All surahs

23.The Believers

المؤمنون

Meccan · 118 ayahs

  1. 1

    قَدْ أَفْلَحَ ٱلْمُؤْمِنُونَ

    23:1

    The believers must (eventually) win through,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Müminler elbette kurtulmuş (olacak)tır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Successful indeed are the believers

    M. Pickthall · EN · public-domain

  2. 2

    ٱلَّذِينَ هُمْ فِى صَلَاتِهِمْ خَـٰشِعُونَ

    23:2

    Those who humble themselves in their prayers;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar, salâtında (Allah'a desteklerinde) huşu içinde (saygılı) olanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who are humble in their prayers,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  3. 3

    وَٱلَّذِينَ هُمْ عَنِ ٱللَّغْوِ مُعْرِضُونَ

    23:3

    Who avoid vain talk;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar boş (şeyler)den yüz çevirenlerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And who shun vain conversation,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  4. 4

    وَٱلَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَوٰةِ فَـٰعِلُونَ

    23:4

    Who are active in deeds of charity;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar ki, zekat (vazifelerini) yerine getirirler,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar arınmak (ve ıslah) için çalışanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And who are payers of the poor-due;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  5. 5

    وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَـٰفِظُونَ

    23:5

    Who abstain from sex,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve onlar ki, iffetlerini korurlar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar namuslarını koruyanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And who guard their modesty -

    M. Pickthall · EN · public-domain

  6. 6

    إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ

    23:6

    Except with those joined to them in the marriage bond, or (the captives) whom their right hands possess,- for (in their case) they are free from blame,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ancak eşleri yani (evlilik yoluyla) meşru olarak sahip oldukları kişiler hariç; şüphesiz ki onlar (eşleriyle ilişkilerinde) kınanmazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save from their wives or the (slaves) that their right hands possess, for then they are not blameworthy,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  7. 7

    فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ

    23:7

    But those whose desires exceed those limits are transgressors;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şu halde, kim bunun ötesine gitmeyi isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bundan öteye (geçmek) isteyenler ise haddini aşanların ta kendileridir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But whoso craveth beyond that, such are transgressors -

    M. Pickthall · EN · public-domain

  8. 8

    وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَـٰنَـٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ

    23:8

    Those who faithfully observe their trusts and their covenants;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yine onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar, emanetlerine ve sözlerine uyanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And who are shepherds of their pledge and their covenant,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  9. 9

    وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَوَٰتِهِمْ يُحَافِظُونَ

    23:9

    And who (strictly) guard their prayers;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve onlar ki, namazlarını muhafaza ederler,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar, salâtlarını (Allah'a desteklerini) koruyanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And who pay heed to their prayers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  10. 10

    أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْوَٰرِثُونَ

    23:10

    These will be the heirs,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte asıl onlar varislerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte onlar, gerçek mirasçıların ta kendileridir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    These are the heirs

    M. Pickthall · EN · public-domain

  11. 11

    ٱلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ

    23:11

    Who will inherit Paradise: they will dwell therein (for ever).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ki, Firdevs'e varis olan bu kimseler orada ebedî kalırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Firdevs (cennetin)e mirasçı olacak olan bu kişiler orada ebedî kalıcıdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who will inherit paradise. There they will abide.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  12. 12

    وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ مِن سُلَـٰلَةٍ مِّن طِينٍ

    23:12

    Man We did create from a quintessence (of clay);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun biz insanı, çamurdan, bir sülâleden (süzülüp çıkarılmış çamurdan) yarattık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki biz insanı çamurdan (süzülen) bir özden yarattık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Verily We created man from a product of wet earth;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  13. 13

    ثُمَّ جَعَلْنَـٰهُ نُطْفَةً فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ

    23:13

    Then We placed him as (a drop of) sperm in a place of rest, firmly fixed;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra onu emin ve sağlam bir karargahta (rahimde) nutfe (sperma) haline getirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra onu sağlam bir yerde nutfe (zigot) hâline getirdik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then placed him as a drop (of seed) in a safe lodging;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  14. 14

    ثُمَّ خَلَقْنَا ٱلنُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا ٱلْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا ٱلْمُضْغَةَ عِظَـٰمًا فَكَسَوْنَا ٱلْعِظَـٰمَ لَحْمًا ثُمَّ أَنشَأْنَـٰهُ خَلْقًا ءَاخَرَ ۚ فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ أَحْسَنُ ٱلْخَـٰلِقِينَ

    23:14

    Then We made the sperm into a clot of congealed blood; then of that clot We made a (foetus) lump; then we made out of that lump bones and clothed the bones with flesh; then we developed out of it another creature. So blessed be Allah, the best to create!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra nutfeyi bir alaka (embrio) yarattık, derken o alakayı bir mudga (bir çiğnem et parçası halinde) yarattık, derken o mudgayı bir takım kemik yarattık, derken o kemiklere bir et giydirdik, sonra onu diğer bir yaratık olarak teşekkül ettirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah, pek yücedir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra o nutfeyi (zigotu) ‘alaka (embriyo) yaptık. Sonra o ‘alakayı (embriyoyu) bir mudğa (et parçacığı) hâline soktuk; o et parçacığını kemiğe çevirdik; o kemiği de etle (kasla) kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla oluşturduk. Yaratanların en güzeli olan Allah çok yücedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then fashioned We the drop a clot, then fashioned We the clot a little lump, then fashioned We the little lump bones, then clothed the bones with flesh, and then produced it as another creation. So blessed be Allah, the Best of creators!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  15. 15

    ثُمَّ إِنَّكُم بَعْدَ ذَٰلِكَ لَمَيِّتُونَ

    23:15

    After that, at length ye will die

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra siz bunun ardından, muhakkak ki öleceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra, şüphesiz ki bunun ardından elbette öleceksiniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then lo! after that ye surely die.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  16. 16

    ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ تُبْعَثُونَ

    23:16

    Again, on the Day of Judgment, will ye be raised up.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra da siz, şüphesiz, kıyamet gününde tekrar diriltileceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra da şüphesiz ki kıyamet gününde diriltileceksiniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then lo! on the Day of Resurrection ye are raised (again).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  17. 17

    وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَآئِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ ٱلْخَلْقِ غَـٰفِلِينَ

    23:17

    And We have made, above you, seven tracts; and We are never unmindful of (our) Creation.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun biz, sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Biz, yaratmaktan habersiz değiliz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki üzerinizde yedi yol yarattık. Biz yaratmaktan habersizler değiliz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We have created above you seven paths, and We are never unmindful of creation.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  18. 18

    وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۢ بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّـٰهُ فِى ٱلْأَرْضِ ۖ وَإِنَّا عَلَىٰ ذَهَابٍۭ بِهِۦ لَقَـٰدِرُونَ

    23:18

    And We send down water from the sky according to (due) measure, and We cause it to soak in the soil; and We certainly are able to drain it off (with ease).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu yerde durgunlaştırdık. Bizim onu gidermeye de elbet gücümüz yeter.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Gökten bir ölçüyle su indirip onu yerde durdurmaktayız. Şüphesiz ki onu gidermeye de gücümüz yeter.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And we send down from the sky water in measure, and We give it lodging in the earth, and lo! We are Able to withdraw it.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  19. 19

    فَأَنشَأْنَا لَكُم بِهِۦ جَنَّـٰتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَـٰبٍ لَّكُمْ فِيهَا فَوَٰكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

    23:19

    With it We grow for you gardens of date-palms and vines: in them have ye abundant fruits: and of them ye eat (and have enjoyment),-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Böylece onun (yağmurun) sayesinde sizin yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik ki, bunlarda sizin için bir çok meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Böylece o (su)yun sayesinde sizin yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bunlarda sizin için pek çok meyveler vardır; onlardan yiyorsunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We produce for you therewith gardens of date-palms and grapes, wherein is much fruit for you and whereof ye eat;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  20. 20

    وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِن طُورِ سَيْنَآءَ تَنۢبُتُ بِٱلدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِّلْـَٔاكِلِينَ

    23:20

    Also a tree springing out of Mount Sinai, which produces oil, and relish for those who use it for food.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tûrı Sinâ'da (dahi) yetişen bir ağaç da meydana getirdik ki, bu ağaç, hem yağ, hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (zeytin) verir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sînâ Dağı (çevresi)nde yetişen bir ağaç daha (yarattık ki) bu ağaç hem yağ hem de yiyenler(in ekmeğin)e katık edecekleri (zeytini) verir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And a tree that springeth forth from Mount Sinai that groweth oil and relish for the eaters.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  21. 21

    وَإِنَّ لَكُمْ فِى ٱلْأَنْعَـٰمِ لَعِبْرَةً ۖ نُّسْقِيكُم مِّمَّا فِى بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَـٰفِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

    23:21

    And in cattle (too) ye have an instructive example: from within their bodies We produce (milk) for you to drink; there are, in them, (besides), numerous (other) benefits for you; and of their (meat) ye eat;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayvanlarda da sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakilerden size içiririz. Onlarda sizin için birtakım faydalar daha vardır; ayrıca etlerini yersiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki hayvanlarda da sizin için ibret vardır. Onların karınlarındakinden (sütlerinden) size içiriyoruz. Onlarda sizin için (başka) yararlar da vardır; siz onlardan yiyorsunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! in the cattle there is verily a lesson for you. We give you to drink of that which is in their bellies, and many uses have ye in them, and of them do ye eat;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  22. 22

    وَعَلَيْهَا وَعَلَى ٱلْفُلْكِ تُحْمَلُونَ

    23:22

    And on them, as well as in ships, ye ride.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hem onlara ve hem gemiye yüklenirsiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O (hayvan)ların ve gemilerin üzerinde taşınıyorsunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And on them and on the ship ye are carried.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  23. 23

    وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَقَالَ يَـٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَـٰهٍ غَيْرُهُۥٓ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ

    23:23

    (Further, We sent a long line of prophets for your instruction). We sent Noah to his people: He said, "O my people! worship Allah! Ye have no other god but Him. Will ye not fear (Him)?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun biz, Nûh'u kavmine gönderdik. "Ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin. O'ndan başka tanrınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki Nuh’u elçi olarak kavmine göndermiştik de “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacak mısınız?” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We verily sent Noah unto his folk, and he said: O my people! Serve Allah. Ye have no other Allah save Him. Will ye not ward off (evil)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  24. 24

    فَقَالَ ٱلْمَلَؤُا۟ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ مَا هَـٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَـٰٓئِكَةً مَّا سَمِعْنَا بِهَـٰذَا فِىٓ ءَابَآئِنَا ٱلْأَوَّلِينَ

    23:24

    The chiefs of the Unbelievers among his people said: "He is no more than a man like yourselves: his wish is to assert his superiority over you: if Allah had wished (to send messengers), He could have sent down angels; never did we hear such a thing (as he says), among our ancestors of old."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine, kavminin içinden kâfir kodaman topluluğu "Bu, dediler, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hakim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bunun üzerine, kavminden kâfir olan yöneticiler şöyle demişlerdi: “Bu ancak sizin gibi bir adamdır (insandır). Size üstün olmak istiyor. Allah (peygamber göndermek) isteseydi, elbette melekleri gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But the chieftains of his folk, who disbelieved, said: This is only a mortal like you who would make himself superior to you. Had Allah willed, He surely could have sent down angels. We heard not of this in the case of our fathers of old.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  25. 25

    إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌۢ بِهِۦ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا۟ بِهِۦ حَتَّىٰ حِينٍ

    23:25

    (And some said): "He is only a man possessed: wait (and have patience) with him for a time."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise, bir süreye kadar ona katlanıp (durumu) gözetleyin bakalım."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bu, yalnızca kendisinde cinlenmişlik bulunan bir adam (insan)dır. (Öyle ise) bir süreye kadar onu gözetleyin (bakalım)!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He is only a man in whom is a madness, so watch him for a while.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  26. 26

    قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ

    23:26

    (Noah) said: "O my Lord! help me: for that they accuse me of falsehood!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nuh: "Rabbim! dedi, beni yalana çıkarmalarına karşı bana yardım et!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Nuh) “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: My Lord! Help me because they deny me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  27. 27

    فَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ أَنِ ٱصْنَعِ ٱلْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَآءَ أَمْرُنَا وَفَارَ ٱلتَّنُّورُ ۙ فَٱسْلُكْ فِيهَا مِن كُلٍّ زَوْجَيْنِ ٱثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيْهِ ٱلْقَوْلُ مِنْهُمْ ۖ وَلَا تُخَـٰطِبْنِى فِى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ ۖ إِنَّهُم مُّغْرَقُونَ

    23:27

    So We inspired him (with this message): "Construct the Ark within Our sight and under Our guidance: then when comes Our Command, and the fountains of the earth gush forth, take thou on board pairs of every species, male and female, and thy family- except those of them against whom the Word has already gone forth: And address Me not in favour of the wrong-doers; for they shall be drowned (in the Flood).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Bizim nezaretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de tandır kaynayınca, her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ona şöyle vahyetmiştik: “Gözlerimizin önünde ve vahyettiğimiz şekilde gemiyi yap! Emrimiz gelip de tandır kaynayınca her tür (canlı)dan iki çift ile –içlerinden (boğulacağına dair) aleyhinde söz geçen(ler) dışında- aileni ona (gemiye) bindir! Haksızlık edenler hakkında bana (herhangi bir şey) söyleme! Şüphesiz ki onlar boğulacaklardır.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We inspired in him, saying: Make the ship under Our eyes and Our inspiration. Then, when Our command cometh and the oven gusheth water, introduce therein of every (kind) two spouses, and thy household save him thereof against whom the Word hath already gone forth. And plead not with Me on behalf of those who have done wrong. Lo! they will be drowned.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  28. 28

    فَإِذَا ٱسْتَوَيْتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى ٱلْفُلْكِ فَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى نَجَّىٰنَا مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّـٰلِمِينَ

    23:28

    And when thou hast embarked on the Ark - thou and those with thee,- say: "Praise be to Allah, Who has saved us from the people who do wrong."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sen, yanındakilerle beraber gemiye yerleştiğinde: "Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun" de.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sen beraberindekilerle birlikte gemiye yerleştiğinde de ki: “Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when thou art on board the ship, thou and whoso is with thee, then say: Praise be to Allah Who hath saved us from the wrongdoing folk!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  29. 29

    وَقُل رَّبِّ أَنزِلْنِى مُنزَلًا مُّبَارَكًا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْمُنزِلِينَ

    23:29

    And say: "O my Lord! enable me to disembark with thy blessing: for Thou art the Best to enable (us) to disembark."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve de ki: "Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen, konuklatanların en hayırlısısın."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Rabbim! Beni bereketli bir yere indir! Sen (insanları uygun bir yere) indirenlerin en hayırlısısın.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And say: My Lord! Cause me to land at a blessed landing-place, for Thou art Best of all who bring to land.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  30. 30

    إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ وَإِن كُنَّا لَمُبْتَلِينَ

    23:30

    Verily in this there are Signs (for men to understand); (thus) do We try (men).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz bunda sizin için birtakım ibretler vardır. Çünkü biz, kullarımızı böyle denemişizdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki bunda çeşitli dersler vardır. Doğrusu biz (kullarımızı böyle) deneriz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! herein verily are portents, for lo! We are ever putting (mankind) to the test.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  31. 31

    ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قَرْنًا ءَاخَرِينَ

    23:31

    Then We raised after them another generation.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra onların ardından bir başka nesil getirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra onların ardından bir başka nesil meydana getirmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then, after them, We brought forth another generation;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  32. 32

    فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْهُمْ أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَـٰهٍ غَيْرُهُۥٓ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ

    23:32

    And We sent to them a messenger from among themselves, (saying), "Worship Allah! ye have no other god but Him. Will ye not fear (Him)?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine, onlar arasından kendilerine, "Allah'a kulluk edin; çünkü sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hâlâ Allah'tan korkmaz mısınız? (mesajını ileten) bir resul gönderdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlardan kendilerine “Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacak mısınız?” (diye mesajı ulaştıran) bir Elçi (Hud’u) göndermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And we sent among them a messenger of their own, saying: Serve Allah, Ye have no other Allah save Him. Will ye not ward off (evil)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  33. 33

    وَقَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَأَتْرَفْنَـٰهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا مَا هَـٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ

    23:33

    And the chiefs of his people, who disbelieved and denied the Meeting in the Hereafter, and on whom We had bestowed the good things of this life, said: "He is no more than a man like yourselves: he eats of that of which ye eat, and drinks of what ye drink.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kodaman güruh dedi ki: "Bu dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden içer."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onun halkından, kâfir olan, ahirete ulaşmayı inkâr eden ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz yöneticiler “Bu ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the chieftains of his folk, who disbelieved and denied the meeting of the Hereafter, and whom We had made soft in the life of the world, said: This is only a mortal like you, who eateth of that whereof ye eat and drinketh of that ye drink.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  34. 34

    وَلَئِنْ أَطَعْتُم بَشَرًا مِّثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَّخَـٰسِرُونَ

    23:34

    "If ye obey a man like yourselves, behold, it is certain ye will be lost.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Gerçekten, tıpkı kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz herhalde ziyan edersiniz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Şöyle devam etmişlerdi): “Doğrusu, sizin gibi bir insana itaat ederseniz şüphesiz ki kaybedersiniz!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    If ye were to obey a mortal like yourselves, then, lo! ye surely would be losers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  35. 35

    أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنتُمْ تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَنَّكُم مُّخْرَجُونَ

    23:35

    "Does he promise that when ye die and become dust and bones, ye shall be brought forth (again)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Size, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını haline geldiğinizde, mutlak surette sizin (tekrar) meydana çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Size, öldüğünüz, toprak ve kemik hâline geldiğinizde, (mezardan) çıkartılacağınızı mı vadediyor?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Doth he promise you that you, when ye are dead and have become dust and bones, will (again) be brought forth?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  36. 36

    ۞ هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ

    23:36

    "Far, very far is that which ye are promised!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Heyhât o size vaad edilen şey ne kadar uzak!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Size vadedilen çok uzaktır, çok uzak!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Begone, begone, with that which ye are promised!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  37. 37

    إِنْ هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ

    23:37

    "There is nothing but our life in this world! We shall die and we live! But we shall never be raised up again!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Dünya hayatından başka gerçek yoktur. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha diriltilecek değiliz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O (hayat), sadece şu dünya hayatımızdan ibarettir. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha asla diriltilecek de değiliz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There is naught but our life of the world; we die and we live, and we shall not be raised (again).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  38. 38

    إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُۥ بِمُؤْمِنِينَ

    23:38

    "He is only a man who invents a lie against Allah, but we are not the ones to believe in him!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bu adam, sadece Allah hakkında yalan uyduran bir kimsedir; biz ona inanmıyoruz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O (Hud), Allah hakkında sadece yalan uyduran bir adamdır; biz ona asla inananlar değiliz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He is only a man who hath invented a lie about Allah. We are not going to put faith in him.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  39. 39

    قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ

    23:39

    (The prophet) said: "O my Lord! help me: for that they accuse me of falsehood."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O Peygamber: "Rabbim, dedi, beni yalanlamalarına karşı bana yardımcı ol!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Hud) “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: My Lord! Help me because they deny me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  40. 40

    قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَّيُصْبِحُنَّ نَـٰدِمِينَ

    23:40

    (Allah) said: "In but a little while, they are sure to be sorry!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah şöyle buyurdu: "Pek yakında onlar pişman olacaklar!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah da) şöyle buyurmuştu: “Pek yakında onlar mutlaka pişman olacaklar!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: In a little while they surely will become repentant.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  41. 41

    فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ بِٱلْحَقِّ فَجَعَلْنَـٰهُمْ غُثَآءً ۚ فَبُعْدًا لِّلْقَوْمِ ٱلظَّـٰلِمِينَ

    23:41

    Then the Blast overtook them with justice, and We made them as rubbish of dead leaves (floating on the stream of Time)! So away with the people who do wrong!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nitekim, Hak tarafından korkuç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen çepeçevre kuşattık. Zalimler topluluğunun canı cehenneme!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Nitekim) onları bir amaç için korkunç bir ses yakalamış ve kendilerini hemen sel süprüntüsüne çevirmiştik. O zalimler topluluğuna “(Merhametten) uzak olun!” (denmişti).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So the (Awful) Cry overtook them rightfully, and We made them like as wreckage (that a torrent hurleth). A far removal for wrongdoing folk!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  42. 42

    ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قُرُونًا ءَاخَرِينَ

    23:42

    Then We raised after them other generations.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra onların ardından bir başka nesil getirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra onların ardından başka nesiller meydana getirmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then after them We brought forth other generations.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  43. 43

    مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ

    23:43

    No people can hasten their term, nor can they delay (it).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hiçbir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    No nation can outstrip its term, nor yet postpone it.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  44. 44

    ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَا ۖ كُلَّ مَا جَآءَ أُمَّةً رَّسُولُهَا كَذَّبُوهُ ۚ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُم بَعْضًا وَجَعَلْنَـٰهُمْ أَحَادِيثَ ۚ فَبُعْدًا لِّقَوْمٍ لَّا يُؤْمِنُونَ

    23:44

    Then sent We our messengers in succession: every time there came to a people their messenger, they accused him of falsehood: so We made them follow each other (in punishment): We made them as a tale (that is told): So away with a people that will not believe!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra biz peyderpey peygamberlerimizi gönderdik. Herhangi bir ümmete peygamberlerinin geldiği her defasında, onlar bu peygamberi yalanladılar; biz de onları birbiri ardından (yokluğa) yuvarladık ve onları efsâne yaptık. Artık iman etmeyen kavmin canı cehenneme!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra elçilerimizi peyderpey göndermiştik. Her toplum, kendilerine gelen elçiyi yalanlamıştı. Biz de onları (helak ederek) birbiri ardına takmış ve onları sözlere (ibretlik anılara) dönüştürmüştük. İman etmeyen kavim (merhametten) uzak olsun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We sent our messengers one after another. Whenever its messenger came unto a nation they denied him; so We caused them to follow one another (to disaster) and We made them bywords. A far removal for folk who believe not!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  45. 45

    ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ وَأَخَاهُ هَـٰرُونَ بِـَٔايَـٰتِنَا وَسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ

    23:45

    Then We sent Moses and his brother Aaron, with Our Signs and authority manifest,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra birtakım âyetlerimiz ve açık bir ferman ile Musa'yı ve kardeşi Harun'u gönderdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun'a ve yöneticilerine göndermiştik. Fakat onlar, kibirlenmiş ve yücelik taslayan bir toplum olmuşlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We sent Moses and his brother Aaron with Our tokens and a clear warrant

    M. Pickthall · EN · public-domain

  46. 46

    إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًا عَالِينَ

    23:46

    To Pharaoh and his Chiefs: But these behaved insolently: they were an arrogant people.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun'a ve ileri gelenlerine de (gönderdik). Bunun üzerine onlar kibire kapıldılar ve ululuk taslayan zorba bir kavim oldular.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun'a ve yöneticilerine göndermiştik. Fakat onlar, kibirlenmiş ve yücelik taslayan bir toplum olmuşlardı. Mü'minûn 23:45-46

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Unto Pharaoh and his chiefs, but they scorned (them) and they were despotic folk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  47. 47

    فَقَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَـٰبِدُونَ

    23:47

    They said: "Shall we believe in two men like ourselves? And their people are subject to us!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onun için: Biz, dediler, "kavimleri bize kölelik ederken bizim benzerimiz olan bu iki adama inanacak mıyız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar şöyle demişlerdi: “Toplumları bize kölelik ederken, bizim gibi olan bu iki insana inanır mıyız hiç!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they said: Shall we put faith in two mortals like ourselves, and whose folk are servile unto us?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  48. 48

    فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا۟ مِنَ ٱلْمُهْلَكِينَ

    23:48

    So they accused them of falsehood, and they became of those who were destroyed.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Böylece onları yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Böylece o ikisini yalanlamışlar ve helak edilenlerden olmuşlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So they denied them, and became of those who were destroyed.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  49. 49

    وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَـٰبَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ

    23:49

    And We gave Moses the Book, in order that they might receive guidance.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun biz Musa'ya belki onlar yola gelirler diye, o kitabı da verdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki biz Musa’ya, doğru yola ulaşsınlar diye Kitabı vermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We verily gave Moses the Scripture, that haply they might go aright.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  50. 50

    وَجَعَلْنَا ٱبْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُۥٓ ءَايَةً وَءَاوَيْنَـٰهُمَآ إِلَىٰ رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ

    23:50

    And We made the son of Mary and his mother as a Sign: We gave them both shelter on high ground, affording rest and security and furnished with springs.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Meryemoğlunu ve annesini de (kudretimize) bir alâmet kıldık; onları, yerleşmeye elverişli, sulu bir tepeye yerleştirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Meryem oğlunu ve (onun) annesini de bir ayet (mucize) kılmıştık. Onları yerleşime elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We made the son of Mary and his mother a portent, and We gave them refuge on a height, a place of flocks and watersprings.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  51. 51

    يَـٰٓأَيُّهَا ٱلرُّسُلُ كُلُوا۟ مِنَ ٱلطَّيِّبَـٰتِ وَٱعْمَلُوا۟ صَـٰلِحًا ۖ إِنِّى بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ

    23:51

    O ye messengers! enjoy (all) things good and pure, and work righteousness: for I am well-acquainted with (all) that ye do.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey peygamberler! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin; güzel amel ve hareketlerde bulunun. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı bilirim.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ey elçiler! Temiz olan şeylerden yiyin; güzel işler yapın! Şüphesiz ki ben sizin yaptıklarınızı bilmekteyim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    O ye messengers! Eat of the good things, and do right. Lo! I am Aware of what ye do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  52. 52

    وَإِنَّ هَـٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَأَنَا۠ رَبُّكُمْ فَٱتَّقُونِ

    23:52

    And verily this Brotherhood of yours is a single Brotherhood, and I am your Lord and Cherisher: therefore fear Me (and no other).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ve işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının." (denildi).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki bu (peygamberler ve müminler), tek bir ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben sizin Rabbinizim. Öyle ise bana karşı takvâlı (duyarlı) olun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! this your religion is one religion and I am your Lord, so keep your duty unto Me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  53. 53

    فَتَقَطَّعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًا ۖ كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ

    23:53

    But people have cut off their affair (of unity), between them, into sects: each party rejoices in that which is with itself.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Derken insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her grup, kendinde bulunan ile sevinip böbürlendi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Ne var ki) insanlar, kendi aralarında işlerini parça parça edip kitaplara ayrıldılar (farklı kitaplara dönüştürdüler). Her grup kendi yanında bulunanla (kendi elindekiyle) sevinmektedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But they (mankind) have broken their religion among them into sects, each group rejoicing in its tenets.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  54. 54

    فَذَرْهُمْ فِى غَمْرَتِهِمْ حَتَّىٰ حِينٍ

    23:54

    But leave them in their confused ignorance for a time.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sen şimdi onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şimdi sen onları bir zamana kadar şaşkınlıkları içinde bırak!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So leave them in their error till a time.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  55. 55

    أَيَحْسَبُونَ أَنَّمَا نُمِدُّهُم بِهِۦ مِن مَّالٍ وَبَنِينَ

    23:55

    Do they think that because We have granted them abundance of wealth and sons,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlara verdiğimiz servet ve çocuklar ile kendilerine iyilik noktasında yardım ettiğimizi mi sanıyorlar! Hayır! Onlar (işin) farkına varamıyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Think they that in the wealth and sons wherewith We provide them

    M. Pickthall · EN · public-domain

  56. 56

    نُسَارِعُ لَهُمْ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ بَل لَّا يَشْعُرُونَ

    23:56

    We would hasten them on in every good? Nay, they do not understand.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz. Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlara verdiğimiz servet ve çocuklar ile kendilerine iyilik noktasında yardım ettiğimizi mi sanıyorlar! Hayır! Onlar (işin) farkına varamıyorlar. Mü'minûn 23:55-56

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We hasten unto them with good things? Nay, but they perceive not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  57. 57

    إِنَّ ٱلَّذِينَ هُم مِّنْ خَشْيَةِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ

    23:57

    Verily those who live in awe for fear of their Lord;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rablerine olan saygıdan dolayı titreyenler,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki onlar; Rablerine olan saygıdan dolayı korkanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! those who go in awe for fear of their Lord.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  58. 58

    وَٱلَّذِينَ هُم بِـَٔايَـٰتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ

    23:58

    Those who believe in the Signs of their Lord;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rablerinin âyetlerine inananlar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar Rablerinin ayetlerine inananlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those who believe in the revelations of their Lord,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  59. 59

    وَٱلَّذِينَ هُم بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَ

    23:59

    Those who join not (in worship) partners with their Lord;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rablerine ortak tanımayanlar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar Rablerine ortak koşmayanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those who ascribe not partners unto their Lord,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  60. 60

    وَٱلَّذِينَ يُؤْتُونَ مَآ ءَاتَوا۟ وَّقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ أَنَّهُمْ إِلَىٰ رَبِّهِمْ رَٰجِعُونَ

    23:60

    And those who dispense their charity with their hearts full of fear, because they will return to their Lord;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve, Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri titreyerek yapanlar;

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar Rablerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri korkudan ürpererek verenlerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those who give that which they give with hearts afraid because they are about to return unto their Lord,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  61. 61

    أُو۟لَـٰٓئِكَ يُسَـٰرِعُونَ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ وَهُمْ لَهَا سَـٰبِقُونَ

    23:61

    It is these who hasten in every good work, and these who are foremost in them.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte onlar, hayırlarda yarışanlardır ve onun için önde olanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    These race for the good things, and they shall win them in the race.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  62. 62

    وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۖ وَلَدَيْنَا كِتَـٰبٌ يَنطِقُ بِٱلْحَقِّ ۚ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

    23:62

    On no soul do We place a burden greater than it can bear: before Us is a record which clearly shows the truth: they will never be wronged.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz hiç kimseyi, gücünün yettiğinden başkası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemeyiz. Katımızda gerçeği konuşan bir kitap vardır; onlar, haksızlığa uğratılmayacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And we task not any soul beyond its scope, and with Us is a Record which speaketh the truth, and they will not be wronged.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  63. 63

    بَلْ قُلُوبُهُمْ فِى غَمْرَةٍ مِّنْ هَـٰذَا وَلَهُمْ أَعْمَـٰلٌ مِّن دُونِ ذَٰلِكَ هُمْ لَهَا عَـٰمِلُونَ

    23:63

    But their hearts are in confused ignorance of this; and there are, besides that, deeds of theirs, which they will (continue) to do,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır, onların kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan öte birtakım kötü işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Hayır), aslında onların (inkârcıların) kalpleri bu konuda şaşkındır. Onların bunun dışında (bazı kötü) işleri vardır ki onlar bu işleri yapanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but their hearts are in ignorance of this (Qur'an), and they have other works, besides, which they are doing;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  64. 64

    حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذْنَا مُتْرَفِيهِم بِٱلْعَذَابِ إِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَ

    23:64

    Until, when We seize in Punishment those of them who received the good things of this world, behold, they will groan in supplication!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nihayet, refah ve bolluk içinde olanlarını sıkıntıya uğrattığımızda, bakarsın ki onlar feryadı basarlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonunda şımarıklarını azaba uğrattığımızda bir de bakarsın ki feryat ediyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Till when We grasp their luxurious ones with the punishment, behold! they supplicate.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  65. 65

    لَا تَجْـَٔرُوا۟ ٱلْيَوْمَ ۖ إِنَّكُم مِّنَّا لَا تُنصَرُونَ

    23:65

    (It will be said): "Groan not in supplication this day: for ye shall certainly not be helped by Us.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Boşuna feryad etmeyin bugün! Zira bizden yardım göremeyeceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlara şöyle denecektir:) “(Boşuna) sızlanmayın bugün! Şüphesiz ki siz bizden yardım göremeyeceksiniz!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Supplicate not this day! Assuredly ye will not be helped by Us.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  66. 66

    قَدْ كَانَتْ ءَايَـٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَـٰبِكُمْ تَنكِصُونَ

    23:66

    "My Signs used to be rehearsed to you, but ye used to turn back on your heels-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü âyetlerimiz size okunurdu da, buna karşı siz arkanızı dönerdiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Elbette ayetlerim size tilavet ediliyordu (okunup aktarılıyordu) da siz buna karşı kibirlenerek arkanızı dönüyor, geceleyin (Kâbe’nin etrafında) saçmalıyordunuz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    My revelations were recited unto you, but ye used to turn back on your heels,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  67. 67

    مُسْتَكْبِرِينَ بِهِۦ سَـٰمِرًا تَهْجُرُونَ

    23:67

    "In arrogance: talking nonsense about the (Qur'an), like one telling fables by night."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kafa tutardınız ve geceleyin hezeyanlar savururdunuz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Elbette ayetlerim size tilavet ediliyordu (okunup aktarılıyordu) da siz buna karşı kibirlenerek arkanızı dönüyor, geceleyin (Kâbe’nin etrafında) saçmalıyordunuz.” Mü'minûn 23:66-67

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    In scorn thereof. Nightly did ye rave together.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  68. 68

    أَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا۟ ٱلْقَوْلَ أَمْ جَآءَهُم مَّا لَمْ يَأْتِ ءَابَآءَهُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

    23:68

    Do they not ponder over the Word (of Allah), or has anything (new) come to them that did not come to their fathers of old?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar bu sözü (Kur'ân'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar bu sözü (Kur’an’ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have they not pondered the Word, or hath that come unto them which came not unto their fathers of old?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  69. 69

    أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا۟ رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ

    23:69

    Or do they not recognise their Messenger, that they deny him?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa peygamberlerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa elçilerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or know they not their messenger, and so reject him?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  70. 70

    أَمْ يَقُولُونَ بِهِۦ جِنَّةٌۢ ۚ بَلْ جَآءَهُم بِٱلْحَقِّ وَأَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَـٰرِهُونَ

    23:70

    Or do they say, "He is possessed"? Nay, he has brought them the Truth, but most of them hate the Truth.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Aksine o, kendilerine hakkı getirmiştir. Halbuki onlar haktan hoşlanmamaktadırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa onda bir cinlenmişlik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır; o, kendilerine gerçeği getirmiştir. Onların çoğu ise gerçek(ler)den hoşlanmamaktadır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or say they: There is a madness in him? Nay, but he bringeth them the Truth; and most of them are haters of the Truth.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  71. 71

    وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلْحَقُّ أَهْوَآءَهُمْ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَـٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ ۚ بَلْ أَتَيْنَـٰهُم بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَن ذِكْرِهِم مُّعْرِضُونَ

    23:71

    If the Truth had been in accord with their desires, truly the heavens and the earth, and all beings therein would have been in confusion and corruption! Nay, We have sent them their admonition, but they turn away from their admonition.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunan kimseler bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik; fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Gerçek onların isteklerine uysaydı, gökler, yer ve bunlarda bulunanlar elbette bozulup giderdi. Hayır! Biz onlara zikirlerini (Kur’an’ı) getirdik; (fakat) onlar zikirlerinden (gerçeği hatırlamaktan) yüz çevirenlerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And if the Truth had followed their desires, verily the heavens and the earth and whosoever is therein had been corrupted. Nay, We have brought them their Reminder, but from their Reminder they now turn away.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  72. 72

    أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌ ۖ وَهُوَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ

    23:72

    Or is it that thou askest them for some recompense? But the recompense of thy Lord is best: He is the Best of those who give sustenance.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Resulüm!) Yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa sen onlardan herhangi bir karşılık (ücret) mi istiyorsun? Rabbinin vereceği karşılık (nimet) hayırlı olandır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or dost thou ask of them (O Muhammad) any tribute? But the bounty of thy Lord is better, for He is Best of all who make provision.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  73. 73

    وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    23:73

    But verily thou callest them to the Straight Way;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gerçek şu ki sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki sen onları elbette doğru bir yola çağırıyorsun.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! thou summonest them indeed unto a straight path.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  74. 74

    وَإِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ عَنِ ٱلصِّرَٰطِ لَنَـٰكِبُونَ

    23:74

    And verily those who believe not in the Hereafter are deviating from that Way.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Fakat ahirete inanmayanlar ise, ısrarla yoldan çıkmaktadırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki ahirete inanmayanlar ise yoldan çıkanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! those who believe not in the Hereafter are indeed astray from the path.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  75. 75

    ۞ وَلَوْ رَحِمْنَـٰهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِم مِّن ضُرٍّ لَّلَجُّوا۟ فِى طُغْيَـٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ

    23:75

    If We had mercy on them and removed the distress which is on them, they would obstinately persist in their transgression, wandering in distraction to and fro.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer onlara acıyıp da için de bulundukları sıkıntıyı giderseydik, iyice körleşerek azgınlıklarında büsbütün direnirlerdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlara merhamet edip içinde bulundukları sıkıntıyı giderseydik, elbette azgınlıkları içerisinde bocalayarak direnirlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Though We had mercy on them and relieved them of the harm afflicting them, they still would wander blindly on in their contumacy.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  76. 76

    وَلَقَدْ أَخَذْنَـٰهُم بِٱلْعَذَابِ فَمَا ٱسْتَكَانُوا۟ لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ

    23:76

    We inflicted Punishment on them, but they humbled not themselves to their Lord, nor do they submissively entreat (Him)!-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun, biz onları sıkıntıya düşürdük de yine Rablerine boyun eğmediler, tazarru' ve niyazda da bulunmadılar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki biz onları azapla yakalamış (cezalandırmış)tık da Rablerine yine boyun eğmemişler, yalvarıp yakarmamışlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Already have We grasped them with punishment, but they humble not themselves unto their Lord, nor do they pray,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  77. 77

    حَتَّىٰٓ إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا ذَا عَذَابٍ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ

    23:77

    Until We open on them a gate leading to a severe Punishment: then Lo! they will be plunged in despair therein!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nihayet üzerlerine, azabı çok şiddetli bir kapı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar orada şaşkın ve ümitsiz kalmışlardır!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonunda üzerlerine azabı şiddetli bir kapı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar orada ümitsiz kalmışlardır!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Until, when We open for them the gate of extreme punishment, behold! they are aghast thereat.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  78. 78

    وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَـٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۚ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ

    23:78

    It is He Who has created for you (the faculties of) hearing, sight, feeling and understanding: little thanks it is ye give!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Halbuki sizin için o kulağı, o gözleri ve o gönülleri yaratan O'dur. Ne de az şükrediyorsunuz!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O, sizin için işitme (duyusu), gözler ve kalpler yaratandır. Ne kadar da azınız şükrediyor!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He it is Who hath created for you ears and eyes and hearts. Small thanks give ye!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  79. 79

    وَهُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

    23:79

    And He has multiplied you through the earth, and to Him shall ye be gathered back.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve sizi yeryüzünde yaratıp türeden O'dur. Sırf O'nun huzuruna toplanacaksınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur; (mahşerde) yalnızca O’nun huzurunda toplanacaksınız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And He it is Who hath sown you broadcast in the earth, and unto Him ye will be gathered.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  80. 80

    وَهُوَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَلَهُ ٱخْتِلَـٰفُ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    23:80

    It is He Who gives life and death, and to Him (is due) the alternation of Night and Day: will ye not then understand?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve O, yaşatan ve öldürendir; gecenin ve gündüzün değişmesi O'nun eseridir. Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O, yaşatan ve öldürendir. Gecenin ve gündüzün (birbiri ardınca) değişmesi yalnızca O’na aittir. Akıl etmiyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And He it is Who giveth life and causeth death, and His is the difference of night and day. Have ye then no sense?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  81. 81

    بَلْ قَالُوا۟ مِثْلَ مَا قَالَ ٱلْأَوَّلُونَ

    23:81

    On the contrary they say things similar to what the ancients said.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır, öncekilerin söylediklerinin benzerini söylediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Gerçekte onlar da öncekilerin söylediklerinin aynısını söylediler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but they say the like of that which said the men of old;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  82. 82

    قَالُوٓا۟ أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

    23:82

    They say: "What! when we die and become dust and bones, could we really be raised up again?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dediler ki: "Sahi biz, ölüp de bir toprak ve kemik yığını haline gelmişken, mutlaka yeniden diriltileceğiz öyle mi?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şöyle demişlerdi: “Biz ölüp de toprak ve kemik hâline gelmişken mi, biz mi diriltileceğiz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They say: When we are dead and have become (mere) dust and bones, shall we then, forsooth, be raised again?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  83. 83

    لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا هَـٰذَا مِن قَبْلُ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّآ أَسَـٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ

    23:83

    "Such things have been promised to us and to our fathers before! they are nothing but tales of the ancients!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Yemin ederiz ki, gerek bize, gerekse daha önce atalarımıza böyle bir vaadde bulunuldu; (fakat) bu geçmiştekilerin masallarından başka bir şey değildir!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    "Şüphesiz ki bu (tehdit), bize de daha önce babalarımıza (atalarımıza) da vadedilmişti. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We were already promised this, we and our forefathers. Lo! this is naught but fables of the men of old.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  84. 84

    قُل لِّمَنِ ٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهَآ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

    23:84

    Say: "To whom belong the earth and all beings therein? (say) if ye know!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Resulüm!) de ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say: Unto Whom (belongeth) the earth and whosoever is therein, if ye have knowledge?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  85. 85

    سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

    23:85

    They will say, "To Allah!" say: "Yet will ye not receive admonition?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Allah'a aittir" diyecekler. "Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız?" de.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Allah’a aittir.” diyeceklerdir. De ki: “Öyle ise (gerçeği) hatırlamaz mısınız?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They will say: Unto Allah. Say: Will ye not then remember?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  86. 86

    قُلْ مَن رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ ٱلسَّبْعِ وَرَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ

    23:86

    Say: "Who is the Lord of the seven heavens, and the Lord of the Throne (of Glory) Supreme?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş'ın Rabbi kimdir?" diye sor.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Yedi kat göklerin Rabbi, yüce arşın Rabbi kimdir (bunlar kime aittir)?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say: Who is Lord of the seven heavens, and Lord of the Tremendous Throne?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  87. 87

    سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ

    23:87

    They will say, "(They belong) to Allah." Say: "Will ye not then be filled with awe?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "(Onlar da) Allah'ındır." diyecekler. "Şu halde siz Allah'tan korkmaz mısınız?" de.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Allah’a aittir.” diyecekler. De ki: “(O’na karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They will say: Unto Allah (all that belongeth). Say: Will ye not then keep duty (unto Him)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  88. 88

    قُلْ مَنۢ بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

    23:88

    Say: "Who is it in whose hands is the governance of all things,- who protects (all), but is not protected (of any)? (say) if ye know."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu (mülkiyeti ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan; fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir?" diye sor.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Biliyorsanız (söyleyin), her şeyin egemenliği kendisinin elinde olan, her şeyi koruyup kollayan fakat kendisi korunmaya (ihtiyacı olmaya)n (güç) kime aittir?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say: In Whose hand is the dominion over all things and He protecteth, while against Him there is no protection, if ye have knowledge?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  89. 89

    سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ فَأَنَّىٰ تُسْحَرُونَ

    23:89

    They will say, "(It belongs) to Allah." Say: "Then how are ye deluded?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "(Bunlar da) Allah'ındır." diyecekler. "Öyle ise nasıl olur da büyülenirsiniz?" de.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Allah’a aittir.” diyeceklerdir. De ki: “Öyle ise nasıl da büyüleniyorsunuz?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They will say: Unto Allah (all that belongeth). Say: How then are ye bewitched?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  90. 90

    بَلْ أَتَيْنَـٰهُم بِٱلْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ

    23:90

    We have sent them the Truth: but they indeed practise falsehood!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu biz onlara hakkı getirdik; onlar ise cidden yalancıdırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Doğrusu biz onlara gerçeği getirdik; şüphesiz ki onlar yalancıdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but We have brought them the Truth, and lo! they are liars.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  91. 91

    مَا ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ مِن وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُۥ مِنْ إِلَـٰهٍ ۚ إِذًا لَّذَهَبَ كُلُّ إِلَـٰهٍۭ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ ۚ سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

    23:91

    No son did Allah beget, nor is there any god along with Him: (if there were many gods), behold, each god would have taken away what he had created, and some would have lorded it over others! Glory to Allah! (He is free) from the (sort of) things they attribute to Him!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah evlat edinmemiştir; O'nunla beraber hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirde her ilâh kendi yarattığını sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine galip gelirdi. Allah, onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah asla çocuk edinmemiştir; O’nunla birlikte ilah da yoktur. Aksi takdirde, her ilah kendi yarattığına gider (onunla ilgilenir); mutlaka onlardan biri diğerine üstün gelirdi. Allah onların (müşriklerin) yakıştırmalarından yücedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Allah hath not chosen any son, nor is there any god along with Him; else would each god have assuredly championed that which he created, and some of them would assuredly have overcome others. Glorified be Allah above all that they allege.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  92. 92

    عَـٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ فَتَعَـٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ

    23:92

    He knows what is hidden and what is open: too high is He for the partners they attribute to Him!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah, gaybı da, açık olanı da bilir. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok yüce ve münezzehtir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Görünmeyeni ve görüneni bilendir. (Müşriklerin) ortak koştuklarından yücedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Knower of the Invisible and the Visible! and Exalted be He over all that they ascribe as partners (unto Him)!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  93. 93

    قُل رَّبِّ إِمَّا تُرِيَنِّى مَا يُوعَدُونَ

    23:93

    Say: "O my Lord! if Thou wilt show me (in my lifetime) that which they are warned against,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Resulüm!) De ki: Rabbim! Eğer onlara yöneltilen tehdidi (dünyevî sıkıntıyı ve uhrevî azabı) mutlaka göstereceksen,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Rabbim! Onlara vadedileni (azabı)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say: My Lord! If Thou shouldst show me that which they are promised.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  94. 94

    رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِى فِى ٱلْقَوْمِ ٱلظَّـٰلِمِينَ

    23:94

    "Then, O my Lord! put me not amongst the people who do wrong!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu durumda beni, o zalimler topluluğunda bulundurma, Rabbim!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbim! Bu durumda beni zalimler topluluğunun içinde bulundurma!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    My Lord! then set me not among the wrongdoing folk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  95. 95

    وَإِنَّا عَلَىٰٓ أَن نُّرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَـٰدِرُونَ

    23:95

    And We are certainly able to show thee (in fulfilment) that against which they are warned.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz, onlara yönelttiğimiz tehdidi sana göstermeye elbette ki kadiriz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz onlara vadettiğimiz (azabı) sana göstermeye elbette gücü yetenleriz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily We are Able to show thee that which We have promised them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  96. 96

    ٱدْفَعْ بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ ٱلسَّيِّئَةَ ۚ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ

    23:96

    Repel evil with that which is best: We are well acquainted with the things they say.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav, çünkü biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sen kötülüğü en güzel şekilde sav! Biz onların yakıştırmalarını çok iyi bileniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Repel evil with that which is better. We are Best Aware of that which they allege.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  97. 97

    وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَٰتِ ٱلشَّيَـٰطِينِ

    23:97

    And say "O my Lord! I seek refuge with Thee from the suggestions of the Evil Ones.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınıyorum!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And say: My Lord! I seek refuge in Thee from suggestions of the evil ones,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  98. 98

    وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ

    23:98

    "And I seek refuge with Thee O my Lord! lest they should come near me."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbim! Onların bana yaklaşmalarından da sana sığınıyorum.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And I seek refuge in Thee, my Lord, lest they be present with me,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  99. 99

    حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَهُمُ ٱلْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ٱرْجِعُونِ

    23:99

    (In Falsehood will they be) Until, when death comes to one of them, he says: "O my Lord! send me back (to life),-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, "Rabbim, der, lütfen beni (dünyaya) geri gönder,"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonunda onlardan birine ölüm geldiğinde “Rabbim! Beni geri gönderin!” der.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Until, when death cometh unto one of them, he saith: My Lord! Send me back,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  100. 100

    لَعَلِّىٓ أَعْمَلُ صَـٰلِحًا فِيمَا تَرَكْتُ ۚ كَلَّآ ۚ إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَآئِلُهَا ۖ وَمِن وَرَآئِهِم بَرْزَخٌ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

    23:100

    "In order that I may work righteousness in the things I neglected." - "By no means! It is but a word he says."- Before them is a Partition till the Day they are raised up.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ta ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım." Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Belki terk ettiğim (dünya)da iyi iş(ler) yaparım!” Hayır! Söylediği bu söz, (boş) laftan ibarettir. Onların arkasında diriltilecekleri güne kadar bir engel vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That I may do right in that which I have left behind! But nay! It is but a word that he speaketh; and behind them is a barrier until the day when they are raised.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  101. 101

    فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَلَآ أَنسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَآءَلُونَ

    23:101

    Then when the Trumpet is blown, there will be no more relationships between them that Day, nor will one ask after another!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sûr'a üflendiği zaman aralarında artık ne soysop (çekişmesi) vardır, ne de birbirlerini soruşturacaklardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sûr’a üflendiği zaman o gün artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır;birbirlerini de soramazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when the trumpet is blown there will be no kinship among them that day, nor will they ask of one another.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  102. 102

    فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ

    23:102

    Then those whose balance (of good deeds) is heavy,- they will attain salvation:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Böylece kimlerin tartıları ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kimin terazi(de sevap)ları ağır gelirse, işte onlar kurtulanların ta kendileridir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then those whose scales are heavy, they are the successful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  103. 103

    وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فِى جَهَنَّمَ خَـٰلِدُونَ

    23:103

    But those whose balance is light, will be those who have lost their souls, in Hell will they abide.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kimin de terazi(de sevap)ları hafif gelirse, artık onlar kendilerine yazık edenlerdir; (onlar) ebedî cehennemdedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those whose scales are light are those who lose their souls, in hell abiding.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  104. 104

    تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَـٰلِحُونَ

    23:104

    The Fire will burn their faces, and they will therein grin, with their lips displaced.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada dişleri sırıtır halde iken ateş yüzlerini yalar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ateş, yüzlerini yalar (yakar); orada dişleri dışarı fırlar bir hâlde bulunurlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The fire burneth their faces, and they are glum therein.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  105. 105

    أَلَمْ تَكُنْ ءَايَـٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

    23:105

    "Were not My Signs rehearsed to you, and ye did but treat them as falsehood?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Allah Teâlâ,) Size âyetlerim okunurdu da, siz onları yalanlardınız değil mi?... der.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ayetlerim size tilavet edilmemiş (okunup aktarılmamış) mıydı! Siz de onları yalanlamıştınız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (It will be said): Were not My revelations recited unto you, and then ye used to deny them?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  106. 106

    قَالُوا۟ رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَآلِّينَ

    23:106

    They will say: "our Lord! Our misfortune overwhelmed us, and we became a people astray!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizi altetti; biz, bir sapıklar topluluğu idik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar şöyle demiş (olacak)lardır: “Rabbimiz! Azgınlığımız bize galip geldi; biz bir sapkınlar topluluğuyduk.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They will say: Our Lord! Our evil fortune conquered us, and we were erring folk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  107. 107

    رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَـٰلِمُونَ

    23:107

    "Our Lord! bring us out of this: if ever we return (to Evil), then shall we be wrong-doers indeed!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha (ettiklerimize) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbimiz! Bizi buradan çıkar! Bir daha (yaptıklarımıza) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Our Lord! Oh, bring us forth from hence! If we return (to evil) then indeed we shall be wrong-doers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  108. 108

    قَالَ ٱخْسَـُٔوا۟ فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ

    23:108

    He will say: "Be ye driven into it (with ignominy)! And speak ye not to Me!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Allah) buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana konuşmayın artık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah) şöyle diyecektir: “Alçaldıkça alçalın orada! Bana karşı konuşmayın artık!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He saith: Begone therein, and speak not unto Me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  109. 109

    إِنَّهُۥ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْ عِبَادِى يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ

    23:109

    "A part of My servants there was, who used to pray 'our Lord! we believe; then do Thou forgive us, and have mercy upon us: For Thou art the Best of those who show mercy!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü kullarımdan bir zümre "Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise bizi bağışla, bize merhamet et, sen, merhametlilerin en iyisisin." diyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki kullarımdan bir grup, ‘Rabbimiz! İman ettik, bizi affet; bize merhamet et! Sen merhametlilerin en hayırlısısın’ demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! there was a party of My slaves who said: Our Lord! We believe, therefor forgive us and have mercy on us for Thou art Best of all who show mercy;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  110. 110

    فَٱتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتَّىٰٓ أَنسَوْكُمْ ذِكْرِى وَكُنتُم مِّنْهُمْ تَضْحَكُونَ

    23:110

    "But ye treated them with ridicule, so much so that (ridicule of) them made you forget My Message while ye were laughing at them!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte siz onları alaya aldınız; sonunda bu davranışınız size beni yâd etmeyi unutturdu; çünkü siz onlara gülüyordunuz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte siz onlarla alay etmiştiniz; sonunda (bu alaycılığınız) size beni anmayı unutturdu; onlara gülüyordunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But ye chose them for a laughing-stock until they caused you to forget remembrance of Me, while ye laughed at them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  111. 111

    إِنِّى جَزَيْتُهُمُ ٱلْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوٓا۟ أَنَّهُمْ هُمُ ٱلْفَآئِزُونَ

    23:111

    "I have rewarded them this Day for their patience and constancy: they are indeed the ones that have achieved Bliss..."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bugün ben onlara, sabrettiklerinin karşılığını verdim; onlar, hakikaten muradlarına erenlerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki bugün ben de onlara, (dünyada) sabretmelerinin karşılığını verdim; şüphesiz ki onlar başaranlardır.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! I have rewarded them this day forasmuch as they were steadfast in that they, even they, are the triumphant.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  112. 112

    قَـٰلَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ

    23:112

    He will say: "What number of years did ye stay on earth?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Allah inkârcılara) "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah, inkârcılara) “Yeryüzünde kaç sene kaldınız?” diye soracaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He will say: How long tarried ye in the earth, counting by years?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  113. 113

    قَالُوا۟ لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ ٱلْعَآدِّينَ

    23:113

    They will say: "We stayed a day or part of a day: but ask those who keep account."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte bilenlere sor." derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar da “(Muhtemelen) bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık; işte sayanlara sor!” cevabını vereceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They will say: We tarried by a day or part of a day. Ask of those who keep count!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  114. 114

    قَـٰلَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا ۖ لَّوْ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

    23:114

    He will say: "Ye stayed not but a little,- if ye had only known!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Allah) buyurur ki: Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz (bunu) bilmiş olsaydınız!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah) şöyle diyecektir: “Sadece az bir süre kaldınız; keşke (bunu) bilmiş olsaydınız!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He will say: Ye tarried but a little if ye only knew.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  115. 115

    أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَـٰكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

    23:115

    "Did ye then think that We had created you in jest, and that ye would not be brought back to Us (for account)?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve şüphesiz ki huzurumuza döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Deemed ye then that We had created you for naught, and that ye would not be returned unto Us?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  116. 116

    فَتَعَـٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ ۖ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْكَرِيمِ

    23:116

    Therefore exalted be Allah, the King, the Reality: there is no god but He, the Lord of the Throne of Honour!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Mutlak hâkim ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka ilâh yoktur. O, bereketli Arş'ın sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. O’ndan başka ilah yoktur. O, değerli arşın sahibidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Now Allah be Exalted, the True King! There is no Allah save Him, the Lord of the Throne of Grace.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  117. 117

    وَمَن يَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ لَا بُرْهَـٰنَ لَهُۥ بِهِۦ فَإِنَّمَا حِسَابُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦٓ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلْكَـٰفِرُونَ

    23:117

    If anyone invokes, besides Allah, Any other god, he has no authority therefor; and his reckoning will be only with his Lord! and verily the Unbelievers will fail to win through!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Her kim Allah ile birlikte diğer bir tanrıya taparsaki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur o kimsenin hesabı ancak Rabbinin nezdindedir. Şurası muhakkak ki, kâfirler kurtuluşa eremezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kim Allah ile birlikte başka bir ilaha yalvarırsa –ki bu kişinin hiçbir delili yoktur– o kimsenin hesabı ancak Rabbinin katındadır. Şüphesiz ki kâfirler kurtulamayacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He who crieth unto any other god along with Allah hath no proof thereof. His reckoning is only with his Lord. Lo! disbelievers will not be successful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  118. 118

    وَقُل رَّبِّ ٱغْفِرْ وَٱرْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ

    23:118

    So say: "O my Lord! grant Thou forgiveness and mercy for Thou art the Best of those who show mercy!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Resulüm! De ki: "Rabbim, bağışla ve merhamet et! Sen merhametlilerin en iyisisin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Rabbim! Affet! Merhamet et! Sen merhametlilerin en hayırlısısın.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (O Muhammad) say: My Lord! Forgive and have mercy, for Thou art Best of all who show mercy.

    M. Pickthall · EN · public-domain

Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)