37.Sâffât
الصافاتMekke · 182 ayet
- 1
وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ صَفًّا
37:1
By those who range themselves in ranks,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun o saf bağlayıp duranlara.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun: Sıra sıra dizilenlere,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By those who set the ranks in battle order
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا
37:2
And so are strong in repelling (evil),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O haykırıp da sürenlere.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Engel olanlara,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those who drive away (the wicked) with reproof
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
فَٱلتَّـٰلِيَـٰتِ ذِكْرًا
37:3
And thus proclaim the Message (of Allah)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve o yolda zikir okuyanlara.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Zikr (Kur’an)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those who read (the Word) for a reminder,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
إِنَّ إِلَـٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ
37:4
Verily, verily, your Allah is one!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ki sizin ilâhınız birdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ilahınız tektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! thy Lord is surely One;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَـٰرِقِ
37:5
Lord of the heavens and of the earth and all between them, and Lord of every point at the rising of the sun!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir hem de doğuların Rabbidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lord of the heavens and of the earth and all that is between them, and Lord of the sun's risings.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ
37:6
We have indeed decked the lower heaven with beauty (in) the stars,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki biz yakın göğü gezegenlerden (ve yıldızlardan) oluşan süsle süsledik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We have adorned the lowest heaven with an ornament, the planets;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ مَّارِدٍ
37:7
(For beauty) and for guard against all obstinate rebellious evil spirits,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu her inatçı şeytandan koruduk.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onu) isyankâr her şeytandan koruduk.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
With security from every froward devil.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ
37:8
(So) they should not strain their ears in the direction of the Exalted Assembly but be cast away from every side,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar yüce topluluğa kulak veremezler. Kovularak her taraftan atılırlar. Onlar için ebedî bir azap vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They cannot listen to the Highest Chiefs for they are pelted from every side,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ
37:9
Repulsed, for they are under a perpetual penalty,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar yüce topluluğa kulak veremezler. Kovularak her taraftan atılırlar. Onlar için ebedî bir azap vardır. Sâffât 37:8-9
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Outcast, and theirs is a perpetual torment;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
37:10
Except such as snatch away something by stealth, and they are pursued by a flaming fire, of piercing brightness.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz çalmaya kalkışan olursa, onu hemen delip geçen parlak bir ışık takip eder.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save him who snatcheth a fragment, and there pursueth him a piercing flame.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ
37:11
Just ask their opinion: are they the more difficult to create, or the (other) beings We have created? Them have We created out of a sticky clay!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Şimdi) sor onlara! Onları yaratmak mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (diğer) bilinçli (varlıkları yaratmak) mı? Şüphesiz ki biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then ask them (O Muhammad): Are they stronger as a creation, or those (others) whom we have created? Lo! We created them of plastic clay.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
37:12
Truly dost thou marvel, while they ridicule,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar alay ediyorlarken elbette sen (Allah’ın kudretine) şaşırıyorsun (hayran oluyorsun).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but thou dost marvel when they mock
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ
37:13
And, when they are admonished, pay no heed,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendilerine (gerçekler) hatırlatıldığı zaman (gerçeği) hatırlamazlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And heed not when they are reminded,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ
37:14
And, when they see a Sign, turn it to mockery,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bir ayet (herhangi bir delil) gördüklerinde alay ederler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And seek to scoff when they behold a portent.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
37:15
And say, "This is nothing but evident sorcery!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şöyle derler: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: Lo! this is mere magic;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
37:16
"What! when we die, and become dust and bones, shall we (then) be raised up (again)
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz ölüp de toprak ve kemik hâline gelmişken mi, biz mi diriltileceğiz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When we are dead and have become dust and bones, shall we then, forsooth, be raised (again)?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
37:17
"And also our fathers of old?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Önceki atalarımız da mı?.."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Önceki atalarımız da mı (diriltilecek)?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And our forefathers?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ
37:18
Say thou: "Yea, and ye shall then be humiliated (on account of your evil)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Evet hem de hor ve değersiz olarak (diriltileceksiniz).”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (O Muhammad): Ye, in truth; and ye will be brought low.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
37:19
Then it will be a single (compelling) cry; and behold, they will begin to see!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O (diriltme) korkunç bir sesten ibaret olacak; bir de bakarsın ki onlar etrafa bakacaklar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There is but one Shout, and lo! they behold,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
وَقَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَا هَـٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
37:20
They will say, "Ah! Woe to us! This is the Day of Judgment!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kâfirler:) “Ah, eyvah bize! Bu hesap günüymüş!” demiş (olacak)lardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And say: Ah, woe for us! This is the Day of Judgment.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
37:21
(A voice will say,) "This is the Day of Sorting Out, whose truth ye (once) denied!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte bu, yalanlamış olduğunuz ayrılma (gerçeklerin ortaya çıkma) günüdür.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This is the Day of Separation, which ye used to deny.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ
37:22
"Bring ye up", it shall be said, "The wrong-doers and their wives, and the things they worshipped-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah meleklere şöyle diyecek:) “Zalimleri, eşlerini (onlar gibi olanları) ve Allah’ın peşi sıra tapmış olduklarını toplayın! Onları cehennemin yoluna iletin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it is said unto the angels): Assemble those who did wrong, together with their wives and what they used to worship
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ
37:23
"Besides Allah, and lead them to the Way to the (Fierce) Fire!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah meleklere şöyle diyecek:) “Zalimleri, eşlerini (onlar gibi olanları) ve Allah’ın peşi sıra tapmış olduklarını toplayın! Onları cehennemin yoluna iletin! Sâffât 37:22-23
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Instead of Allah, and lead them to the path to hell;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ
37:24
"But stop them, for they must be asked:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onları tutuklayın; şüphesiz ki onlar sorguya çekilecekler!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And stop them, for they must be questioned.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
37:25
"'What is the matter with you that ye help not each other?'"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
What aileth you that ye help not one another?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
37:26
Nay, but that day they shall submit (to Judgment);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hayır! Onlar o gün boyun eğmiş olacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but this day they make full submission.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
37:27
And they will turn to one another, and question one another.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onların bir kısmı bir kısmına dönüp (hesap) soracaklar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And some of them draw near unto others, mutually questioning.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ
37:28
They will say: "It was ye who used to come to us from the right hand (of power and authority)!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Sapanlar, saptıranlara) “Şüphesiz ki siz bize (hep) sağdan gelirdiniz!” diyeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They say: Lo! ye used to come unto us, imposing, (swearing that ye spoke the truth).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
37:29
They will reply: "Nay, ye yourselves had no Faith!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Saptıranlar ise) şöyle diyecekler: “Aksine siz inananlar değildiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They answer: Nay, but ye (yourselves) were not believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَـٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَـٰغِينَ
37:30
"Nor had we any authority over you. Nay, it was ye who were a people in obstinate rebellion!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bizim sizi zorlayacak hiçbir gücümüz yoktu. Aslında siz azgın bir toplumdunuz!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We had no power over you, but ye were wayward folk.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ
37:31
"So now has been proved true, against us, the word of our Lord that we shall indeed (have to) taste (the punishment of our sins).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rabbimizin (azap) sözü bizim aleyhimize gerçekleşti. Biz (azabı) mutlaka tadacağız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Now the Word of our Lord hath been fulfilled concerning us. Lo! we are about to taste (the doom).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
فَأَغْوَيْنَـٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَـٰوِينَ
37:32
"We led you astray: for truly we were ourselves astray."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz sizi saptırdık. Çünkü kendimiz de sapmıştık.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus we misled you. Lo! we were (ourselves) astray.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
37:33
Truly, that Day, they will (all) share in the Penalty.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki o gün onlar azapta ortaktırlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then lo! this day they (both) are sharers in the doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
37:34
Verily that is how We shall deal with Sinners.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte biz günahkarlara böyle yaparız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte biz, suçlulara böyle yapacağız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! thus deal We with the guilty.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
37:35
For they, when they were told that there is no god except Allah, would puff themselves up with Pride,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki onlara “Allah’tan başka ilah yoktur.” dendiği zaman kibir gösterirlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For when it was said unto them, There is no Allah save Allah, they were scornful
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ
37:36
And say: "What! shall we give up our gods for the sake of a Poet possessed?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Cinlenmiş bir şair için mi ilahlarımızı terk edeceğiz!” derlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And said: Shall we forsake our gods for a mad poet?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ
37:37
Nay! he has come with the (very) Truth, and he confirms (the Message of) the messengers (before him).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Aksine o (elçi), gerçeği getirmiş ve (önceki) elçileri de doğrulamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but he brought the Truth, and he confirmed those sent (before him).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ
37:38
Ye shall indeed taste of the Grievous Penalty;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki siz elem verici azabı tadacaksınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! (now) verily ye taste the painful doom -
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
37:39
But it will be no more than the retribution of (the Evil) that ye have wrought;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Size yaptıklarınızdan başka karşılık verilmeyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ye are requited naught save what ye did -
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
37:40
But the sincere (and devoted) Servants of Allah,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’ın samimi kulları hariç.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save single-minded slaves of Allah;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
أُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ
37:41
For them is a Sustenance determined,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte onlar için belli bir rızık vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar için bilinen bir rızık vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For them there is a known provision,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ
37:42
Fruits (Delights); and they (shall enjoy) honour and dignity,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Fruits. And they will be honoured
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ
37:43
In Gardens of Felicity,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır. Sâffât 37:42-44
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In the Gardens of delight,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ
37:44
Facing each other on Thrones (of Dignity):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır. Sâffât 37:42-44
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On couches facing one another;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ
37:45
Round will be passed to them a Cup from a clear-flowing fountain,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara (içleri) pınardan (doldurulmuş) berrak, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A cup from a gushing spring is brought round for them,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 46
بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّـٰرِبِينَ
37:46
Crystal-white, of a taste delicious to those who drink (thereof),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara (içleri) pınardan (doldurulmuş) berrak, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılacaktır. Sâffât 37:45-46
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
White, delicious to the drinkers,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 47
لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ
37:47
Free from headiness; nor will they suffer intoxication therefrom.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlarda (içtiklerinde) sersemletme (baş ağrısı) yoktur; ondan dolayı sarhoş da edilmezler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Wherein there is no headache nor are they made mad thereby.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 48
وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ
37:48
And besides them will be chaste women, restraining their glances, with big eyes (of wonder and beauty).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yanlarında bakışlarını yalnız onlara özel kılmış (güzel) gözlüler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And with them are those of modest gaze, with lovely eyes,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 49
كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ
37:49
As if they were (delicate) eggs closely guarded.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar saklı yumurta gibi bembeyazdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Pure) as they were hidden eggs (of the ostrich).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 50
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
37:50
Then they will turn to one another and question one another.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Derken birbirine dönüp sorarlar:
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Cennette) onların bir kısmı, diğerlerine yönelip birbirlerine sormaya başlayacaklar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And some of them draw near unto others, mutually questioning.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 51
قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ
37:51
One of them will start the talk and say: "I had an intimate companion (on the earth),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İçlerinden bir (mümin) şöyle diyecektir: “Benim yakın (bir arkadaş)ım vardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A speaker of them saith: Lo! I had a comrade
M. Pickthall · EN · public-domain
- 52
يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ
37:52
"Who used to say, 'what! art thou amongst those who bear witness to the Truth (of the Message)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Der(di) ki: ‘Sen de (diriltilmeye) inananlardan mısın?'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who used to say: Art thou in truth of those who put faith (in his words)?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 53
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ
37:53
"'When we die and become dust and bones, shall we indeed receive rewards and punishments?'"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz ölüp de toprak ve kemik hâline gelmişken mi, biz mi (diriltilip) cezalandırılacağız.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Can we, when we are dead and have become mere dust and bones - can we (then) verily be brought to book?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 54
قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
37:54
(A voice) said: "Would ye like to look down?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Siz onu tanır mısınız?" der.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Mümin kişi), “(O arkadaşımın durumunu) bilmek ister misiniz?” diyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He saith: Will ye look?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 55
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
37:55
He looked down and saw him in the midst of the Fire.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Ardından) bakıp arkadaşını cehennemin ortasında görecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then looketh he and seeth him in the depth of hell.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 56
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ
37:56
He said: "By Allah! thou wast little short of bringing me to perdition!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ona şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Mümin olan, ateşteki arkadaşına) şöyle diyecektir: “Allah’a yemin olsun: Sen az daha beni de helak edecektin.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He saith: By Allah, thou verily didst all but cause my ruin,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 57
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ
37:57
"Had it not been for the Grace of my Lord, I should certainly have been among those brought (there)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olacaktım.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And had it not been for the favour of my Lord, I too had been of those haled forth (to doom).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 58
أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
37:58
"Is it (the case) that we shall not die,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Birinci ölümümüz hariç, bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? Biz azaba da uğratılmayacağız.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Are we then not to die
M. Pickthall · EN · public-domain
- 59
إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
37:59
"Except our first death, and that we shall not be punished?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Birinci ölümümüz hariç, bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? Biz azaba da uğratılmayacağız.” Sâffât 37:58-59
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Saving our former death, and are we not to be punished?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 60
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
37:60
Verily this is the supreme achievement!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte bu büyük kurtuluştur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki bu, büyük bir kurtuluştur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! this is the supreme triumph.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 61
لِمِثْلِ هَـٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَـٰمِلُونَ
37:61
For the like of this let all strive, who wish to strive.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Çalışanlar böylesi (bir kurtuluş) için çalışsınlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For the like of this, then, let the workers work.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 62
أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
37:62
Is that the better entertainment or the Tree of Zaqqum?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şimdi ziyafet olarak bu (nimetler) mi hayırlıdır, yoksa zakkum ağacı mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is this better as a welcome, or the tree of Zaqqum?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 63
إِنَّا جَعَلْنَـٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّـٰلِمِينَ
37:63
For We have truly made it (as) a trial for the wrong-doers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (sıkıntı) kıldık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We have appointed it a torment for wrong-doers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 64
إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ
37:64
For it is a tree that springs out of the bottom of Hell-Fire:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! it is a tree that springeth in the heart of hell.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 65
طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَـٰطِينِ
37:65
The shoots of its fruit-stalks are like the heads of devils:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Its crop is as it were the heads of devils
M. Pickthall · EN · public-domain
- 66
فَإِنَّهُمْ لَـَٔاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
37:66
Truly they will eat thereof and fill their bellies therewith.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Cehennemdekiler) ondan yer ve karınlarını ondan doldururlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! they verily must eat thereof, and fill (their) bellies therewith.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 67
ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ
37:67
Then on top of that they will be given a mixture made of boiling water.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra (zakkumun) üzerinde onlar için kaynar sudan bir içecek vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And afterward, lo! thereupon they have a drink of boiling water
M. Pickthall · EN · public-domain
- 68
ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ
37:68
Then shall their return be to the (Blazing) Fire.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra elbette onların dönüşü çılgın ateşe olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And afterward, lo! their return is surely unto hell.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 69
إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ
37:69
Truly they found their fathers on the wrong Path;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki onlar, atalarını sapkınlıkta bulmuşlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They indeed found their fathers astray,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 70
فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ
37:70
So they (too) were rushed down on their footsteps!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendileri de onların peşlerinden koşturuyorlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But they make haste (to follow) in their footsteps.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 71
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ
37:71
And truly before them, many of the ancients went astray;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki kendilerinden önceki eski toplumların çoğu sapmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily most of the men of old went astray before them,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 72
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
37:72
But We sent aforetime, among them, (messengers) to admonish them;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We sent among them warners.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 73
فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ
37:73
Then see what was the end of those who were admonished (but heeded not),-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’ın samimi kulları hariç, uyarılanların (fakat inanmayanların) sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then see the nature of the consequence for those warned,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 74
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
37:74
Except the sincere (and devoted) Servants of Allah.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’ın samimi kulları hariç, uyarılanların (fakat inanmayanların) sonunun nasıl olduğuna bir bak! Sâffât 37:73-74
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save single-minded slaves of Allah.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 75
وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ
37:75
(In the days of old), Noah cried to Us, and We are the best to hear prayer.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki Nuh, bize yalvarıp yakarmıştı. Biz duayı ne güzel kabul edeniz!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Noah verily prayed unto Us, and gracious was the Hearer of his prayer
M. Pickthall · EN · public-domain
- 76
وَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
37:76
And We delivered him and his people from the Great Calamity,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendisini ve ailesini (destekçilerini) büyük felaketten kurtarmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We saved him and his household from the great distress,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 77
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ
37:77
And made his progeny to endure (on this earth);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz onun (Nuh’un) soyunu -işte onları- kalıcı kılmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And made his seed the survivors,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 78
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
37:78
And We left (this blessing) for him among generations to come in later times:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And left for him among the later folk (the salutation):
M. Pickthall · EN · public-domain
- 79
سَلَـٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَـٰلَمِينَ
37:79
"Peace and salutation to Noah among the nations!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bütün âlemlerde Nuh’a selam olsun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Peace be unto Noah among the peoples!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 80
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
37:80
Thus indeed do we reward those who do right.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! thus do We reward the good.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 81
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
37:81
For he was one of our believing Servants.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! he is one of Our believing slaves.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 82
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
37:82
Then the rest we overwhelmed in the Flood.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra diğerlerini suda boğduk.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra diğerlerini (suda) boğmuştuk.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then We did drown the others.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 83
۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ
37:83
Verily among those who followed his Way was Abraham.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki İbrahim de onun (Nuh’un) tarafındandı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! of his persuasion verily was Abraham
M. Pickthall · EN · public-domain
- 84
إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
37:84
Behold! he approached his Lord with a sound heart.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani o, Rabbine teslim olan (tertemiz) bir kalp ile gelmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When he came unto his Lord with a whole heart;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 85
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ
37:85
Behold! he said to his father and to his people, "What is that which ye worship?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani babasına ve halkına şöyle demişti: “Siz neye kulluk ediyorsunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When he said unto his father and his folk: What is it that ye worship?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 86
أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ
37:86
"Is it a falsehood- gods other than Allah- that ye desire?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’ın peşi sıra uydurma ilahlar(a) mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is it a falsehood - gods beside Allah - that ye desire?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 87
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
37:87
"Then what is your idea about the Lord of the worlds?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
What then is your opinion of the Lord of the Worlds?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 88
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ
37:88
Then did he cast a glance at the Stars.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra yıldızlara bakmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he glanced a glance at the stars
M. Pickthall · EN · public-domain
- 89
فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ
37:89
And he said, "I am indeed sick (at heart)!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Ben hâlsizim (hastayım)!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then said: Lo! I feel sick!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 90
فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ
37:90
So they turned away from him, and departed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar (kavmi) de ona arkalarını dönüp (gitmiş)lerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they turned their backs and went away from him.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 91
فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
37:91
Then did he turn to their gods and said, "will ye not eat (of the offerings before you)?...
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İbrahim) yavaşça putlarının yanına varmış, (önlerine konmuş yemekleri görünce) “Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz?” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then turned he to their gods and said: Will ye not eat?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 92
مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
37:92
"What is the matter with you that ye speak not (intelligently)?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İbrahim) yavaşça putlarının yanına varmış, (önlerine konmuş yemekleri görünce) “Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz?” demişti. Sâffât 37:91-92
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
What aileth you that ye speak not?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 93
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ
37:93
Then did he turn upon them, striking (them) with the right hand.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Yanlarına giderek) sağ eliyle (güçlü bir şekilde) onlara vurmuştu (kırmıştı).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then he attacked them, striking with his right hand.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 94
فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
37:94
Then came (the worshippers) with hurried steps, and faced (him).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Putperestler) koşarak ona gelmişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (his people) came toward him, hastening.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 95
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
37:95
He said: "Worship ye that which ye have (yourselves) carved?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İbrahim) “Yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz! Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Worship ye that which ye yourselves do carve
M. Pickthall · EN · public-domain
- 96
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
37:96
"But Allah has created you and your handwork!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İbrahim) “Yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz! Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı” demişti. Sâffât 37:95-96
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When Allah hath created you and what ye make?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 97
قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَـٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ
37:97
They said, "Build him a furnace, and throw him into the blazing fire!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Putperestler ise) “Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: Build for him a building and fling him in the red-hotfire.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 98
فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَـٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ
37:98
(This failing), they then sought a stratagem against him, but We made them the ones most humiliated!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ona bir tuzak kurmayı istemişlerdi. Fakat biz onları alçaklardan kılmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they designed a snare for him, but We made them the undermost.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 99
وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ
37:99
He said: "I will go to my Lord! He will surely guide me!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İbrahim) “Ben Rabbime gidiyorum. O, bana doğru yolu gösterecektir. Rabbim! Bana iyilerden (olacak bir çocuk) ver!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he said: Lo! I am going unto my Lord Who will guide me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 100
رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
37:100
"O my Lord! Grant me a righteous (son)!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İbrahim) “Ben Rabbime gidiyorum. O, bana doğru yolu gösterecektir. Rabbim! Bana iyilerden (olacak bir çocuk) ver!” demişti. Sâffât 37:99-100
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
My Lord! Vouchsafe me of the righteous.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 101
فَبَشَّرْنَـٰهُ بِغُلَـٰمٍ حَلِيمٍ
37:101
So We gave him the good news of a boy ready to suffer and forbear.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz de onu çok hoşgörülü bir oğul ile müjdelemiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So We gave him tidings of a gentle son.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 102
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَـٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَـٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِينَ
37:102
Then, when (the son) reached (the age of) (serious) work with him, he said: "O my son! I see in vision that I offer thee in sacrifice: Now see what is thy view!" (The son) said: "O my father! Do as thou art commanded: thou will find me, if Allah so wills one practising Patience and Constancy!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Oğlu) onunla birlikte koşmaya (çalışıp çabalama çağına) ulaşınca, (İbrahim) “Ey yavrucuğum! Rüyada seni kesmekte olduğumu görüyorum; bir düşün, ne dersin?” demişti. (O da) “Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap! İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when (his son) was old enough to walk with him, (Abraham) said: O my dear son, I have seen in a dream that I must sacrifice thee. So look, what thinkest thou? He said: O my father! Do that which thou art commanded. Allah willing, thou shalt find me of the steadfast.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 103
فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ
37:103
So when they had both submitted their wills (to Allah), and he had laid him prostrate on his forehead (for sacrifice),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Her ikisi de teslim olup, onu (oğlunu)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then, when they had both surrendered (to Allah), and he had flung him down upon his face,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 104
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ أَن يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ
37:104
We called out to him "O Abraham!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz ona “Ey İbrahim! Elbette rüyayı gerçekleştirdin. Şüphesiz ki biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz.” diye seslenmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We called unto him: O Abraham!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 105
قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
37:105
"Thou hast already fulfilled the vision!" - thus indeed do We reward those who do right.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz ona “Ey İbrahim! Elbette rüyayı gerçekleştirdin. Şüphesiz ki biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz.” diye seslenmiştik. Sâffât 37:104-105
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thou hast already fulfilled the vision. Lo! thus do We reward the good.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 106
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَـٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ
37:106
For this was obviously a trial-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bu, apaçık bir imtihandı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! that verily was a clear test.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 107
وَفَدَيْنَـٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ
37:107
And We ransomed him with a momentous sacrifice:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz (oğlunun yerine) ona büyük bir kurban fidye vermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then We ransomed him with a tremendous victim.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 108
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
37:108
And We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We left for him among the later folk (the salutation):
M. Pickthall · EN · public-domain
- 109
سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ
37:109
"Peace and salutation to Abraham!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Selam olsun İbrahim'e...
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İbrahim’e de selam olsun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Peace be unto Abraham!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 110
كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
37:110
Thus indeed do We reward those who do right.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte (biz) güzel davrananları böyle ödüllendiririz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus do We reward the good.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 111
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
37:111
For he was one of our believing Servants.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! he is one of Our believing slaves.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 112
وَبَشَّرْنَـٰهُ بِإِسْحَـٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
37:112
And We gave him the good news of Isaac - a prophet,- one of the Righteous.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İyilerden bir peygamber olarak ona İshak’ı müjdelemiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And we gave him tidings of the birth of Isaac, a prophet of the righteous.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 113
وَبَـٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَـٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ
37:113
We blessed him and Isaac: but of their progeny are (some) that do right, and (some) that obviously do wrong, to their own souls.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ona ve İshak’a bereketler vermiştik. Her ikisinin neslinden iyilik yapan da kendisine açıkça haksızlık eden de çıkacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We blessed him and Isaac. And of their seed are some who do good, and some who plainly wrong themselves.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 114
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ
37:114
Again (of old) We bestowed Our favour on Moses and Aaron,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki biz Musa’ya ve Harun’a da nimetler vermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We verily gave grace unto Moses and Aaron,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 115
وَنَجَّيْنَـٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
37:115
And We delivered them and their people from (their) Great Calamity;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onları ve toplumlarını o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And saved them and their people from the great distress,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 116
وَنَصَرْنَـٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ
37:116
And We helped them, so they overcame (their troubles);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendilerine yardım etmiştik ve galip gelenler işte onlar olmuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And helped them so that they became the victors.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 117
وَءَاتَيْنَـٰهُمَا ٱلْكِتَـٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ
37:117
And We gave them the Book which helps to make things clear;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İkisine de apaçık anlaşılan Kitabı vermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We gave them the clear Scripture
M. Pickthall · EN · public-domain
- 118
وَهَدَيْنَـٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ
37:118
And We guided them to the Straight Way.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendilerini doğru yola çıkardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Her ikisini de doğru yola ulaştırmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And showed them the right path.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 119
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
37:119
And We left (this blessing) for them among generations (to come) in later times:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonrakiler arasında o ikisine (iyi bir ün) bırakmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We left for them among the later folk (the salutation):
M. Pickthall · EN · public-domain
- 120
سَلَـٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ
37:120
"Peace and salutation to Moses and Aaron!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Selam olsun, Musa ile Harun'a.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Musa'ya ve Harun’a da selam olsun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Peace be unto Moses and Aaron!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 121
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
37:121
Thus indeed do We reward those who do right.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! thus do We reward the good.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 122
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
37:122
For they were two of our believing Servants.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki o ikisi de inanmış kullarımızdandı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! they are two of Our believing slaves.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 123
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
37:123
So also was Elias among those sent (by Us).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki İlyas da elbette elçilerdendi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! Elias was of those sent (to warn),
M. Pickthall · EN · public-domain
- 124
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ
37:124
Behold, he said to his people, "Will ye not fear (Allah)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani kavmine şöyle demişti: “(Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olmuyor musunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When he said unto his folk: Will ye not ward off (evil)?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 125
أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَـٰلِقِينَ
37:125
"Will ye call upon Baal and forsake the Best of Creators,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
"Yaratanların en iyisini yani sizin de Rabbiniz, atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da Ba‘l’e mi yalvarıyorsunuz?” (diye devam etmişti).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Will ye cry unto Baal and forsake the Best of creators,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 126
ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
37:126
"Allah, your Lord and Cherisher and the Lord and Cherisher of your fathers of old?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
"Yaratanların en iyisini yani sizin de Rabbiniz, atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da Ba‘l’e mi yalvarıyorsunuz?” (diye devam etmişti). Sâffât 37:125-126
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah, your Lord and Lord of your forefathers?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 127
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
37:127
But they rejected him, and they will certainly be called up (for punishment),-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kavmi) onu (İlyas’ı) yalanlamıştı. Şüphesiz ki onlar (cehennemde) hazır kılınacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But they denied him, so they surely will be haled forth (to the doom)
M. Pickthall · EN · public-domain
- 128
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
37:128
Except the sincere and devoted Servants of Allah (among them).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’ın samimi kulları hariç.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save single-minded slaves of Allah.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 129
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
37:129
And We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık:
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And we left for him among the later folk (the salutation):
M. Pickthall · EN · public-domain
- 130
سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ
37:130
"Peace and salutation to such as Elias!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Selam olsun İlyâsîn'e.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İlyas’a selam olsun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Peace be unto Elias!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 131
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
37:131
Thus indeed do We reward those who do right.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! thus do We reward the good.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 132
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
37:132
For he was one of our believing Servants.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! he is one of our believing slaves.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 133
وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
37:133
So also was Lut among those sent (by Us).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki Lut da elbette elçilerdendi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! Lot verily was of those sent (to warn).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 134
إِذْ نَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
37:134
Behold, We delivered him and his adherents, all
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani biz geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When We saved him and his household, every one,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 135
إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ
37:135
Except an old woman who was among those who lagged behind:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani biz geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık. Sâffât 37:134-135
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save an old woman among those who stayed behind;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 136
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
37:136
Then We destroyed the rest.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra diğerlerini helak etmiştik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ardından diğerlerini helak etmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then We destroyed the others.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 137
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
37:137
Verily, ye pass by their (sites), by day-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Siz sabah ve gece onlara (şehirlerine) uğruyorsunuz. Akıl etmiyor musunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! ye verily pass by (the ruin of) them in the morning
M. Pickthall · EN · public-domain
- 138
وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
37:138
And by night: will ye not understand?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Siz sabah ve gece onlara (şehirlerine) uğruyorsunuz. Akıl etmiyor musunuz? Sâffât 37:137-138
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And at night-time; have ye then no sense?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 139
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
37:139
So also was Jonah among those sent (by Us).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki Yunus da elçilerdendi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! Jonah verily was of those sent (to warn)
M. Pickthall · EN · public-domain
- 140
إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
37:140
When he ran away (like a slave from captivity) to the ship (fully) laden,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani o, dolu bir gemiye (binip) kaçmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When he fled unto the laden ship,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 141
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ
37:141
He (agreed to) cast lots, and he was condemned:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Gemide olanlarla) karşılıklı kura çekmişler ve (Yunus da) kaybedenlerden olmuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And then drew lots and was of those rejected;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 142
فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ
37:142
Then the big Fish did swallow him, and he had done acts worthy of blame.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendini kınayıp dururken onu bir balık yutmuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the fish swallowed him while he was blameworthy;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 143
فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ
37:143
Had it not been that he (repented and) glorified Allah,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah’ı) tesbih edenlerden (yüceltenlerden) olmasaydı, (insanların) diriltilecekleri güne kadar elbette o (balığın) karnında kalırdı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And had he not been one of those who glorify (Allah)
M. Pickthall · EN · public-domain
- 144
لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
37:144
He would certainly have remained inside the Fish till the Day of Resurrection.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah’ı) tesbih edenlerden (yüceltenlerden) olmasaydı, (insanların) diriltilecekleri güne kadar elbette o (balığın) karnında kalırdı. Sâffât 37:143-144
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He would have tarried in its belly till the day when they are raised;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 145
۞ فَنَبَذْنَـٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ
37:145
But We cast him forth on the naked shore in a state of sickness,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hâlsiz (hasta) bir vaziyette onu kıyıya çıkarmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then We cast him on a desert shore while he was sick;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 146
وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ
37:146
And We caused to grow, over him, a spreading plant of the gourd kind.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Üzerine (gölge etmesi için) geniş yapraklı bir bitki yetiştirmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We caused a tree of gourd to grow above him;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 147
وَأَرْسَلْنَـٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
37:147
And We sent him (on a mission) to a hundred thousand (men) or more.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onu, yüz bin hatta daha çok kişiye (peygamber olarak) göndermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We sent him to a hundred thousand (folk) or more
M. Pickthall · EN · public-domain
- 148
فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَـٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ
37:148
And they believed; so We permitted them to enjoy (their life) for a while.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Ona) inanmışlardı; biz de onları bir süreye kadar yaşatmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they believed, therefor We gave them comfort for a while.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 149
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ
37:149
Now ask them their opinion: Is it that thy Lord has (only) daughters, and they have sons?-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara (müşriklere) sor: “Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Now ask them (O Muhammad): Hath thy Lord daughters whereas they have sons?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 150
أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِنَـٰثًا وَهُمْ شَـٰهِدُونَ
37:150
Or that We created the angels female, and they are witnesses (thereto)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa onlar şahitken (onlar görürken) melekleri kız olarak mı yaratmışız!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or created We the angels females while they were present?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 151
أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
37:151
Is it not that they say, from their own invention,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dikkat edin! Şüphesiz ki yalan uydurarak “Allah çocuk edindi!” diyorlar. Şüphesiz ki onlar yalancıdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! it is of their falsehood that they say:
M. Pickthall · EN · public-domain
- 152
وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ
37:152
"Allah has begotten children"? but they are liars!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dikkat edin! Şüphesiz ki yalan uydurarak “Allah çocuk edindi!” diyorlar. Şüphesiz ki onlar yalancıdır. Sâffât 37:151-152
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah hath begotten. Allah! verily they tell a lie.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 153
أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ
37:153
Did He (then) choose daughters rather than sons?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And again of their falsehood): He hath preferred daughters to sons.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 154
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
37:154
What is the matter with you? How judge ye?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Size ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ne oluyor size? Nasıl (böyle) hükmediyorsunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
What aileth you? How judge ye?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 155
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
37:155
Will ye not then receive admonition?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hiç düşünmüyor musunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Gerçeği) hiç hatırlamıyor musunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Will ye not then reflect?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 156
أَمْ لَكُمْ سُلْطَـٰنٌ مُّبِينٌ
37:156
Or have ye an authority manifest?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa sizin için açık bir delil mi var?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or have ye a clear warrant?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 157
فَأْتُوا۟ بِكِتَـٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
37:157
Then bring ye your Book (of authority) if ye be truthful!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğruysanız kitabınızı getirin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then produce your writ, if ye are truthful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 158
وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
37:158
And they have invented a blood-relationship between Him and the Jinns: but the Jinns know (quite well) that they have indeed to appear (before his Judgment-Seat)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O’nunla (Allah ile) cinler arasında da bir soy bağı uydurdular. Yemin olsun ki cinler de (Allah’ın huzurunda) hazır kılınacaklarını bilirler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they imagine kinship between him and the jinn, whereas the jinn know well that they will be brought before (Him).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 159
سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
37:159
Glory to Allah! (He is free) from the things they ascribe (to Him)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah onların (müşriklerin) yakıştırdıkları şeylerden yücedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Glorified be Allah from that which they attribute (unto Him),
M. Pickthall · EN · public-domain
- 160
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
37:160
Not (so do) the Servants of Allah, sincere and devoted.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’ın samimi kulları hariç.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save single-minded slaves of Allah.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 161
فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
37:161
For, verily, neither ye nor those ye worship-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Siz ve taptığınız şeyler (hiçbiriniz), cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O’na karşı azdırıp saptıramazsınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! verily, ye and that which ye worship,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 162
مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَـٰتِنِينَ
37:162
Can lead (any) into temptation concerning Allah,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Siz ve taptığınız şeyler (hiçbiriniz), cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O’na karşı azdırıp saptıramazsınız. Sâffât 37:161-163
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ye cannot excite (anyone) against Him.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 163
إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ
37:163
Except such as are (themselves) going to the blazing Fire!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Siz ve taptığınız şeyler (hiçbiriniz), cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O’na karşı azdırıp saptıramazsınız. Sâffât 37:161-163
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save him who is to burn in hell.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 164
وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ
37:164
(Those ranged in ranks say): "Not one of us but has a place appointed;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Melekler şöyle derler:) “Bizim her birimiz için bilinen bir makam vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There is not one of us but hath his known position.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 165
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ
37:165
"And we are verily ranged in ranks (for service);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki biz (orada) sıra sıra dururuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! we, even we are they who set the ranks,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 166
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ
37:166
"And we are verily those who declare (Allah's) glory!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki biz (Allah’ı) tesbih edenleriz (yüceltenleriz).”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! we, even we are they who hymn His praise
M. Pickthall · EN · public-domain
- 167
وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ
37:167
And there were those who said,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Müşrikler)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And indeed they used to say:
M. Pickthall · EN · public-domain
- 168
لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
37:168
"If only we had had before us a Message from those of old,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Öncekilere (verilenlerden) bizde de bir zikr (kitap) olsaydı mutlaka Allah’ın samimi kulları olurduk!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
If we had but a reminder from the men of old
M. Pickthall · EN · public-domain
- 169
لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
37:169
"We should certainly have been Servants of Allah, sincere (and devoted)!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Öncekilere (verilenlerden) bizde de bir zikr (kitap) olsaydı mutlaka Allah’ın samimi kulları olurduk!” Sâffât 37:168-169
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We would be single-minded slaves of Allah.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 170
فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
37:170
But (now that the Qur'an has come), they reject it: But soon will they know!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hemen onu (Kur’an’ı) inkâr ettiler. İleride (gerçeği) bilecekler!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Yet (now that it is come) they disbelieve therein; but they will come to know.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 171
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ
37:171
Already has Our Word been passed before (this) to our Servants sent (by Us),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki gönderilmiş elçi kullarımıza (şu)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily Our word went forth of old unto Our bondmen sent (to warn)
M. Pickthall · EN · public-domain
- 172
إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ
37:172
That they would certainly be assisted,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar, mutlaka zafere ulaşacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That they verily would be helped,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 173
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَـٰلِبُونَ
37:173
And that Our forces,- they surely must conquer.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki bizim ordumuz üstün gelecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that Our host, they verily would be the victors.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 174
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
37:174
So turn thou away from them for a little while,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Belirli bir süreye kadar onlardan yüz çevir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So withdraw from them (O Muhammad) awhile,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 175
وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
37:175
And watch them (how they fare), and they soon shall see (how thou farest)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onları gör (gözetle); onlar da ileride görecekler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And watch, for they will (soon) see.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 176
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
37:176
Do they wish (indeed) to hurry on our Punishment?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Azabımızı acele mi istiyorlar?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Would they hasten on Our doom?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 177
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ
37:177
But when it descends into the open space before them, evil will be the morning for those who were warned (and heeded not)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Acele istedikleri azabımız) yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat inanmayanların) sabahı ne kötü olur!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But when it cometh home to them, then it will be a hapless morn for those who have been warned.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 178
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
37:178
So turn thou away from them for a little while,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Belirli bir süreye kadar onlardan yüz çevir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Withdraw from them awhile
M. Pickthall · EN · public-domain
- 179
وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
37:179
And watch (how they fare) and they soon shall see (how thou farest)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onları) gör (gözetle); onlar da ileride görecekler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And watch, for they will (soon) see.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 180
سُبْحَـٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
37:180
Glory to thy Lord, the Lord of Honour and Power! (He is free) from what they ascribe (to Him)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rabbin, yani itibar sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları şeylerden uzaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Glorified be thy Lord, the Lord of Majesty, from that which they attribute (unto Him)
M. Pickthall · EN · public-domain
- 181
وَسَلَـٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ
37:181
And Peace on the messengers!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gönderilen bütün elçilere selam olsun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And peace be unto those sent (to warn).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 182
وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
37:182
And Praise to Allah, the Lord and Cherisher of the Worlds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hamd (övgü), âlemlerin Rabbi (olan) Allah içindir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And praise be to Allah, Lord of the Worlds!
M. Pickthall · EN · public-domain
Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)