vermiştik. Akşam ve kuşluk vakti onunla birlikte tesbih ederler (Allah'ı yüceltirlerdi).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We subdued the hills to hymn the praises (of their Lord) with him at nightfall and sunrise,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
وَٱلطَّيْرَ مَحْشُورَةً ۖ كُلٌّ لَّهُۥٓ أَوَّابٌ
38:19
And the birds gathered (in assemblies): all with him did turn (to Allah).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kuşları da toplu olarak onun emrine vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Toplanıp gelen kuşları da (emrine vermiştik). Hepsi de O’na (Allah’a) çok yönelicilerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the birds assembled; all were turning unto Him.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
وَشَدَدْنَا مُلْكَهُۥ وَءَاتَيْنَـٰهُ ٱلْحِكْمَةَ وَفَصْلَ ٱلْخِطَابِ
38:20
We strengthened his kingdom, and gave him wisdom and sound judgment in speech and decision.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onun mülkünü kuvvetlendirmiş ve kendisine hikmet ve hakkı batıldan ayırt etme kabiliyeti vermiştik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onun hükümdarlığını güçlendirmiş, ona hikmet (doğru hüküm verme yeteneği) ve güzel konuşabilme (özelliği) vermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We made his kingdom strong and gave him wisdom and decisive speech.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
۞ وَهَلْ أَتَىٰكَ نَبَؤُا۟ ٱلْخَصْمِ إِذْ تَسَوَّرُوا۟ ٱلْمِحْرَابَ
38:21
Has the Story of the Disputants reached thee? Behold, they climbed over the wall of the private chamber;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir de davacıların kıssası geldi mi sana? Hani surdan aşarak mihraba ulaşmışlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Mabedin (duvarlarına) tırmanan davacıların haberi sana ulaştı (değil) mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And hath the story of the litigants come unto thee? How they climbed the wall into the royal chamber;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَىٰ دَاوُۥدَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ خَصْمَانِ بَغَىٰ بَعْضُنَا عَلَىٰ بَعْضٍ فَٱحْكُم بَيْنَنَا بِٱلْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَٱهْدِنَآ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلصِّرَٰطِ
38:22
When they entered the presence of David, and he was terrified of them, they said: "Fear not: we are two disputants, one of whom has wronged the other: Decide now between us with truth, and treat us not with injustice, but guide us to the even Path..
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Davud'un yanına giriverdiler de onlardan telaşe düştü. Ona "Korkma!" dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, birimize haksızlık etti. Şimdi sen aramızda hak ile hüküm ver ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Davud’un (yanına) girdiklerinde (Davud) onlardan korkmuştu. Onlar da “Korkma! Biz bir kısmı diğer kısmına haksızlık eden iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet! Haksızlık etme; bize doğru yolu göster!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
How they burst in upon David, and he was afraid of them. They said: Be not afraid! (We are) two litigants, one of whom hath wronged the other, therefor judge aright between us; be not unjust; and show us the fair way.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
إِنَّ هَـٰذَآ أَخِى لَهُۥ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِىَ نَعْجَةٌ وَٰحِدَةٌ فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِى فِى ٱلْخِطَابِ
38:23
"This man is my brother: He has nine and ninety ewes, and I have (but) one: Yet he says, 'commit her to my care,' and is (moreover) harsh to me in speech."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biri: "İşte bu benim kardeşim. Onun doksan dokuz dişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var. Böyle iken: Onu da bana ver, dedi ve tartışmada beni yendi" diye anlattı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Davacılardan biri): “Şüphesiz ki bu benim kardeşimdir; onun doksan dokuz koyunu, benim ise tek bir koyunum var. (Durum) böyleyken ‘Onun (bakımını) bana ver!’ dedi ve hitapta bana üstün geldi (beni ikna etti).”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! this my brother hath ninety and nine ewes while I had one ewe; and he said: Entrust it to me, and he conquered me in speech.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِۦ ۖ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلْخُلَطَآءِ لَيَبْغِى بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَقَلِيلٌ مَّا هُمْ ۗ وَظَنَّ دَاوُۥدُ أَنَّمَا فَتَنَّـٰهُ فَٱسْتَغْفَرَ رَبَّهُۥ وَخَرَّ رَاكِعًا وَأَنَابَ ۩
38:24
(David) said: "He has undoubtedly wronged thee in demanding thy (single) ewe to be added to his (flock of) ewes: truly many are the partners (in business) who wrong each other: Not so do those who believe and work deeds of righteousness, and how few are they?"... and David gathered that We had tried him: he asked forgiveness of his Lord, fell down, bowing (in prostration), and turned (to Allah in repentance).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Davud dedi ki: "Doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Gerçekten bir cemiyette yaşayanların çoğu mutlaka birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edip de salih amel işleyenler başka. Ama onlar da pek az." Davud, bizim kendisini imtihan ettiğimizi sanmıştı. Hemen Rabbinden mağfiret diledi, rüku ederek yere kapandı, tevbe ile Allah'a yöneldi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Davud şöyle demişti): “Şüphesiz ki (kardeşin) senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlık etmiştir. Doğrusu iman edip iyi işler yapanlar hariç –ki böyleleri azdır– ortakların çoğu birbirlerine haksızlık ederler.” Davud kendisini denediğimizi anlamış, Rabbinden bağışlanma dileyerek eğilip boyun eğmiş ve (Allah’a) yönelmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(David) said: He hath wronged thee in demanding thine ewe in addition to his ewes, and lo! many partners oppress one another, save such as believe and do good works, and they are few. And David guessed that We had tried him, and he sought forgiveness of his Lord, and he bowed himself and fell down prostrate and repented.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
فَغَفَرْنَا لَهُۥ ذَٰلِكَ ۖ وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍ
38:25
So We forgave him this (lapse): he enjoyed, indeed, a Near Approach to Us, and a beautiful place of (Final) Return.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz de o zannettiği şeyi kendisine bağışladık. Şüphesiz yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz de bu işte onu bağışlamıştık. Şüphesiz ki yanımızda onun için (özel) bir yakınlık ve güzel bir varış yeri vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So We forgave him that; and lo! he had access to Our presence and a happy journey's end.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
يَـٰدَاوُۥدُ إِنَّا جَعَلْنَـٰكَ خَلِيفَةً فِى ٱلْأَرْضِ فَٱحْكُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِٱلْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ ٱلْهَوَىٰ فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَضِلُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌۢ بِمَا نَسُوا۟ يَوْمَ ٱلْحِسَابِ
38:26
O David! We did indeed make thee a vicegerent on earth: so judge thou between men in truth (and justice): Nor follow thou the lusts (of thy heart), for they will mislead thee from the Path of Allah: for those who wander astray from the Path of Allah, is a Penalty Grievous, for that they forget the Day of Account.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. Artık insanlar arasında hak ile hüküm ver. Keyfe, arzuya uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasın. Çünkü Allah yolundan sapanlar, hesap gününü unuttukları için kendilerine çok şiddetli bir azab vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife (sorumlu olarak) görevlendirdik. İnsanlar arasında adaletle hükmet! Arzu(n)a uyma; sonra (bu durum) seni Allah’ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık şiddetli bir azap vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it was said unto him): O David! Lo! We have set thee as a viceroy in the earth; therefor judge aright between mankind, and follow not desire that it beguile thee from the way of Allah. Lo! those who wander from the way of Allah have an awful doom, forasmuch as they forgot the Day of Reckoning.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَـٰطِلًا ۚ ذَٰلِكَ ظَنُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنَ ٱلنَّارِ
38:27
Not without purpose did We create heaven and earth and all between! that were the thought of Unbelievers! but woe to the Unbelievers because of the Fire (of Hell)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem o göğü, yeri ve aralarındakileri biz boşuna yaratmadık. O, kâfirlerin zannıdır. Onun için vay ateşe girecek olan kâfirlerin haline!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri batıl olarak (boş yere) yaratmadık. Bu (iddia), kâfir olanların zannıdır. Ateşi hak eden o kâfir olanların vay hâllerine!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We created not the heaven and the earth and all that is between them in vain. That is the opinion of those who disbelieve. And woe unto those who disbelieve, from the Fire!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
أَمْ نَجْعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ كَٱلْمُفْسِدِينَ فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ ٱلْمُتَّقِينَ كَٱلْفُجَّارِ
38:28
Shall We treat those who believe and work deeds of righteousness, the same as those who do mischief on earth? Shall We treat those who guard against evil, the same as those who turn aside from the right?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa, iman edip de salih amel işleyenleri biz, o yeryüzündeki bozguncular gibi yapar mıyız? Yoksa o takva sahiplerini azgın günahkarlar gibi yapar mıyız?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa biz iman edip iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi veya muttakîleri (duyarlı olanları) yoldan çıkanlar (ile bir) mi tutacağız!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Shall We treat those who believe and do good works as those who spread corruption in the earth; or shall We treat the pious as the wicked?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
كِتَـٰبٌ أَنزَلْنَـٰهُ إِلَيْكَ مُبَـٰرَكٌ لِّيَدَّبَّرُوٓا۟ ءَايَـٰتِهِۦ وَلِيَتَذَكَّرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَـٰبِ
38:29
(Here is) a Book which We have sent down unto thee, full of blessings, that they may mediate on its Signs, and that men of understanding may receive admonition.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlar onun âyetlerini düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bu Kur’an), ayetlerini derinlemesine düşünsünler ve derin akıl sahipleri (gerçeği) hatırlasınlar diye sana indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(This is) a Scripture that We have revealed unto thee, full of blessing, that they may ponder its revelations, and that men of understanding may reflect.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
وَوَهَبْنَا لِدَاوُۥدَ سُلَيْمَـٰنَ ۚ نِعْمَ ٱلْعَبْدُ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
38:30
To David We gave Solomon (for a son),- How excellent in Our service! Ever did he turn (to Us)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir de Davud'a Süleyman'ı bahşettik. Süleyman ne güzel kuldu. Çünkü o seslice tesbih edip Allah'a yönelirdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Davud’a Süleyman’ı vermiştik; o ne güzel bir kuldu; daima (Allah’a) yönelendi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We bestowed on David, Solomon. How excellent a slave! Lo! he was ever turning in repentance (toward Allah).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِٱلْعَشِىِّ ٱلصَّـٰفِنَـٰتُ ٱلْجِيَادُ
38:31
Behold, there were brought before him, at eventide coursers of the highest breeding, and swift of foot;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani kendisine bir zaman akşam üstü iyi cins ve rahvan atlar gösterilmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani akşama doğru kendisine safkan atlar sunulmuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When there were shown to him at eventide lightfooted coursers
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
فَقَالَ إِنِّىٓ أَحْبَبْتُ حُبَّ ٱلْخَيْرِ عَن ذِكْرِ رَبِّى حَتَّىٰ تَوَارَتْ بِٱلْحِجَابِ
38:32
And he said, "Truly do I love the love of good, with a view to the glory of my Lord,"- until (the sun) was hidden in the veil (of night):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ben, dedi, at sevgisini, Rabbimi anmaktan ötürü tercih ettim." Nihayet atlar perdenin arkasına gizlendi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Süleyman) “Şüphesiz ki ben Rabbimi hatırlatmaları nedeniyle iyi şeyleri sevmekten hoşlanırım.” demişti. Sonunda onlar (atlar) perdeleninceye (gözden kayboluncaya) kadar (bu durum sürmüştü).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he said: Lo! I have preferred the good things (of the world) to the remembrance of my Lord; till they were taken out of sight behind the curtain.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
رُدُّوهَا عَلَىَّ ۖ فَطَفِقَ مَسْحًۢا بِٱلسُّوقِ وَٱلْأَعْنَاقِ
38:33
"Bring them back to me." then began he to pass his hand over (their) legs and their necks.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Geri getirin onları bana!" dedi ve artık onların bacaklarını, boyunlarını silmeye başladı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Sonra) “Onları (atları) tekrar bana getirin!” demiş ve ayaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Then he said): Bring them back to me, and fell to slashing (with his sword their) legs and necks.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَـٰنَ وَأَلْقَيْنَا عَلَىٰ كُرْسِيِّهِۦ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ
38:34
And We did try Solomon: We placed on his throne a body (without life); but he did turn (to Us in true devotion):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki Süleyman'ı imtihan da ettik ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra tekrar tevbe ile önceki haline döndü.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki Süleyman’ı imtihan etmiş; tahtına bir ceset bırakmıştık da bir süre sonra (bize) yönelmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We tried Solomon, and set upon his throne a (mere) body. Then did he repent.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
قَالَ رَبِّ ٱغْفِرْ لِى وَهَبْ لِى مُلْكًا لَّا يَنۢبَغِى لِأَحَدٍ مِّنۢ بَعْدِىٓ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ
38:35
He said, "O my Lord! Forgive me, and grant me a kingdom which, (it may be), suits not another after me: for Thou art the Grantor of Bounties (without measure).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Süleyman: "Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki, ardımdan hiç kimseye yaraşmasın. Şüphesiz, bütün dilekleri veren sensin." dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümdarlık ver (lütfet)! Şüphesiz ki bolca veren sadece sensin!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: My Lord! Forgive me and bestow on me sovereignty such as shall not belong to any after me. Lo! Thou art the Bestower.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
فَسَخَّرْنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجْرِى بِأَمْرِهِۦ رُخَآءً حَيْثُ أَصَابَ
38:36
Then We subjected the wind to his power, to flow gently to his order, Whithersoever he willed,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine biz rüzgarı onun emrine verdik. Onun emriyle istediği yere yumuşacık akardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bunun üzerine O’nun (Allah’ın) emriyle istediği yere yumuşakça akan rüzgârı hizmetine vermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So We made the wind subservient unto him, setting fair by his command whithersoever he intended.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
وَٱلشَّيَـٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءٍ وَغَوَّاصٍ
38:37
As also the evil ones, (including) every kind of builder and diver,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Ayrıca), şeytanları yani her tür (maharetli)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the unruly, every builder and diver (made We subservient),
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِى ٱلْأَصْفَادِ
38:38
As also others bound together in fetters.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve daha diğerlerini de zincirlerde bağlı olarak (Onun emrine verdik).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Zincirlerle birbirlerine bağlanmış diğerlerini de (hizmetine sunmuştuk).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And others linked together in chains,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
هَـٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ
38:39
"Such are Our Bounties: whether thou bestow them (on others) or withhold them, no account will be asked."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"İşte bu, bizim ihsanımızdır. Artık sen dilersen başkalarına ver veya verme. Bundan hesaba çekilmeyeceksin" dedik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bütün bu (verdiklerimiz ona) lütfumuzdur. “İster (dilediğine) ver (serbest bırak); ister hesapsız bir şekilde (elinde) tut!” (demiştik).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Saying): This is Our gift, so bestow thou, or withhold, without reckoning.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍ
38:40
And he enjoyed, indeed, a Near Approach to Us, and a beautiful Place of (Final) Return.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz ki ona huzurumuzda bir yakınlık ve güzel bir makam vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki yanımızda o (Süleyman) için (özel) bir yakınlık ve güzel bir varış yeri vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! he hath favour with Us, and a happy journey's end.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
وَٱذْكُرْ عَبْدَنَآ أَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَسَّنِىَ ٱلشَّيْطَـٰنُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ
38:41
Commemorate Our Servant Job. Behold he cried to his Lord: "The Evil One has afflicted me with distress and suffering!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kulumuz Eyyub'u da an. Bir zaman o, Rabbine şöyle nida etmişti: "Meşakkat ve acı ile bana şeytan dokundu."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kulumuz Eyüp’ü de hatırla! Hani Rabbine “Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi.” diye seslenmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And make mention (O Muhammad) of Our bondman Job, when he cried unto his Lord (saying): Lo! the devil doth afflict me with distress and torment.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
ٱرْكُضْ بِرِجْلِكَ ۖ هَـٰذَا مُغْتَسَلٌۢ بَارِدٌ وَشَرَابٌ
38:42
(The command was given:) "Strike with thy foot: here is (water) wherein to wash, cool and refreshing, and (water) to drink."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Biz ona): "Ayağını yere vur! İşte sana yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Biz de ona) “Ayağını yere vur! İşte hem yıkanılacak soğuk (bir su) hem de içilecek (bir su)!” (demiştik).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it was said unto him): Strike the ground with thy foot. This (spring) is a cool bath and a refreshing drink.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ أَهْلَهُۥ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةً مِّنَّا وَذِكْرَىٰ لِأُو۟لِى ٱلْأَلْبَـٰبِ
38:43
And We gave him (back) his people, and doubled their number,- as a Grace from Ourselves, and a thing for commemoration, for all who have Understanding.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, akıl sahipleri için bir ibret olsun.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Katımızdan bir merhamet ve derin akıl sahiplerine (gerçeği) hatırla(t)mak için ona hem ailesini hem de onlarla birlikte bir mislini bağışlamıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We bestowed on him (again) his household and therewith the like thereof, a mercy from Us, and a memorial for men of understanding.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَٱضْرِب بِّهِۦ وَلَا تَحْنَثْ ۗ إِنَّا وَجَدْنَـٰهُ صَابِرًا ۚ نِّعْمَ ٱلْعَبْدُ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
38:44
"And take in thy hand a little grass, and strike therewith: and break not (thy oath)." Truly We found him full of patience and constancy. How excellent in Our service! ever did he turn (to Us)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Bir de dedik ki): "Eline bir demet al da onunla (eşine) vur; yemininde durmamazlık etme." Doğrusu biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel kul! O hakikaten daima Allah'a yönelmektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Eyüp’e) “Eline bir demet sap al da onunla vur (yola çık); doğrudan sapma.” (demiştik). Şüphesiz ki Eyüp’ü sabırlı (bir kul) bulmuştuk; o, hep (Allah’a) yönelen ne güzel bir kuldu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (it was said unto him): Take in thine hand a branch and smite therewith, and break not thine oath. Lo! We found him steadfast, how excellent a slave! Lo! he was ever turning in repentance (to his Lord).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
وَٱذْكُرْ عِبَـٰدَنَآ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ أُو۟لِى ٱلْأَيْدِى وَٱلْأَبْصَـٰرِ
38:45
And commemorate Our Servants Abraham, Isaac, and Jacob, possessors of Power and Vision.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an. Onlar eller ve gözler sahipleri idiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Güçlü ve öngörü sahibi kullarımızı (yani) İbrahim’i, İshak’ı ve Yakup’u da hatırla!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And make mention of Our bondmen, Abraham, Isaac and Jacob, men of parts and vision.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 46
إِنَّآ أَخْلَصْنَـٰهُم بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى ٱلدَّارِ
38:46
Verily We did choose them for a special (purpose)- proclaiming the Message of the Hereafter.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü biz onları temiz bir hasletle, hâlis yurt (ahiret) düşüncesine ermiş has kullarımızdan kılmışızdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki onları ahiret yurdunu hatırlama duygusuyla arı duru bir özellikle saflaştırmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We purified them with a pure thought, remembrance of the Home (of the Hereafter).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 47
وَإِنَّهُمْ عِندَنَا لَمِنَ ٱلْمُصْطَفَيْنَ ٱلْأَخْيَارِ
38:47
They were, in Our sight, truly, of the company of the Elect and the Good.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü onlar, nezdimizde seçilmiş en hayırlı kimselerdendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki onlar katımızda en hayırlı güzide seçkinlerdendirler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! in Our sight they are verily of the elect, the excellent.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 48
وَٱذْكُرْ إِسْمَـٰعِيلَ وَٱلْيَسَعَ وَذَا ٱلْكِفْلِ ۖ وَكُلٌّ مِّنَ ٱلْأَخْيَارِ
38:48
And commemorate Isma'il, Elisha, and Zul-Kifl: Each of them was of the Company of the Good.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İsmail'i, Elyasa'yı, Zü'lKifl'i de an. Hepsi de en hayırlı kimselerdendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İsmail’i, Elyesa’yı, Zülkifl’i de hatırla! Hepsi de en hayırlılardandır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And make mention of Ishmael and Elisha and Dhu'l-Kifl. All are of the chosen.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 49
هَـٰذَا ذِكْرٌ ۚ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَـَٔابٍ
38:49
This is a Message (of admonition): and verily, for the righteous, is a beautiful Place of (Final) Return,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte bu bir öğüttür. Şüphesiz korunan müttakiler için herhalde güzel bir istikbal (güzel bir dönüş yeri) vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte (Kur’an) bir hatırla(t)madır. Şüphesiz ki muttakîlere (duyarlı olanlara) güzel bir varış yeri vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This is a reminder. And lo! for those who ward off (evil) is a happy journey's end,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 50
جَنَّـٰتِ عَدْنٍ مُّفَتَّحَةً لَّهُمُ ٱلْأَبْوَٰبُ
38:50
Gardens of Eternity, whose doors will (ever) be open to them;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bütün kapıları kendilerine açılmış olan Adn cennetleri vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İçlerinde yaslanabilecekleri, her çeşit meyve ve içeceği isteyebilecekleri, kapıları onlar için açılmış durulmaya değer bahçeler (vardır).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Gardens of Eden, whereof the gates are opened for them,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 51
مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَـٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ وَشَرَابٍ
38:51
Therein will they recline (at ease): Therein can they call (at pleasure) for fruit in abundance, and (delicious) drink;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İçlerine kurularak orada birçok yemişle, bambaşka bir içki isteyeceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İçlerinde yaslanabilecekleri, her çeşit meyve ve içeceği isteyebilecekleri, kapıları onlar için açılmış durulmaya değer bahçeler (vardır). Sâd 38:50-51
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Wherein, reclining, they call for plenteous fruit and cool drink (that is) therein.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 52
۞ وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ أَتْرَابٌ
38:52
And beside them will be chaste women restraining their glances, (companions) of equal age.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yanlarında da bakışları yalnız kocalarına dönük hep aynı yaşta dilberler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yanlarında yaşlarına uygun, bakışlarını kendilerine yöneltenler (bulunacaktır).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And with them are those of modest gaze, companions.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 53
هَـٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ ٱلْحِسَابِ
38:53
Such is the Promise made, to you for the Day of Account!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O hesap günü için size vaad edilen işte budur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hesap günü için size vadedilen budur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This it is that ye are promised for the Day of Reckoning.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 54
إِنَّ هَـٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ
38:54
Truly such will be Our Bounty (to you); it will never fail;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte bu, bizim rızkımız; muhakkak ki ona hiç tükenmek yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki bu(nlar), bitip tükenmek bilmeyen rızıklarımızdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! this in truth is Our provision, which will never waste away.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 55
هَـٰذَا ۚ وَإِنَّ لِلطَّـٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابٍ
38:55
Yea, such! but - for the wrong-doers will be an evil place of (Final) Return!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu, böyledir. Şüphesiz azgınlar için de fena bir gelecek vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İyilerin durumu) böyleyken, azgınlara da içine girecekleri, çok feci bir yatak olan kötü bir varış yeri, yani cehennem hazırlanmıştır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This (is for the righteous). And lo! for the transgressors there with be an evil journey's end,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 56
جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ
38:56
Hell!- they will burn therein, - an evil bed (indeed, to lie on)!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Cehennem! Ona yaslanacaklar, fakat o ne çirkin döşektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İyilerin durumu) böyleyken, azgınlara da içine girecekleri, çok feci bir yatak olan kötü bir varış yeri, yani cehennem hazırlanmıştır. Sâd 38:55-56
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hell, where they will burn, an evil resting-place.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 57
هَـٰذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌ وَغَسَّاقٌ
38:57
Yea, such! - then shall they taste it,- a boiling fluid, and a fluid dark, murky, intensely cold!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte artık tatsınlar onu ki, o kaynar su ve irindir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte (ceza türleri); kaynar su, irin ve ona benzer daha nicelerinden oluşan (cehennemi) tatsınlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Here is a boiling and an ice-cold draught, so let them taste it,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 58
وَءَاخَرُ مِن شَكْلِهِۦٓ أَزْوَٰجٌ
38:58
And other Penalties of a similar kind, to match them!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve o şekilden çifter çifter tadacakları diğer acılar da vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte (ceza türleri); kaynar su, irin ve ona benzer daha nicelerinden oluşan (cehennemi) tatsınlar! Sâd 38:57-58
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And other (torment) of the kind in pairs (the two extremes)!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 59
هَـٰذَا فَوْجٌ مُّقْتَحِمٌ مَّعَكُمْ ۖ لَا مَرْحَبًۢا بِهِمْ ۚ إِنَّهُمْ صَالُوا۟ ٱلنَّارِ
38:59
Here is a troop rushing headlong with you! No welcome for them! truly, they shall burn in the Fire!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte şunlar da sizin peşinize düşenlerdir. Onlara merhaba yok. Çünkü onlar cehenneme salınıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Cehennemlik liderler suçlamak için birbirlerine) "İşte bunlar, sizin peşinize takılan topluluktur; (bakın işte) rahat yüzü görmeyecekler; onlar mutlaka ateşe gireceklerdir!" (diyeceklerdir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Here is an army rushing blindly with you. (Those who are already in the Fire say): No word of welcome for them. Lo! they will roast at the Fire.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 60
قَالُوا۟ بَلْ أَنتُمْ لَا مَرْحَبًۢا بِكُمْ ۖ أَنتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا ۖ فَبِئْسَ ٱلْقَرَارُ
38:60
(The followers shall cry to the misleaders:) "Nay, ye (too)! No welcome for you! It is ye who have brought this upon us! Now evil is (this) place to stay in!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Arkadan gelenler öncekilere:) Derler ki: "Hayır, asıl size merhaba yok. Çünkü cehennemi bize siz takdim ettiniz. Bakın o ne kötü yatak!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Saptırılanlar ise bunu söyleyen liderlerine) "Esasında siz rahat yüzü görmeyin! Onu (ateşi) bize siz sundunuz! Burası ne kötü bir yerdir!" diyeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They say: Nay, but you (misleaders), for you there is no word of welcome. Ye prepared this for us (by your misleading). Now hapless is the plight.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 61
قَالُوا۟ رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَـٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِى ٱلنَّارِ
38:61
They will say: "Our Lord! whoever brought this upon us,- Add to him a double Penalty in the Fire!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ey Rabbimiz! Bize bunu takdim edenin ateşteki azabını kat kat artır" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Saptırılanlar devamla), “Rabbimiz! Bunu önümüze (başımıza) kim getirdiyse onun ateşteki azabını kat kat artır!” diyeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They say: Our Lord! Whoever did prepare this for us, oh, give him double portion of the Fire!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 62
وَقَالُوا۟ مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ ٱلْأَشْرَارِ
38:62
And they will say: "What has happened to us that we see not men whom we used to number among the bad ones?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir de derler ki: "Kötülerden saydığımız birtakım adamları (fakir müminleri) niye göremiyoruz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Saptıranlar ise) şöyle diyeceklerdir: “Kendilerini dünyadayken kötülerden saydığımız erkekleri (insanları) niçin görmüyoruz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: What aileth us that we behold not men whom we were wont to count among the wicked?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 63
أَتَّخَذْنَـٰهُمْ سِخْرِيًّا أَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ ٱلْأَبْصَـٰرُ
38:63
"Did we treat them (as such) in ridicule, or have (our) eyes failed to perceive them?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Onları eğlence yerine tutmuştuk ha! Yoksa bu gözler onlardan kaydı mı?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendileriyle de alay ediyorduk değil mi? Yoksa gözler onlardan kaydı mı?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Did we take them (wrongly) for a laughing-stock, or have our eyes missed them?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 64
إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ أَهْلِ ٱلنَّارِ
38:64
Truly that is just and fitting,- the mutual recriminations of the People of the Fire!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz ki bu haktır. Ateş ehlinin birbiriyle tartışması muhakkak olacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte cehennem halkının bu tür tartışması şüphesiz bir gerçektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! that is very truth: the wrangling of the dwellers in the Fire.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 65
قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ مُنذِرٌ ۖ وَمَا مِنْ إِلَـٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ ٱلْوَٰحِدُ ٱلْقَهَّارُ
38:65
Say: "Truly am I a Warner: no god is there but the one Allah, Supreme and Irresistible,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Ben ancak korkuyu haber veren bir peygamberim. O tek ve kahredici olan Allah'tan başka tanrı da yoktur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Ben sadece bir uyarıcıyım; tek, ezici güç sahibi, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlü, çok bağışlayan Allah’tan başka ilah yoktur.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (unto them, O Muhammad): I am only a warner, and there is no Allah save Allah, the One, the Absolute,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 66
رَبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفَّـٰرُ
38:66
"The Lord of the heavens and the earth, and all between,- Exalted in Might, able to enforce His Will, forgiving again and again."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. O çok güçlüdür, çok bağışlayıcıdır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Ben sadece bir uyarıcıyım; tek, ezici güç sahibi, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlü, çok bağışlayan Allah’tan başka ilah yoktur.” Sâd 38:65-66
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lord of the heavens and the earth and all that is between them, the Mighty, the Pardoning.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 67
قُلْ هُوَ نَبَؤٌا۟ عَظِيمٌ
38:67
Say: "That is a Message Supreme (above all),-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Bu, bir büyük haberdir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Kendisinden yüz çevirip durduğunuz bu (Kur’an), büyük bir haberdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say: It is tremendous tidings
M. Pickthall · EN · public-domain
- 68
أَنتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ
38:68
"From which ye do turn away!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Kendisinden yüz çevirip durduğunuz bu (Kur’an), büyük bir haberdir. Sâd 38:67-68
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Whence ye turn away!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 69
مَا كَانَ لِىَ مِنْ عِلْمٍۭ بِٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰٓ إِذْ يَخْتَصِمُونَ
38:69
"No knowledge have I of the Chiefs on high, when they discuss (matters) among themselves.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Münakaşa ederlerken, benim melekler yüksek topluluğuna ait ne bilgim olabilirdi?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar konuşup tartışırken benim yüce toplulukta (olup bitenler) hakkında hiçbir bilgim yoktu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
I had no knowledge of the Highest Chiefs when they disputed;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 70
إِن يُوحَىٰٓ إِلَىَّ إِلَّآ أَنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
38:70
'Only this has been revealed to me: that I am to give warning plainly and publicly."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ancak ben açıktan açığa korkutmakla görevli olduğum için o bilgi bana vahyediliyor."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bana sadece ‘apaçık bir uyarıcı olduğum’ vahyediliyor.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It is revealed unto me only that I may be a plain warner.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 71
إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِنِّى خَـٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن طِينٍ
38:71
Behold, thy Lord said to the angels: "I am about to create man from clay:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratmaktayım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani Rabbin meleklere şöyle demişti: “Ben çamurdan bir insan yaratacağım.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When thy Lord said unto the angels: Lo! I am about to create a mortal out of mire,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 72
فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَـٰجِدِينَ
38:72
"When I have fashioned him (in due proportion) and breathed into him of My spirit, fall ye down in obeisance unto him."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Onu tesviye edip, düzeltip de ruhumdan ona üfledim mi derhal ona secdeye kapanın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ona düzgün şekil verip kendisine rûhumdan üflediğim zaman, onun için (bana) secde edin!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when I have fashioned him and breathed into him of My Spirit, then fall down before him prostrate,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 73
فَسَجَدَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
38:73
So the angels prostrated themselves, all of them together:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bütün melekler hemen secde etmişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The angels fell down prostrate, every one,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 74
إِلَّآ إِبْلِيسَ ٱسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلْكَـٰفِرِينَ
38:74
Not so Iblis: he was haughty, and became one of those who reject Faith.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İblis hariç. Kibirlenmiş ve kâfirlerden olmuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Saving Iblis; he was scornful and became one of the disbelievers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 75
قَالَ يَـٰٓإِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَىَّ ۖ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ ٱلْعَالِينَ
38:75
(Allah) said: "O Iblis! What prevents thee from prostrating thyself to one whom I have created with my hands? Art thou haughty? Or art thou one of the high (and mighty) ones?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Ey İblis! O benim kudretimle yarattığıma secde etmene ne engel oldu? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa yüksek derecelerde bulunanlardan mı oldun?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) “Ey İblis! İki elimle (kudretimle) yarattığım varlık için (bana) secde etmekten seni engelleyen neydi! Kibirlendin öyle mi; yoksa (haksız yere) büyüklenenlerden mi oldun!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: O Iblis! What hindereth thee from falling prostrate before that which I have created with both My hands? Art thou too proud or art thou of the high exalted?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 76
قَالَ أَنَا۠ خَيْرٌ مِّنْهُ ۖ خَلَقْتَنِى مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُۥ مِن طِينٍ
38:76
(Iblis) said: "I am better than he: thou createdst me from fire, and him thou createdst from clay."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İblis dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İblis de) “Ben ondan hayırlıyım (üstünüm). Beni ateşten yarattın; onu çamurdan yarattın.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: I am better than him. Thou createdst me of fire, whilst him Thou didst create of clay.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 77
قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ
38:77
(Allah) said: "Then get thee out from here: for thou art rejected, accursed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Hemen çık oradan, artık sen kovuldun."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) şöyle demişti: “Çık oradan! Şüphesiz ki sen kovuldun.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Go forth from hence, for lo! thou art outcast,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 78
وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
38:78
"And My curse shall be on thee till the Day of Judgment."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ve elbette lanetim ceza gününe kadar senin üzerindedir." buyurdu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hesap gününe kadar lanetim senin üzerinedir!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! My curse is on thee till the Day of Judgment.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 79
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
38:79
(Iblis) said: "O my Lord! Give me then respite till the Day the (dead) are raised."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İblis: "Ya Rab! O halde insanların diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver." dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İblis) “Rabbim! (İnsanların) diriltilecekleri güne kadar bana zaman tanı.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: My Lord! Reprieve me till the day when they are raised.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 80
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
38:80
(Allah) said: "Respite then is granted thee-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Haydi belirli bir vakte kadar mühlet verilenlerdensin" buyurdu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah da) “Şüphesiz ki sen bilinen vaktin gününe kadar zaman tanınanlardansın.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Lo! thou art of those reprieved
M. Pickthall · EN · public-domain
- 81
إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
38:81
"Till the Day of the Time Appointed."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Haydi belirli bir vakte kadar mühlet verilenlerdensin" buyurdu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah da) “Şüphesiz ki sen bilinen vaktin gününe kadar zaman tanınanlardansın.” demişti. Sâd 38:80-81
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Until the day of the time appointed.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 82
قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
38:82
(Iblis) said: "Then, by Thy power, I will put them all in the wrong,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İblis: "Öyle ise izzet ve şerefine yemin ederim ki, ben onların hepsini mutlaka aldatır, saptırırım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İblis) “kudretine yemin olsun ki içlerinden samimi kulların hariç hepsini azdıracağım!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Then, by Thy might, I surely will beguile them every one,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 83
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
38:83
"Except Thy Servants amongst them, sincere and purified (by Thy Grace)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ancak içlerinden ihlas ile seçilmiş has kulların müstesna" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İblis) “kudretine yemin olsun ki içlerinden samimi kulların hariç hepsini azdıracağım!” demişti. Sâd 38:82-83
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save Thy single-minded slaves among them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 84
قَالَ فَٱلْحَقُّ وَٱلْحَقَّ أَقُولُ
38:84
(Allah) said: "Then it is just and fitting- and I say what is just and fitting-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah buyurdu ki: "O doğru, ben hep doğruyu söylerim."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) şöyle demişti: “İşte bu doğru (samimi kullarımı azdıramazsın).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: The Truth is, and the Truth I speak,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 85
لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ
38:85
"That I will certainly fill Hell with thee and those that follow thee,- every one."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Andolsun ki, cehennemi mutlaka senden ve onların sana uyanlarından, topunuzdan tıka basa dolduracağım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Cehennemi seninle ve onlardan (insanlardan) sana uyanlarla dolduracağım.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That I shall fill hell with thee and with such of them as follow thee, together.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 86
قُلْ مَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُتَكَلِّفِينَ
38:86
Say: "No reward do I ask of you for this (Qur'an), nor am I a pretender.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! De ki: "Ben o Kur'ân'a karşı sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben kendiliğimden bir şey de teklif etmiyorum."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Buna karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Ben asla zorluk çıkartanlardan da değilim.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (O Muhammad, unto mankind): I ask of you no fee for this, and I am no simulating.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 87
إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَـٰلَمِينَ
38:87
"This is no less than a Message to (all) the Worlds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"O Kur'ân, bütün âlemler için bir zikir, bir öğüttür. "
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O (Kur’an) ancak âlemler için bir hatırla(t)madır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! it is naught else than a reminder for all peoples
M. Pickthall · EN · public-domain
- 88
وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُۥ بَعْدَ حِينٍۭ
38:88
"And ye shall certainly know the truth of it (all) after a while."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Herhalde onun haberini bir zaman sonra bileceksiniz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Haberini bir süre sonra öğreneceksiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And ye will come in time to know the truth thereof.
M. Pickthall · EN · public-domain
Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)