كل السور

51.الذاريات

الذاريات

مكية · 60 آية

  1. 1

    وَٱلذَّٰرِيَـٰتِ ذَرْوًا

    51:1

    By the (Winds) that scatter broadcast;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O tozdurup savuranlara,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun: Esip savuranlara,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    By those that winnow with a winnowing

    M. Pickthall · EN · public-domain

  2. 2

    فَٱلْحَـٰمِلَـٰتِ وِقْرًا

    51:2

    And those that lift and bear away heavy weights;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Derken bir ağırlık taşıyanlara,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ağır yükü (vahyi)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those that bear the burden (of the rain)

    M. Pickthall · EN · public-domain

  3. 3

    فَٱلْجَـٰرِيَـٰتِ يُسْرًا

    51:3

    And those that flow with ease and gentleness;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Derken bir kolaylıkla akanlara,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kolayca süzülenlere,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those that glide with ease (upon the sea)

    M. Pickthall · EN · public-domain

  4. 4

    فَٱلْمُقَسِّمَـٰتِ أَمْرًا

    51:4

    And those that distribute and apportion by Command;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Derken bir emir taksim edenlere andolsun ki,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşi ayıranlara ki

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those who distribute (blessings) by command,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  5. 5

    إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ

    51:5

    Verily that which ye are promised is true;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O size vaad edilen elbette doğrudur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Size vadedilenler elbette doğrudur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! that wherewith ye are threatened is indeed true,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  6. 6

    وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٌ

    51:6

    And verily Judgment and Justice must indeed come to pass.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ceza ve hesap günü şüphesiz olacaktır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hesap da mutlaka gerçekleşecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! the judgment will indeed befall.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  7. 7

    وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ

    51:7

    By the Sky with (its) numerous Paths,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yollara sahip göğe andolsun ki,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yörüngeleri bulunan göğe yemin olsun ki

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    By the heaven full of paths,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  8. 8

    إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍ مُّخْتَلِفٍ

    51:8

    Truly ye are in a doctrine discordant,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Siz elbette çelişkili sözler içindesiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz siz çelişkili söz(ler) içindesiniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! ye, forsooth, are of various opinion (concerning the truth).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  9. 9

    يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ

    51:9

    Through which are deluded (away from the Truth) such as would be deluded.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ondan çevrilen (imana) çevrilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ondan (Kur’an’dan) savrulan kişi (kendi aleyhine) savrulmuş olur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He is made to turn away from it who is (himself) averse.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  10. 10

    قُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ

    51:10

    Woe to the falsehood-mongers,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kahrolsun (o fikir adına) kendi tahminlerini ileri sürenler!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kahrolsun o koyu yalancılar!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Accursed be the conjecturers

    M. Pickthall · EN · public-domain

  11. 11

    ٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍ سَاهُونَ

    51:11

    Those who (flounder) heedless in a flood of confusion:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar bir sarhoşluk ve cehalet içinde şuursuzdurlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar, koyu bir şaşkınlıkta ne yaptığını bilmeyenlerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who are careless in an abyss!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  12. 12

    يَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ

    51:12

    They ask, "When will be the Day of Judgment and Justice?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar: "Hesap ve ceza günü ne zaman?" diye soruyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hesap gününün ne zaman olduğunu soruyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They ask: When is the Day of Judgment?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  13. 13

    يَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ

    51:13

    (It will be) a Day when they will be tried (and tested) over the Fire!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O gün onlar, ateş üzerinde arındırılacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (It is) the day when they will be tormented at the Fire,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  14. 14

    ذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَـٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ

    51:14

    "Taste ye your trial! This is what ye used to ask to be hastened!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara: "Tadın inkarınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur!" denecektir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlara) “İmtihanınızı(n sonucunu) tadın! Acele gelmesini istediğiniz şey işte budur!” (denecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (And it will be said unto them): Taste your torment (which ye inflicted). This is what ye sought to hasten.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  15. 15

    إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

    51:15

    As to the Righteous, they will be in the midst of Gardens and Springs,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar), Rablerinin kendilerine verdiği (nimetleri) alarak cennetlerde ve (su) kaynaklarında (olacaklar)dır. Şüphesiz ki onlar, bundan önce (dünyada) güzel davrananlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! those who keep from evil will dwell amid gardens and watersprings,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  16. 16

    ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ

    51:16

    Taking joy in the things which their Lord gives them, because, before then, they lived a good life.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar), Rablerinin kendilerine verdiği (nimetleri) alarak cennetlerde ve (su) kaynaklarında (olacaklar)dır. Şüphesiz ki onlar, bundan önce (dünyada) güzel davrananlardı. Zâriyât 51:15-16

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Taking that which their Lord giveth them; for lo! aforetime they were doers of good;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  17. 17

    كَانُوا۟ قَلِيلًا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ

    51:17

    They were in the habit of sleeping but little by night,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar geceleyin pek az uyurlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Geceleri az uyurlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They used to sleep but little of the night,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  18. 18

    وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

    51:18

    And in the hour of early dawn, they (were found) praying for Forgiveness;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar seher vakitlerinde Allah'tan bağışlanma dilerlerdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Seher vakitlerinde de bağışlanma dilerler(di).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And ere the dawning of each day would seek forgiveness,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  19. 19

    وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ

    51:19

    And in their wealth and possessions (was remembered) the right of the (needy,) him who asked, and him who (for some reason) was prevented (from asking).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Mallarında açıktan isteyen ve açıktan isteyemeyen kişiler için hak vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And in their wealth the beggar and the outcast had due share.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  20. 20

    وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَـٰتٌ لِّلْمُوقِنِينَ

    51:20

    On the earth are signs for those of assured Faith,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kesin olarak inananlar için yerde de deliller vardır, kendinizde de. Görmüyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And in the earth are portents for those whose faith is sure.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  21. 21

    وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ

    51:21

    As also in your own selves: Will ye not then see?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kesin olarak inananlar için yerde de deliller vardır, kendinizde de. Görmüyor musunuz? Zâriyât 51:20-21

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (also) in yourselves. Can ye then not see?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  22. 22

    وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ

    51:22

    And in heaven is your Sustenance, as (also) that which ye are promised.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sizin rızkınız da size vaad edilen sevap ve ceza da göktedir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Gökte de rızkınız ve size vadedilenler vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And in the heaven is your providence and that which ye are promised;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  23. 23

    فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ

    51:23

    Then, by the Lord of heaven and earth, this is the very Truth, as much as the fact that ye can speak intelligently to each other.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gök ve yerin Rabbine andolsun ki size edilen o vaad, herhalde haktır. O tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun: Bu (vadedilen gün) konuşmanız gibi gerçektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And by the Lord of the heavens and the earth, it is the truth, even as (it is true) that ye speak.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  24. 24

    هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ

    51:24

    Has the story reached thee, of the honoured guests of Abraham?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey Muhammed! İbrahim'in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İbrahim’in ağırlanan misafirlerinin (meleklerin) haberi sana geldi, (değil) mi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Hath the story of Abraham's honoured guests reached thee (O Muhammad)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  25. 25

    إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَـٰمًا ۖ قَالَ سَلَـٰمٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ

    51:25

    Behold, they entered his presence, and said: "Peace!" He said, "Peace!" (and thought, "These seem) unusual people."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hani onlar İbrahim'in huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş, ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hani onlar (İbrahim’in) yanına girmiş ve “Selam!” demişlerdi. (İbrahim de) “Selam!” demiş, “(Bunlar) yabancı bir topluluk!” (diye içinden geçirmişti).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When they came in unto him and said: Peace! he answered, Peace! (and thought): Folk unknown (to me).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  26. 26

    فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ

    51:26

    Then he turned quickly to his household, brought out a fatted calf,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hemen ailesinin yanına giderek besili bir dana (eti) getirmiş, onu onlara yaklaştırıp “Yemez misiniz?” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then he went apart unto his housefolk so that they brought a fatted calf;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  27. 27

    فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

    51:27

    And placed it before them.. he said, "Will ye not eat?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onu önlerine sürerek: "Yemez misiniz?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hemen ailesinin yanına giderek besili bir dana (eti) getirmiş, onu onlara yaklaştırıp “Yemez misiniz?” demişti. Zâriyât 51:26-27

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And he set it before them, saying: Will ye not eat?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  28. 28

    فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَـٰمٍ عَلِيمٍ

    51:28

    (When they did not eat), He conceived a fear of them. They said, "Fear not," and they gave him glad tidings of a son endowed with knowledge.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yemediklerini görünce onlardan içine bir korku düştü. Onlar İbrahim'e: "Korkma!" dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Yemediklerini görünce) onlardan korkmaya başlamıştı. (Melekler) “Korkma!” demiş ve ona bilen bir erkek çocuğu müjdelemişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then he conceived a fear of them. They said: Fear not! and gave him tidings of (the birth of) a wise son.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  29. 29

    فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ

    51:29

    But his wife came forward (laughing) aloud: she smote her forehead and said: "A barren old woman!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hanımı, çığlık atarak (meleklere) yönelmiş ve (elini) yüzüne vurarak “Ben kısır bir kocakarıyım!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then his wife came forward, making moan, and smote her face, and cried: A barren old woman!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  30. 30

    قَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ

    51:30

    They said, "Even so has thy Lord spoken: and He is full of Wisdom and Knowledge."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Misafir melekler: "Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Herşeyi hakkıyla bilir." dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar (melekler ise:) “Öyle, (ama) bunu Rabbin söylemiştir. Şüphesiz ki yalnızca O, doğru hüküm verendir, bilendir.” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Even so saith thy Lord. Lo! He is the Wise, the Knower.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  31. 31

    ۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ

    51:31

    (Abraham) said: "And what, O ye Messengers, is your errand (now)?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: "Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İbrahim:) “Ey elçiler (melekler)! (Başka) ne işiniz var?” diye sormuştu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Abraham) said: And (afterward) what is your errand, O ye sent (from Allah)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  32. 32

    قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ

    51:32

    They said, "We have been sent to a people (deep) in sin;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar: "Gerçekten biz günahkâr bir kavim (olan Lût kavmine) gönderildik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar “Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma, üzerlerine çamurdan taş yağdırmak için gönderildik. (Bu taşlar), aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş(tir)!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Lo! we are sent unto a guilty folk,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  33. 33

    لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن طِينٍ

    51:33

    "To bring on, on them, (a shower of) stones of clay (brimstone),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar “Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma, üzerlerine çamurdan taş yağdırmak için gönderildik. (Bu taşlar), aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş(tir)!” demişlerdi. Zâriyât 51:32-34

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That we may send upon them stones of clay,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  34. 34

    مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ

    51:34

    "Marked as from thy Lord for those who trespass beyond bounds."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O taşlardan herbirinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir." dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar “Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma, üzerlerine çamurdan taş yağdırmak için gönderildik. (Bu taşlar), aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş(tir)!” demişlerdi. Zâriyât 51:32-34

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Marked by thy Lord for (the destruction of) the wanton.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  35. 35

    فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    51:35

    Then We evacuated those of the Believers who were there,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Biz) orada bulunan müminleri çıkarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then we brought forth such believers as were there.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  36. 36

    فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ

    51:36

    But We found not there any just (Muslim) persons except in one house:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Fakat biz orada müslümanlardan bir ev halkından başka kimseyi de bulamadık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Zaten orada müslümanlardan (olan) bir ev (halkın)dan başka (kurtarılacak) kimse bulmamıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But We found there but one house of those surrendered (to Allah).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  37. 37

    وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةً لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

    51:37

    And We left there a Sign for such as fear the Grievous Penalty.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz orada acı bir azabdan korkan kimseler için bir ibret nişanesi bıraktık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Elem verici azaptan korkanlar için orada bir delil bırakmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We left behind therein a portent for those who fear a painful doom.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  38. 38

    وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَـٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ

    51:38

    And in Moses (was another Sign): Behold, We sent him to Pharaoh, with authority manifest.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa'nın kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Musa’da da (dersler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun’a göndermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And in Moses (too, there is a portent) when We sent him unto Pharaoh with clear warrant,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  39. 39

    فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَـٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

    51:39

    But (Pharaoh) turned back with his Chiefs, and said, "A sorcerer, or one possessed!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında: "Bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir." demişti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Firavun), ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, “O bir büyücüdür veya bir cinlenmiştir!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But he withdrew (confiding) in his might, and said: A wizard or a madman.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  40. 40

    فَأَخَذْنَـٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَـٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ

    51:40

    So We took him and his forces, and threw them into the sea; and his was the blame.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nihayet biz onu ve ordularını yakalayıp hepsini denize attık. Firavun ise o sırada (inadından dolayı pişmanlık duyarak) kendi kendini kınıyordu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onu da ordularını da yakalayıp denizde boğmuştuk; bu sırada kendini kınayıp duruyordu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So We seized him and his hosts and flung them in the sea, for he was reprobate.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  41. 41

    وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ

    51:41

    And in the 'Ad (people) (was another Sign): Behold, We sent against them the devastating Wind:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Âd kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani biz onların üzerine köklerini kesecek bir rüzgar göndermiştik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Âd (kavmin)de de (dersler vardır). Hani onlara kasıp kavuran rüzgârı göndermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And in (the tribe of) A'ad (there is a portent) when we sent the fatal wind against them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  42. 42

    مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ

    51:42

    It left nothing whatever that it came up against, but reduced it to ruin and rottenness.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O rüzgar üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi dağıtıyordu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (O kasırga) geçtiği yerde hiçbir şey bırakmamış, her şeyi kül edip savurmuştu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    It spared naught that it reached, but made it (all) as dust.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  43. 43

    وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍ

    51:43

    And in the Thamud (was another Sign): Behold, they were told, "Enjoy (your brief day) for a little while!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Semud kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani onlara: "Belirli bir süreye kadar dünyadan yararalanıp, geçinin!" denmişti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Semûd (kavmin)de de (dersler vardır). Hani onlara “Bir süreye kadar yararlanın (yaşayın)!” denmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And in (the tribe of) Thamud (there is a portent) when it was told them: Take your ease awhile.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  44. 44

    فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّـٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ

    51:44

    But they insolently defied the Command of their Lord: So the stunning noise (of an earthquake) seized them, even while they were looking on.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlarsa Rablerinin emrine karşı büyüklük tasladılar. Bunun üzerine kendilerini, bakıp dururlarken yıldırım yakalayıp, çarptı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rablerinin emrine karşı gelmişlerdi. Bu yüzden, bakarlarken onları yıldırım çarpmıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But they rebelled against their Lord's decree, and so the thunderbolt overtook them even while they gazed;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  45. 45

    فَمَا ٱسْتَطَـٰعُوا۟ مِن قِيَامٍ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ

    51:45

    Then they could not even stand (on their feet), nor could they help themselves.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Artık onlar, ne kendi kendilerine ayağa kalkabildiler, ne de yardım gördüler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they were unable to rise up, nor could they help themselves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  46. 46

    وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَـٰسِقِينَ

    51:46

    So were the People of Noah before them for they wickedly transgressed.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Daha önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir kavimdiler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Daha önce de Nuh kavmini (helak etmiştik). Şüphesiz ki onlar, yoldan çıkmış bir toplumdular.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the folk of Noah aforetime. Lo! they were licentious folk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  47. 47

    وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَـٰهَا بِأَيْي۟دٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

    51:47

    With power and skill did We construct the Firmament: for it is We Who create the vastness of space.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Göğü güçlü bir şekilde biz bina ettik (yükselttik) ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We have built the heaven with might, and We it is Who make the vast extent (thereof).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  48. 48

    وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَـٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَـٰهِدُونَ

    51:48

    And We have spread out the (spacious) earth: How excellently We do spread out!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yeri de biz döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the earth have We laid out, how gracious is the Spreader (thereof)!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  49. 49

    وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

    51:49

    And of every thing We have created pairs: That ye may receive instruction.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz herşeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Her şeyden iki çift yarattık ki (gerçeği) hatırlayasınız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And all things We have created by pairs, that haply ye may reflect.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  50. 50

    فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

    51:50

    Hasten ye then (at once) to Allah: I am from Him a Warner to you, clear and open!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey Muhammed! de ki: "Öyleyse Allah'a koşun, gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’a koşun! Şüphesiz ki ben size O’ndan (gelmiş) apaçık bir uyarıcıyım.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor flee unto Allah; lo! I am a plain warner unto you from him.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  51. 51

    وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

    51:51

    And make not another an object of worship with Allah: I am from Him a Warner to you, clear and open!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah'la beraber başka bir tanrı uydurmayın (O'na ortak koşmayın). Gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah ile birlikte başka bir ilah edinmeyin! Şüphesiz ki ben size O’ndan (gelmiş) apaçık bir uyarıcıyım.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And set not any other god along with Allah; lo! I am a plain warner unto you from Him.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  52. 52

    كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

    51:52

    Similarly, no messenger came to the Peoples before them, but they said (of him) in like manner, "A sorcerer, or one possessed"!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Böylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka: "Bir sihirbazdır veya bir delidir." dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Böylece onlardan öncekilere herhangi bir elçi geldiğinde elbette “O bir büyücüdür veya cinlenmiştir!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Even so there came no messenger unto those before them but they said: A wizard or a madman!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  53. 53

    أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

    51:53

    Is this the legacy they have transmitted, one to another? Nay, they are themselves a people transgressing beyond bounds!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar birbirlerine bunu mu tavsiye ettiler? Hayır onlar azgın bir kavimdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bunu birbirlerine vasiyet mi ettiler! Doğrusu onlar, azgın bir topluluktur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have they handed down (the saying) as an heirloom one unto another? Nay, but they are froward folk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  54. 54

    فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍ

    51:54

    So turn away from them: not thine is the blame.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey Muhammed! Sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlardan yüz çevir! Sen asla kınanacak değilsin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So withdraw from them (O Muhammad), for thou art in no wise blameworthy,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  55. 55

    وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    51:55

    But teach (thy Message) for teaching benefits the Believers.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sen (gerçeği) hatırlat! Şüphesiz ki hatırlatmak müminlere yarar sağlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And warn, for warning profiteth believers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  56. 56

    وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

    51:56

    I have only created Jinns and men, that they may serve Me.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ben cinleri ve insanları, sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    I created the jinn and humankind only that they might worship Me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  57. 57

    مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ

    51:57

    No Sustenance do I require of them, nor do I require that they should feed Me.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ben onlardan hiçbir rızık istemiyorum; beni doyurmalarını da istemiyorum.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    I seek no livelihood from them, nor do I ask that they should feed Me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  58. 58

    إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ

    51:58

    For Allah is He Who gives (all) Sustenance,- Lord of Power,- Steadfast (for ever).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz ki, rızık veren O sağlam kuvvet sahibi olan Allah'tır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki yalnızca Allah gerçek rızık verendir, kuvvet sahibidir, güçlüdür.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! Allah! He it is that giveth livelihood, the Lord of unbreakable might.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  59. 59

    فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَـٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ

    51:59

    For the Wrong-doers, their portion is like unto the portion of their fellows (of earlier generations): then let them not ask Me to hasten (that portion)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphsiz ki, zulmedenlerin geçmiş arkadaşlarının payı gibi, dolgun bir azab payı vardır. Ama şimdi onu acele istemesinler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki (zalimlerin) arkadaşlarının payı gibi haksızlık edenlerin de (azaptan) payı vardır. (Azabı) benden acele istemesinler!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! for those who (now) do wrong there is an evil day like unto the evil day (which came for) their likes (of old); so let them not ask Me to hasten on (that day).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  60. 60

    فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ

    51:60

    Woe, then, to the Unbelievers, on account of that Day of theirs which they have been promised!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendilerine vaad edilen günlerinde uğrayacakaları azabdan dolayı vay inkâr edenlerin haline!.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendilerine vadedilen günlerinden dolayı kâfir olanların vay hâllerine!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And woe unto those who disbelieve, from (that) their day which they are promised.

    M. Pickthall · EN · public-domain

مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)