36.Yâsîn
يسMekke · 83 ayet
- 1
يسٓ
36:1
Ya Sin.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yâsîn.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yâ. Sîn.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ya Sin.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْحَكِيمِ
36:2
By the Qur'an, full of Wisdom,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi ile gönderilen peygamberlerdensin.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğru hükümler içeren Kur’an’a yemin olsun ki
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By the wise Qur'an,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
إِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
36:3
Thou art indeed one of the messengers,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi ile gönderilen peygamberlerdensin.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz sen (hepsi) doğru yol üzerinde olan elçilerdensin.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! thou art of those sent
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
36:4
On a Straight Way.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dosdoğru bir yol üzerindesin.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz sen (hepsi) doğru yol üzerinde olan elçilerdensin. Yâsîn 36:3-4
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On a straight path,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
تَنزِيلَ ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
36:5
It is a Revelation sent down by (Him), the Exalted in Might, Most Merciful.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Babaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kur’an), ataları uyarılmış, (ancak gerçeklerden) habersizmiş gibi davranan bir toplumu uyarman için çok güçlü, çok merhametli (Allah) tarafından indirilmiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A revelation of the Mighty, the Merciful,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمْ فَهُمْ غَـٰفِلُونَ
36:6
In order that thou mayest admonish a people, whose fathers had received no admonition, and who therefore remain heedless (of the Signs of Allah).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Babaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kur’an), ataları uyarılmış, (ancak gerçeklerden) habersizmiş gibi davranan bir toplumu uyarman için çok güçlü, çok merhametli (Allah) tarafından indirilmiştir. Yâsîn 36:5-6
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That thou mayst warn a folk whose fathers were not warned, so they are heedless.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
لَقَدْ حَقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَىٰٓ أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
36:7
The Word is proved true against the greater part of them: for they do not believe.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki onların çoğuna (gafletlerine karşılık azap) sözü (azap vaadi) elbette gerçekleşmiştir.(Çünkü onlar) iman etmezler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Already hath the judgment, (for their infidelity) proved true of most of them, for they believe not.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
إِنَّا جَعَلْنَا فِىٓ أَعْنَـٰقِهِمْ أَغْلَـٰلًا فَهِىَ إِلَى ٱلْأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ
36:8
We have put yokes round their necks right up to their chins, so that their heads are forced up (and they cannot see).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki biz onların boyunlarına, çenelerine kadar dayanacak halkalar geçirdik; başları yukarı kalkıktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We have put on their necks carcans reaching unto the chins, so that they are made stiff-necked.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
وَجَعَلْنَا مِنۢ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَـٰهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
36:9
And We have put a bar in front of them and a bar behind them, and further, We have covered them up; so that they cannot see.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Önlerinden de bir set çektik; arkalarından da bir set çektik ve onları çepeçevre kuşattık; gerçeği görmezler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We have set a bar before them and a bar behind them, and (thus) have covered them so that they see not.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
وَسَوَآءٌ عَلَيْهِمْ ءَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
36:10
The same is it to them whether thou admonish them or thou do not admonish them: they will not believe.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir, inanmazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Whether thou warn them or thou warn them not, it is alike for them, for they believe not.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكْرَ وَخَشِىَ ٱلرَّحْمَـٰنَ بِٱلْغَيْبِ ۖ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ
36:11
Thou canst but admonish such a one as follows the Message and fears the (Lord) Most Gracious, unseen: give such a one, therefore, good tidings, of Forgiveness and a Reward most generous.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sen ancak zikre (Kur’an’a) uyan ve gaybda bulunan Rahmân’a saygı duyanı uyarabilirsin. İşte böylesini bir bağışlama ve değerli bir ödülle müjdele!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thou warnest only him who followeth the Reminder and feareth the Beneficent in secret. To him bear tidings of forgiveness and a rich reward.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
إِنَّا نَحْنُ نُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا۟ وَءَاثَـٰرَهُمْ ۚ وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَـٰهُ فِىٓ إِمَامٍ مُّبِينٍ
36:12
Verily We shall give life to the dead, and We record that which they send before and that which they leave behind, and of all things have We taken account in a clear Book (of evidence).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir kütükte, bir "imamı mübin"de (ana kitapta, yani Levhi mahfuzda) sayıp tesbit etmişizdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki ölüleri ancak biz dirilteceğiz. Onların yaptıklarını ve (geriye bıraktıkları) eserlerini yazıyoruz. Biz her şeyi apaçık bir imamda (amel defterinde) saymışızdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We it is Who bring the dead to life. We record that which they send before (them, and their footprints. And all things We have kept in a clear Register.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
وَٱضْرِبْ لَهُم مَّثَلًا أَصْحَـٰبَ ٱلْقَرْيَةِ إِذْ جَآءَهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
36:13
Set forth to them, by way of a parable, the (story of) the Companions of the City. Behold!, there came messengers to it.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler gelmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara (müşriklere) şu şehir halkını örnek ver: Hani oraya (onlara) elçiler gelmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Coin for them a similitude: The people of the city when those sent (from Allah) came unto them;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
إِذْ أَرْسَلْنَآ إِلَيْهِمُ ٱثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوٓا۟ إِنَّآ إِلَيْكُم مُّرْسَلُونَ
36:14
When We (first) sent to them two messengers, they rejected them: But We strengthened them with a third: they said, "Truly, we have been sent on a mission to you."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani kendilerine iki elçi gönderdiğimizde onları yalanlamışlardı. (İki elçiyi) üçüncü ile desteklemiştik ve “Biz (Allah tarafından) size gönderilmiş elçileriz.” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When We sent unto them twain, and they denied them both, so We reinforced them with a third, and they said: Lo! we have been sent unto you.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
قَالُوا۟ مَآ أَنتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحْمَـٰنُ مِن شَىْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا تَكْذِبُونَ
36:15
The (people) said: "Ye are only men like ourselves; and (Allah) Most Gracious sends no sort of revelation: ye do nothing but lie."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Şehir halkı elçilere) “Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahmân (size) herhangi bir şey indirmemiştir; siz sadece yalan söylüyorsunuz!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: Ye are but mortals like unto us. The Beneficent hath naught revealed. Ye do but lie!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
قَالُوا۟ رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّآ إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ
36:16
They said: "Our Lord doth know that we have been sent on a mission to you:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Peygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Elçiler) “Rabbimiz biliyor ki doğrusu elbette biz size gönderilmiş elçileriz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They answered: Our Lord knoweth that we are indeed sent unto you,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
وَمَا عَلَيْنَآ إِلَّا ٱلْبَلَـٰغُ ٱلْمُبِينُ
36:17
"And our duty is only to proclaim the clear Message."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Apaçık tebliğden başka üzerimize düşen (bir şey) yoktur.” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And our duty is but plain conveyance (of the message).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
قَالُوٓا۟ إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ ۖ لَئِن لَّمْ تَنتَهُوا۟ لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ
36:18
The (people) said: "for us, we augur an evil omen from you: if ye desist not, we will certainly stone you. And a grievous punishment indeed will be inflicted on you by us."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Şehir halkı) “Sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. (Tebliğden) vazgeçmezseniz, şüphesiz ki sizi kovacağız; elbette bizden size elem verici bir azap dokunacak!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(The people of the city) said: We augur ill of you. If ye desist not, we shall surely stone you, and grievous torture will befall you at our hands.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
قَالُوا۟ طَـٰٓئِرُكُم مَّعَكُمْ ۚ أَئِن ذُكِّرْتُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ مُّسْرِفُونَ
36:19
They said: "Your evil omens are with yourselves: (deem ye this an evil omen). If ye are admonished? Nay, but ye are a people transgressing all bounds!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Peygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Elçiler şöyle demişlerdi): “Uğursuzluğunuz sizden kaynaklanıyor. (Gerçekler size) hatırlatıldığı için mi (uğursuzluğa uğradınız)? Aslında siz aşırıya kaçan bir topluluksunuz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: Your evil augury be with you! Is it because ye are reminded (of the truth)? Nay, but ye are froward folk!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
وَجَآءَ مِنْ أَقْصَا ٱلْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَىٰ قَالَ يَـٰقَوْمِ ٱتَّبِعُوا۟ ٱلْمُرْسَلِينَ
36:20
Then there came running, from the farthest part of the City, a man, saying, "O my people! Obey the messengers:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey kavmim! Uyun o elçilere!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bu esnada) şehrin ileri gelenlerinden bir adam koşarak gelmiş ve şunları söylemişti: “Ey kavmim! Bu elçilere uyun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And there came from the uttermost part of the city a man running. He cried: O my people! Follow those who have been sent!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
ٱتَّبِعُوا۟ مَن لَّا يَسْـَٔلُكُمْ أَجْرًا وَهُم مُّهْتَدُونَ
36:21
"Obey those who ask no reward of you (for themselves), and who have themselves received Guidance.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sizden hiçbir ücret istemeyen, kendileri de doğru yol üzerinde olan (bu elçilere) uyun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Follow those who ask of you no fee, and who are rightly guided.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
وَمَا لِىَ لَآ أَعْبُدُ ٱلَّذِى فَطَرَنِى وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
36:22
"It would not be reasonable in me if I did not serve Him Who created me, and to Whom ye shall (all) be brought back.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ben ne diye beni yoktan yaratana ibadet etmeyecekmişim ki! (Oysa) hepiniz yalnızca O’na döndürüleceksiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For what cause should I not serve Him Who hath created me, and unto Whom ye will be brought back?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً إِن يُرِدْنِ ٱلرَّحْمَـٰنُ بِضُرٍّ لَّا تُغْنِ عَنِّى شَفَـٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا يُنقِذُونِ
36:23
"Shall I take (other) gods besides Him? If (Allah) Most Gracious should intend some adversity for me, of no use whatever will be their intercession for me, nor can they deliver me.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Hiç ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O’nun peşi sıra ilahlar edinir miyim hiç! Rahmân bana bir zarar vermek isterse, onların (ilahların) şefaati bana hiçbir yarar sağlayamaz ve beni kurtaramaz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Shall I take (other) gods in place of Him when, if the Beneficent should wish me any harm, their intercession will avail me naught, nor can they save?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
إِنِّىٓ إِذًا لَّفِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ
36:24
"I would indeed, if I were to do so, be in manifest Error.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Şüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Başka ilahlar edinirsem) işte o zaman elbette apaçık bir sapkınlıkta olurum.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then truly I should be in error manifest.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
إِنِّىٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمْ فَٱسْمَعُونِ
36:25
"For me, I have faith in the Lord of you (all): listen, then, to me!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Şüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki ben Rabbinize güvendim; siz de beni dinleyin (ve O’na güvenin)!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! I have believed in your Lord, so hear me!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
قِيلَ ٱدْخُلِ ٱلْجَنَّةَ ۖ قَالَ يَـٰلَيْتَ قَوْمِى يَعْلَمُونَ
36:26
It was said: "Enter thou the Garden." He said: "Ah me! Would that my People knew (what I know)!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne olurdu kavmim bilseydi!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ona “Cennete gir!” denince, o da “Ah! Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It was said (unto him): Enter paradise. He said: Would that my people knew
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
بِمَا غَفَرَ لِى رَبِّى وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُكْرَمِينَ
36:27
"For that my Lord has granted me Forgiveness and has enrolled me among those held in honour!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Rabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen kullarından kıldığını."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ona “Cennete gir!” denince, o da “Ah! Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” demişti. Yâsîn 36:26-27
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
With what (munificence) my Lord hath pardoned me and made me of the honoured ones!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
۞ وَمَآ أَنزَلْنَا عَلَىٰ قَوْمِهِۦ مِنۢ بَعْدِهِۦ مِن جُندٍ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ
36:28
And We sent not down against his People, after him, any hosts from heaven, nor was it needful for Us so to do.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O (adam)ın ardından, şehir halkını (helak etmek için) üzerlerine gökten herhangi bir ordu indirmedik; (daha önce) de indiriciler değildik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We sent not down against his people after him a host from heaven, nor do We ever send.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَـٰمِدُونَ
36:29
It was no more than a single mighty Blast, and behold! they were (like ashes) quenched and silent.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bekledikleri), korkunç bir sesten başka bir şey değildir. Bir de bakarsın ki yere serilirler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It was but one Shout, and lo! they were extinct.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
يَـٰحَسْرَةً عَلَى ٱلْعِبَادِ ۚ مَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
36:30
Ah! Alas for (My) Servants! There comes not a messenger to them but they mock him!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ah, kendilerine gelen her elçi ile mutlaka alay etmiş olan kullara yazıklar olsun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ah, the anguish for the bondmen! Never came there unto them a messenger but they did mock him!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
أَلَمْ يَرَوْا۟ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ ٱلْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ
36:31
See they not how many generations before them we destroyed? Not to them will they return:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Görmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar (müşrikler), kendilerinden önce nice toplumları helak ettiğimizi, onların (eskilerin), diğerlerine (yaşayanlara) tekrar dönmediklerini hiç mi düşünmediler!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have they not seen how many generations We destroyed before them, which indeed returned not unto them;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
وَإِن كُلٌّ لَّمَّا جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ
36:32
But each one of them all - will be brought before Us (for judgment).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Elbette onların hepsi, tamamı bizim katımızda (huzurumuzda) hazır kılınmış (olacak)lardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But all, without exception, will be brought before Us.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
وَءَايَةٌ لَّهُمُ ٱلْأَرْضُ ٱلْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَـٰهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ
36:33
A Sign for them is the earth that is dead: We do give it life, and produce grain therefrom, of which ye do eat.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ölü toprak onlar için bir delildir. Onu canlandırdık ve ondan ürünler çıkarttık; o (ürünler)den yiyorlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A token unto them is the dead earth. We revive it, and We bring forth from it grain so that they eat thereof;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّـٰتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَـٰبٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ ٱلْعُيُونِ
36:34
And We produce therein orchard with date-palms and vines, and We cause springs to gush forth therein:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yeryüzünde hurma bahçeleri ve üzüm bağları yarattık; ürünlerinden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye oralarda birçok (su) kaynağı fışkırttık. (Hâlâ) şükretmeyecekler mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We have placed therein gardens of the date-palm and grapes, and We have caused springs of water to gush forth therein,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
لِيَأْكُلُوا۟ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ
36:35
That they may enjoy the fruits of this (artistry): It was not their hands that made this: will they not then give thanks?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yeryüzünde hurma bahçeleri ve üzüm bağları yarattık; ürünlerinden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye oralarda birçok (su) kaynağı fışkırttık. (Hâlâ) şükretmeyecekler mi? Yâsîn 36:34-35
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That they may eat of the fruit thereof, and their hands made it not. Will they not, then, give thanks?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
سُبْحَـٰنَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ
36:36
Glory to Allah, Who created in pairs all things that the earth produces, as well as their own (human) kind and (other) things of which they have no knowledge.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yerin yetiştirmekte olduklarından, (insanların) kendilerinden ve bilemedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah) yücedir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Glory be to Him Who created all the sexual pairs, of that which the earth groweth, and of themselves, and of that which they know not!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
وَءَايَةٌ لَّهُمُ ٱلَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظْلِمُونَ
36:37
And a Sign for them is the Night: We withdraw therefrom the Day, and behold they are plunged in darkness;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gece de onlar için bir delildir. Ondan (geceden) gündüzü sıyırıp çekeriz; bir de bakarsın ki insanlar karanlıkta kalırlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A token unto them is night. We strip it of the day, and lo! they are in darkness.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
وَٱلشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ۚ ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ
36:38
And the sun runs his course for a period determined for him: that is the decree of (Him), the Exalted in Might, the All-Knowing.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Güneş, kendisi için belirlenmiş yerde akar. İşte bu, güçlü, bilen (Allah)’ın ölçüsüdür.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the sun runneth on unto a resting-place for him. That is the measuring of the Mighty, the Wise.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
وَٱلْقَمَرَ قَدَّرْنَـٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلْعُرْجُونِ ٱلْقَدِيمِ
36:39
And the Moon,- We have measured for her mansions (to traverse) till she returns like the old (and withered) lower part of a date-stalk.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ay'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Aya da eski bir hurma dalı gibi oluncaya kadar birtakım evreler belirledik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And for the moon We have appointed mansions till she return like an old shrivelled palm-leaf.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
لَا ٱلشَّمْسُ يَنۢبَغِى لَهَآ أَن تُدْرِكَ ٱلْقَمَرَ وَلَا ٱلَّيْلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِ ۚ وَكُلٌّ فِى فَلَكٍ يَسْبَحُونَ
36:40
It is not permitted to the Sun to catch up the Moon, nor can the Night outstrip the Day: Each (just) swims along in (its own) orbit (according to Law).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Güneş aya yetişmez; gece de gündüzü geçemez. Hepsi, bir(er) yörüngede yüzerler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It is not for the sun to overtake the moon, nor doth the night outstrip the day. They float each in an orbit.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
وَءَايَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
36:41
And a Sign for them is that We bore their race (through the Flood) in the loaded Ark;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide taşımamızdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Nesillerini dolu bir gemide taşımamız da onlar için bir delildir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And a token unto them is that We bear their offspring in the laden ship,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
وَخَلَقْنَا لَهُم مِّن مِّثْلِهِۦ مَا يَرْكَبُونَ
36:42
And We have created for them similar (vessels) on which they ride.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendileri için bunun gibi binecekleri başka şeyler de yarattık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And have created for them of the like thereof whereon they ride.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
وَإِن نَّشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ
36:43
If it were Our Will, We could drown them: then would there be no helper (to hear their cry), nor could they be delivered,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Katımızdan bir merhamet ve onları belirli bir süreye kadar yaşatma kararı hariç, dilersek onları (suda) boğabiliriz. Artık yardım da isteyemezler; boğulmaktan da kurtarılamazlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if We will, We drown them, and there is no help for them, neither can they be saved;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
إِلَّا رَحْمَةً مِّنَّا وَمَتَـٰعًا إِلَىٰ حِينٍ
36:44
Except by way of Mercy from Us, and by way of (world) convenience (to serve them) for a time.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak başka.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Katımızdan bir merhamet ve onları belirli bir süreye kadar yaşatma kararı hariç, dilersek onları (suda) boğabiliriz. Artık yardım da isteyemezler; boğulmaktan da kurtarılamazlar. Yâsîn 36:43-44
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Unless by mercy from Us and as comfort for a while.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُوا۟ مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
36:45
When they are told, "Fear ye that which is before you and that which will be after you, in order that ye may receive Mercy," (they turn back).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Durum böyle iken onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korkun ki size rahmet edilsin" denildiği zaman,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara “Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korunun ki merhamete uğratılasınız”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When it is said unto them: Beware of that which is before you and that which is behind you, that haply ye may find mercy (they are heedless).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 46
وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ ءَايَةٍ مِّنْ ءَايَـٰتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
36:46
Not a Sign comes to them from among the Signs of their Lord, but they turn away therefrom.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ve kendilerine Rablerinin ayetlerinden bir ayet geldiğinde, mutlaka ondan yüz çevirmişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Never came a token of the tokens of their Lord to them, but they did turn away from it!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 47
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنُطْعِمُ مَن لَّوْ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطْعَمَهُۥٓ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ
36:47
And when they are told, "Spend ye of (the bounties) with which Allah has provided you," the Unbelievers say to those who believe: "Shall we then feed those whom, if Allah had so willed, He would have fed, (Himself)?- Ye are in nothing but manifest error."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah'ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara “Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden infak edin (verin)” dendiğinde, kâfir olanlar iman edenlere “Allah’ın, dilemesi hâlinde doyuracağı kişileri biz mi doyuracakmışız! Siz sadece apaçık bir sapkınlık içindesiniz!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when it is said unto them: Spend of that wherewith Allah hath provided you, those who disbelieve say unto those who believe: Shall we feed those whom Allah, if He willed, would feed? Ye are in naught else than error manifest.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 48
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
36:48
Further, they say, "When will this promise (come to pass), if what ye say is true?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yine onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne zaman?" diyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Doğruysanız o vaat (Son Saat) ne zamanmış!” derler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: When will this promise be fulfilled, if ye are truthful?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 49
مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ
36:49
They will not (have to) wait for aught but a single Blast: it will seize them while they are yet disputing among themselves!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Birbirleriyle çekişip dururken kendilerini ansızın yakalayacak korkunç bir sesten başka bir şey beklemiyorlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They await but one Shout, which will surprise them while they are disputing.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 50
فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَآ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ
36:50
No (chance) will they then have, by will, to dispose (of their affairs), nor to return to their own people!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O durumda ne bir tavsiyede bulunabilir; ne de ailelerine dönebilirler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then they cannot make bequest, nor can they return to their own folk.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 51
وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلْأَجْدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ
36:51
The trumpet shall be sounded, when behold! from the sepulchres (men) will rush forth to their Lord!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sûr’a üflendiğinde, bir de bakarsın ki (hemen) mezarlar(ın)dan (kalkarak) Rablerine koşacaklar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the trumpet is blown and lo! from the graves they hie unto their Lord,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 52
قَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا ۜ ۗ هَـٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحْمَـٰنُ وَصَدَقَ ٱلْمُرْسَلُونَ
36:52
They will say: "Ah! Woe unto us! Who hath raised us up from our beds of repose?"... (A voice will say:) "This is what (Allah) Most Gracious had promised. And true was the word of the messengers!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Müşrikler) “Ah, eyvah, yazık bize! Bizi kabrimizden kim kaldırıp (uyandırdı)? Bu, Rahmân’ın vadettiği (gün)dür; (demek ki) elçiler gerçeği söylemiş!” diyecekler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Crying: Woe upon us! Who hath raised us from our place of sleep? This is that which the Beneficent did promise, and the messengers spoke truth.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 53
إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ
36:53
It will be no more than a single Blast, when lo! they will all be brought up before Us!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Başka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bekledikleri), korkunç bir sesten başka bir şey değildir. Bir de bakarsın ki hepsi katımızda (huzurumuzda) hazır kılınmışlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It is but one Shout, and behold them brought together before Us!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 54
فَٱلْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
36:54
Then, on that Day, not a soul will be wronged in the least, and ye shall but be repaid the meeds of your past Deeds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Artık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün, kimse haksızlığa uğratılmayacak ve size de yaptıklarınızdan başka karşılık verilmeyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This day no soul is wronged in aught; nor are ye requited aught save what ye used to do.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 55
إِنَّ أَصْحَـٰبَ ٱلْجَنَّةِ ٱلْيَوْمَ فِى شُغُلٍ فَـٰكِهُونَ
36:55
Verily the Companions of the Garden shall that Day have joy in all that they do;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bugün cennet halkı meşguliyetler içinde eğlenirler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! those who merit paradise this day are happily employed,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 56
هُمْ وَأَزْوَٰجُهُمْ فِى ظِلَـٰلٍ عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ مُتَّكِـُٔونَ
36:56
They and their associates will be in groves of (cool) shade, reclining on Thrones (of dignity);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar ve eşleri, tahtların üzerinde gölgelerde (olacaklar)dır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They and their wives, in pleasant shade, on thrones reclining;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 57
لَهُمْ فِيهَا فَـٰكِهَةٌ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ
36:57
(Every) fruit (enjoyment) will be there for them; they shall have whatever they call for;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar için orada, her çeşit meyve ve her istedikleri vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Theirs the fruit (of their good deeds) and theirs (all) that they ask;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 58
سَلَـٰمٌ قَوْلًا مِّن رَّبٍّ رَّحِيمٍ
36:58
"Peace!" - a word (of salutation) from a Lord Most Merciful!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bir de) çok merhametli Rab’den ‘selam’ sözü (vardır).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The word from a Merciful Lord (for them) is: Peace!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 59
وَٱمْتَـٰزُوا۟ ٱلْيَوْمَ أَيُّهَا ٱلْمُجْرِمُونَ
36:59
"And O ye in sin! Get ye apart this Day!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Suçlulara şöyle denecektir): “Ey suçlular, bugün (kenara) çekilip ayrılın!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But avaunt ye, O ye guilty, this day!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 60
۞ أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَـٰبَنِىٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا۟ ٱلشَّيْطَـٰنَ ۖ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
36:60
"Did I not enjoin on you, O ye Children of Adam, that ye should not worship Satan; for that he was to you an enemy avowed?-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ey âdemoğulları! Sizden şöyle söz almamış mıydım: ‘Şeytana tapmayın; şüphesiz ki o, sizin için apaçık bir düşmandır.'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Did I not charge you, O ye sons of Adam, that ye worship not the devil - Lo! he is your open foe! -
M. Pickthall · EN · public-domain
- 61
وَأَنِ ٱعْبُدُونِى ۚ هَـٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ
36:61
"And that ye should worship Me, (for that) this was the Straight Way?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
'Bana kulluk edin; doğru yol budur’.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But that ye worship Me? That was the right path.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 62
وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا ۖ أَفَلَمْ تَكُونُوا۟ تَعْقِلُونَ
36:62
"But he did lead astray a great multitude of you. Did ye not, then, understand?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Böyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki (şeytan) sizden pek çok nesli saptırdı; akıl etmediniz mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Yet he hath led astray of you a great multitude. Had ye then no sense?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 63
هَـٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ
36:63
"This is the Hell of which ye were (repeatedly) warned!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte bu size vaad edilen cehennemdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte, nankörlüğünüzün karşılığı olarak size vadedilen cehennem, bugün oraya girin!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This is hell which ye were promised (if ye followed him).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 64
ٱصْلَوْهَا ٱلْيَوْمَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ
36:64
"Embrace ye the (fire) this Day, for that ye (persistently) rejected (Truth)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte, nankörlüğünüzün karşılığı olarak size vadedilen cehennem, bugün oraya girin!” Yâsîn 36:63-64
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Burn therein this day for that ye disbelieved.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 65
ٱلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَىٰٓ أَفْوَٰهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَآ أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
36:65
That Day shall We set a seal on their mouths. But their hands will speak to us, and their feet bear witness, to all that they did.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bugün onların ağızlarını mühürleyeceğiz; kazandıkları (yaptıkları) hakkında bize elleri konuşacak ve ayakları da şahitlik edecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This day We seal up their mouths, and their hands speak out to Us and their feet bear witness as to what they used to earn.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 66
وَلَوْ نَشَآءُ لَطَمَسْنَا عَلَىٰٓ أَعْيُنِهِمْ فَٱسْتَبَقُوا۟ ٱلصِّرَٰطَ فَأَنَّىٰ يُبْصِرُونَ
36:66
If it had been our Will, We could surely have blotted out their eyes; then should they have run about groping for the Path, but how could they have seen?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dileseydik gözlerini elbette silip (kör eder)dik de yolu bulmaya koşuşurlardı; (bu durumda) nasıl görebilirler ki!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And had We willed, We verily could have quenched their eyesight so that they should struggle for the way. Then how could they have seen?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 67
وَلَوْ نَشَآءُ لَمَسَخْنَـٰهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَمَا ٱسْتَطَـٰعُوا۟ مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ
36:67
And if it had been Our Will, We could have transformed them (to remain) in their places; then should they have been unable to move about, nor could they have returned (after error).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dileseydik oldukları yerde elbette şekillerini değiştirirdik de ileri gitmeye güç yetiremezlerdi ve geri de dönemezler(di)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And had We willed, We verily could have fixed them in their place, making them powerless to go forward or turn back.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 68
وَمَن نُّعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِى ٱلْخَلْقِ ۖ أَفَلَا يَعْقِلُونَ
36:68
If We grant long life to any, We cause him to be reversed in nature: Will they not then understand?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Uzun ömür verdiğimizi yaratılışta tersine çeviririz. Akıl etmiyorlar mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He whom we bring unto old age, We reverse him in creation (making him go back to weakness after strength). Have ye then no sense?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 69
وَمَا عَلَّمْنَـٰهُ ٱلشِّعْرَ وَمَا يَنۢبَغِى لَهُۥٓ ۚ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْءَانٌ مُّبِينٌ
36:69
We have not instructed the (Prophet) in Poetry, nor is it meet for him: this is no less than a Message and a Qur'an making things clear:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz ona (Peygamber’e) şiir öğretmedik. Zaten ona gerekmez de. O(nun söyledikleri), sağ olanları uyarsın ve kâfirlere de (azap) sözü gerçekleşsin diye (gerçeğin) hatırla(tıl)ması ve apaçık bir Kur’an’dan başka bir şey değildir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We have not taught him (Muhammad) poetry, nor is it meet for him. This is naught else than a Reminder and a Lecture making plain,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 70
لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ
36:70
That it may give admonition to any (who are) alive, and that the charge may be proved against those who reject (Truth).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz ona (Peygamber’e) şiir öğretmedik. Zaten ona gerekmez de. O(nun söyledikleri), sağ olanları uyarsın ve kâfirlere de (azap) sözü gerçekleşsin diye (gerçeğin) hatırla(tıl)ması ve apaçık bir Kur’an’dan başka bir şey değildir. Yâsîn 36:69-70
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
To warn whosoever liveth, and that the word may be fulfilled against the disbelievers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 71
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا خَلَقْنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَآ أَنْعَـٰمًا فَهُمْ لَهَا مَـٰلِكُونَ
36:71
See they not that it is We Who have created for them - among the things which Our hands have fashioned - cattle, which are under their dominion?-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ellerimizin (kudretimizin) yaptığı işlerden olarak kendileri için hayvanları yaratmamızı ve onlara sahip olmalarını düşünmediler mi!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have they not seen how We have created for them of Our handiwork the cattle, so that they are their owners,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 72
وَذَلَّلْنَـٰهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ
36:72
And that We have subjected them to their (use)? of them some do carry them and some they eat:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onları kendilerinin hizmetine sunduk; bir kısmından binekleri vardır; bir kısmından ise yiyorlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And have subdued them unto them, so that some of them they have for riding, some for food?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 73
وَلَهُمْ فِيهَا مَنَـٰفِعُ وَمَشَارِبُ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ
36:73
And they have (other) profits from them (besides), and they get (milk) to drink. Will they not then be grateful?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlarda insanlar için yararlar ve içecekler de vardır. (Hâlâ) şükretmiyorlar mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Benefits and (divers) drinks have they from them. Will they not then give thanks?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 74
وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةً لَّعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ
36:74
Yet they take (for worship) gods other than Allah, (hoping) that they might be helped!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar, Allah'tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım olunacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendilerine yardım edileceğini umarak Allah’ın peşi sıra ilahlar edindiler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they have taken (other) gods beside Allah, in order that they may be helped.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 75
لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌ مُّحْضَرُونَ
36:75
They have not the power to help them: but they will be brought up (before Our Judgment-seat) as a troop (to be condemned).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar için bazı askerlerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Oysa mahşerde) onlar kendilerine yardım edemezler; onlar diğerlerinin (birbirlerinin) hazırlanmış askerleridir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It is not in their power to help them; but they (the worshippers) are unto them a host in arms.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 76
فَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ ۘ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
36:76
Let not their speech, then, grieve thee. Verily We know what they hide as well as what they disclose.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de biliriz, dışlarını da.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onların sözleri seni üzmesin! Biz onların gizlemekte olduklarını da açığa vurduklarını da biliyoruz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So let not their speech grieve thee (O Muhammad). Lo! We know what they conceal and what proclaim.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 77
أَوَلَمْ يَرَ ٱلْإِنسَـٰنُ أَنَّا خَلَقْنَـٰهُ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ
36:77
Doth not man see that it is We Who created him from sperm? yet behold! he (stands forth) as an open adversary!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım kesildi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O (inkârcı) insan, kendisini nutfeden (zigottan) yarattığımızı görmedi mi? Bir de bakarsın ki o apaçık bir tartışmacı olmuş.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hath not man seen that We have created him from a drop of seed? Yet lo! he is an open opponent.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 78
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِىَ خَلْقَهُۥ ۖ قَالَ مَن يُحْىِ ٱلْعِظَـٰمَ وَهِىَ رَمِيمٌ
36:78
And he makes comparisons for Us, and forgets his own (origin and) Creation: He says, "Who can give life to (dry) bones and decomposed ones (at that)?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendi yaratılışını unutarak bize örnek vermeye kalkışmış ve “Çürümüş kemikleri kim diriltebilirmiş ki!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he hath coined for Us a similitude, and hath forgotten the fact of his creation, saying: Who will revive these bones when they have rotted away?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 79
قُلْ يُحْيِيهَا ٱلَّذِىٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةٍ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ
36:79
Say, "He will give them life Who created them for the first time! for He is Well-versed in every kind of creation!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Onları ilk kez yoktan var eden diriltecektir. O, her türlü yaratmayı çok iyi bilendir.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say: He will revive them Who produced them at the first, for He is Knower of every creation,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 80
ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَآ أَنتُم مِّنْهُ تُوقِدُونَ
36:80
"The same Who produces for you fire out of the green tree, when behold! ye kindle therewith (your own fires)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O'dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yeşil ağaçtan sizin için ateş yaratan da O’dur. İşte o (ağaç)tan tutuşturuyorsunuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who hath appointed for you fire from the green tree, and behold! ye kindle from it.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 81
أَوَلَيْسَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِقَـٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُم ۚ بَلَىٰ وَهُوَ ٱلْخَلَّـٰقُ ٱلْعَلِيمُ
36:81
"Is not He Who created the heavens and the earth able to create the like thereof?" - Yea, indeed! for He is the Creator Supreme, of skill and knowledge (infinite)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gökleri ve yeri yaratan (Allah) insanların benzerlerini yaratmaya gücü yeten değil midir? Elbette! O, her türlü yaratabilendir, bilendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is not He Who created the heavens and the earth Able to create the like of them? Aye, that He is! for He is the All-Wise Creator,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 82
إِنَّمَآ أَمْرُهُۥٓ إِذَآ أَرَادَ شَيْـًٔا أَن يَقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
36:82
Verily, when He intends a thing, His Command is, "be", and it is!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bir şey(in olmasını) istediği zaman O’nun durumu o şeye sadece “Ol!” demektir; o da hemen olmaya başlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But His command, when He intendeth a thing, is only that He saith unto it: Be! and it is.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 83
فَسُبْحَـٰنَ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
36:83
So glory to Him in Whose hands is the dominion of all things: and to Him will ye be all brought back.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O'na döndürüleceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Her şeyin egemenliği yalnızca kendi elinde olan (Allah) yücedir! Hepiniz, yalnızca O’na döndürüleceksiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor Glory be to Him in Whose hand is the dominion over all things! Unto Him ye will be brought back.
M. Pickthall · EN · public-domain
Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)