All surahs

37.Those who set the Ranks

الصافات

Meccan · 182 ayahs

  1. 1

    وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ صَفًّا

    37:1

    By those who range themselves in ranks,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun o saf bağlayıp duranlara.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun: Sıra sıra dizilenlere,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    By those who set the ranks in battle order

    M. Pickthall · EN · public-domain

  2. 2

    فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا

    37:2

    And so are strong in repelling (evil),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O haykırıp da sürenlere.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Engel olanlara,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those who drive away (the wicked) with reproof

    M. Pickthall · EN · public-domain

  3. 3

    فَٱلتَّـٰلِيَـٰتِ ذِكْرًا

    37:3

    And thus proclaim the Message (of Allah)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve o yolda zikir okuyanlara.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Zikr (Kur’an)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those who read (the Word) for a reminder,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  4. 4

    إِنَّ إِلَـٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ

    37:4

    Verily, verily, your Allah is one!-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ki sizin ilâhınız birdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ilahınız tektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thy Lord is surely One;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  5. 5

    رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَـٰرِقِ

    37:5

    Lord of the heavens and of the earth and all between them, and Lord of every point at the rising of the sun!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir hem de doğuların Rabbidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lord of the heavens and of the earth and all that is between them, and Lord of the sun's risings.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  6. 6

    إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ

    37:6

    We have indeed decked the lower heaven with beauty (in) the stars,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki biz yakın göğü gezegenlerden (ve yıldızlardan) oluşan süsle süsledik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We have adorned the lowest heaven with an ornament, the planets;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  7. 7

    وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ مَّارِدٍ

    37:7

    (For beauty) and for guard against all obstinate rebellious evil spirits,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onu her inatçı şeytandan koruduk.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onu) isyankâr her şeytandan koruduk.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    With security from every froward devil.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  8. 8

    لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ

    37:8

    (So) they should not strain their ears in the direction of the Exalted Assembly but be cast away from every side,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar yüce topluluğa kulak veremezler. Kovularak her taraftan atılırlar. Onlar için ebedî bir azap vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They cannot listen to the Highest Chiefs for they are pelted from every side,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  9. 9

    دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

    37:9

    Repulsed, for they are under a perpetual penalty,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar yüce topluluğa kulak veremezler. Kovularak her taraftan atılırlar. Onlar için ebedî bir azap vardır. Sâffât 37:8-9

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Outcast, and theirs is a perpetual torment;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  10. 10

    إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

    37:10

    Except such as snatch away something by stealth, and they are pursued by a flaming fire, of piercing brightness.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz çalmaya kalkışan olursa, onu hemen delip geçen parlak bir ışık takip eder.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save him who snatcheth a fragment, and there pursueth him a piercing flame.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  11. 11

    فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ

    37:11

    Just ask their opinion: are they the more difficult to create, or the (other) beings We have created? Them have We created out of a sticky clay!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Şimdi) sor onlara! Onları yaratmak mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (diğer) bilinçli (varlıkları yaratmak) mı? Şüphesiz ki biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then ask them (O Muhammad): Are they stronger as a creation, or those (others) whom we have created? Lo! We created them of plastic clay.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  12. 12

    بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

    37:12

    Truly dost thou marvel, while they ridicule,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar alay ediyorlarken elbette sen (Allah’ın kudretine) şaşırıyorsun (hayran oluyorsun).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but thou dost marvel when they mock

    M. Pickthall · EN · public-domain

  13. 13

    وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ

    37:13

    And, when they are admonished, pay no heed,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendilerine (gerçekler) hatırlatıldığı zaman (gerçeği) hatırlamazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And heed not when they are reminded,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  14. 14

    وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ

    37:14

    And, when they see a Sign, turn it to mockery,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bir ayet (herhangi bir delil) gördüklerinde alay ederler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And seek to scoff when they behold a portent.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  15. 15

    وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ

    37:15

    And say, "This is nothing but evident sorcery!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şöyle derler: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they say: Lo! this is mere magic;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  16. 16

    أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

    37:16

    "What! when we die, and become dust and bones, shall we (then) be raised up (again)

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz ölüp de toprak ve kemik hâline gelmişken mi, biz mi diriltileceğiz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When we are dead and have become dust and bones, shall we then, forsooth, be raised (again)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  17. 17

    أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

    37:17

    "And also our fathers of old?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Önceki atalarımız da mı?.."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Önceki atalarımız da mı (diriltilecek)?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And our forefathers?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  18. 18

    قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ

    37:18

    Say thou: "Yea, and ye shall then be humiliated (on account of your evil)."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Evet hem de hor ve değersiz olarak (diriltileceksiniz).”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say (O Muhammad): Ye, in truth; and ye will be brought low.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  19. 19

    فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ

    37:19

    Then it will be a single (compelling) cry; and behold, they will begin to see!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O (diriltme) korkunç bir sesten ibaret olacak; bir de bakarsın ki onlar etrafa bakacaklar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There is but one Shout, and lo! they behold,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  20. 20

    وَقَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَا هَـٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

    37:20

    They will say, "Ah! Woe to us! This is the Day of Judgment!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Kâfirler:) “Ah, eyvah bize! Bu hesap günüymüş!” demiş (olacak)lardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And say: Ah, woe for us! This is the Day of Judgment.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  21. 21

    هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

    37:21

    (A voice will say,) "This is the Day of Sorting Out, whose truth ye (once) denied!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte bu, yalanlamış olduğunuz ayrılma (gerçeklerin ortaya çıkma) günüdür.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    This is the Day of Separation, which ye used to deny.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  22. 22

    ۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ

    37:22

    "Bring ye up", it shall be said, "The wrong-doers and their wives, and the things they worshipped-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah meleklere şöyle diyecek:) “Zalimleri, eşlerini (onlar gibi olanları) ve Allah’ın peşi sıra tapmış olduklarını toplayın! Onları cehennemin yoluna iletin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (And it is said unto the angels): Assemble those who did wrong, together with their wives and what they used to worship

    M. Pickthall · EN · public-domain

  23. 23

    مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ

    37:23

    "Besides Allah, and lead them to the Way to the (Fierce) Fire!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah meleklere şöyle diyecek:) “Zalimleri, eşlerini (onlar gibi olanları) ve Allah’ın peşi sıra tapmış olduklarını toplayın! Onları cehennemin yoluna iletin! Sâffât 37:22-23

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Instead of Allah, and lead them to the path to hell;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  24. 24

    وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ

    37:24

    "But stop them, for they must be asked:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onları tutuklayın; şüphesiz ki onlar sorguya çekilecekler!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And stop them, for they must be questioned.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  25. 25

    مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

    37:25

    "'What is the matter with you that ye help not each other?'"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    What aileth you that ye help not one another?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  26. 26

    بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

    37:26

    Nay, but that day they shall submit (to Judgment);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hayır! Onlar o gün boyun eğmiş olacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but this day they make full submission.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  27. 27

    وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

    37:27

    And they will turn to one another, and question one another.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onların bir kısmı bir kısmına dönüp (hesap) soracaklar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And some of them draw near unto others, mutually questioning.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  28. 28

    قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ

    37:28

    They will say: "It was ye who used to come to us from the right hand (of power and authority)!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Sapanlar, saptıranlara) “Şüphesiz ki siz bize (hep) sağdan gelirdiniz!” diyeceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They say: Lo! ye used to come unto us, imposing, (swearing that ye spoke the truth).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  29. 29

    قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

    37:29

    They will reply: "Nay, ye yourselves had no Faith!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Saptıranlar ise) şöyle diyecekler: “Aksine siz inananlar değildiniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They answer: Nay, but ye (yourselves) were not believers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  30. 30

    وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَـٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَـٰغِينَ

    37:30

    "Nor had we any authority over you. Nay, it was ye who were a people in obstinate rebellion!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bizim sizi zorlayacak hiçbir gücümüz yoktu. Aslında siz azgın bir toplumdunuz!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We had no power over you, but ye were wayward folk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  31. 31

    فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ

    37:31

    "So now has been proved true, against us, the word of our Lord that we shall indeed (have to) taste (the punishment of our sins).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbimizin (azap) sözü bizim aleyhimize gerçekleşti. Biz (azabı) mutlaka tadacağız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Now the Word of our Lord hath been fulfilled concerning us. Lo! we are about to taste (the doom).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  32. 32

    فَأَغْوَيْنَـٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَـٰوِينَ

    37:32

    "We led you astray: for truly we were ourselves astray."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz sizi saptırdık. Çünkü kendimiz de sapmıştık.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thus we misled you. Lo! we were (ourselves) astray.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  33. 33

    فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

    37:33

    Truly, that Day, they will (all) share in the Penalty.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki o gün onlar azapta ortaktırlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then lo! this day they (both) are sharers in the doom.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  34. 34

    إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

    37:34

    Verily that is how We shall deal with Sinners.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte biz günahkarlara böyle yaparız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte biz, suçlulara böyle yapacağız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thus deal We with the guilty.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  35. 35

    إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

    37:35

    For they, when they were told that there is no god except Allah, would puff themselves up with Pride,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki onlara “Allah’tan başka ilah yoktur.” dendiği zaman kibir gösterirlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    For when it was said unto them, There is no Allah save Allah, they were scornful

    M. Pickthall · EN · public-domain

  36. 36

    وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ

    37:36

    And say: "What! shall we give up our gods for the sake of a Poet possessed?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Cinlenmiş bir şair için mi ilahlarımızı terk edeceğiz!” derlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And said: Shall we forsake our gods for a mad poet?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  37. 37

    بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    37:37

    Nay! he has come with the (very) Truth, and he confirms (the Message of) the messengers (before him).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Aksine o (elçi), gerçeği getirmiş ve (önceki) elçileri de doğrulamıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but he brought the Truth, and he confirmed those sent (before him).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  38. 38

    إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ

    37:38

    Ye shall indeed taste of the Grievous Penalty;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki siz elem verici azabı tadacaksınız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! (now) verily ye taste the painful doom -

    M. Pickthall · EN · public-domain

  39. 39

    وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    37:39

    But it will be no more than the retribution of (the Evil) that ye have wrought;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Size yaptıklarınızdan başka karşılık verilmeyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Ye are requited naught save what ye did -

    M. Pickthall · EN · public-domain

  40. 40

    إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    37:40

    But the sincere (and devoted) Servants of Allah,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’ın samimi kulları hariç.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save single-minded slaves of Allah;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  41. 41

    أُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ

    37:41

    For them is a Sustenance determined,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte onlar için belli bir rızık vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar için bilinen bir rızık vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    For them there is a known provision,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  42. 42

    فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ

    37:42

    Fruits (Delights); and they (shall enjoy) honour and dignity,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Fruits. And they will be honoured

    M. Pickthall · EN · public-domain

  43. 43

    فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ

    37:43

    In Gardens of Felicity,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır. Sâffât 37:42-44

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    In the Gardens of delight,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  44. 44

    عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ

    37:44

    Facing each other on Thrones (of Dignity):

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır. Sâffât 37:42-44

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On couches facing one another;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  45. 45

    يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ

    37:45

    Round will be passed to them a Cup from a clear-flowing fountain,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlara (içleri) pınardan (doldurulmuş) berrak, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A cup from a gushing spring is brought round for them,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  46. 46

    بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّـٰرِبِينَ

    37:46

    Crystal-white, of a taste delicious to those who drink (thereof),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlara (içleri) pınardan (doldurulmuş) berrak, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılacaktır. Sâffât 37:45-46

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    White, delicious to the drinkers,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  47. 47

    لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

    37:47

    Free from headiness; nor will they suffer intoxication therefrom.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlarda (içtiklerinde) sersemletme (baş ağrısı) yoktur; ondan dolayı sarhoş da edilmezler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Wherein there is no headache nor are they made mad thereby.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  48. 48

    وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ

    37:48

    And besides them will be chaste women, restraining their glances, with big eyes (of wonder and beauty).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yanlarında bakışlarını yalnız onlara özel kılmış (güzel) gözlüler vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And with them are those of modest gaze, with lovely eyes,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  49. 49

    كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ

    37:49

    As if they were (delicate) eggs closely guarded.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar saklı yumurta gibi bembeyazdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Pure) as they were hidden eggs (of the ostrich).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  50. 50

    فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

    37:50

    Then they will turn to one another and question one another.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Derken birbirine dönüp sorarlar:

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Cennette) onların bir kısmı, diğerlerine yönelip birbirlerine sormaya başlayacaklar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And some of them draw near unto others, mutually questioning.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  51. 51

    قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ

    37:51

    One of them will start the talk and say: "I had an intimate companion (on the earth),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İçlerinden bir (mümin) şöyle diyecektir: “Benim yakın (bir arkadaş)ım vardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A speaker of them saith: Lo! I had a comrade

    M. Pickthall · EN · public-domain

  52. 52

    يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ

    37:52

    "Who used to say, 'what! art thou amongst those who bear witness to the Truth (of the Message)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Der(di) ki: ‘Sen de (diriltilmeye) inananlardan mısın?'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who used to say: Art thou in truth of those who put faith (in his words)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  53. 53

    أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ

    37:53

    "'When we die and become dust and bones, shall we indeed receive rewards and punishments?'"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz ölüp de toprak ve kemik hâline gelmişken mi, biz mi (diriltilip) cezalandırılacağız.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Can we, when we are dead and have become mere dust and bones - can we (then) verily be brought to book?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  54. 54

    قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

    37:54

    (A voice) said: "Would ye like to look down?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Siz onu tanır mısınız?" der.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Mümin kişi), “(O arkadaşımın durumunu) bilmek ister misiniz?” diyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He saith: Will ye look?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  55. 55

    فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

    37:55

    He looked down and saw him in the midst of the Fire.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Ardından) bakıp arkadaşını cehennemin ortasında görecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then looketh he and seeth him in the depth of hell.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  56. 56

    قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ

    37:56

    He said: "By Allah! thou wast little short of bringing me to perdition!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Mümin olan, ateşteki arkadaşına) şöyle diyecektir: “Allah’a yemin olsun: Sen az daha beni de helak edecektin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He saith: By Allah, thou verily didst all but cause my ruin,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  57. 57

    وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ

    37:57

    "Had it not been for the Grace of my Lord, I should certainly have been among those brought (there)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olacaktım.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And had it not been for the favour of my Lord, I too had been of those haled forth (to doom).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  58. 58

    أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

    37:58

    "Is it (the case) that we shall not die,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Birinci ölümümüz hariç, bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? Biz azaba da uğratılmayacağız.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Are we then not to die

    M. Pickthall · EN · public-domain

  59. 59

    إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

    37:59

    "Except our first death, and that we shall not be punished?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Birinci ölümümüz hariç, bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? Biz azaba da uğratılmayacağız.” Sâffât 37:58-59

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Saving our former death, and are we not to be punished?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  60. 60

    إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

    37:60

    Verily this is the supreme achievement!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte bu büyük kurtuluştur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki bu, büyük bir kurtuluştur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! this is the supreme triumph.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  61. 61

    لِمِثْلِ هَـٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَـٰمِلُونَ

    37:61

    For the like of this let all strive, who wish to strive.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Çalışanlar böylesi (bir kurtuluş) için çalışsınlar!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    For the like of this, then, let the workers work.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  62. 62

    أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ

    37:62

    Is that the better entertainment or the Tree of Zaqqum?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şimdi ziyafet olarak bu (nimetler) mi hayırlıdır, yoksa zakkum ağacı mı?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is this better as a welcome, or the tree of Zaqqum?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  63. 63

    إِنَّا جَعَلْنَـٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّـٰلِمِينَ

    37:63

    For We have truly made it (as) a trial for the wrong-doers.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (sıkıntı) kıldık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We have appointed it a torment for wrong-doers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  64. 64

    إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ

    37:64

    For it is a tree that springs out of the bottom of Hell-Fire:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! it is a tree that springeth in the heart of hell.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  65. 65

    طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَـٰطِينِ

    37:65

    The shoots of its fruit-stalks are like the heads of devils:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tomurcukları şeytanların başları gibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Its crop is as it were the heads of devils

    M. Pickthall · EN · public-domain

  66. 66

    فَإِنَّهُمْ لَـَٔاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

    37:66

    Truly they will eat thereof and fill their bellies therewith.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Cehennemdekiler) ondan yer ve karınlarını ondan doldururlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! they verily must eat thereof, and fill (their) bellies therewith.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  67. 67

    ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ

    37:67

    Then on top of that they will be given a mixture made of boiling water.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra (zakkumun) üzerinde onlar için kaynar sudan bir içecek vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And afterward, lo! thereupon they have a drink of boiling water

    M. Pickthall · EN · public-domain

  68. 68

    ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ

    37:68

    Then shall their return be to the (Blazing) Fire.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra elbette onların dönüşü çılgın ateşe olacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And afterward, lo! their return is surely unto hell.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  69. 69

    إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ

    37:69

    Truly they found their fathers on the wrong Path;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki onlar, atalarını sapkınlıkta bulmuşlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They indeed found their fathers astray,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  70. 70

    فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ

    37:70

    So they (too) were rushed down on their footsteps!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendileri de onların peşlerinden koşturuyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But they make haste (to follow) in their footsteps.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  71. 71

    وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ

    37:71

    And truly before them, many of the ancients went astray;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki kendilerinden önceki eski toplumların çoğu sapmıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily most of the men of old went astray before them,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  72. 72

    وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

    37:72

    But We sent aforetime, among them, (messengers) to admonish them;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki biz onlara uyarıcılar göndermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily We sent among them warners.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  73. 73

    فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ

    37:73

    Then see what was the end of those who were admonished (but heeded not),-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’ın samimi kulları hariç, uyarılanların (fakat inanmayanların) sonunun nasıl olduğuna bir bak!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then see the nature of the consequence for those warned,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  74. 74

    إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    37:74

    Except the sincere (and devoted) Servants of Allah.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ancak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’ın samimi kulları hariç, uyarılanların (fakat inanmayanların) sonunun nasıl olduğuna bir bak! Sâffât 37:73-74

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save single-minded slaves of Allah.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  75. 75

    وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ

    37:75

    (In the days of old), Noah cried to Us, and We are the best to hear prayer.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki Nuh, bize yalvarıp yakarmıştı. Biz duayı ne güzel kabul edeniz!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Noah verily prayed unto Us, and gracious was the Hearer of his prayer

    M. Pickthall · EN · public-domain

  76. 76

    وَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

    37:76

    And We delivered him and his people from the Great Calamity,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendisini ve ailesini (destekçilerini) büyük felaketten kurtarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We saved him and his household from the great distress,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  77. 77

    وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ

    37:77

    And made his progeny to endure (on this earth);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz onun (Nuh’un) soyunu -işte onları- kalıcı kılmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And made his seed the survivors,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  78. 78

    وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    37:78

    And We left (this blessing) for him among generations to come in later times:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And left for him among the later folk (the salutation):

    M. Pickthall · EN · public-domain

  79. 79

    سَلَـٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَـٰلَمِينَ

    37:79

    "Peace and salutation to Noah among the nations!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bütün âlemlerde Nuh’a selam olsun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Peace be unto Noah among the peoples!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  80. 80

    إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    37:80

    Thus indeed do we reward those who do right.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thus do We reward the good.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  81. 81

    إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    37:81

    For he was one of our believing Servants.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! he is one of Our believing slaves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  82. 82

    ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

    37:82

    Then the rest we overwhelmed in the Flood.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra diğerlerini suda boğduk.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra diğerlerini (suda) boğmuştuk.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We did drown the others.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  83. 83

    ۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ

    37:83

    Verily among those who followed his Way was Abraham.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki İbrahim de onun (Nuh’un) tarafındandı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! of his persuasion verily was Abraham

    M. Pickthall · EN · public-domain

  84. 84

    إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

    37:84

    Behold! he approached his Lord with a sound heart.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hani o, Rabbine teslim olan (tertemiz) bir kalp ile gelmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When he came unto his Lord with a whole heart;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  85. 85

    إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ

    37:85

    Behold! he said to his father and to his people, "What is that which ye worship?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hani babasına ve halkına şöyle demişti: “Siz neye kulluk ediyorsunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When he said unto his father and his folk: What is it that ye worship?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  86. 86

    أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ

    37:86

    "Is it a falsehood- gods other than Allah- that ye desire?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’ın peşi sıra uydurma ilahlar(a) mı?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is it a falsehood - gods beside Allah - that ye desire?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  87. 87

    فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    37:87

    "Then what is your idea about the Lord of the worlds?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    What then is your opinion of the Lord of the Worlds?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  88. 88

    فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ

    37:88

    Then did he cast a glance at the Stars.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra yıldızlara bakmıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And he glanced a glance at the stars

    M. Pickthall · EN · public-domain

  89. 89

    فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ

    37:89

    And he said, "I am indeed sick (at heart)!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Ben hâlsizim (hastayım)!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then said: Lo! I feel sick!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  90. 90

    فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ

    37:90

    So they turned away from him, and departed.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar (kavmi) de ona arkalarını dönüp (gitmiş)lerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they turned their backs and went away from him.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  91. 91

    فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

    37:91

    Then did he turn to their gods and said, "will ye not eat (of the offerings before you)?...

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İbrahim) yavaşça putlarının yanına varmış, (önlerine konmuş yemekleri görünce) “Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz?” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then turned he to their gods and said: Will ye not eat?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  92. 92

    مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ

    37:92

    "What is the matter with you that ye speak not (intelligently)?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İbrahim) yavaşça putlarının yanına varmış, (önlerine konmuş yemekleri görünce) “Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz?” demişti. Sâffât 37:91-92

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    What aileth you that ye speak not?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  93. 93

    فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ

    37:93

    Then did he turn upon them, striking (them) with the right hand.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Yanlarına giderek) sağ eliyle (güçlü bir şekilde) onlara vurmuştu (kırmıştı).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then he attacked them, striking with his right hand.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  94. 94

    فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

    37:94

    Then came (the worshippers) with hurried steps, and faced (him).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Putperestler) koşarak ona gelmişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (his people) came toward him, hastening.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  95. 95

    قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

    37:95

    He said: "Worship ye that which ye have (yourselves) carved?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İbrahim) “Yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz! Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Worship ye that which ye yourselves do carve

    M. Pickthall · EN · public-domain

  96. 96

    وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

    37:96

    "But Allah has created you and your handwork!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İbrahim) “Yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz! Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı” demişti. Sâffât 37:95-96

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When Allah hath created you and what ye make?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  97. 97

    قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَـٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ

    37:97

    They said, "Build him a furnace, and throw him into the blazing fire!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Putperestler ise) “Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Build for him a building and fling him in the red-hotfire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  98. 98

    فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَـٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ

    37:98

    (This failing), they then sought a stratagem against him, but We made them the ones most humiliated!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ona bir tuzak kurmayı istemişlerdi. Fakat biz onları alçaklardan kılmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they designed a snare for him, but We made them the undermost.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  99. 99

    وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ

    37:99

    He said: "I will go to my Lord! He will surely guide me!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İbrahim) “Ben Rabbime gidiyorum. O, bana doğru yolu gösterecektir. Rabbim! Bana iyilerden (olacak bir çocuk) ver!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And he said: Lo! I am going unto my Lord Who will guide me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  100. 100

    رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

    37:100

    "O my Lord! Grant me a righteous (son)!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İbrahim) “Ben Rabbime gidiyorum. O, bana doğru yolu gösterecektir. Rabbim! Bana iyilerden (olacak bir çocuk) ver!” demişti. Sâffât 37:99-100

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    My Lord! Vouchsafe me of the righteous.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  101. 101

    فَبَشَّرْنَـٰهُ بِغُلَـٰمٍ حَلِيمٍ

    37:101

    So We gave him the good news of a boy ready to suffer and forbear.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz de onu çok hoşgörülü bir oğul ile müjdelemiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So We gave him tidings of a gentle son.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  102. 102

    فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَـٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَـٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِينَ

    37:102

    Then, when (the son) reached (the age of) (serious) work with him, he said: "O my son! I see in vision that I offer thee in sacrifice: Now see what is thy view!" (The son) said: "O my father! Do as thou art commanded: thou will find me, if Allah so wills one practising Patience and Constancy!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Oğlu) onunla birlikte koşmaya (çalışıp çabalama çağına) ulaşınca, (İbrahim) “Ey yavrucuğum! Rüyada seni kesmekte olduğumu görüyorum; bir düşün, ne dersin?” demişti. (O da) “Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap! İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when (his son) was old enough to walk with him, (Abraham) said: O my dear son, I have seen in a dream that I must sacrifice thee. So look, what thinkest thou? He said: O my father! Do that which thou art commanded. Allah willing, thou shalt find me of the steadfast.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  103. 103

    فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ

    37:103

    So when they had both submitted their wills (to Allah), and he had laid him prostrate on his forehead (for sacrifice),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Her ikisi de teslim olup, onu (oğlunu)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then, when they had both surrendered (to Allah), and he had flung him down upon his face,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  104. 104

    وَنَـٰدَيْنَـٰهُ أَن يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ

    37:104

    We called out to him "O Abraham!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz ona “Ey İbrahim! Elbette rüyayı gerçekleştirdin. Şüphesiz ki biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz.” diye seslenmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We called unto him: O Abraham!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  105. 105

    قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    37:105

    "Thou hast already fulfilled the vision!" - thus indeed do We reward those who do right.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz ona “Ey İbrahim! Elbette rüyayı gerçekleştirdin. Şüphesiz ki biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz.” diye seslenmiştik. Sâffât 37:104-105

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thou hast already fulfilled the vision. Lo! thus do We reward the good.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  106. 106

    إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَـٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ

    37:106

    For this was obviously a trial-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bu, apaçık bir imtihandı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! that verily was a clear test.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  107. 107

    وَفَدَيْنَـٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

    37:107

    And We ransomed him with a momentous sacrifice:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz (oğlunun yerine) ona büyük bir kurban fidye vermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We ransomed him with a tremendous victim.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  108. 108

    وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    37:108

    And We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We left for him among the later folk (the salutation):

    M. Pickthall · EN · public-domain

  109. 109

    سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ

    37:109

    "Peace and salutation to Abraham!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Selam olsun İbrahim'e...

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İbrahim’e de selam olsun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Peace be unto Abraham!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  110. 110

    كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    37:110

    Thus indeed do We reward those who do right.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte (biz) güzel davrananları böyle ödüllendiririz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thus do We reward the good.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  111. 111

    إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    37:111

    For he was one of our believing Servants.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! he is one of Our believing slaves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  112. 112

    وَبَشَّرْنَـٰهُ بِإِسْحَـٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

    37:112

    And We gave him the good news of Isaac - a prophet,- one of the Righteous.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İyilerden bir peygamber olarak ona İshak’ı müjdelemiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And we gave him tidings of the birth of Isaac, a prophet of the righteous.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  113. 113

    وَبَـٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَـٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ

    37:113

    We blessed him and Isaac: but of their progeny are (some) that do right, and (some) that obviously do wrong, to their own souls.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ona ve İshak’a bereketler vermiştik. Her ikisinin neslinden iyilik yapan da kendisine açıkça haksızlık eden de çıkacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We blessed him and Isaac. And of their seed are some who do good, and some who plainly wrong themselves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  114. 114

    وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

    37:114

    Again (of old) We bestowed Our favour on Moses and Aaron,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki biz Musa’ya ve Harun’a da nimetler vermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We verily gave grace unto Moses and Aaron,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  115. 115

    وَنَجَّيْنَـٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

    37:115

    And We delivered them and their people from (their) Great Calamity;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onları ve toplumlarını o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And saved them and their people from the great distress,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  116. 116

    وَنَصَرْنَـٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ

    37:116

    And We helped them, so they overcame (their troubles);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendilerine yardım etmiştik ve galip gelenler işte onlar olmuştu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And helped them so that they became the victors.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  117. 117

    وَءَاتَيْنَـٰهُمَا ٱلْكِتَـٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ

    37:117

    And We gave them the Book which helps to make things clear;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İkisine de apaçık anlaşılan Kitabı vermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We gave them the clear Scripture

    M. Pickthall · EN · public-domain

  118. 118

    وَهَدَيْنَـٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ

    37:118

    And We guided them to the Straight Way.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendilerini doğru yola çıkardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Her ikisini de doğru yola ulaştırmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And showed them the right path.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  119. 119

    وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    37:119

    And We left (this blessing) for them among generations (to come) in later times:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonrakiler arasında o ikisine (iyi bir ün) bırakmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We left for them among the later folk (the salutation):

    M. Pickthall · EN · public-domain

  120. 120

    سَلَـٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

    37:120

    "Peace and salutation to Moses and Aaron!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Selam olsun, Musa ile Harun'a.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Musa'ya ve Harun’a da selam olsun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Peace be unto Moses and Aaron!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  121. 121

    إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    37:121

    Thus indeed do We reward those who do right.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thus do We reward the good.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  122. 122

    إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    37:122

    For they were two of our believing Servants.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki o ikisi de inanmış kullarımızdandı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! they are two of Our believing slaves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  123. 123

    وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    37:123

    So also was Elias among those sent (by Us).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki İlyas da elbette elçilerdendi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! Elias was of those sent (to warn),

    M. Pickthall · EN · public-domain

  124. 124

    إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ

    37:124

    Behold, he said to his people, "Will ye not fear (Allah)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hani kavmine şöyle demişti: “(Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olmuyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When he said unto his folk: Will ye not ward off (evil)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  125. 125

    أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَـٰلِقِينَ

    37:125

    "Will ye call upon Baal and forsake the Best of Creators,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    "Yaratanların en iyisini yani sizin de Rabbiniz, atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da Ba‘l’e mi yalvarıyorsunuz?” (diye devam etmişti).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Will ye cry unto Baal and forsake the Best of creators,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  126. 126

    ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

    37:126

    "Allah, your Lord and Cherisher and the Lord and Cherisher of your fathers of old?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    "Yaratanların en iyisini yani sizin de Rabbiniz, atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da Ba‘l’e mi yalvarıyorsunuz?” (diye devam etmişti). Sâffât 37:125-126

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Allah, your Lord and Lord of your forefathers?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  127. 127

    فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

    37:127

    But they rejected him, and they will certainly be called up (for punishment),-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Kavmi) onu (İlyas’ı) yalanlamıştı. Şüphesiz ki onlar (cehennemde) hazır kılınacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But they denied him, so they surely will be haled forth (to the doom)

    M. Pickthall · EN · public-domain

  128. 128

    إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    37:128

    Except the sincere and devoted Servants of Allah (among them).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’ın samimi kulları hariç.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save single-minded slaves of Allah.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  129. 129

    وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    37:129

    And We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık:

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And we left for him among the later folk (the salutation):

    M. Pickthall · EN · public-domain

  130. 130

    سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ

    37:130

    "Peace and salutation to such as Elias!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Selam olsun İlyâsîn'e.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İlyas’a selam olsun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Peace be unto Elias!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  131. 131

    إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    37:131

    Thus indeed do We reward those who do right.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thus do We reward the good.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  132. 132

    إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    37:132

    For he was one of our believing Servants.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! he is one of our believing slaves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  133. 133

    وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    37:133

    So also was Lut among those sent (by Us).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki Lut da elbette elçilerdendi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! Lot verily was of those sent (to warn).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  134. 134

    إِذْ نَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

    37:134

    Behold, We delivered him and his adherents, all

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hani biz geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When We saved him and his household, every one,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  135. 135

    إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ

    37:135

    Except an old woman who was among those who lagged behind:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hani biz geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık. Sâffât 37:134-135

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save an old woman among those who stayed behind;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  136. 136

    ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

    37:136

    Then We destroyed the rest.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra diğerlerini helak etmiştik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ardından diğerlerini helak etmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We destroyed the others.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  137. 137

    وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ

    37:137

    Verily, ye pass by their (sites), by day-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Siz sabah ve gece onlara (şehirlerine) uğruyorsunuz. Akıl etmiyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! ye verily pass by (the ruin of) them in the morning

    M. Pickthall · EN · public-domain

  138. 138

    وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    37:138

    And by night: will ye not understand?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Siz sabah ve gece onlara (şehirlerine) uğruyorsunuz. Akıl etmiyor musunuz? Sâffât 37:137-138

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And at night-time; have ye then no sense?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  139. 139

    وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    37:139

    So also was Jonah among those sent (by Us).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki Yunus da elçilerdendi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! Jonah verily was of those sent (to warn)

    M. Pickthall · EN · public-domain

  140. 140

    إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

    37:140

    When he ran away (like a slave from captivity) to the ship (fully) laden,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hani o, dolu bir gemiye (binip) kaçmıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When he fled unto the laden ship,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  141. 141

    فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ

    37:141

    He (agreed to) cast lots, and he was condemned:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Gemide olanlarla) karşılıklı kura çekmişler ve (Yunus da) kaybedenlerden olmuştu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And then drew lots and was of those rejected;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  142. 142

    فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ

    37:142

    Then the big Fish did swallow him, and he had done acts worthy of blame.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendini kınayıp dururken onu bir balık yutmuştu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the fish swallowed him while he was blameworthy;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  143. 143

    فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ

    37:143

    Had it not been that he (repented and) glorified Allah,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah’ı) tesbih edenlerden (yüceltenlerden) olmasaydı, (insanların) diriltilecekleri güne kadar elbette o (balığın) karnında kalırdı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And had he not been one of those who glorify (Allah)

    M. Pickthall · EN · public-domain

  144. 144

    لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

    37:144

    He would certainly have remained inside the Fish till the Day of Resurrection.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah’ı) tesbih edenlerden (yüceltenlerden) olmasaydı, (insanların) diriltilecekleri güne kadar elbette o (balığın) karnında kalırdı. Sâffât 37:143-144

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He would have tarried in its belly till the day when they are raised;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  145. 145

    ۞ فَنَبَذْنَـٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ

    37:145

    But We cast him forth on the naked shore in a state of sickness,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hâlsiz (hasta) bir vaziyette onu kıyıya çıkarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We cast him on a desert shore while he was sick;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  146. 146

    وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ

    37:146

    And We caused to grow, over him, a spreading plant of the gourd kind.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Üzerine (gölge etmesi için) geniş yapraklı bir bitki yetiştirmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We caused a tree of gourd to grow above him;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  147. 147

    وَأَرْسَلْنَـٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

    37:147

    And We sent him (on a mission) to a hundred thousand (men) or more.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onu, yüz bin hatta daha çok kişiye (peygamber olarak) göndermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We sent him to a hundred thousand (folk) or more

    M. Pickthall · EN · public-domain

  148. 148

    فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَـٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ

    37:148

    And they believed; so We permitted them to enjoy (their life) for a while.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Ona) inanmışlardı; biz de onları bir süreye kadar yaşatmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they believed, therefor We gave them comfort for a while.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  149. 149

    فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ

    37:149

    Now ask them their opinion: Is it that thy Lord has (only) daughters, and they have sons?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlara (müşriklere) sor: “Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Now ask them (O Muhammad): Hath thy Lord daughters whereas they have sons?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  150. 150

    أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِنَـٰثًا وَهُمْ شَـٰهِدُونَ

    37:150

    Or that We created the angels female, and they are witnesses (thereto)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa onlar şahitken (onlar görürken) melekleri kız olarak mı yaratmışız!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or created We the angels females while they were present?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  151. 151

    أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

    37:151

    Is it not that they say, from their own invention,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Dikkat edin! Şüphesiz ki yalan uydurarak “Allah çocuk edindi!” diyorlar. Şüphesiz ki onlar yalancıdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! it is of their falsehood that they say:

    M. Pickthall · EN · public-domain

  152. 152

    وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ

    37:152

    "Allah has begotten children"? but they are liars!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Dikkat edin! Şüphesiz ki yalan uydurarak “Allah çocuk edindi!” diyorlar. Şüphesiz ki onlar yalancıdır. Sâffât 37:151-152

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Allah hath begotten. Allah! verily they tell a lie.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  153. 153

    أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ

    37:153

    Did He (then) choose daughters rather than sons?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (And again of their falsehood): He hath preferred daughters to sons.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  154. 154

    مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

    37:154

    What is the matter with you? How judge ye?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Size ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ne oluyor size? Nasıl (böyle) hükmediyorsunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    What aileth you? How judge ye?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  155. 155

    أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

    37:155

    Will ye not then receive admonition?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hiç düşünmüyor musunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Gerçeği) hiç hatırlamıyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Will ye not then reflect?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  156. 156

    أَمْ لَكُمْ سُلْطَـٰنٌ مُّبِينٌ

    37:156

    Or have ye an authority manifest?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa sizin için açık bir delil mi var?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or have ye a clear warrant?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  157. 157

    فَأْتُوا۟ بِكِتَـٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

    37:157

    Then bring ye your Book (of authority) if ye be truthful!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Doğruysanız kitabınızı getirin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then produce your writ, if ye are truthful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  158. 158

    وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

    37:158

    And they have invented a blood-relationship between Him and the Jinns: but the Jinns know (quite well) that they have indeed to appear (before his Judgment-Seat)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O’nunla (Allah ile) cinler arasında da bir soy bağı uydurdular. Yemin olsun ki cinler de (Allah’ın huzurunda) hazır kılınacaklarını bilirler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they imagine kinship between him and the jinn, whereas the jinn know well that they will be brought before (Him).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  159. 159

    سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

    37:159

    Glory to Allah! (He is free) from the things they ascribe (to Him)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah onların (müşriklerin) yakıştırdıkları şeylerden yücedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Glorified be Allah from that which they attribute (unto Him),

    M. Pickthall · EN · public-domain

  160. 160

    إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    37:160

    Not (so do) the Servants of Allah, sincere and devoted.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’ın samimi kulları hariç.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save single-minded slaves of Allah.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  161. 161

    فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

    37:161

    For, verily, neither ye nor those ye worship-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Siz ve taptığınız şeyler (hiçbiriniz), cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O’na karşı azdırıp saptıramazsınız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! verily, ye and that which ye worship,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  162. 162

    مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَـٰتِنِينَ

    37:162

    Can lead (any) into temptation concerning Allah,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Siz ve taptığınız şeyler (hiçbiriniz), cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O’na karşı azdırıp saptıramazsınız. Sâffât 37:161-163

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Ye cannot excite (anyone) against Him.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  163. 163

    إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ

    37:163

    Except such as are (themselves) going to the blazing Fire!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Siz ve taptığınız şeyler (hiçbiriniz), cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O’na karşı azdırıp saptıramazsınız. Sâffât 37:161-163

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save him who is to burn in hell.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  164. 164

    وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ

    37:164

    (Those ranged in ranks say): "Not one of us but has a place appointed;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Melekler şöyle derler:) “Bizim her birimiz için bilinen bir makam vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There is not one of us but hath his known position.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  165. 165

    وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ

    37:165

    "And we are verily ranged in ranks (for service);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki biz (orada) sıra sıra dururuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! we, even we are they who set the ranks,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  166. 166

    وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ

    37:166

    "And we are verily those who declare (Allah's) glory!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki biz (Allah’ı) tesbih edenleriz (yüceltenleriz).”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! we, even we are they who hymn His praise

    M. Pickthall · EN · public-domain

  167. 167

    وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ

    37:167

    And there were those who said,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Müşrikler)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And indeed they used to say:

    M. Pickthall · EN · public-domain

  168. 168

    لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

    37:168

    "If only we had had before us a Message from those of old,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Öncekilere (verilenlerden) bizde de bir zikr (kitap) olsaydı mutlaka Allah’ın samimi kulları olurduk!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    If we had but a reminder from the men of old

    M. Pickthall · EN · public-domain

  169. 169

    لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    37:169

    "We should certainly have been Servants of Allah, sincere (and devoted)!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Öncekilere (verilenlerden) bizde de bir zikr (kitap) olsaydı mutlaka Allah’ın samimi kulları olurduk!” Sâffât 37:168-169

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We would be single-minded slaves of Allah.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  170. 170

    فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

    37:170

    But (now that the Qur'an has come), they reject it: But soon will they know!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hemen onu (Kur’an’ı) inkâr ettiler. İleride (gerçeği) bilecekler!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Yet (now that it is come) they disbelieve therein; but they will come to know.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  171. 171

    وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ

    37:171

    Already has Our Word been passed before (this) to our Servants sent (by Us),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki gönderilmiş elçi kullarımıza (şu)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily Our word went forth of old unto Our bondmen sent (to warn)

    M. Pickthall · EN · public-domain

  172. 172

    إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ

    37:172

    That they would certainly be assisted,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar, mutlaka zafere ulaşacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That they verily would be helped,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  173. 173

    وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَـٰلِبُونَ

    37:173

    And that Our forces,- they surely must conquer.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki bizim ordumuz üstün gelecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And that Our host, they verily would be the victors.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  174. 174

    فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

    37:174

    So turn thou away from them for a little while,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Belirli bir süreye kadar onlardan yüz çevir!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So withdraw from them (O Muhammad) awhile,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  175. 175

    وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

    37:175

    And watch them (how they fare), and they soon shall see (how thou farest)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onları gör (gözetle); onlar da ileride görecekler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And watch, for they will (soon) see.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  176. 176

    أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

    37:176

    Do they wish (indeed) to hurry on our Punishment?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Azabımızı acele mi istiyorlar?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Would they hasten on Our doom?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  177. 177

    فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ

    37:177

    But when it descends into the open space before them, evil will be the morning for those who were warned (and heeded not)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Acele istedikleri azabımız) yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat inanmayanların) sabahı ne kötü olur!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But when it cometh home to them, then it will be a hapless morn for those who have been warned.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  178. 178

    وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

    37:178

    So turn thou away from them for a little while,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Belirli bir süreye kadar onlardan yüz çevir!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Withdraw from them awhile

    M. Pickthall · EN · public-domain

  179. 179

    وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

    37:179

    And watch (how they fare) and they soon shall see (how thou farest)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onları) gör (gözetle); onlar da ileride görecekler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And watch, for they will (soon) see.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  180. 180

    سُبْحَـٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

    37:180

    Glory to thy Lord, the Lord of Honour and Power! (He is free) from what they ascribe (to Him)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbin, yani itibar sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları şeylerden uzaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Glorified be thy Lord, the Lord of Majesty, from that which they attribute (unto Him)

    M. Pickthall · EN · public-domain

  181. 181

    وَسَلَـٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ

    37:181

    And Peace on the messengers!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Gönderilen bütün elçilere selam olsun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And peace be unto those sent (to warn).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  182. 182

    وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    37:182

    And Praise to Allah, the Lord and Cherisher of the Worlds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hamd (övgü), âlemlerin Rabbi (olan) Allah içindir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And praise be to Allah, Lord of the Worlds!

    M. Pickthall · EN · public-domain

Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)