51.الذاريات
الذارياتمكية · 60 آية
- 1
وَٱلذَّٰرِيَـٰتِ ذَرْوًا
51:1
By the (Winds) that scatter broadcast;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O tozdurup savuranlara,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun: Esip savuranlara,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By those that winnow with a winnowing
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
فَٱلْحَـٰمِلَـٰتِ وِقْرًا
51:2
And those that lift and bear away heavy weights;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Derken bir ağırlık taşıyanlara,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ağır yükü (vahyi)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those that bear the burden (of the rain)
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
فَٱلْجَـٰرِيَـٰتِ يُسْرًا
51:3
And those that flow with ease and gentleness;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Derken bir kolaylıkla akanlara,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kolayca süzülenlere,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those that glide with ease (upon the sea)
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
فَٱلْمُقَسِّمَـٰتِ أَمْرًا
51:4
And those that distribute and apportion by Command;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Derken bir emir taksim edenlere andolsun ki,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşi ayıranlara ki
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those who distribute (blessings) by command,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ
51:5
Verily that which ye are promised is true;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O size vaad edilen elbette doğrudur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Size vadedilenler elbette doğrudur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! that wherewith ye are threatened is indeed true,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٌ
51:6
And verily Judgment and Justice must indeed come to pass.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ceza ve hesap günü şüphesiz olacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hesap da mutlaka gerçekleşecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! the judgment will indeed befall.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ
51:7
By the Sky with (its) numerous Paths,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yollara sahip göğe andolsun ki,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yörüngeleri bulunan göğe yemin olsun ki
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By the heaven full of paths,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍ مُّخْتَلِفٍ
51:8
Truly ye are in a doctrine discordant,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Siz elbette çelişkili sözler içindesiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz siz çelişkili söz(ler) içindesiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! ye, forsooth, are of various opinion (concerning the truth).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ
51:9
Through which are deluded (away from the Truth) such as would be deluded.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ondan çevrilen (imana) çevrilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ondan (Kur’an’dan) savrulan kişi (kendi aleyhine) savrulmuş olur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He is made to turn away from it who is (himself) averse.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
قُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ
51:10
Woe to the falsehood-mongers,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kahrolsun (o fikir adına) kendi tahminlerini ileri sürenler!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kahrolsun o koyu yalancılar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Accursed be the conjecturers
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
ٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍ سَاهُونَ
51:11
Those who (flounder) heedless in a flood of confusion:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar bir sarhoşluk ve cehalet içinde şuursuzdurlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar, koyu bir şaşkınlıkta ne yaptığını bilmeyenlerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who are careless in an abyss!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
يَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ
51:12
They ask, "When will be the Day of Judgment and Justice?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar: "Hesap ve ceza günü ne zaman?" diye soruyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hesap gününün ne zaman olduğunu soruyorlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They ask: When is the Day of Judgment?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
يَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ
51:13
(It will be) a Day when they will be tried (and tested) over the Fire!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün onlar, ateş üzerinde arındırılacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(It is) the day when they will be tormented at the Fire,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
ذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَـٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ
51:14
"Taste ye your trial! This is what ye used to ask to be hastened!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara: "Tadın inkarınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur!" denecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onlara) “İmtihanınızı(n sonucunu) tadın! Acele gelmesini istediğiniz şey işte budur!” (denecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it will be said unto them): Taste your torment (which ye inflicted). This is what ye sought to hasten.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ
51:15
As to the Righteous, they will be in the midst of Gardens and Springs,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar), Rablerinin kendilerine verdiği (nimetleri) alarak cennetlerde ve (su) kaynaklarında (olacaklar)dır. Şüphesiz ki onlar, bundan önce (dünyada) güzel davrananlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! those who keep from evil will dwell amid gardens and watersprings,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ
51:16
Taking joy in the things which their Lord gives them, because, before then, they lived a good life.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar), Rablerinin kendilerine verdiği (nimetleri) alarak cennetlerde ve (su) kaynaklarında (olacaklar)dır. Şüphesiz ki onlar, bundan önce (dünyada) güzel davrananlardı. Zâriyât 51:15-16
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Taking that which their Lord giveth them; for lo! aforetime they were doers of good;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
كَانُوا۟ قَلِيلًا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ
51:17
They were in the habit of sleeping but little by night,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar geceleyin pek az uyurlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Geceleri az uyurlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They used to sleep but little of the night,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
51:18
And in the hour of early dawn, they (were found) praying for Forgiveness;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar seher vakitlerinde Allah'tan bağışlanma dilerlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Seher vakitlerinde de bağışlanma dilerler(di).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And ere the dawning of each day would seek forgiveness,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
51:19
And in their wealth and possessions (was remembered) the right of the (needy,) him who asked, and him who (for some reason) was prevented (from asking).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Mallarında açıktan isteyen ve açıktan isteyemeyen kişiler için hak vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in their wealth the beggar and the outcast had due share.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَـٰتٌ لِّلْمُوقِنِينَ
51:20
On the earth are signs for those of assured Faith,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kesin olarak inananlar için yerde de deliller vardır, kendinizde de. Görmüyor musunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in the earth are portents for those whose faith is sure.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
51:21
As also in your own selves: Will ye not then see?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kesin olarak inananlar için yerde de deliller vardır, kendinizde de. Görmüyor musunuz? Zâriyât 51:20-21
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (also) in yourselves. Can ye then not see?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ
51:22
And in heaven is your Sustenance, as (also) that which ye are promised.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sizin rızkınız da size vaad edilen sevap ve ceza da göktedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gökte de rızkınız ve size vadedilenler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in the heaven is your providence and that which ye are promised;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ
51:23
Then, by the Lord of heaven and earth, this is the very Truth, as much as the fact that ye can speak intelligently to each other.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gök ve yerin Rabbine andolsun ki size edilen o vaad, herhalde haktır. O tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun: Bu (vadedilen gün) konuşmanız gibi gerçektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And by the Lord of the heavens and the earth, it is the truth, even as (it is true) that ye speak.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ
51:24
Has the story reached thee, of the honoured guests of Abraham?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! İbrahim'in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İbrahim’in ağırlanan misafirlerinin (meleklerin) haberi sana geldi, (değil) mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hath the story of Abraham's honoured guests reached thee (O Muhammad)?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَـٰمًا ۖ قَالَ سَلَـٰمٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ
51:25
Behold, they entered his presence, and said: "Peace!" He said, "Peace!" (and thought, "These seem) unusual people."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani onlar İbrahim'in huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş, ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani onlar (İbrahim’in) yanına girmiş ve “Selam!” demişlerdi. (İbrahim de) “Selam!” demiş, “(Bunlar) yabancı bir topluluk!” (diye içinden geçirmişti).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When they came in unto him and said: Peace! he answered, Peace! (and thought): Folk unknown (to me).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ
51:26
Then he turned quickly to his household, brought out a fatted calf,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hemen ailesinin yanına giderek besili bir dana (eti) getirmiş, onu onlara yaklaştırıp “Yemez misiniz?” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then he went apart unto his housefolk so that they brought a fatted calf;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
51:27
And placed it before them.. he said, "Will ye not eat?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu önlerine sürerek: "Yemez misiniz?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hemen ailesinin yanına giderek besili bir dana (eti) getirmiş, onu onlara yaklaştırıp “Yemez misiniz?” demişti. Zâriyât 51:26-27
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he set it before them, saying: Will ye not eat?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَـٰمٍ عَلِيمٍ
51:28
(When they did not eat), He conceived a fear of them. They said, "Fear not," and they gave him glad tidings of a son endowed with knowledge.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yemediklerini görünce onlardan içine bir korku düştü. Onlar İbrahim'e: "Korkma!" dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Yemediklerini görünce) onlardan korkmaya başlamıştı. (Melekler) “Korkma!” demiş ve ona bilen bir erkek çocuğu müjdelemişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then he conceived a fear of them. They said: Fear not! and gave him tidings of (the birth of) a wise son.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ
51:29
But his wife came forward (laughing) aloud: she smote her forehead and said: "A barren old woman!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hanımı, çığlık atarak (meleklere) yönelmiş ve (elini) yüzüne vurarak “Ben kısır bir kocakarıyım!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then his wife came forward, making moan, and smote her face, and cried: A barren old woman!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
قَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ
51:30
They said, "Even so has thy Lord spoken: and He is full of Wisdom and Knowledge."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Misafir melekler: "Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Herşeyi hakkıyla bilir." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar (melekler ise:) “Öyle, (ama) bunu Rabbin söylemiştir. Şüphesiz ki yalnızca O, doğru hüküm verendir, bilendir.” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: Even so saith thy Lord. Lo! He is the Wise, the Knower.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
51:31
(Abraham) said: "And what, O ye Messengers, is your errand (now)?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: "Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İbrahim:) “Ey elçiler (melekler)! (Başka) ne işiniz var?” diye sormuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Abraham) said: And (afterward) what is your errand, O ye sent (from Allah)?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ
51:32
They said, "We have been sent to a people (deep) in sin;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar: "Gerçekten biz günahkâr bir kavim (olan Lût kavmine) gönderildik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar “Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma, üzerlerine çamurdan taş yağdırmak için gönderildik. (Bu taşlar), aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş(tir)!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: Lo! we are sent unto a guilty folk,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن طِينٍ
51:33
"To bring on, on them, (a shower of) stones of clay (brimstone),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar “Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma, üzerlerine çamurdan taş yağdırmak için gönderildik. (Bu taşlar), aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş(tir)!” demişlerdi. Zâriyât 51:32-34
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That we may send upon them stones of clay,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ
51:34
"Marked as from thy Lord for those who trespass beyond bounds."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O taşlardan herbirinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar “Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma, üzerlerine çamurdan taş yağdırmak için gönderildik. (Bu taşlar), aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş(tir)!” demişlerdi. Zâriyât 51:32-34
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Marked by thy Lord for (the destruction of) the wanton.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
51:35
Then We evacuated those of the Believers who were there,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Biz) orada bulunan müminleri çıkarmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then we brought forth such believers as were there.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ
51:36
But We found not there any just (Muslim) persons except in one house:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat biz orada müslümanlardan bir ev halkından başka kimseyi de bulamadık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Zaten orada müslümanlardan (olan) bir ev (halkın)dan başka (kurtarılacak) kimse bulmamıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But We found there but one house of those surrendered (to Allah).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةً لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
51:37
And We left there a Sign for such as fear the Grievous Penalty.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz orada acı bir azabdan korkan kimseler için bir ibret nişanesi bıraktık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Elem verici azaptan korkanlar için orada bir delil bırakmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We left behind therein a portent for those who fear a painful doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَـٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ
51:38
And in Moses (was another Sign): Behold, We sent him to Pharaoh, with authority manifest.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa'nın kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Musa’da da (dersler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun’a göndermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in Moses (too, there is a portent) when We sent him unto Pharaoh with clear warrant,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَـٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
51:39
But (Pharaoh) turned back with his Chiefs, and said, "A sorcerer, or one possessed!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında: "Bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir." demişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Firavun), ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, “O bir büyücüdür veya bir cinlenmiştir!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But he withdrew (confiding) in his might, and said: A wizard or a madman.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
فَأَخَذْنَـٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَـٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ
51:40
So We took him and his forces, and threw them into the sea; and his was the blame.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nihayet biz onu ve ordularını yakalayıp hepsini denize attık. Firavun ise o sırada (inadından dolayı pişmanlık duyarak) kendi kendini kınıyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onu da ordularını da yakalayıp denizde boğmuştuk; bu sırada kendini kınayıp duruyordu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So We seized him and his hosts and flung them in the sea, for he was reprobate.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ
51:41
And in the 'Ad (people) (was another Sign): Behold, We sent against them the devastating Wind:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Âd kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani biz onların üzerine köklerini kesecek bir rüzgar göndermiştik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Âd (kavmin)de de (dersler vardır). Hani onlara kasıp kavuran rüzgârı göndermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in (the tribe of) A'ad (there is a portent) when we sent the fatal wind against them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ
51:42
It left nothing whatever that it came up against, but reduced it to ruin and rottenness.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O rüzgar üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi dağıtıyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(O kasırga) geçtiği yerde hiçbir şey bırakmamış, her şeyi kül edip savurmuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It spared naught that it reached, but made it (all) as dust.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍ
51:43
And in the Thamud (was another Sign): Behold, they were told, "Enjoy (your brief day) for a little while!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Semud kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani onlara: "Belirli bir süreye kadar dünyadan yararalanıp, geçinin!" denmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Semûd (kavmin)de de (dersler vardır). Hani onlara “Bir süreye kadar yararlanın (yaşayın)!” denmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in (the tribe of) Thamud (there is a portent) when it was told them: Take your ease awhile.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّـٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ
51:44
But they insolently defied the Command of their Lord: So the stunning noise (of an earthquake) seized them, even while they were looking on.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlarsa Rablerinin emrine karşı büyüklük tasladılar. Bunun üzerine kendilerini, bakıp dururlarken yıldırım yakalayıp, çarptı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rablerinin emrine karşı gelmişlerdi. Bu yüzden, bakarlarken onları yıldırım çarpmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But they rebelled against their Lord's decree, and so the thunderbolt overtook them even while they gazed;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
فَمَا ٱسْتَطَـٰعُوا۟ مِن قِيَامٍ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ
51:45
Then they could not even stand (on their feet), nor could they help themselves.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Artık onlar, ne kendi kendilerine ayağa kalkabildiler, ne de yardım gördüler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they were unable to rise up, nor could they help themselves.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 46
وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَـٰسِقِينَ
51:46
So were the People of Noah before them for they wickedly transgressed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Daha önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir kavimdiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Daha önce de Nuh kavmini (helak etmiştik). Şüphesiz ki onlar, yoldan çıkmış bir toplumdular.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the folk of Noah aforetime. Lo! they were licentious folk.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 47
وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَـٰهَا بِأَيْي۟دٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
51:47
With power and skill did We construct the Firmament: for it is We Who create the vastness of space.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Göğü güçlü bir şekilde biz bina ettik (yükselttik) ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We have built the heaven with might, and We it is Who make the vast extent (thereof).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 48
وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَـٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَـٰهِدُونَ
51:48
And We have spread out the (spacious) earth: How excellently We do spread out!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yeri de biz döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the earth have We laid out, how gracious is the Spreader (thereof)!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 49
وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
51:49
And of every thing We have created pairs: That ye may receive instruction.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz herşeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Her şeyden iki çift yarattık ki (gerçeği) hatırlayasınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And all things We have created by pairs, that haply ye may reflect.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 50
فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
51:50
Hasten ye then (at once) to Allah: I am from Him a Warner to you, clear and open!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! de ki: "Öyleyse Allah'a koşun, gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’a koşun! Şüphesiz ki ben size O’ndan (gelmiş) apaçık bir uyarıcıyım.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor flee unto Allah; lo! I am a plain warner unto you from him.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 51
وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
51:51
And make not another an object of worship with Allah: I am from Him a Warner to you, clear and open!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'la beraber başka bir tanrı uydurmayın (O'na ortak koşmayın). Gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah ile birlikte başka bir ilah edinmeyin! Şüphesiz ki ben size O’ndan (gelmiş) apaçık bir uyarıcıyım.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And set not any other god along with Allah; lo! I am a plain warner unto you from Him.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 52
كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
51:52
Similarly, no messenger came to the Peoples before them, but they said (of him) in like manner, "A sorcerer, or one possessed"!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Böylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka: "Bir sihirbazdır veya bir delidir." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Böylece onlardan öncekilere herhangi bir elçi geldiğinde elbette “O bir büyücüdür veya cinlenmiştir!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Even so there came no messenger unto those before them but they said: A wizard or a madman!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 53
أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ
51:53
Is this the legacy they have transmitted, one to another? Nay, they are themselves a people transgressing beyond bounds!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar birbirlerine bunu mu tavsiye ettiler? Hayır onlar azgın bir kavimdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bunu birbirlerine vasiyet mi ettiler! Doğrusu onlar, azgın bir topluluktur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have they handed down (the saying) as an heirloom one unto another? Nay, but they are froward folk.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 54
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍ
51:54
So turn away from them: not thine is the blame.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! Sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlardan yüz çevir! Sen asla kınanacak değilsin.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So withdraw from them (O Muhammad), for thou art in no wise blameworthy,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 55
وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ
51:55
But teach (thy Message) for teaching benefits the Believers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sen (gerçeği) hatırlat! Şüphesiz ki hatırlatmak müminlere yarar sağlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And warn, for warning profiteth believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 56
وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
51:56
I have only created Jinns and men, that they may serve Me.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ben cinleri ve insanları, sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
I created the jinn and humankind only that they might worship Me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 57
مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ
51:57
No Sustenance do I require of them, nor do I require that they should feed Me.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ben onlardan hiçbir rızık istemiyorum; beni doyurmalarını da istemiyorum.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
I seek no livelihood from them, nor do I ask that they should feed Me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 58
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ
51:58
For Allah is He Who gives (all) Sustenance,- Lord of Power,- Steadfast (for ever).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz ki, rızık veren O sağlam kuvvet sahibi olan Allah'tır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki yalnızca Allah gerçek rızık verendir, kuvvet sahibidir, güçlüdür.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! Allah! He it is that giveth livelihood, the Lord of unbreakable might.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 59
فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَـٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ
51:59
For the Wrong-doers, their portion is like unto the portion of their fellows (of earlier generations): then let them not ask Me to hasten (that portion)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphsiz ki, zulmedenlerin geçmiş arkadaşlarının payı gibi, dolgun bir azab payı vardır. Ama şimdi onu acele istemesinler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki (zalimlerin) arkadaşlarının payı gibi haksızlık edenlerin de (azaptan) payı vardır. (Azabı) benden acele istemesinler!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! for those who (now) do wrong there is an evil day like unto the evil day (which came for) their likes (of old); so let them not ask Me to hasten on (that day).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 60
فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
51:60
Woe, then, to the Unbelievers, on account of that Day of theirs which they have been promised!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendilerine vaad edilen günlerinde uğrayacakaları azabdan dolayı vay inkâr edenlerin haline!.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendilerine vadedilen günlerinden dolayı kâfir olanların vay hâllerine!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And woe unto those who disbelieve, from (that) their day which they are promised.
M. Pickthall · EN · public-domain
مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)