All surahs

40.The Forgiver

غافر

Meccan · 85 ayahs

  1. 1

    حمٓ

    40:1

    Ha Mim

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hâ Mîm.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hâ. Mîm.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Ha. Mim.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  2. 2

    تَنزِيلُ ٱلْكِتَـٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ

    40:2

    The revelation of this Book is from Allah, Exalted in Power, Full of Knowledge,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu kitabın indirilişi, çok güçlü ve her şeyi bilen Allah tarafındandır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Bu) Kitabın indirilişi, güçlü, (her şeyi) bilen Allah katındandır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The revelation of the Scripture is from Allah, the Mighty, the Knower,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  3. 3

    غَافِرِ ٱلذَّنۢبِ وَقَابِلِ ٱلتَّوْبِ شَدِيدِ ٱلْعِقَابِ ذِى ٱلطَّوْلِ ۖ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ إِلَيْهِ ٱلْمَصِيرُ

    40:3

    Who forgiveth sin, accepteth repentance, is strict in punishment, and hath a long reach (in all things). there is no god but He: to Him is the final goal.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, günah bağışlayıcı, tevbe kabul edici, azabı şiddetli, kerem sahibi Allah'tandır ki O'ndan başka ilâh yoktur. Hem dönüş O'nadır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı şiddetli olandır, lütuf sahibidir. O’ndan başka ilah yoktur; dönüş de yalnızca O’nadır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The Forgiver of sin, the Accepter of repentance, the Stern in punishment, the Bountiful. There is no Allah save Him. Unto Him is the journeying.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  4. 4

    مَا يُجَـٰدِلُ فِىٓ ءَايَـٰتِ ٱللَّهِ إِلَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَلَا يَغْرُرْكَ تَقَلُّبُهُمْ فِى ٱلْبِلَـٰدِ

    40:4

    None can dispute about the Signs of Allah but the Unbelievers. Let not, then, their strutting about through the land deceive thee!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah'ın âyetleri hakkında ancak kâfirler mücadele ederler. Şimdi onların beldeler içinde dönüp dolaşmaları seni aldatmasın.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kâfir olanlardan başkası, Allah’ın ayetleri hakkında tartışmaz. Onların (özgürce) diyar diyar dolaşmaları kesinlikle seni aldatmasın!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    None argue concerning the revelations of Allah save those who disbelieve, so let not their turn of fortune in the land deceive thee (O Muhammad).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  5. 5

    كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَٱلْأَحْزَابُ مِنۢ بَعْدِهِمْ ۖ وَهَمَّتْ كُلُّ أُمَّةٍۭ بِرَسُولِهِمْ لِيَأْخُذُوهُ ۖ وَجَـٰدَلُوا۟ بِٱلْبَـٰطِلِ لِيُدْحِضُوا۟ بِهِ ٱلْحَقَّ فَأَخَذْتُهُمْ ۖ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ

    40:5

    But (there were people) before them, who denied (the Signs),- the People of Noah, and the Confederates (of Evil) after them; and every People plotted against their prophet, to seize him, and disputed by means of vanities, therewith to condemn the Truth; but it was I that seized them! and how (terrible) was My Requital!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlardan önce Nuh kavmi, arkalarından da çeşitli topluluklar yalanlamışlardı. Her ümmet, kendi peygamberlerini yakalamak kastında bulundu. Hakkı batılla gidermek için boşuna mücadele ettiler. Ben de onları tuttum, alıverdim. (Bak o zaman) azabım nasıl oldu?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlardan önce Nuh kavmi ve bunlardan sonraki gruplar da (peygamberlerini) yalanlamışlardı. Her ümmet, kendi elçisini yakala(yıp cezalandır)maya azmetmişti. Batıl (inançları) sebebiyle gerçeği iptal etmek için mücadele etmişlerdi. (Bunun üzerine onları) kıskıvrak yakalamıştım. Azabım (bak) nasıl olmuştu!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The folk of Noah and the factions after them denied (their messengers) before these, and every nation purposed to seize their messenger and argued falsely, (thinking) thereby to refute the Truth. Then I seized them, and how (awful) was My punishment.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  6. 6

    وَكَذَٰلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَنَّهُمْ أَصْحَـٰبُ ٱلنَّارِ

    40:6

    Thus was the Decree of thy Lord proved true against the Unbelievers; that truly they are Companions of the Fire!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte o nankörlük eden kâfirlere Rabbinin (azab) sözü öyle hak oldu. Onlar, mutlaka cehennemliktirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onların ateş halkı olduklarına dair Rabbinin sözü kâfir olanlar üzerine gerçekleşmiştir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thus was the word of thy Lord concerning those who disbelieve fulfilled: That they are owners of the Fire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  7. 7

    ٱلَّذِينَ يَحْمِلُونَ ٱلْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُۥ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِۦ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَىْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْمًا فَٱغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا۟ وَٱتَّبَعُوا۟ سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ

    40:7

    Those who sustain the Throne (of Allah) and those around it Sing Glory and Praise to their Lord; believe in Him; and implore Forgiveness for those who believe: "Our Lord! Thy Reach is over all things, in Mercy and Knowledge. Forgive, then, those who turn in Repentance, and follow Thy Path; and preserve them from the Penalty of the Blazing Fire!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Arşı taşıyanlar ve onun etrafındakiler, Rablerinin hamdiyle tesbih ederler ve O'na inanırlar. İman etmişler için de şöyle bağışlanma dilerler: "Ey Rabbimiz! Rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O, tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla, onları cehennem azabından koru."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Arşı taşıyan ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd (övgü) ile tesbih ederler (yüceltirler). O’na iman eder ve müminler için şöyle bağışlanma dilerler: “Rabbimiz! Senin merhamet ve ilmin her şeyi kapsamıştır. Tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla; onları cehennem azabından koru!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Those who bear the Throne, and all who are round about it, hymn the praises of their Lord and believe in Him and ask forgiveness for those who believe (saying): Our Lord! Thou comprehendest all things in mercy and knowledge, therefor forgive those who repent and follow Thy way. Ward off from them the punishment of hell.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  8. 8

    رَبَّنَا وَأَدْخِلْهُمْ جَنَّـٰتِ عَدْنٍ ٱلَّتِى وَعَدتَّهُمْ وَمَن صَلَحَ مِنْ ءَابَآئِهِمْ وَأَزْوَٰجِهِمْ وَذُرِّيَّـٰتِهِمْ ۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ

    40:8

    "And grant, our Lord! that they enter the Gardens of Eternity, which Thou hast promised to them, and to the righteous among their fathers, their wives, and their posterity! For Thou art (He), the Exalted in Might, Full of Wisdom.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ey Rabbimiz! Hem onları, hem onların atalarından, zevcelerinden ve zürriyetlerinden iyi olanları kendilerine vaad buyurduğun Adn cennetlerine koy. Şüphesiz çok güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan sensin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbimiz! Onları da babalarından (atalarından), eşlerinden ve çocuklarından (kız veya erkek nesillerinden) iyi olanları da kendilerine vadettiğin durmaya değer cennetlere koy! Şüphesiz ki güçlü, doğru hüküm veren yalnızca sensin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Our Lord! And make them enter the Gardens of Eden which thou hast promised them, with such of their fathers and their wives and their descendants as do right. Lo! Thou, only Thou, art the Mighty, the Wise.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  9. 9

    وَقِهِمُ ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ وَمَن تَقِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُۥ ۚ وَذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

    40:9

    "And preserve them from (all) ills; and any whom Thou dost preserve from ills that Day,- on them wilt Thou have bestowed Mercy indeed: and that will be truly (for them) the highest Achievement".

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Onları fenalıklardan koru. Sen her kimi fenalıklardan korursan, o gün muhakkak onu rahmetinle yarlığamışsındır. İşte asıl büyük kurtuluş da budur."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onları kötülüklerden koru! O gün sen kimi kötülüklerden korursan elbette ona merhamet etmişsindir. Asıl büyük kurtuluş işte budur.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And ward off from them ill-deeds; and he from whom Thou wardest off ill-deeds that day, him verily hast Thou taken into mercy. That is the supreme triumph.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  10. 10

    إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يُنَادَوْنَ لَمَقْتُ ٱللَّهِ أَكْبَرُ مِن مَّقْتِكُمْ أَنفُسَكُمْ إِذْ تُدْعَوْنَ إِلَى ٱلْإِيمَـٰنِ فَتَكْفُرُونَ

    40:10

    The Unbelievers will be addressed: "Greater was the aversion of Allah to you than (is) your aversion to yourselves, seeing that ye were called to the Faith and ye used to refuse."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O kâfirlere mutlaka şöyle bağırılacaktır: "Elbette Allah'ın buğzu, sizin nefislerinize buğzunuzdan daha büyüktür. Çünkü siz imana davet ediliyordunuz da inkâr ediyordunuz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kâfir olanlara (mahşerde) şöyle seslenilecektir: “Allah’ın gazabı, sizin kendinize olan öfkenizden elbette daha büyüktür. Zira imana davet ediliyorken inkâr ediyordunuz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! (on that day) those who disbelieve are informed by proclamation: Verily Allah's abhorrence is more terrible than your abhorrence one of another, when ye were called unto the faith but did refuse.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  11. 11

    قَالُوا۟ رَبَّنَآ أَمَتَّنَا ٱثْنَتَيْنِ وَأَحْيَيْتَنَا ٱثْنَتَيْنِ فَٱعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ إِلَىٰ خُرُوجٍ مِّن سَبِيلٍ

    40:11

    They will say: "Our Lord! twice hast Thou made us without life, and twice hast Thou given us Life! Now have we recognised our sins: Is there any way out (of this)?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kâfirler diyecekler ki: "Ey Rabbimiz! Sen bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Şimdi günahlarımızı anladık. Fakat çıkmaya bir yol var mı?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar “Rabbimiz! Bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin. Günahlarımızı itiraf ettik. Bir daha (bu ateşten) çıkış yolu var mıdır?” demiş (olacaklar)dır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They say: Our Lord! Twice hast Thou made us die, and twice hast Thou made us live. Now we confess our sins. Is there any way to go out?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  12. 12

    ذَٰلِكُم بِأَنَّهُۥٓ إِذَا دُعِىَ ٱللَّهُ وَحْدَهُۥ كَفَرْتُمْ ۖ وَإِن يُشْرَكْ بِهِۦ تُؤْمِنُوا۟ ۚ فَٱلْحُكْمُ لِلَّهِ ٱلْعَلِىِّ ٱلْكَبِيرِ

    40:12

    (The answer will be:) "This is because, when Allah was invoked as the Only (object of worship), ye did reject Faith, but when partners were joined to Him, ye believed! the Command is with Allah, Most High, Most Great!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Onlara şöyle cevap verilir): "Bu azab size şu sebeptendir: Siz tek Allah'a davet edildiğiniz zaman inkâr ettiniz. Ama O'na ortak koşulunca inandınız. Artık hüküm, o yüce ve büyük Allah'ındır."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlara şöyle denecektir:) “Tek olarak Allah’a dua edildiği zaman inkâr ederdiniz. O’na ortak koşulunca (buna) inanırdınız. Hüküm yüce (ve) büyük olan Allah’a aittir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (It is said unto them): This is (your plight) because, when Allah only was invoked, ye disbelieved, but when some partner was ascribed to Him ye were believing. But the command belongeth only to Allah, the Sublime, the Majestic.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  13. 13

    هُوَ ٱلَّذِى يُرِيكُمْ ءَايَـٰتِهِۦ وَيُنَزِّلُ لَكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ رِزْقًا ۚ وَمَا يَتَذَكَّرُ إِلَّا مَن يُنِيبُ

    40:13

    He it is Who showeth you his Signs, and sendeth down sustenance for you from the sky: but only those receive admonition who turn (to Allah).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Size âyetlerini gösteren, sizin için gökten bir rızık indiren O'dur. Fakat onları ancak gönül verip düşünenler anlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Size delillerini gösteren ve sizin için gökten rızık indiren O’dur. Allah’a yönelenden başkası (gerçeği) hatırlamaz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He it is Who showeth you His portents, and sendeth down for you provision from the sky. None payeth heed save him who turneth (unto Him) repentant.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  14. 14

    فَٱدْعُوا۟ ٱللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ ٱلْكَـٰفِرُونَ

    40:14

    Call ye, then, upon Allah with sincere devotion to Him, even though the Unbelievers may detest it.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O halde siz, dini Allah için halis kılarak hep O'na yalvarın. İsterse kâfirler hoşlanmasınlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kâfirlerin hoşuna gitmese de dini O’na özgü kılarak Allah’a dua edin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor (O believers) pray unto Allah, making religion pure for Him (only), however much the disbelievers be averse -

    M. Pickthall · EN · public-domain

  15. 15

    رَفِيعُ ٱلدَّرَجَـٰتِ ذُو ٱلْعَرْشِ يُلْقِى ٱلرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِۦ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ لِيُنذِرَ يَوْمَ ٱلتَّلَاقِ

    40:15

    Raised high above ranks (or degrees), (He is) the Lord of the Throne (of Authority): by His Command doth He send the Spirit (of inspiration) to any of His servants he pleases, that it may warn (men) of the Day of Mutual Meeting,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O dereceleri yükselten Arş'ın sahibi Allah, o buluşma gününün (kıyametin) dehşetini haber vermek için kullarından dilediği kimseye emrinden ruh (melek) indiriyor.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah) dereceleri yükseltendir; arşın sahibidir. Kavuşma günüyle ilgili uyarmak için emri gereği kullarından dilediğine rûhu (Kur’an’ı) indirir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The Exalter of Ranks, the Lord of the Throne. He causeth the Spirit of His command upon whom He will of His slaves, that He may warn of the Day of Meeting,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  16. 16

    يَوْمَ هُم بَـٰرِزُونَ ۖ لَا يَخْفَىٰ عَلَى ٱللَّهِ مِنْهُمْ شَىْءٌ ۚ لِّمَنِ ٱلْمُلْكُ ٱلْيَوْمَ ۖ لِلَّهِ ٱلْوَٰحِدِ ٱلْقَهَّارِ

    40:16

    The Day whereon they will (all) come forth: not a single thing concerning them is hidden from Allah. Whose will be the dominion that Day?" That of Allah, the One the Irresistible!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün onlar kabirlerinden meydana fırlarlar. Kendilerinin hiçbir şeyi Allah'a karşı gizli kalmaz. "Bugün mülk kimindir?" (diye sorulur. Cevaben): "Tek ve kahhar olan Allah'ındır." (denir).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O gün onlar meydana çıkacaklar. Onların hiçbir şeyi Allah’a gizli kalmaz. (Onlara:) “Bugün otorite kim içindir? Tek, ezici güç sahibi olan Allah’a aittir!” (denecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The day when they come forth, nothing of them being hidden from Allah. Whose is the Sovereignty this day? It is Allah's, the One, the Almighty.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  17. 17

    ٱلْيَوْمَ تُجْزَىٰ كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ ۚ لَا ظُلْمَ ٱلْيَوْمَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ

    40:17

    That Day will every soul be requited for what it earned; no injustice will there be that Day, for Allah is Swift in taking account.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bugün her nefis kazandığı ile cezalanacaktır. Bugün zulüm yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bugün herkese kazandığının karşılığı verilecektir. Bugün haksızlık yoktur. Şüphesiz ki Allah hesabı hızlı olandır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    This day is each soul requited that which it hath earned; no wrong (is done) this day. Lo! Allah is swift at reckoning.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  18. 18

    وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ ٱلْـَٔازِفَةِ إِذِ ٱلْقُلُوبُ لَدَى ٱلْحَنَاجِرِ كَـٰظِمِينَ ۚ مَا لِلظَّـٰلِمِينَ مِنْ حَمِيمٍ وَلَا شَفِيعٍ يُطَاعُ

    40:18

    Warn them of the Day that is (ever) drawing near, when the hearts will (come) right up to the throats to choke (them); No intimate friend nor intercessor will the wrong-doers have, who could be listened to.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yaklaşmakta olan o felaket (kıyamet) gününü de onlara haber ver. O dem ki yürekler gırtlaklara dayanmıştır, yutkunup dururlar. Zalimler için ne ısınacak bir dost vardır, ne de sözü dinlenecek bir şefaatçi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yaklaşan gün hakkında onları uyar! Çünkü (o anda) dehşet içinde yutkunurken yürekleri ağızlarına gelecektir. Zalimlerin hiçbir dostu ve sözü dinlenir hiçbir şefaatçisi yoktur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Warn them (O Muhammad) of the Day of the approaching (doom), when the hearts will be choking the throats, (when) there will be no friend for the wrong-doers, nor any intercessor who will be heard.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  19. 19

    يَعْلَمُ خَآئِنَةَ ٱلْأَعْيُنِ وَمَا تُخْفِى ٱلصُّدُورُ

    40:19

    (Allah) knows of (the tricks) that deceive with the eyes, and all that the hearts (of men) conceal.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah, gözlerin hain bakışını da bilir, gönüllerin gizlediğini de.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah) gözlerin (bakışların) hainliğini ve kalplerin gizlediğini bilir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He knoweth the traitor of the eyes, and that which the bosoms hide.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  20. 20

    وَٱللَّهُ يَقْضِى بِٱلْحَقِّ ۖ وَٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِۦ لَا يَقْضُونَ بِشَىْءٍ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْبَصِيرُ

    40:20

    And Allah will judge with (justice and) Truth: but those whom (men) invoke besides Him, will not (be in a position) to judge at all. Verily it is Allah (alone) Who hears and sees (all things).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah hakkı yerine getirir. Onların O'ndan başka yalvardıkları ise hiçbir şeyi yerine getiremezler. Çünkü hakkıyla işiten ve gören ancak Allah'tır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah adaletle hükmedecektir. O’nun peşi sıra yalvardıkları ise hiçbir şeyde asla hükmedemezler. Şüphesiz ki yalnızca Allah gerçek duyandır, görendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Allah judgeth with truth, while those to whom they cry instead of Him judge not at all. Lo! Allah, He is the Hearer, the Seer.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  21. 21

    ۞ أَوَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ كَانُوا۟ مِن قَبْلِهِمْ ۚ كَانُوا۟ هُمْ أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَءَاثَارًا فِى ٱلْأَرْضِ فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن وَاقٍ

    40:21

    Do they not travel through the earth and see what was the End of those before them? They were even superior to them in strength, and in the traces (they have left) in the land: but Allah did call them to account for their sins, and none had they to defend them against Allah.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yeryüzünde bir gezmediler mi? Baksalar ya kendilerinden öncekilerin sonları nasıl olmuş? Onlar yeryüzünde gerek kuvvetçe ve gerek eserce kendilerinden daha üstündüler. Öyle iken Allah onları günahları sebebiyle tutup alıverdi. Kendilerini Allah'ın azabından koruyacak biri bulunmadı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmek için yeryüzünde hiç mi dolaşmadılar? Onlar kuvvet ve yeryüzündeki eserleri yönünden bunlardan daha da üstündüler.(Böyleyken) Allah onları günahları yüzünden yakalamıştı. Onları Allah’(ın gazabın)dan koruyan da olmamıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have they not travelled in the land to see the nature of the consequence for those who disbelieved before them? They were mightier than these in power and (in the) traces (which they left behind them) in the earth. Yet Allah seized them for their sins, and they had no protector from Allah.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  22. 22

    ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانَت تَّأْتِيهِمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَـٰتِ فَكَفَرُوا۟ فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ قَوِىٌّ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ

    40:22

    That was because there came to them their messengers with Clear (Signs), but they rejected them: So Allah called them to account: for He is Full of Strength, Strict in Punishment.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, şundandı: Onlara peygamberleri apaçık delillerle geliyorlardı. Ama onlar inkâr ettiler. Allah da tuttu kendilerini alıverdi. Çünkü O'nun kuvveti çok, azabı şiddetlidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bunun sebebi, elçileri kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde inkâr etmeleriydi. Allah da onları yakalamış (cezalandırmış)tı. Şüphesiz ki O kuvvetlidir, azabı da şiddetlidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That was because their messengers kept bringing them clear proofs (of Allah's Sovereignty) but they disbelieved; so Allah seized them. Lo! He is Strong, severe in punishment.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  23. 23

    وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَـٰتِنَا وَسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ

    40:23

    Of old We sent Moses, with Our Signs and an authority manifest,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun Musa'yı âyetlerimizle ve açık bir delil ile gönderdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki Musa’yı da ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun’a, Haman’a ve Karun’a göndermiştik de (onlar “Bu) bir büyücüdür; çok yalancıdır!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily We sent Moses with Our revelations and a clear warrant

    M. Pickthall · EN · public-domain

  24. 24

    إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَهَـٰمَـٰنَ وَقَـٰرُونَ فَقَالُوا۟ سَـٰحِرٌ كَذَّابٌ

    40:24

    To Pharaoh, Haman, and Qarun; but they called (him)" a sorcerer telling lies!"...

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun'a, Hâmân'a ve Karun'a da onlar: "Bu bir sihirbaz, bir yalancıdır" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki Musa’yı da ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun’a, Haman’a ve Karun’a göndermiştik de (onlar “Bu) bir büyücüdür; çok yalancıdır!” demişlerdi. Mü'min 40:23-24

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Unto Pharaoh and Haman and Korah, but they said: A lying sorcerer!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  25. 25

    فَلَمَّا جَآءَهُم بِٱلْحَقِّ مِنْ عِندِنَا قَالُوا۟ ٱقْتُلُوٓا۟ أَبْنَآءَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ وَٱسْتَحْيُوا۟ نِسَآءَهُمْ ۚ وَمَا كَيْدُ ٱلْكَـٰفِرِينَ إِلَّا فِى ضَلَـٰلٍ

    40:25

    Now, when he came to them in Truth, from Us, they said, "Slay the sons of those who believe with him, and keep alive their females," but the plots of Unbelievers (end) in nothing but errors (and delusions)!...

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine Musa, kendilerine tarafımızdan hakkı getirince de: "Onunla beraber iman etmiş olanların oğullarını öldürün, kadınlarını diri tutun." dediler. Fakat o kâfirlerin tuzağı da hep boşa çıkmaktadır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte o (Musa), tarafımızdan kendilerine gerçeği getirince “Onunla birlikte iman edenlerin oğullarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın!” demişlerdi. (Ama) kâfirlerin tuzağı elbette boşa çıkar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when he brought them the Truth from Our presence, they said: Slay the sons of those who believe with him, and spare their women. But the plot of disbelievers is in naught but error.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  26. 26

    وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُونِىٓ أَقْتُلْ مُوسَىٰ وَلْيَدْعُ رَبَّهُۥٓ ۖ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُبَدِّلَ دِينَكُمْ أَوْ أَن يُظْهِرَ فِى ٱلْأَرْضِ ٱلْفَسَادَ

    40:26

    Said Pharaoh: "Leave me to slay Moses; and let him call on his Lord! What I fear is lest he should change your religion, or lest he should cause mischief to appear in the land!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bir de Firavun: "Bırakın beni, öldüreyim Musa'yı da o Rabbine dua etsin. Çünkü ben onun, dininizi değiştirmesinden veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Firavun, “Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim; (o da) Rabbine yalvarsın! Şüphesiz ki ben onun, dininizi değiştirmesinden veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Pharaoh said: Suffer me to kill Moses, and let him cry unto his Lord. Lo! I fear that he will alter your religion or that he will cause confusion in the land.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  27. 27

    وَقَالَ مُوسَىٰٓ إِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُم مِّن كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَّا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ ٱلْحِسَابِ

    40:27

    Moses said: "I have indeed called upon my Lord and your Lord (for protection) from every arrogant one who believes not in the Day of Account!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa da: "Ben hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığınırım" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Musa da “Ben hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olana (Allah’a) sığındım.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Moses said: Lo! I seek refuge in my Lord and your Lord from every scorner who believeth not in a Day of Reckoning.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  28. 28

    وَقَالَ رَجُلٌ مُّؤْمِنٌ مِّنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ إِيمَـٰنَهُۥٓ أَتَقْتُلُونَ رَجُلًا أَن يَقُولَ رَبِّىَ ٱللَّهُ وَقَدْ جَآءَكُم بِٱلْبَيِّنَـٰتِ مِن رَّبِّكُمْ ۖ وَإِن يَكُ كَـٰذِبًا فَعَلَيْهِ كَذِبُهُۥ ۖ وَإِن يَكُ صَادِقًا يُصِبْكُم بَعْضُ ٱلَّذِى يَعِدُكُمْ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ

    40:28

    A believer, a man from among the people of Pharaoh, who had concealed his faith, said: "Will ye slay a man because he says, 'My Lord is Allah'?- when he has indeed come to you with Clear (Signs) from your Lord? and if he be a liar, on him is (the sin of) his lie: but, if he is telling the Truth, then will fall on you something of the (calamity) of which he warns you: Truly Allah guides not one who transgresses and lies!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun ailesinden imanını saklayan bir adam da şöyle dedi: "Bir adamı, Rabbim Allah dediği için öldürecek misiniz? Halbuki o size Rabbinizden delillerle gelmiştir. Hem o bir yalancı ise çok sürmez, yalanı boynuna geçer. Fakat doğru ise size yaptığı tehditlerin birkısmı olsun başınıza gelir. Şüphe yok ki Allah aşırı giden bir yalancıyı doğru yola çıkarmaz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Firavun ailesinden olup, imanını gizleyen mümin bir adam şöyle demişti: “Siz ‘Rabbim Allah’tır!’ diyor diye bir adamı öldürecek misiniz? (Oysa) o, size Rabbinizden apaçık deliller getirmiştir. O (Musa) yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir. Doğru söylüyorsa sizi tehdit ettiği (azab)ın bir kısmı olsun gelip size isabet eder. Şüphesiz ki Allah haddi aşan, yalancı kimseyi doğru yola ulaştırmaz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And a believing man of Pharaoh's family, who hid his faith, said: Would ye kill a man because he saith: My Lord is Allah, and hath brought you clear proofs from your Lord? If he is lying, then his lie is upon him; and if he is truthful, then some of that wherewith he threateneth you will strike you. Lo! Allah guideth not one who is a prodigal, a liar.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  29. 29

    يَـٰقَوْمِ لَكُمُ ٱلْمُلْكُ ٱلْيَوْمَ ظَـٰهِرِينَ فِى ٱلْأَرْضِ فَمَن يَنصُرُنَا مِنۢ بَأْسِ ٱللَّهِ إِن جَآءَنَا ۚ قَالَ فِرْعَوْنُ مَآ أُرِيكُمْ إِلَّا مَآ أَرَىٰ وَمَآ أَهْدِيكُمْ إِلَّا سَبِيلَ ٱلرَّشَادِ

    40:29

    "O my People! Yours is the dominion this day: Ye have the upper hand in the land: but who will help us from the Punishment of Allah, should it befall us?" Pharaoh said: "I but point out to you that which I see (myself); Nor do I guide you but to the Path of Right!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ey kavmim! Bugün mülk sizindir. Dünyada yüze çıkmış bulunuyorsunuz. Eğer gelecek olursa Allah'ın hışmından bizi kim kurtarır?" Firavun: "Ben size görüşümden başkasını göstermiyorum ve herhalde ben size doğru yolu gösteriyorum" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ey kavmim! Bugün, yeryüzüne hâkim kişiler olarak hükümdarlık sizindir. (Fakat) Allah’ın azabı bize gelip çatarsa bize kim yardım edebilir ki!” Firavun ise “Ben size sadece kendi görüşümü söylüyorum ve yine size ancak doğru yolu gösteriyorum!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    O my people! Yours is the kingdom to-day, ye being uppermost in the land. But who would save us from the wrath of Allah should it reach us? Pharaoh said: I do but show you what I think, and I do but guide you to wise policy.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  30. 30

    وَقَالَ ٱلَّذِىٓ ءَامَنَ يَـٰقَوْمِ إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُم مِّثْلَ يَوْمِ ٱلْأَحْزَابِ

    40:30

    Then said the man who believed: "O my people! Truly I do fear for you something like the Day (of disaster) of the Confederates (in sin)!-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O iman etmiş olan kimse de: "Ey kavmim! Doğrusu ben sizin hakkınızda Ahzab (önceki çeşitli toplumlar)ın günleri gibi bir günden korkuyorum."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İman eden kişi şöyle devam etmişti: “Ey kavmim! Doğrusu ben üzerinize önceki toplulukların günü gibi (bir felaket gelmesinden) korkuyorum.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And he who believed said: O my people! Lo! I fear for you a fate like that of the factions (of old);

    M. Pickthall · EN · public-domain

  31. 31

    مِثْلَ دَأْبِ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَٱلَّذِينَ مِنۢ بَعْدِهِمْ ۚ وَمَا ٱللَّهُ يُرِيدُ ظُلْمًا لِّلْعِبَادِ

    40:31

    "Something like the fate of the People of Noah, the 'Ad, and the Thamud, and those who came after them: but Allah never wishes injustice to his Servants.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Nuh Kavmi'nin, Âd'ın, Semud'un ve daha sonrakilerin maceraları gibi (bir günün geleceğinden korkuyorum). Allah, kulları için bir zulüm istemez."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Nuh kavminin, Âd ile Semûd (kavimlerinin) ve onlardan sonra gelenlerin durumunun örneği gibi. Allah kullarına haksızlık dilemez.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A plight like that of Noah's folk, and A'ad and Thamud, and those after them, and Allah willeth no injustice for (His) slaves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  32. 32

    وَيَـٰقَوْمِ إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ يَوْمَ ٱلتَّنَادِ

    40:32

    "And O my people! I fear for you a Day when there will be Mutual calling (and wailing),-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ey kavmim! Ben size gelecek o çağrışma gününden (kıyamet gününden) korkuyorum."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ey kavmim! Şüphesiz ki sizin için o bağrışıp çağrışma gününden korkuyorum.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And, O my people! Lo! I fear for you a Day of Summoning,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  33. 33

    يَوْمَ تُوَلُّونَ مُدْبِرِينَ مَا لَكُم مِّنَ ٱللَّهِ مِنْ عَاصِمٍ ۗ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِنْ هَادٍ

    40:33

    "A Day when ye shall turn your backs and flee: No defender shall ye have from Allah: Any whom Allah leaves to stray, there is none to guide...

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "O gün arkanıza dönüp kaçacaksınız. Fakat sizi Allah'tan koruyacak olan yoktur. Her kimi Allah şaşırtırsa, artık ona bir yol gösterici bulunmaz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O gün arkanıza dönüp kaç(maya çalış)acaksınız. Sizi Allah’tan (azabından) kurtaracak kimse yoktur. Allah kimi saptırırsa artık ona hiçbir yol gösteren olamaz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A day when ye will turn to flee, having no preserver from Allah: and he whom Allah sendeth astray, for him there is no guide.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  34. 34

    وَلَقَدْ جَآءَكُمْ يُوسُفُ مِن قَبْلُ بِٱلْبَيِّنَـٰتِ فَمَا زِلْتُمْ فِى شَكٍّ مِّمَّا جَآءَكُم بِهِۦ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا هَلَكَ قُلْتُمْ لَن يَبْعَثَ ٱللَّهُ مِنۢ بَعْدِهِۦ رَسُولًا ۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ مُّرْتَابٌ

    40:34

    "And to you there came Joseph in times gone by, with Clear Signs, but ye ceased not to doubt of the (Mission) for which he had come: At length, when he died, ye said: 'No messenger will Allah send after him.' thus doth Allah leave to stray such as transgress and live in doubt,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bundan önce size delillerle Yusuf gelmişti. O zaman da onun size getirdiği hakikatte şüphe edip durmuştunuz. Nihayet vefat ettiğinde de "Bundan sonra Allah asla peygamber göndermez" dediniz. İşte aşırı şüpheci olanları Allah böyle şaşırtır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki (Musa’dan) önce Yusuf da size apaçık deliller getirmişti; onun size getirdiği şeyler hakkında şüphe edip durmuştunuz. Sonunda o vefat edince “Allah ondan sonra asla elçi göndermez!” demiştiniz. İşte Allah aşırı giden (bütün) şüphecileri böyle sapkınlıkta bırakır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily Joseph brought you of old clear proofs, yet ye ceased not to be in doubt concerning what he brought you till, when he died, ye said: Allah will not send any messenger after him. Thus Allah deceiveth him who is a prodigal, a doubter.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  35. 35

    ٱلَّذِينَ يُجَـٰدِلُونَ فِىٓ ءَايَـٰتِ ٱللَّهِ بِغَيْرِ سُلْطَـٰنٍ أَتَىٰهُمْ ۖ كَبُرَ مَقْتًا عِندَ ٱللَّهِ وَعِندَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ۚ كَذَٰلِكَ يَطْبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ قَلْبِ مُتَكَبِّرٍ جَبَّارٍ

    40:35

    "(Such) as dispute about the Signs of Allah, without any authority that hath reached them, grievous and odious (is such conduct) in the sight of Allah and of the Believers. Thus doth Allah, seal up every heart - of arrogant and obstinate Transgressors."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar, kendilerine gelmiş bir delil olmaksızın, Allah'ın âyetleri hakkında mücadele ederler. Bu durum, Allah katında ve iman edenler yanında büyük bir buğzu gerektirir. İşte Allah, her böbürlenen zorbanın kalbini öyle bir tabiat ile mühürler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendilerine gelmiş hiçbir delil olmadığı hâlde Allah’ın ayetleri hakkında mücadele edenler, gerek Allah katında, gerekse iman edenler katında büyük bir öfkeyle karşılanır. Allah her zorba kibirlinin kalbini işte böyle mühürler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Those who wrangle concerning the revelations of Allah without any warrant that hath come unto them, it is greatly hateful in the sight of Allah and in the sight of those who believe. Thus doth Allah print on every arrogant, disdainful heart.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  36. 36

    وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَـٰهَـٰمَـٰنُ ٱبْنِ لِى صَرْحًا لَّعَلِّىٓ أَبْلُغُ ٱلْأَسْبَـٰبَ

    40:36

    Pharaoh said: "O Haman! Build me a lofty palace, that I may attain the ways and means-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun dedi ki: "Ey Hâmân! Bana bir kule yap, belki ben o yollara ulaşabilirim."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Firavun “Ey Haman, bana yüksek bir kule yap; belki sebeplere (yollara) ulaşırım.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Pharaoh said: O Haman! Build for me a tower that haply I may reach the roads,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  37. 37

    أَسْبَـٰبَ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ فَأَطَّلِعَ إِلَىٰٓ إِلَـٰهِ مُوسَىٰ وَإِنِّى لَأَظُنُّهُۥ كَـٰذِبًا ۚ وَكَذَٰلِكَ زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُوٓءُ عَمَلِهِۦ وَصُدَّ عَنِ ٱلسَّبِيلِ ۚ وَمَا كَيْدُ فِرْعَوْنَ إِلَّا فِى تَبَابٍ

    40:37

    "The ways and means of (reaching) the heavens, and that I may mount up to the god of Moses: But as far as I am concerned, I think (Moses) is a liar!" Thus was made alluring, in Pharaoh's eyes, the evil of his deeds, and he was hindered from the Path; and the plot of Pharaoh led to nothing but perdition (for him).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Göklerin yollarına ulaşabilirim de, Musa'nın ilâhının ne olduğunu anlarım. Ben onu mutlaka yalancı sanıyorum." İşte böylece Firavun'a kötü ameli süslü gösterildi de yoldan çıkarıldı. Çünkü Firavun düzeni hep boşa çıkar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yani göklerin sebeplerine (yollarına ulaşırım). (Böylece belki) Musa’nın ilahına ulaşırım; şüphesiz ki ben onu (Musa’yı) yalancı sanıyorum!” demişti. Böylece Firavun’a, yaptığı kötü iş (şeytan ve nefsi tarafından) süslü gösterilmiş ve yoldan saptırılmıştı. (Zaten) Firavun’un tuzağı elbette yıkımdadır (kayıptadır).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The roads of the heavens, and may look upon the god of Moses, though verily I think him a liar. Thus was the evil that he did made fairseeming unto Pharaoh, and he was debarred from the (right) way. The plot of Pharaoh ended but in ruin.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  38. 38

    وَقَالَ ٱلَّذِىٓ ءَامَنَ يَـٰقَوْمِ ٱتَّبِعُونِ أَهْدِكُمْ سَبِيلَ ٱلرَّشَادِ

    40:38

    The man who believed said further: "O my people! Follow me: I will lead you to the Path of Right.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O iman etmiş olan kimse dedi ki: "Ey kavmim! Bana uyun ki size doğru yolu göstereyim."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İman eden kişi şöyle demişti: “Ey kavmim! Siz bana uyun ki ben de size doğru yolu göstereyim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And he who believed said: O my people! Follow me. I will show you the way of right conduct.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  39. 39

    يَـٰقَوْمِ إِنَّمَا هَـٰذِهِ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا مَتَـٰعٌ وَإِنَّ ٱلْـَٔاخِرَةَ هِىَ دَارُ ٱلْقَرَارِ

    40:39

    "O my people! This life of the present is nothing but (temporary) convenience: It is the Hereafter that is the Home that will last.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ey kavmim! Bu dünya hayatı ancak geçici bir menfaatten ibarettir. Ahiret ise durulacak karar yurdudur."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ey kavmim! Dünya hayatı, geçici (bir eğlence)den ibarettir. Ahiret(e gelince), işte kalınacak yurt orasıdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    O my people! Lo! this life of the world is but a passing comfort, and lo! the Hereafter, that is the enduring home.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  40. 40

    مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً فَلَا يُجْزَىٰٓ إِلَّا مِثْلَهَا ۖ وَمَنْ عَمِلَ صَـٰلِحًا مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ ٱلْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ فِيهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ

    40:40

    "He that works evil will not be requited but by the like thereof: and he that works a righteous deed - whether man or woman - and is a Believer- such will enter the Garden (of Bliss): Therein will they have abundance without measure.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Her kim bir kötülük yaparsa, ona ancak yaptığının bir misli ile ceza verilir. Erkek veya kadın, her kim de mümin olarak iyi bir amel işlerse, işte onlar cennete girerler. Orada kendilerine hesapsız rızık verilir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kim herhangi bir kötülük işlerse, kendisine sadece o kadar karşılık verilecektir. Erkek veya kadın kim mümin olarak iyi iş yaparsa işte onlar cennete gireceklerdir; orada kendilerine hesapsız rızık verilecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Whoso doeth an ill-deed, he will be repaid the like thereof, while whoso doeth right, whether male or female, and is a believer, (all) such will enter the Garden, where they will be nourished without stint.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  41. 41

    ۞ وَيَـٰقَوْمِ مَا لِىٓ أَدْعُوكُمْ إِلَى ٱلنَّجَوٰةِ وَتَدْعُونَنِىٓ إِلَى ٱلنَّارِ

    40:41

    "And O my people! How (strange) it is for me to call you to Salvation while ye call me to the Fire!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Hem ey kavmim! Niçin ben sizi kurtuluşa davet ederken, siz beni ateşe davet ediyorsunuz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ey kavmim! Siz beni ateşe çağırıyorken ben sizi kurtuluşa çağırıyorum.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And, O my people! What aileth me that I call you unto deliverance when ye call me unto the Fire?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  42. 42

    تَدْعُونَنِى لِأَكْفُرَ بِٱللَّهِ وَأُشْرِكَ بِهِۦ مَا لَيْسَ لِى بِهِۦ عِلْمٌ وَأَنَا۠ أَدْعُوكُمْ إِلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلْغَفَّـٰرِ

    40:42

    "Ye do call upon me to blaspheme against Allah, and to join with Him partners of whom I have no knowledge; and I call you to the Exalted in Power, Who forgives again and again!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Siz beni Allah'ı inkâr etmeye ve bence hiç ilimde yeri olmayan şeyleri O'na ortak koşmaya davet ediyorsunuz. Ben ise sizi o çok güçlü ve çok bağışlayıcı olan Allah'a davet ediyorum."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Siz beni, Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, güçlü ve çok bağışlayan olan (Allah)’a davet ediyorum.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Ye call me to disbelieve in Allah and ascribe unto Him as partners that whereof I have no knowledge, while I call you unto the Mighty, the Forgiver.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  43. 43

    لَا جَرَمَ أَنَّمَا تَدْعُونَنِىٓ إِلَيْهِ لَيْسَ لَهُۥ دَعْوَةٌ فِى ٱلدُّنْيَا وَلَا فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ وَأَنَّ مَرَدَّنَآ إِلَى ٱللَّهِ وَأَنَّ ٱلْمُسْرِفِينَ هُمْ أَصْحَـٰبُ ٱلنَّارِ

    40:43

    "Without doubt ye do call me to one who is not fit to be called to, whether in this world, or in the Hereafter; our return will be to Allah; and the Transgressors will be Companions of the Fire!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Hiç inkâr edilemez ki, gerçekten sizin beni davet ettiğiniz şeyin dünyada da, ahirette de bir davet hakkı yoktur. Hepimizin dönüşü Allah'adır. Şüphesiz haddi aşanların hepsi cehennemliktir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Gerçek şu ki sizin beni davet ettiğiniz şeyin, dünyada da ahirette de davete değer bir tarafı yoktur. Şüphesiz ki dönüşümüz Allah’adır; aşırı gidenler de elbette ateş halkının kendileridir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Assuredly that whereunto ye call me hath no claim in the world or in the Hereafter, and our return will be unto Allah, and the prodigals will be owners of the Fire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  44. 44

    فَسَتَذْكُرُونَ مَآ أَقُولُ لَكُمْ ۚ وَأُفَوِّضُ أَمْرِىٓ إِلَى ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بَصِيرٌۢ بِٱلْعِبَادِ

    40:44

    "Soon will ye remember what I say to you (now), My (own) affair I commit to Allah: for Allah (ever) watches over His Servants."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Siz benim söylediklerimi sonra anlayacaksınız. Ben işimi Allah'a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını görür, gözetir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Size söylediklerimi ileride hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz ki Allah kulları görendir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And ye will remember what I say unto you. I confide my cause unto Allah. Lo! Allah is Seer of (His) slaves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  45. 45

    فَوَقَىٰهُ ٱللَّهُ سَيِّـَٔاتِ مَا مَكَرُوا۟ ۖ وَحَاقَ بِـَٔالِ فِرْعَوْنَ سُوٓءُ ٱلْعَذَابِ

    40:45

    Then Allah saved him from (every) ill that they plotted (against him), but the brunt of the Penalty encompassed on all sides the People of Pharaoh.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah o mümini, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun'un adamlarını ise, o kötü azab kuşattı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonunda Allah kurdukları tuzakların kötülüklerinden onu korumuştu. Firavun’un ailesini (destekçilerini) ise kötü azap kuşatmıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So Allah warded off from him the evils which they plotted, while a dreadful doom encompassed Pharaoh's folk,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  46. 46

    ٱلنَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا ۖ وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ أَدْخِلُوٓا۟ ءَالَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ ٱلْعَذَابِ

    40:46

    In front of the Fire will they be brought, morning and evening: And (the sentence will be) on the Day that Judgment will be established: "Cast ye the People of Pharaoh into the severest Penalty!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar, sabah akşam ateşe arzolunurlar. Kıyamet kopacağı gün de: "Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine tıkın!" (denilecektir).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sabah akşam ateşe sunulurlar. O (Son) Saat gerçekleştiğinde “Firavun’un ailesini (destekçilerini) azabın en şiddetlisine koyun!” (denecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The Fire; they are exposed to it morning and evening; and on the day when the Hour upriseth (it is said): Cause Pharaoh's folk to enter the most awful doom.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  47. 47

    وَإِذْ يَتَحَآجُّونَ فِى ٱلنَّارِ فَيَقُولُ ٱلضُّعَفَـٰٓؤُا۟ لِلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ أَنتُم مُّغْنُونَ عَنَّا نَصِيبًا مِّنَ ٱلنَّارِ

    40:47

    Behold, they will dispute with each other in the Fire! The weak ones (who followed) will say to those who had been arrogant, "We but followed you: Can ye then take (on yourselves) from us some share of the Fire?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hele ateş içinde birbirlerini protesto ederlerken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara: "Hani bizler size tabi idik. Şimdi siz bizden bir ateş nöbetini savabiliyor musunuz?" derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Kâfirler) ateşin içinde birbirleriyle çekişirlerken zayıf olanlar, (saptıran) kibirlilere “Şüphesiz ki biz size uymuştuk. Şimdi ateşin birazını bizden savabilir misiniz?” diyeceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when they wrangle in the Fire, the weak say unto those who were proud: Lo! we were a following unto you; will ye therefor rid us of a portion of the Fire?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  48. 48

    قَالَ ٱلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ إِنَّا كُلٌّ فِيهَآ إِنَّ ٱللَّهَ قَدْ حَكَمَ بَيْنَ ٱلْعِبَادِ

    40:48

    Those who had been arrogant will say: "We are all in this (Fire)! Truly, Allah has judged between (his) Servants!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Büyüklük taslayanlar da şöyle derler: "Evet, hepimiz onun içindeyiz. Allah kulları arasında hükmünü vermiştir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kibirliler ise “Doğrusu hepimiz bunun içindeyiz. Şüphesiz ki Allah kulları arasında hükmü vermiştir.” diyeceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Those who were proud say: Lo! we are all (together) herein. Lo! Allah hath judged between (His) slaves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  49. 49

    وَقَالَ ٱلَّذِينَ فِى ٱلنَّارِ لِخَزَنَةِ جَهَنَّمَ ٱدْعُوا۟ رَبَّكُمْ يُخَفِّفْ عَنَّا يَوْمًا مِّنَ ٱلْعَذَابِ

    40:49

    Those in the Fire will say to the Keepers of Hell: "Pray to your Lord to lighten us the Penalty for a day (at least)!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ateştekiler, cehennem bekçilerine derler ki: "Rabbinize dua edin de bir gün olsun bizden azabı biraz hafifletsin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ateşte bulunanlar, cehennem bekçilerine “Rabbinize dua edin de bizden bir gün bile olsa azabı hafifletsin!” diyeceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those in the Fire say unto the guards of hell: Entreat your Lord that He relieve us of a day of the torment.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  50. 50

    قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ تَكُ تَأْتِيكُمْ رُسُلُكُم بِٱلْبَيِّنَـٰتِ ۖ قَالُوا۟ بَلَىٰ ۚ قَالُوا۟ فَٱدْعُوا۟ ۗ وَمَا دُعَـٰٓؤُا۟ ٱلْكَـٰفِرِينَ إِلَّا فِى ضَلَـٰلٍ

    40:50

    They will say: "Did there not come to you your messengers with Clear Signs?" They will say, "Yes". They will reply, "Then pray (as ye like)! But the prayer of those without Faith is nothing but (futile wandering) in (mazes of) error!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bekçiler de: "Size peygamberleriniz mucizelerle gelmiyorlar mıydı?" diye sorarlar. Onlar: "Evet" derler. Bekçiler: "Öyle ise kendiniz dua edin" derler. Kâfirlerin duası ise hep çıkmazdadır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Cehennemin bekçileri) “Size elçileriniz apaçık deliller getirmediler mi?” diyecekler. Onlar da “Evet (getirdiler)!” cevabını verecekler. (Bekçiler ise) “(Öyleyse) kendiniz yalvarın! (Gerçi) kâfirlerin yalvarması sadece boşunadır.” diyeceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They say: Came not your messengers unto you with clear proofs? They say: Yea, verily. They say: Then do ye pray, although the prayer of disbelievers is in vain.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  51. 51

    إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ ٱلْأَشْهَـٰدُ

    40:51

    We will, without doubt, help our messengers and those who believe, (both) in this world's life and on the Day when the Witnesses will stand forth,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz peygamberimize ve inananlara hem dünya hayatında hem de şahitlerin şahitlik edecekleri günde (kıyamette) elbette yardım ederiz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki biz elçilerimize ve iman edenlere hem dünya hayatında hem de şahitlerin (şahitliğe) duracakları günde yardım edeceğiz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We verily do help Our messengers, and those who believe, in the life of the world and on the day when the witnesses arise,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  52. 52

    يَوْمَ لَا يَنفَعُ ٱلظَّـٰلِمِينَ مَعْذِرَتُهُمْ ۖ وَلَهُمُ ٱللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوٓءُ ٱلدَّارِ

    40:52

    The Day when no profit will it be to Wrong-doers to present their excuses, but they will (only) have the Curse and the Home of Misery.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün zalimlere özür dilemeleri fayda vermez. Onlara lanet vardır, onlara yurdun kötüsü (cehennem) vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O gün zalimlere, özür dilemeleri hiçbir yarar sağlamayacaktır. Lanet de onlar içindir; kötü yurt (cehennem) de onlar içindir!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The day when their excuse availeth not the evil-doers, and theirs is the curse, and theirs the ill abode.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  53. 53

    وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْهُدَىٰ وَأَوْرَثْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱلْكِتَـٰبَ

    40:53

    We did aforetime give Moses the (Book of) Guidance, and We gave the book in inheritance to the Children of Israel,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun ki biz Musa'ya o hidayeti verdik ve İsrailoğullarına o kitabı miras kıldık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki biz Musa’ya hidayeti vermiş ve İsrailoğullarına da o Kitabı derin akıl sahipleri için bir rehber ve (gerçeği) hatırlatan bir (öğüt) olarak miras bırakmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We verily gave Moses the guidance, and We caused the Children of Israel to inherit the Scripture,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  54. 54

    هُدًى وَذِكْرَىٰ لِأُو۟لِى ٱلْأَلْبَـٰبِ

    40:54

    A Guide and a Message to men of Understanding.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Bunu) Aklı başında olanlara bir yol gösterici ve bir hatırlatma olsun diye (böyle yaptık).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki biz Musa’ya hidayeti vermiş ve İsrailoğullarına da o Kitabı derin akıl sahipleri için bir rehber ve (gerçeği) hatırlatan bir (öğüt) olarak miras bırakmıştık. Mü'min 40:53-54

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A guide and a reminder for men of understanding.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  55. 55

    فَٱصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّ وَٱسْتَغْفِرْ لِذَنۢبِكَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ بِٱلْعَشِىِّ وَٱلْإِبْكَـٰرِ

    40:55

    Patiently, then, persevere: for the Promise of Allah is true: and ask forgiveness for thy fault, and celebrate the Praises of thy Lord in the evening and in the morning.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O halde sabret. Çünkü Allah'ın vaadi haktır. Hem günahından dolayı istiğfar et ve akşam sabah Rabbini hamdiyle tesbih et.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sabret! Şüphesiz ki Allah’ın vaadi gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste!Akşam sabah Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then have patience (O Muhammad). Lo! the promise of Allah is true. And ask forgiveness of thy sin, and hymn the praise of thy Lord at fall of night and in the early hours.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  56. 56

    إِنَّ ٱلَّذِينَ يُجَـٰدِلُونَ فِىٓ ءَايَـٰتِ ٱللَّهِ بِغَيْرِ سُلْطَـٰنٍ أَتَىٰهُمْ ۙ إِن فِى صُدُورِهِمْ إِلَّا كِبْرٌ مَّا هُم بِبَـٰلِغِيهِ ۚ فَٱسْتَعِذْ بِٱللَّهِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْبَصِيرُ

    40:56

    Those who dispute about the signs of Allah without any authority bestowed on them,- there is nothing in their breasts but (the quest of) greatness, which they shall never attain to: seek refuge, then, in Allah: It is He Who hears and sees (all things).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaksızın, Allah'ın âyetleri hakkında mücadele edenlerin göğüslerinde ancak yetişemeyecekleri bir kibir vardır. Sen hemen Allah'a sığın. Çünkü her şeyi işiten ve gören O'dur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki kendilerine gelmiş hiçbir delil olmadığı hâlde Allah’ın ayetleri hakkında mücadele edenler var ya, onların göğüslerinde (kalplerinde), asla ulaşamayacakları bir büyüklük hevesinden başka bir şey yoktur. Sen Allah’a sığın! Şüphesiz ki -O’dur O- duyan; gören.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! those who wrangle concerning the revelations of Allah without a warrant having come unto them, there is naught else in their breasts save pride which they will never attain. So take thou refuge in Allah. Lo! He, only He, is the Hearer, the Seer.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  57. 57

    لَخَلْقُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ أَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ ٱلنَّاسِ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

    40:57

    Assuredly the creation of the heavens and the earth is a greater (matter) than the creation of men: Yet most men understand not.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Fakat insanların çoğu bilmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların (yeniden) yaratılmasından daha büyüktür. Fakat insanların çoğu bilmezler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Assuredly the creation of the heavens and the earth is greater than the creation of mankind; but most of mankind know not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  58. 58

    وَمَا يَسْتَوِى ٱلْأَعْمَىٰ وَٱلْبَصِيرُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَلَا ٱلْمُسِىٓءُ ۚ قَلِيلًا مَّا تَتَذَكَّرُونَ

    40:58

    Not equal are the blind and those who (clearly) see: Nor are (equal) those who believe and work deeds of righteousness, and those who do evil. Little do ye learn by admonition!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kör ile gören bir olmaz, iman edip salih ameller işleyen kimseler ile kötülük yapan da bir değildir. Ne kadar da az düşünüyorsunuz!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Körle gören, iman edip iyi işler yapanlarla kötülük yapan bir olmaz. Ne kadar da azınız (gerçeği) hatırlıyor!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the blind man and the seer are not equal, neither are those who believe and do good works (equal with) the evil-doer. Little do ye reflect!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  59. 59

    إِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَـَٔاتِيَةٌ لَّا رَيْبَ فِيهَا وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ

    40:59

    The Hour will certainly come: Therein is no doubt: Yet most men believe not.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Herhalde o saat (kıyamet) muhakkak gelecektir. Onda şüphe yok. Fakat insanların çoğu inanmazlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O (Son) Saat, mutlaka gelecektir; bunda hiçbir şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu inanmazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! the Hour is surely coming, there is no doubt thereof; yet most of mankind believe not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  60. 60

    وَقَالَ رَبُّكُمُ ٱدْعُونِىٓ أَسْتَجِبْ لَكُمْ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِى سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ

    40:60

    And your Lord says: "Call on Me; I will answer your (Prayer): but those who are too arrogant to serve Me will surely find themselves in Hell - in humiliation!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Halbuki Rabbiniz: "Bana yalvarın, dua edin ki size karşılık vereyim. Çünkü bana ibadet etmekten kibirlenip yüz çevirenler yarın horlanmış olarak cehenneme gireceklerdir." buyurdu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbiniz şöyle demiştir: “Bana dua edin, size icabet edeyim. Şüphesiz ki bana ibadeti bırakıp kibirlenenler, ileride aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And your Lord hath said: Pray unto Me and I will hear your prayer. Lo! those who scorn My service, they will enter hell, disgraced.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  61. 61

    ٱللَّهُ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيْلَ لِتَسْكُنُوا۟ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبْصِرًا ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ

    40:61

    It is Allah Who has made the Night for you, that ye may rest therein, and the days as that which helps (you) to see. Verily Allah is full of Grace and Bounty to men: yet most men give no thanks.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İçinde dinlenesiniz diye geceyi, göz açıcı bir aydınlık olarak da gündüzü sizin için yaratan Allah'tır. Gerçekten Allah insanlara karşı bir lütuf sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmezler

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah, içinde dinlenesiniz diye sizin için geceyi yaratan, (çalışıp kazanmanız için de) gündüzü aydınlık kılandır. Şüphesiz ki Allah insanlara karşı lütufkârdır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Allah it is Who hath appointed for you night that ye may rest therein, and day for seeing. Lo! Allah is a Lord of bounty for mankind, yet most of mankind give not thanks.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  62. 62

    ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمْ خَـٰلِقُ كُلِّ شَىْءٍ لَّآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ فَأَنَّىٰ تُؤْفَكُونَ

    40:62

    Such is Allah, your Lord, the Creator of all things, there is no god but He: Then how ye are deluded away from the Truth!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte Rabbiniz, her şeyin yaratıcısı olan o Allah'tır. O'ndan başka ilâh yoktur. O halde (haktan) nasıl çevrilirsiniz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte bu, her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah’tır. O’ndan başka ilah yoktur. Nasıl da (gerçeklerden) döndürülüyorsunuz!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Such is Allah, your Lord, the Creator of all things, There is no Allah save Him. How then are ye perverted?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  63. 63

    كَذَٰلِكَ يُؤْفَكُ ٱلَّذِينَ كَانُوا۟ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ يَجْحَدُونَ

    40:63

    Thus are deluded those who are wont to reject the Signs of Allah.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte Allah'ın âyetlerini inkâr edenler böyle çevriliyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’ın ayetlerini inkâr etmiş olanlar, işte (gerçeklerden) böyle döndürülüyorlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thus are they perverted who deny the revelations of Allah.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  64. 64

    ٱللَّهُ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ قَرَارًا وَٱلسَّمَآءَ بِنَآءً وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَـٰتِ ۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمْ ۖ فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    40:64

    It is Allah Who has made for you the earth as a resting place, and the sky as a canopy, and has given you shape- and made your shapes beautiful,- and has provided for you Sustenance, of things pure and good;- such is Allah your Lord. So Glory to Allah, the Lord of the Worlds!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah, O'dur ki sizin için yeri bir karargâh, göğü de bir bina yapmıştır. Size şekil vermiş, sonra şekillerinizi güzelleştirmiştir. Hoş nimetlerden size rızık vermiştir. İşte Rabbiniz o Allah'tır. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yeri sizin için yerleşim alanı, göğü de bir bina kılan, size şekil verip de şeklinizi güzel yapan ve sizi temiz (helal) besinlerle rızıklandıran Allah’tır. İşte Rabbiniz Allah budur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Allah it is Who appointed for you the earth for a dwelling-place and the sky for a canopy, and fashioned you and perfected your shapes, and hath provided you with good things. Such is Allah, your Lord. Then blessed be Allah, the Lord of the Worlds!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  65. 65

    هُوَ ٱلْحَىُّ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ فَٱدْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ ۗ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    40:65

    He is the Living (One): There is no god but He: Call upon Him, giving Him sincere devotion. Praise be to Allah, Lord of the Worlds!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Daimî bir hayat sahibi ancak O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. Onun için dini halis kılarak O'na, hep O'na yalvarın. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O, daima diridir, O’ndan başka ilah yoktur. Dini O’na özgü kılarak O’na dua edin! Hamd (övgü) âlemlerin Rabbi Allah içindir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He is the Living One. There is no Allah save Him. So pray unto Him, making religion pure for Him (only). Praise be to Allah, the Lord of the Worlds!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  66. 66

    ۞ قُلْ إِنِّى نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ ٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَمَّا جَآءَنِىَ ٱلْبَيِّنَـٰتُ مِن رَّبِّى وَأُمِرْتُ أَنْ أُسْلِمَ لِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    40:66

    Say: "I have been forbidden to invoke those whom ye invoke besides Allah,- seeing that the Clear Signs have come to me from my Lord; and I have been commanded to bow (in Islam) to the Lord of the Worlds."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Bana Rabbimden apaçık deliller geldiği zaman, ben o sizin Allah'ı bırakıp taptıklarınıza ibadet etmekten kesinlikle men edildim ve bana âlemlerin Rabbine teslim olmam emredildi."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Bana Rabbimden apaçık deliller geldiğinde (de) Allah’ın peşi sıra yalvardıklarınıza tapmam bana yasaklandı ve bana ‘Âlemlerin Rabbine teslim olmam’ emredildi.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say (O Muhammad): I am forbidden to worship those unto whom ye cry beside Allah since there have come unto me clear proofs from my Lord, and I am commanded to surrender to the Lord of the Worlds.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  67. 67

    هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوٓا۟ أَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا۟ شُيُوخًا ۚ وَمِنكُم مَّن يُتَوَفَّىٰ مِن قَبْلُ ۖ وَلِتَبْلُغُوٓا۟ أَجَلًا مُّسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

    40:67

    It is He Who has created you from dust then from a sperm-drop, then from a leech-like clot; then does he get you out (into the light) as a child: then lets you (grow and) reach your age of full strength; then lets you become old,- though of you there are some who die before;- and lets you reach a Term appointed; in order that ye may learn wisdom.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Sizi (önce) bir topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir aleka (embriyo)dan yaratan, sonra sizi bir bebek olarak çıkaran, sonra güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlar olmanız için yaşatıp büyüten O'dur. İçinizden kimi de daha önce vefat ettiriliyor. (Bunları Allah) belirli bir süreye ulaşasınız ve aklınızı kullanasınız diye (böyle yapıyor)."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sizi (önce) topraktan, sonra nutfeden (zigottan), sonra ‘alakadan (embriyodan) yaratan, sonra sizi bebek olarak (ana rahminden) çıkaran, sonra yetişkinlik çağınıza ulaşmanız, ardından da ihtiyarlamanız için sizi (yaşatan) O’dur. İçinizden daha önce vefat ettirilenler de vardır ve belirli bir vakte ulaşmanız için (sizi yaşatan da O’dur). Umulur ki akıl edersiniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He it is Who created you from dust, then from a drop (of seed) then from a clot, then bringeth you forth as a child, then (ordaineth) that ye attain full strength and afterward that ye become old men - though some among you die before - and that ye reach an appointed term, that haply ye may understand.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  68. 68

    هُوَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ فَإِذَا قَضَىٰٓ أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ

    40:68

    It is He Who gives Life and Death; and when He decides upon an affair, He says to it, "Be", and it is.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, hem yaşatır, hem öldürür. O, bir şey yapmak isteyince ona sadece "ol!" der, o şey de hemen oluverir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O diriltendir, öldürendir. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “Ol!” der, o da hemen olmaya başlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He it is Who quickeneth and giveth death. When He ordaineth a thing, He saith unto it only: Be! and it is.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  69. 69

    أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يُجَـٰدِلُونَ فِىٓ ءَايَـٰتِ ٱللَّهِ أَنَّىٰ يُصْرَفُونَ

    40:69

    Seest thou not those that dispute concerning the Signs of Allah? How are they turned away (from Reality)?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bakmaz mısın şimdi Allah'ın âyetleri hakkında mücadeleye kalkanlara! (Haktan) nasıl döndürülüyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’ın ayetleri hakkında tartışanları görmedin mi? Nasıl da (gerçeklerden) uzaklaştırılıyorlar!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Hast thou not seen those who wrangle concerning the revelations of Allah, how they are turned away? -

    M. Pickthall · EN · public-domain

  70. 70

    ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِٱلْكِتَـٰبِ وَبِمَآ أَرْسَلْنَا بِهِۦ رُسُلَنَا ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

    40:70

    Those who reject the Book and the (revelations) with which We sent our messengers: but soon shall they know,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kitaba ve Resullerimizi gönderdiğimiz şeylere yalan diyenler, artık ilerde bilecekler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar, Kitabı (Kur’an’ı) ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır. İleride (gerçeği) bilecekler!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Those who deny the Scripture and that wherewith We send Our messengers. But they will come to know,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  71. 71

    إِذِ ٱلْأَغْلَـٰلُ فِىٓ أَعْنَـٰقِهِمْ وَٱلسَّلَـٰسِلُ يُسْحَبُونَ

    40:71

    When the yokes (shall be) round their necks, and the chains; they shall be dragged along-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O zaman boyunlarında halkalar ve zincirler olduğu halde sürükleneceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O zaman boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu hâlde kaynar suya sürüklenecekler; sonra da ateşte yakılacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When carcans are about their necks and chains. They are dragged

    M. Pickthall · EN · public-domain

  72. 72

    فِى ٱلْحَمِيمِ ثُمَّ فِى ٱلنَّارِ يُسْجَرُونَ

    40:72

    In the boiling fetid fluid: then in the Fire shall they be burned;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kaynar suda, sonra da ateşte kaynatılacaklardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O zaman boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu hâlde kaynar suya sürüklenecekler; sonra da ateşte yakılacaklardır. Mü'min 40:71-72

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Through boiling waters; then they are thrust into the Fire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  73. 73

    ثُمَّ قِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تُشْرِكُونَ

    40:73

    Then shall it be said to them: "Where are the (deities) to which ye gave part-worship-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra da onlara: "Nerede o ortak koştuklarınız?" denilecek.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra onlara “Allah’ın peşi sıra ortak koştuklarınız nerede?” denecektir. Onlar da “Bizden kayboldular; zaten biz önceleri hiçbir şeye yalvarmıyorduk!”diyecekler. İşte böylece Allah o kâfirleri saptırır (sapkınlıkta bırakır).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then it is said unto them: Where are (all) that ye used to make partners (in the Sovereignty)

    M. Pickthall · EN · public-domain

  74. 74

    مِن دُونِ ٱللَّهِ ۖ قَالُوا۟ ضَلُّوا۟ عَنَّا بَل لَّمْ نَكُن نَّدْعُوا۟ مِن قَبْلُ شَيْـًٔا ۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ ٱلْكَـٰفِرِينَ

    40:74

    "In derogation of Allah?" They will reply: "They have left us in the lurch: Nay, we invoked not, of old, anything (that had real existence)." Thus does Allah leave the Unbelievers to stray.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O Allah'tan başkaları (nerede denilecek). Onlar da diyecekler ki: "Hepsi bizden uzaklaşıp gittiler. Daha doğrusu biz bundan önce hiçbir şeye ibadet etmiyormuşuz." İşte Allah, o kâfirleri böyle şaşırtır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra onlara “Allah’ın peşi sıra ortak koştuklarınız nerede?” denecektir. Onlar da “Bizden kayboldular; zaten biz önceleri hiçbir şeye yalvarmıyorduk!”diyecekler. İşte böylece Allah o kâfirleri saptırır (sapkınlıkta bırakır). Mü'min 40:73-74

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Beside Allah? They say: They have failed us; but we used not to pray to anything before. Thus doth Allah send astray the disbelievers (in His guidance).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  75. 75

    ذَٰلِكُم بِمَا كُنتُمْ تَفْرَحُونَ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ وَبِمَا كُنتُمْ تَمْرَحُونَ

    40:75

    "That was because ye were wont to rejoice on the earth in things other than the Truth, and that ye were wont to be insolent.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun sebebi şudur: Çünkü siz yeryüzünde haksız yere seviniyor ve güveniyordunuz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bu (başınıza gelenler), sizin yeryüzünde haksız olarak şımarmanız ve aşırı derecede sevinip kibirlenmenizden ötürüdür.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (And it is said unto them): This is because ye exulted in the earth without right, and because ye were petulant.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  76. 76

    ٱدْخُلُوٓا۟ أَبْوَٰبَ جَهَنَّمَ خَـٰلِدِينَ فِيهَا ۖ فَبِئْسَ مَثْوَى ٱلْمُتَكَبِّرِينَ

    40:76

    "Enter ye the gates of Hell, to dwell therein: and evil is (this) abode of the arrogant!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İçlerinde ebedî olarak kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Bak ne kötü o kibirlenenlerin yeri?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Şöyle denecektir): “İçinde ebedî kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin!” Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Enter ye the gates of hell, to dwell therein. Evil is the habitation of the scornful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  77. 77

    فَٱصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّ ۚ فَإِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ ٱلَّذِى نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ

    40:77

    So persevere in patience; for the Promise of Allah is true: and whether We show thee (in this life) some part of what We promise them,- or We take thy soul (to Our Mercy) (before that),-(in any case) it is to Us that they shall (all) return.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey Muhammed! Sen sabret, şüphesiz Allah'ın vaadi haktır, mutlaka gerçekleşecektir. Onlara yaptığımız tehdidin bir kısmını sana göstersek de veya seni vefat ettirsek de onlar mutlaka döndürülüp bize getirileceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sabret! Şüphesiz ki Allah’ın vaadi gerçektir. Onlara vadettiğimiz (azabın) bir kısmını sana gösteririz veya seni daha önce vefat ettiririz. (Onlar) sadece bize döndürüleceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then have patience (O Muhammad). Lo! the promise of Allah is true. And whether we let thee see a part of that which We promise them, or (whether) We cause thee to die, still unto Us they will be brought back.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  78. 78

    وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلًا مِّن قَبْلِكَ مِنْهُم مَّن قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُم مَّن لَّمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ ۗ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ أَن يَأْتِىَ بِـَٔايَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۚ فَإِذَا جَآءَ أَمْرُ ٱللَّهِ قُضِىَ بِٱلْحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ ٱلْمُبْطِلُونَ

    40:78

    We did aforetime send messengers before thee: of them there are some whose story We have related to thee, and some whose story We have not related to thee. It was not (possible) for any messenger to bring a sign except by the leave of Allah: but when the Command of Allah issued, the matter was decided in truth and justice, and there perished, there and then those who stood on Falsehoods.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun ki biz senin önünden nice peygamberler göndermişizdir. Onlardan kimini sana anlatmışız, kimini de anlatmamışızdır. Hiçbir peygamber, Allah'ın izni olmaksızın bir mucize getiremez. Allah'ın emri gelince de hak yerine getirilir. Batıl bir dava peşinde koşanlar, işte bu noktada hüsrana uğrarlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki senden önce de elçiler göndermiştik. Onlardan kıssasını sana anlattıklarımız da var; kıssasını sana anlatmadıklarımız da var. Hiçbir elçi, Allah’ın izni olmaksızın herhangi bir ayet (mucize) getiremez. Allah’ın (azap) emri gelince de hüküm verilmiş (olur); batılı seçenler orada kaybetmiş (olacak)lardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Verily We sent messengers before thee, among them those of whom We have told thee, and some of whom We have not told thee; and it was not given to any messenger that he should bring a portent save by Allah's leave, but when Allah's commandment cometh (the cause) is judged aright, and the followers of vanity will then be lost.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  79. 79

    ٱللَّهُ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَنْعَـٰمَ لِتَرْكَبُوا۟ مِنْهَا وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

    40:79

    It is Allah Who made cattle for you, that ye may use some for riding and some for food;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kimine binesiniz, kimini de yiyesiniz diye sizin için o yumuşak başlı hayvanları yaratan Allah'tır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bir kısmına binesiniz, bir kısmının (etinden) yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratan Allah’tır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Allah it is Who hath appointed for you cattle, that ye may ride on some of them, and eat of some -

    M. Pickthall · EN · public-domain

  80. 80

    وَلَكُمْ فِيهَا مَنَـٰفِعُ وَلِتَبْلُغُوا۟ عَلَيْهَا حَاجَةً فِى صُدُورِكُمْ وَعَلَيْهَا وَعَلَى ٱلْفُلْكِ تُحْمَلُونَ

    40:80

    And there are (other) advantages in them for you (besides); that ye may through them attain to any need (there may be) in your hearts; and on them and on ships ye are carried.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sizin için onlarda daha nice menfaatler vardır. Onların üzerinde gönüllerinizdeki bir arzuya erersiniz. Hem onlar üzerinde, hem de gemiler üzerinde taşınırsınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlarda, sizin için daha nice yararlar vardır. Göğüslerinizdeki (kalplerinizdeki) arzuya onlar(ın) üzerinde ulaşırsınız. Onların ve gemilerin üzerinde taşınırsınız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Many) benefits ye have from them - and that ye may satisfy by their means a need that is in your breasts, and may be borne upon them as upon the ship.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  81. 81

    وَيُرِيكُمْ ءَايَـٰتِهِۦ فَأَىَّ ءَايَـٰتِ ٱللَّهِ تُنكِرُونَ

    40:81

    And He shows you (always) His Signs: then which of the Signs of Allah will ye deny?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah size âyetlerini gösteriyor. Şimdi Allah'ın âyetlerinin hangisini inkâr edersiniz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah) size delillerini gösteriyor. Allah’ın ayetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz ki!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And He showeth you His tokens. Which, then, of the tokens of Allah do ye deny?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  82. 82

    أَفَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ كَانُوٓا۟ أَكْثَرَ مِنْهُمْ وَأَشَدَّ قُوَّةً وَءَاثَارًا فِى ٱلْأَرْضِ فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ

    40:82

    Do they not travel through the earth and see what was the End of those before them? They were more numerous than these and superior in strength and in the traces (they have left) in the land: Yet all that they accomplished was of no profit to them.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Daha yeryüzünde gezip de bir bakmazlar mı? Kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş? Onlar kendilerinden hem daha çok, hem de kuvvetçe ve yeryüzündeki eserlerinin sağlamlığı bakımından daha çetindiler. Öyle iken o kazandıkları şeyler, kendilerini kurtaramadı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmek üzere yeryüzünde hiç mi dolaşmadılar? Öncekiler bunlardan daha çoktu, kuvvetçe ve yeryüzündeki eserleri bakımından da daha sağlamdılar. (Fakat) kazandıkları şeyler, onlara asla yarar sağlamamıştır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have they not travelled in the land to see the nature of the consequence for those before them? They were more numerous than these, and mightier in power and (in the) traces (which they left behind them) in the earth. But all that they used to earn availed them not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  83. 83

    فَلَمَّا جَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَـٰتِ فَرِحُوا۟ بِمَا عِندَهُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

    40:83

    For when their messengers came to them with Clear Signs, they exulted in such knowledge (and skill) as they had; but that very (Wrath) at which they were wont to scoff hemmed them in.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü onlara peygamberleri, delillerle geldikleri zaman, kendilerinde bulunan ilme güvendiler de o alay ettikleri şey onları kuşatıverdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Elçileri onlara apaçık bilgiler getirince, onlar kendilerinde bulunan (eksik) bilgiye güvenmişlerdi. (Buna karşılık) alay ettikleri şey kendilerini kuşatacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when their messengers brought them clear proofs (of Allah's Sovereignty) they exulted in the knowledge they (themselves) possessed. And that which they were wont to mock befell them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  84. 84

    فَلَمَّا رَأَوْا۟ بَأْسَنَا قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَحْدَهُۥ وَكَفَرْنَا بِمَا كُنَّا بِهِۦ مُشْرِكِينَ

    40:84

    But when they saw Our Punishment, they said: "We believe in Allah,- the one Allah - and we reject the partners we used to join with Him."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O zaman hışmımızı gördüklerinde: "Allah'ın birliğine inandık ve O'na şirk koştuğumuz şeyleri inkâr ettik" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ağır azabımızı gördükleri zaman “Tek olan Allah’a inandık ve O’na ortak koştuğumuz şeyleri inkâr ettik.” derler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then, when they saw Our doom, they said: We believe in Allah only and reject (all) that we used to associate (with Him).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  85. 85

    فَلَمْ يَكُ يَنفَعُهُمْ إِيمَـٰنُهُمْ لَمَّا رَأَوْا۟ بَأْسَنَا ۖ سُنَّتَ ٱللَّهِ ٱلَّتِى قَدْ خَلَتْ فِى عِبَادِهِۦ ۖ وَخَسِرَ هُنَالِكَ ٱلْكَـٰفِرُونَ

    40:85

    But their professing the Faith when they (actually) saw Our Punishment was not going to profit them. (Such has been) Allah's Way of dealing with His Servants (from the most ancient times). And even thus did the Rejecters of Allah perish (utterly)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ama hışmımızı gördükleri zamanki imanları kendilerine fayda verecek değildi. Allah'ın, kulları hakkındaki geçe gelen kanunu budur. İşte kâfirler bu noktada hüsrana düştüler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’ın kulları hakkında süregelen kanunu olarak azabımızı gördükleri zaman (o anki) imanları, kendilerine yarar sağlamamış (olacak)tır. Kâfirler, orada kaybedeceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But their faith could not avail them when they saw Our doom. This is Allah's law which hath ever taken course for His bondmen. And then the disbelievers will be ruined.

    M. Pickthall · EN · public-domain

Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)