69.الحاقة
الحاقةمكية · 52 آية
- 1
ٱلْحَآقَّةُ
69:1
The Sure Reality!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Gerçekleşecek) Kıyamet!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gerçekleşecek olan!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The Reality!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
مَا ٱلْحَآقَّةُ
69:2
What is the Sure Reality?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nedir, o Kıyamet?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Nedir o gerçekleşecek olan!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
What is the Reality?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحَآقَّةُ
69:3
And what will make thee realise what the Sure Reality is?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gerçekleşecek olanı sana bildiren ne olabilir ki!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ah, what will convey unto thee what the reality is!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌۢ بِٱلْقَارِعَةِ
69:4
The Thamud and the 'Ad People (branded) as false the Stunning Calamity!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Semûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Semûd ve Âd (kavimleri) de o çarpan felaketi yalanlamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(The tribes of) Thamud and A'ad disbelieved in the judgment to come.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا۟ بِٱلطَّاغِيَةِ
69:5
But the Thamud,- they were destroyed by a terrible Storm of thunder and lightning!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Semûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Semûd (kavmi) var ya onlar azgınlığın(ın) karşılığında helak edilmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
As for Thamud, they were destroyed by the lightning.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا۟ بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ
69:6
And the 'Ad, they were destroyed by a furious Wind, exceedingly violent;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Âd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Âd (kavmi) ise uğultulu, kasıp kavuran bir fırtına ile helak edilmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And as for A'ad, they were destroyed by a fierce roaring wind,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَـٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى ٱلْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ
69:7
He made it rage against them seven nights and eight days in succession: so that thou couldst see the (whole) people lying prostrate in its (path), as they had been roots of hollow palm-trees tumbled down!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) art arda yedi gece sekiz gün(düz) o (kasırgayı) onların üzerine salmıştı. (Orada olsaydın) o halkı, içi boş hurma kütükleri gibi yere serilmiş hâlde görürdün.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Which He imposed on them for seven long nights and eight long days so that thou mightest have seen men lying overthrown, as they were hollow trunks of palm-trees.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍ
69:8
Then seest thou any of them left surviving?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlardan geriye kalan (bir kişi) görebiliyor musun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Canst thou (O Muhammad) see any remnant of them?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ
69:9
And Pharaoh, and those before him, and the Cities Overthrown, committed habitual Sin.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen şehirler(in halkları) hep o hatayı (şirki) işlemişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Pharaoh and those before him, and the communities that were destroyed, brought error,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَّابِيَةً
69:10
And disobeyed (each) the messenger of their Lord; so He punished them with an abundant Penalty.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rablerinin (her bir) elçisine isyan etmişlerdi; O da onları şiddetli bir şekilde yakalamış (cezalandırmış)tı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they disobeyed the messenger of their Lord, therefor did He grip them with a tightening grip.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَـٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ
69:11
We, when the water (of Noah's Flood) overflowed beyond its limits, carried you (mankind), in the floating (Ark),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki su azgınlaştığı zaman sizi gemide biz taşımıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! when the waters rose, We carried you upon the ship
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَآ أُذُنٌ وَٰعِيَةٌ
69:12
That We might make it a Message unto you, and that ears (that should hear the tale and) retain its memory should bear its (lessons) in remembrance.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Gerçeği) hatırlatma (vesilesi) yapalım ve kavrayan kulak(ların sahipleri) onu iyice kavrasın diye onları size (anlattık).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That We might make it a memorial for you, and that remembering ears (that heard the story) might remember.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌ وَٰحِدَةٌ
69:13
Then, when one blast is sounded on the Trumpet,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sûr'a bir tek üfleme üflendiği,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sûr’a tek bir kez üflendiği, yer ve dağlar taşınarak birbirine tek çarpışla çarpıştırıldığı zaman, işte o gün o olay gerçekleşmiş (olacak)tır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when the trumpet shall sound one blast
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَٰحِدَةً
69:14
And the earth is moved, and its mountains, and they are crushed to powder at one stroke,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sûr’a tek bir kez üflendiği, yer ve dağlar taşınarak birbirine tek çarpışla çarpıştırıldığı zaman, işte o gün o olay gerçekleşmiş (olacak)tır. Hâkka 69:13-15
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the earth with the mountains shall be lifted up and crushed with one crash,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
69:15
On that Day shall the (Great) Event come to pass.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte o gün olacak olur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sûr’a tek bir kez üflendiği, yer ve dağlar taşınarak birbirine tek çarpışla çarpıştırıldığı zaman, işte o gün o olay gerçekleşmiş (olacak)tır. Hâkka 69:13-15
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then, on that day will the Event befall.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ
69:16
And the sky will be rent asunder, for it will that Day be flimsy,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün gök yarılmış, sarkmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gök yarılacak ve o gün direncini kaybedecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the heaven will split asunder, for that day it will be frail.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَـٰنِيَةٌ
69:17
And the angels will be on its sides, and eight will, that Day, bear the Throne of thy Lord above them.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Melek(ler) onun (göğün) etrafında olacaktır. O gün, Rabbinin arşını onların da üzerlerinde sekiz (melek) taşıyacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the angels will be on the sides thereof, and eight will uphold the Throne of thy Lord that day, above them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌ
69:18
That Day shall ye be brought to Judgment: not an act of yours that ye hide will be hidden.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün, (Allah’a) sunulacaksınız; size ait hiçbir sır gizli kalmayacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On that day ye will be exposed; not a secret of you will be hidden.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَـٰبِيَهْ
69:19
Then he that will be given his Record in his right hand will say: "Ah here! Read ye my Record!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı.."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kitabı kendisine sağından verilen kişiye gelince, o şöyle diyecektir: “Alın, işte kitabımı (amel defterimi) okuyun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then, as for him who is given his record in his right hand, he will say: Take, read my book!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَـٰقٍ حِسَابِيَهْ
69:20
"I did really understand that my Account would (One Day) reach me!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğrusu ben hesabımla karşılaşacağıma inanmıştım.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Surely I knew that I should have to meet my reckoning.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
فَهُوَ فِى عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ
69:21
And he will be in a life of Bliss,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Artık o hoşnut bir hayattadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Artık o (kişi), meyveleri sarkmış hâlde olan yüksek bir cennette memnun olacağı bir hayat içinde olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then he will be in blissful state
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ
69:22
In a Garden on high,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yüksek bir cennettedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Artık o (kişi), meyveleri sarkmış hâlde olan yüksek bir cennette memnun olacağı bir hayat içinde olacaktır. Hâkka 69:21-23
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In a high garden
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ
69:23
The Fruits whereof (will hang in bunches) low and near.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ki o cennetin meyveleri sarkmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Artık o (kişi), meyveleri sarkmış hâlde olan yüksek bir cennette memnun olacağı bir hayat içinde olacaktır. Hâkka 69:21-23
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Whereof the clusters are in easy reach.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ
69:24
"Eat ye and drink ye, with full satisfaction; because of the (good) that ye sent before you, in the days that are gone!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Cennetliklere şöyle seslenilecektir:) “Geçmiş günlerde işlediklerinize karşılık afiyetle yiyin, için!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it will be said unto those therein): Eat and drink at ease for that which ye sent on before you in past days.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَـٰبِيَهْ
69:25
And he that will be given his Record in his left hand, will say: "Ah! Would that my Record had not been given to me!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kitabı kendisine solundan verilene gelince, (o kişi) şöyle diyecektir: “Ah, keşke, bana kitabım (amel defterim) verilmeseydi!"
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But as for him who is given his record in his left hand, he will say: Oh, would that I had not been given my book
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ
69:26
"And that I had never realised how my account (stood)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
"Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim!"
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And knew not what my reckoning!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
يَـٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ
69:27
"Ah! Would that (Death) had made an end of me!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
"Ah, keşke, onunla (ölümümle) her iş bitseydi!"
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Oh, would that it had been death!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
مَآ أَغْنَىٰ عَنِّى مَالِيَهْ ۜ
69:28
"Of no profit to me has been my wealth!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Malım bana hiç fayda vermedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
"Malım bana yarar sağlamadı."
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
My wealth hath not availed me,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
هَلَكَ عَنِّى سُلْطَـٰنِيَهْ
69:29
"My power has perished from me!"...
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gücüm de benden yok olup gitti."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
"Saltanatım da benden yok olup gitti.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
My power hath gone from me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ
69:30
(The stern command will say): "Seize ye him, and bind ye him,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah, meleklerine şöyle diyecektir): “Onu yakalayın ve bağlayın!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(It will be said): Take him and fetter him
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
ثُمَّ ٱلْجَحِيمَ صَلُّوهُ
69:31
"And burn ye him in the Blazing Fire.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sonra cehenneme atın onu."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra onu alevli ateşe yaslayın!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And then expose him to hell-fire
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَٱسْلُكُوهُ
69:32
"Further, make him march in a chain, whereof the length is seventy cubits!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra (onu) yetmiş 'arşın' uzunluğunda bir zincirle oraya sokun!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And then insert him in a chain whereof the length is seventy cubits.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ
69:33
"This was he that would not believe in Allah Most High.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki o, yüce Allah’a iman etmiyordu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! He used not to believe in Allah the Tremendous,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ
69:34
"And would not encourage the feeding of the indigent!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksula yedirmeye teşvik etmiyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksulu doyurmaya da teşvik etmiyordu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And urged not on the feeding of the wretched.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
فَلَيْسَ لَهُ ٱلْيَوْمَ هَـٰهُنَا حَمِيمٌ
69:35
"So no friend hath he here this Day.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bugün burada onun sıcak bir dostu yoktur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor hath he no lover here this day,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ
69:36
"Nor hath he any food except the corruption from the washing of wounds,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir irinden başka yiyecek de yok.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Sürekli) hata yapanlardan başkasının yemeyeceği irinden başka hiçbir yiyecek de yoktur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nor any food save filth
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
لَّا يَأْكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلْخَـٰطِـُٔونَ
69:37
"Which none do eat but those in sin."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu günahkârlardan başkası yemez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Sürekli) hata yapanlardan başkasının yemeyeceği irinden başka hiçbir yiyecek de yoktur. Hâkka 69:36-37
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Which none but sinners eat.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
فَلَآ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ
69:38
So I do call to witness what ye see,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun gördüklerinize,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hayır!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But nay! I swear by all that ye see
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
وَمَا لَا تُبْصِرُونَ
69:39
And what ye see not,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve görmediklerinize..
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hayır! Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki Hâkka 69:38-39
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And all that ye see not
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
69:40
That this is verily the word of an honoured messenger;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kuşkusuz Kur'ân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki o (Kur’an), değerli bir elçinin (Cebrail’in ulaştırdığı) sözüdür.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That it is indeed the speech of an illustrious messenger.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ ۚ قَلِيلًا مَّا تُؤْمِنُونَ
69:41
It is not the word of a poet: little it is ye believe!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O, asla bir şairin sözü değildir. Ne kadar da azınız iman ediyor!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It is not poet's speech - little is it that ye believe!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ ۚ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ
69:42
Nor is it the word of a soothsayer: little admonition it is ye receive.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O, asla bir kâhinin sözü de değildir. Ne kadar da azınız (gerçeği) hatırlıyor!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nor diviner's speech - little is it that ye remember!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
69:43
(This is) a Message sent down from the Lord of the Worlds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Âlemlerin Rabbinden indir(il)medir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It is a revelation from the Lord of the Worlds.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ
69:44
And if the messenger were to invent any sayings in Our name,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(O elçi) bize (atfen)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if he had invented false sayings concerning Us,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِٱلْيَمِينِ
69:45
We should certainly seize him by his right hand,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bu nedenle elbette (onu önce) güçlü bir şekilde yakalardık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We assuredly had taken him by the right hand
M. Pickthall · EN · public-domain
- 46
ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ
69:46
And We should certainly then cut off the artery of his heart:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra da onun şah damarını keser atardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra da bu nedenle can damarını elbette keserdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And then severed his life-artery,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 47
فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَـٰجِزِينَ
69:47
Nor could any of you withhold him (from Our wrath).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hiçbiriniz buna engel de olamazdınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And not one of you could have held Us off from him.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 48
وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ
69:48
But verily this is a Message for the Allah-fearing.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki o (Kur’an), muttakîler (duyarlı olanlar) için bir hatırlatmadır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! it is a warrant unto those who ward off (evil).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 49
وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ
69:49
And We certainly know that there are amongst you those that reject (it).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki içinizde (onu) yalanlayanların olduğunu bilmekteyiz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! We know that some among you will deny (it).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 50
وَإِنَّهُۥ لَحَسْرَةٌ عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ
69:50
But truly (Revelation) is a cause of sorrow for the Unbelievers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kuşkusuz bu Kur'ân kafirler için bir pişmanlık vesilesidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki o (Kur’an), kâfirler için bir pişmanlık (sebebi)dir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! it is indeed an anguish for the disbelievers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 51
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلْيَقِينِ
69:51
But verily it is Truth of assured certainty.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki o (Kur’an), gerçeğin ta kendisidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! it is absolute truth.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 52
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
69:52
So glorify the name of thy Lord Most High.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So glorify the name of thy Tremendous Lord.
M. Pickthall · EN · public-domain
مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)