25.الفرقان
الفرقانمكية · 77 آية
- 1
تَبَارَكَ ٱلَّذِى نَزَّلَ ٱلْفُرْقَانَ عَلَىٰ عَبْدِهِۦ لِيَكُونَ لِلْعَـٰلَمِينَ نَذِيرًا
25:1
Blessed is He who sent down the criterion to His servant, that it may be an admonition to all creatures;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Tebareke" ne yüce feyyazdır o ki, dünyaları uyarmak üzere kulu Muhammed'e, hakkı batıldan ayırdeden Kur'ân'ı indirdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Âlemler (insanlar) için uyarıcı olsun diye kuluna Furkân’ı (Kur’an’ı) indiren (Allah) yüceler yücesidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Blessed is He Who hath revealed unto His slave the Criterion (of right and wrong), that he may be a warner to the peoples.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكٌ فِى ٱلْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ فَقَدَّرَهُۥ تَقْدِيرًا
25:2
He to whom belongs the dominion of the heavens and the earth: no son has He begotten, nor has He a partner in His dominion: it is He who created all things, and ordered them in due proportions.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O öyle bir ilâhtır ki, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinindir. O hiç çocuk edinmedi, hükümranlıkta ortağı yoktur. O, her şeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyerek takdir etmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Göklerin ve yerin otoritesi yalnızca O’na aittir; çocuk edinmemiştir; otoritede ortağı yoktur; (O) her şeyi yaratmış ve belirli bir ölçüye kavuşturmuştur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He unto Whom belongeth the Sovereignty of the heavens and the earth, He hath chosen no son nor hath He any partner in the Sovereignty. He hath created everything and hath meted out for it a measure.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً لَّا يَخْلُقُونَ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتًا وَلَا حَيَوٰةً وَلَا نُشُورًا
25:3
Yet have they taken, besides him, gods that can create nothing but are themselves created; that have no control of hurt or good to themselves; nor can they control death nor life nor resurrection.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kâfirler, O'nu bırakıp bir şey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebilen; öldürmeye, diriltmeye ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Müşrikler) O’nun peşi sıra kendileri yaratılmakta olup hiçbir şey yaratamayan, ayrıca kendilerine zarar da yarar da sağlama imkanına sahip olamayan, ölüme, hayata ve ölüleri yeniden diriltmeye de güçleri yetmeyen çeşitli ilahlar edindiler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Yet they choose beside Him other gods who create naught but are themselves created, and possess not hurt nor profit for themselves, and possess not death nor life, nor power to raise the dead.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّآ إِفْكٌ ٱفْتَرَىٰهُ وَأَعَانَهُۥ عَلَيْهِ قَوْمٌ ءَاخَرُونَ ۖ فَقَدْ جَآءُو ظُلْمًا وَزُورًا
25:4
But the misbelievers say: "Naught is this but a lie which he has forged, and others have helped him at it." In truth it is they who have put forward an iniquity and a falsehood.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnkâr edenler: "Bu Kur'ân Muhammed'in uydurmasıdır, ona başka bir topluluk yardım etmiştir" diyerek haksız ve asılsız bir söz uydurdular.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kâfir olanlar “Bu (vahiy) ancak o (Muhammed)’in uydurduğu ve kendisine başka bir grubun da yardım ettiği bir iftiradır.” diyerek, elbette bir haksızlığa ve yalana vardılar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Those who disbelieve say: This is naught but a lie that he hath invented, and other folk have helped him with it, so that they have produced a slander and a lie.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
وَقَالُوٓا۟ أَسَـٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ ٱكْتَتَبَهَا فَهِىَ تُمْلَىٰ عَلَيْهِ بُكْرَةً وَأَصِيلًا
25:5
And they say: "Tales of the ancients, which he has caused to be written: and they are dictated before him morning and evening."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Kur'ân öncekilerin masallarıdır; başkalarına yazdırmış da sabah akşam kendisine okunmaktadır" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Müşrikler) “Bu (ayetler, başkasına) yazdırıp sabah akşam kendisine okunmakta olan öncekilerin masallarıdır!” dediler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: Fables of the men of old which he hath had written down so that they are dictated to him morn and evening.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
قُلْ أَنزَلَهُ ٱلَّذِى يَعْلَمُ ٱلسِّرَّ فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
25:6
Say: "The (Qur'an) was sent down by Him who knows the mystery (that is) in the heavens and the earth: verily He is Oft-Forgiving, Most Merciful."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Onu (Kur’an’ı) göklerde ve yerdeki gizliliği bilen (Allah) indirmiştir. Şüphesiz ki O, çok bağışlayandır, çok merhametlidir.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (unto them, O Muhammad): He who knoweth the secret of the heavens and the earth hath revealed it. Lo! He ever is Forgiving, Merciful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
وَقَالُوا۟ مَالِ هَـٰذَا ٱلرَّسُولِ يَأْكُلُ ٱلطَّعَامَ وَيَمْشِى فِى ٱلْأَسْوَاقِ ۙ لَوْلَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُۥ نَذِيرًا
25:7
And they say: "What sort of a messenger is this, who eats food, and walks through the streets? Why has not an angel been sent down to him to give admonition with him?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki, yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kâfirler) şöyle dediler: “Bu ne biçim elçi! Yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor! Kendisine bir melek indirilip o da onunla uyarıcı olmalı değil miydi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: What aileth this messenger (of Allah) that he eateth food and walketh in the markets? Why is not an angel sent down unto him, to be a warner with him.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
أَوْ يُلْقَىٰٓ إِلَيْهِ كَنزٌ أَوْ تَكُونُ لَهُۥ جَنَّةٌ يَأْكُلُ مِنْهَا ۚ وَقَالَ ٱلظَّـٰلِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلًا مَّسْحُورًا
25:8
"Or (Why) has not a treasure been bestowed on him, or why has he (not) a garden for enjoyment?" The wicked say: "Ye follow none other than a man bewitched."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Veya kendisine bir hazine verilmeli ya da beslenebileceği bir bahçesi olmalı (değil miydi)?” (Ayrıca) o zalimler “Siz sadece büyülenmiş bir adama uymaktasınız!” dediler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or (why is not) treasure thrown down unto him, or why hath he not a paradise from whence to eat? And the evil-doers say: Ye are but following a man bewitched.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
ٱنظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا۟ لَكَ ٱلْأَمْثَـٰلَ فَضَلُّوا۟ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا
25:9
See what kinds of comparisons they make for thee! But they have gone astray, and never a way will they be able to find!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! sana nasıl misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmışlardır, yol bulamazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Senin için bak ne biçim örnekler verdiler! Onlar zaten sapmışlardı ve (artık) gerçeğe giden yolu da bulamazlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
See how they coin similitudes for thee, so that they are all astray and cannot find a road!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
تَبَارَكَ ٱلَّذِىٓ إِن شَآءَ جَعَلَ لَكَ خَيْرًا مِّن ذَٰلِكَ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ وَيَجْعَل لَّكَ قُصُورًۢا
25:10
Blessed is He who, if that were His will, could give thee better (things) than those,- Gardens beneath which rivers flow; and He could give thee palaces (secure to dwell in).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Öyle yücedir O ki, dilerse sana ondan daha iyisini, altından ırmaklar akan cennetler verir, sana köşkler de yapar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şanı yüce olan (Allah) dilerse sana bunların (söylediklerinden) çok daha iyisini, altlarından ırmaklar akan bahçeler verir ve senin için özel saraylar da yaratır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Blessed is He Who, if He will, will assign thee better than (all) that - Gardens underneath which rivers flow - and will assign thee mansions.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
بَلْ كَذَّبُوا۟ بِٱلسَّاعَةِ ۖ وَأَعْتَدْنَا لِمَن كَذَّبَ بِٱلسَّاعَةِ سَعِيرًا
25:11
Nay they deny the hour (of the judgment to come): but We have prepared a blazing fire for such as deny the hour:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat onlar o saati (kıyameti) de yalanladılar. Biz ise o saati yalanlayanlara çılgın alevli bir ateş hazırladık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gerçekte onlar o (Son) Saat’i yalanlamışlardı. Biz de o (Son) Saat’i yalanlayanlara alevli bir ateş (cehennem) hazırladık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but they deny (the coming of) the Hour, and for those who deny (the coming of) the Hour We have prepared a flame.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
إِذَا رَأَتْهُم مِّن مَّكَانٍۭ بَعِيدٍ سَمِعُوا۟ لَهَا تَغَيُّظًا وَزَفِيرًا
25:12
When it sees them from a place far off, they will hear its fury and its ranging sigh.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ki, cehennem ateşi uzak bir mesafeden kendilerine görününce, onun bir hışımlanmasını (kaynamasını) ve uğultusunu işitirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(O ateş) uzak bir yerden onları görünce (cehennemlikler) onun kükremesini ve uğultusunu duyacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When it seeth them from afar, they hear the crackling and the roar thereof.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
وَإِذَآ أُلْقُوا۟ مِنْهَا مَكَانًا ضَيِّقًا مُّقَرَّنِينَ دَعَوْا۟ هُنَالِكَ ثُبُورًا
25:13
And when they are cast, bound together into a constricted place therein, they will plead for destruction there and then!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elleri boyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman da, oracıkta yok olmayı isterler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bağlı olarak oradan (cehennemin) dar bir yerine atıldıkları zaman oracıkta yok olmayı isteyeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when they are flung into a narrow place thereof, chained together, they pray for destruction there.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
لَّا تَدْعُوا۟ ٱلْيَوْمَ ثُبُورًا وَٰحِدًا وَٱدْعُوا۟ ثُبُورًا كَثِيرًا
25:14
"This day plead not for a single destruction: plead for destruction oft-repeated!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Onlara şöyle denilir) Bu gün bir yok olmayı değil, nice yok olmaları isteyin!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kendilerine) “Bugün (yalnız) bir kez değil, defalarca yok olmayı isteyin!” (denecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Pray not that day for one destruction, but pray for many destructions!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
قُلْ أَذَٰلِكَ خَيْرٌ أَمْ جَنَّةُ ٱلْخُلْدِ ٱلَّتِى وُعِدَ ٱلْمُتَّقُونَ ۚ كَانَتْ لَهُمْ جَزَآءً وَمَصِيرًا
25:15
Say: "Is that best, or the eternal garden, promised to the righteous? for them, that is a reward as well as a goal (of attainment).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: Bu mu daha iyi, yoksa takva sahiplerine vaad olunan ebedilik cenneti mi? Çünkü orası, onlar için bir mükafattır ve bir varış yeridir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onlara) de ki: “Bu mu hayırlı olan yoksa muttakîlere (duyarlı olanlara) vadedilen, kendileri için bir ödül ve varış yeri olan ebedî cennet mi?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say: Is that (doom) better or the Garden of Immortality which is promised unto those who ward off (evil)? It will be their reward and journey's end.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
لَّهُمْ فِيهَا مَا يَشَآءُونَ خَـٰلِدِينَ ۚ كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ وَعْدًا مَّسْـُٔولًا
25:16
"For them there will be therein all that they wish for: they will dwell (there) for aye: A promise to be prayed for from thy Lord."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar için orada ne isterlerse var, hem orada ebedî kalacaklar. Çünkü bu Rabbinden yerine getirilmesi istenen bir vaaddir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onların (muttakilerin/duyarlılık sahiplerinin), cennette ebedî kalmak üzere diledikleri her şeyleri olacaktır. İşte bu, Rabbinin arzu edilen bir vaadidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therein abiding, they have all that they desire. It is for thy Lord a promise that must be fulfilled.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ فَيَقُولُ ءَأَنتُمْ أَضْلَلْتُمْ عِبَادِى هَـٰٓؤُلَآءِ أَمْ هُمْ ضَلُّوا۟ ٱلسَّبِيلَ
25:17
The day He will gather them together as well as those whom they worship besides Allah, He will ask: "Was it ye who let these My servants astray, or did they stray from the Path themselves?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hele o gün Rabbin onları Allah'tan başka taptıkları şeylerle toplar da, der ki: "Siz mi saptırdınız şu kullarımı, yoksa kendileri mi yolu kaybettiler?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onları (cehennemlikleri) ve Allah’ın peşi sıra taptıkları varlıkları bir araya getirdiği gün, (Allah) “Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yolu şaşırdılar (yoldan saptılar)?” diye soracaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And on the day when He will assemble them and that which they worship instead of Allah and will say: Was it ye who misled these my slaves or did they (themselves) wander from the way?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
قَالُوا۟ سُبْحَـٰنَكَ مَا كَانَ يَنۢبَغِى لَنَآ أَن نَّتَّخِذَ مِن دُونِكَ مِنْ أَوْلِيَآءَ وَلَـٰكِن مَّتَّعْتَهُمْ وَءَابَآءَهُمْ حَتَّىٰ نَسُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَكَانُوا۟ قَوْمًۢا بُورًا
25:18
They will say: "Glory to Thee! not meet was it for us that we should take for protectors others besides Thee: But Thou didst bestow, on them and their fathers, good things (in life), until they forgot the Message: for they were a people (worthless and) lost."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar: "Sübhansın seni tenzih ederiz. Seni bırakıp da senden başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat sen onlara ve atalarına o kadar nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir kavim oldular." derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar (melekler) de şöyle demiş (olacaklar)dır: “Sen yücesin. Senin peşin sıra dostlar edinmek bize yakışmazdı. Fakat sen onlara ve atalarına bol nimet verince (Allah’ı) hatırlamayı unuttular ve helaki hak eden bir toplum oldular.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They will say: Be Thou Glorified! it was not for us to choose any protecting friends beside thee; but Thou didst give them and their fathers ease till they forgot the warning and became lost folk.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
فَقَدْ كَذَّبُوكُم بِمَا تَقُولُونَ فَمَا تَسْتَطِيعُونَ صَرْفًا وَلَا نَصْرًا ۚ وَمَن يَظْلِم مِّنكُمْ نُذِقْهُ عَذَابًا كَبِيرًا
25:19
(Allah will say): "Now have they proved you liars in what ye say: so ye cannot avert (your penalty) nor (get) help." And whoever among you does wrong, him shall We cause to taste of a grievous Penalty.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Bunun üzerine ötekilere hitaben şöyle denilir.) İşte (taptıklarınız) sizi söylediklerinizde yalancı çıkardılar. Artık ne (azabınızı) geri çevirebilir, ne de bir yardıma çare bulabilirsiniz ve içinizden kim zulmederse, ona büyük bir azab tattıracağız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah şöyle diyecektir:) “İşte (taptıklarınız) sizin söylediklerinizi yalanladılar. Artık (azabı) geri çevirmeye de yardıma da gücünüz yetmez. İçinizden haksızlık edenlere büyük bir azap tattıracağız!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus they will give you the lie regarding what ye say, then ye can neither avert (the doom) nor obtain help. And whoso among you doeth wrong, We shall make him taste great torment.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
وَمَآ أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ إِلَّآ إِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ ٱلطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِى ٱلْأَسْوَاقِ ۗ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةً أَتَصْبِرُونَ ۗ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيرًا
25:20
And the messengers whom We sent before thee were all (men) who ate food and walked through the streets: We have made some of you as a trial for others: will ye have patience? for Allah is One Who sees (all things).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Resulüm!) Biz senden evvel de peygamberleri başka türlü göndermedik. Şüphesiz onlar hem yemek yiyorlar, hem çarşılarda geziyorlardı (sokaklarda yürüyorlardı). Sizin bir kısmınızı bir diğerine fitne (imtihan sebebi) kılmışızdır ki, bakalım sabredecek misiniz? Zira Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemek yiyen ve çarşılarda dolaşan (insan elçi)lerin dışında, bir başkasını senden önce de elçi olarak göndermedik. Sabırlı olup olmayacağınızı denemek için bir kısmınızı bir kısmın(ız)a imtihan kıldık. Rabbin görendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We never sent before thee any messengers but lo! they verily ate food and walked in the markets. And We have appointed some of you a test for others: Will ye be steadfast? And thy Lord is ever Seer.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
۞ وَقَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَآءَنَا لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْنَا ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ أَوْ نَرَىٰ رَبَّنَا ۗ لَقَدِ ٱسْتَكْبَرُوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِمْ وَعَتَوْ عُتُوًّا كَبِيرًا
25:21
Such as fear not the meeting with Us (for Judgment) say: "Why are not the angels sent down to us, or (why) do we not see our Lord?" Indeed they have an arrogant conceit of themselves, and mighty is the insolence of their impiety!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bununla beraber, bize kavuşmayı ummayanlar "Bize ya melekler indirilmeliydi, ya da Rabbimizi görmeliydik" dediler. Andolsun ki, doğrusu nefislerinde kendilerini büyük gördüler ve büyük azgınlık ettiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bizimle karşılaşacaklarını ummayanlar, “(İnanmamız için) ya bize de melekler indirilmeliydi ya da Rabbimizi görmeliydik!” dediler. Şüphesiz ki onlar, kendileri hakkında kibir gösterdiler ve büyük bir azgınlığa düştüler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those who look not for a meeting with Us say: Why are angels not sent down unto us and (Why) do we not see our Lord! Assuredly they think too highly of themselves and are scornful with great pride.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
يَوْمَ يَرَوْنَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ لَا بُشْرَىٰ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُجْرِمِينَ وَيَقُولُونَ حِجْرًا مَّحْجُورًا
25:22
The Day they see the angels,- no joy will there be to the sinners that Day: The (angels) will say: "There is a barrier forbidden (to you) altogether!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Melekleri görecekleri gün, işte o gün, günahkarlara hiçbir sevinç haberi yoktur. Ve yasak yasak, diyeceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Melekleri görecekleri gün -işte o gün- suçlulara hiçbir müjde yoktur ve (o suçlular) “(Her yerden) tamamen engellenmişiz!” diyeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On the day when they behold the angels, on that day there will be no good tidings for the guilty; and they will cry: A forbidding ban!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
وَقَدِمْنَآ إِلَىٰ مَا عَمِلُوا۟ مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَـٰهُ هَبَآءً مَّنثُورًا
25:23
And We shall turn to whatever deeds they did (in this life), and We shall make such deeds as floating dust scattered about.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların yaptıkları her bir iyi işi dikkate alırız, fakat onu saçılmış zerreler haline getiririz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yaptıkları her bir işi ele alacağız ve onu saçılmış zerreler hâline getireceğiz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We shall turn unto the work they did and make it scattered motes.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
أَصْحَـٰبُ ٱلْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُّسْتَقَرًّا وَأَحْسَنُ مَقِيلًا
25:24
The Companions of the Garden will be well, that Day, in their abode, and have the fairest of places for repose.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün cennetliklerin kalacakları yer çok iyi, dinlenecekleri yer pek güzeldir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün, cennet halkına kalınacak yerlerin en hayırlısı ve dinlenilecek yerlerin de en güzeli (verilecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Those who have earned the Garden on that day will be better in their home and happier in their place of noonday rest;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
وَيَوْمَ تَشَقَّقُ ٱلسَّمَآءُ بِٱلْغَمَـٰمِ وَنُزِّلَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ تَنزِيلًا
25:25
The Day the heaven shall be rent asunder with clouds, and angels shall be sent down, descending (in ranks),-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün gökyüzü beyaz bulutlar halinde yarılacak ve melekler bölük bölük indirileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Göğün bulutlarla yarılacağı ve meleklerin de bölük bölük indirilecekleri gün, işte o gün gerçek otorite merhamet sahibine (Allah’a) aittir. Kâfirler için o gün çok zordur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A day when the heaven with the clouds will be rent asunder and the angels will be sent down, a grand descent.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
ٱلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ ٱلْحَقُّ لِلرَّحْمَـٰنِ ۚ وَكَانَ يَوْمًا عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ عَسِيرًا
25:26
That Day, the dominion as of right and truth, shall be (wholly) for (Allah) Most Merciful: it will be a Day of dire difficulty for the misbelievers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte o gün gerçek hükümranlık, çok merhametli olan Allah'ındır. Kâfirler için ise o, pek çetin bir gündür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Göğün bulutlarla yarılacağı ve meleklerin de bölük bölük indirilecekleri gün, işte o gün gerçek otorite merhamet sahibine (Allah’a) aittir. Kâfirler için o gün çok zordur. Furkân 25:25-26
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The Sovereignty on that day will be the True (Sovereignty) belonging to the Beneficent One, and it will be a hard day for disbelievers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
وَيَوْمَ يَعَضُّ ٱلظَّالِمُ عَلَىٰ يَدَيْهِ يَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى ٱتَّخَذْتُ مَعَ ٱلرَّسُولِ سَبِيلًا
25:27
The Day that the wrong-doer will bite at his hands, he will say, "Oh! would that I had taken a (straight) path with the Messenger!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün zalim kimse ellerini ısıracak: "Eyvah!" diyecek, "keşke Peygamberin yanında bir yol tutsaydım!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün zalim kişi “Ah, n’olaydım, keşke o Elçi ile birlikte bir yol tutsaydım!” diyerek, (pişmanlığından) ellerini ısıracaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On the day when the wrong-doer gnaweth his hands, he will say: Ah, would that I had chosen a way together with the messenger (of Allah)!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
يَـٰوَيْلَتَىٰ لَيْتَنِى لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا
25:28
"Ah! woe is me! Would that I had never taken such a one for a friend!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Eyvah!" diyecek, "keşke falancayı dost edinmeseydim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Ah, yazık bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Alas for me! Ah, would that I had never taken such an one for friend!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
لَّقَدْ أَضَلَّنِى عَنِ ٱلذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَآءَنِى ۗ وَكَانَ ٱلشَّيْطَـٰنُ لِلْإِنسَـٰنِ خَذُولًا
25:29
"He did lead me astray from the Message (of Allah) after it had come to me! Ah! the Evil One is but a traitor to man!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü zikir (Kur'ân) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yapayalnız ve yardımcısız bırakmaktadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kur’an) bana geldikten sonra (o kişi) beni Zikrden (Kur’an’dan) şüphesiz ki saptırmıştır. (Meğer) şeytan(laşmış olanlar) insanı yüzüstü bırakırmış.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He verily led me astray from the Reminder after it had reached me. Satan was ever man's deserter in the hour of need.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
وَقَالَ ٱلرَّسُولُ يَـٰرَبِّ إِنَّ قَوْمِى ٱتَّخَذُوا۟ هَـٰذَا ٱلْقُرْءَانَ مَهْجُورًا
25:30
Then the Messenger will say: "O my Lord! Truly my people took this Qur'an for just foolish nonsense."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Peygamber dedi ki: "Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'ân'ı terkedilmiş (bir şey yerinde) tuttular."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Elçi şöyle diyecektir: “Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’an’ı yalnız bıraktı.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the messenger saith: O my Lord! Lo! mine own folk make this Qur'an of no account.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِىٍّ عَدُوًّا مِّنَ ٱلْمُجْرِمِينَ ۗ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ هَادِيًا وَنَصِيرًا
25:31
Thus have We made for every prophet an enemy among the sinners: but enough is thy Lord to guide and to help.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Resulüm!) Ve işte biz böyle her peygamber için günahkarlardan bir düşman yapmışızdır. Bununla beraber hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte böylece her peygamber için suçlulardan düşman(lar) yaptık. Doğru yola ulaştıran ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Even so have We appointed unto every prophet an opponent from among the guilty; but Allah sufficeth for a Guide and Helper.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلْقُرْءَانُ جُمْلَةً وَٰحِدَةً ۚ كَذَٰلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِۦ فُؤَادَكَ ۖ وَرَتَّلْنَـٰهُ تَرْتِيلًا
25:32
Those who reject Faith say: "Why is not the Qur'an revealed to him all at once? Thus (is it revealed), that We may strengthen thy heart thereby, and We have rehearsed it to thee in slow, well-arranged stages, gradually.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yine o inkâr edenler dediler ki: "O Kur'ân ona, hepsi birden indirilseydi ya"! Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kâfir olanlar “Kur’an ona bir kerede (topluca) indirilseydi ya!” dediler. İşte böylece, kalbini onunla iyice pekiştirmek için (peyderpey indirdik) ve onu tane tane okuduk.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those who disbelieve say: Why is the Qur'an not revealed unto him all at once? (It is revealed) thus that We may strengthen thy heart therewith; and We have arranged it in right order.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
وَلَا يَأْتُونَكَ بِمَثَلٍ إِلَّا جِئْنَـٰكَ بِٱلْحَقِّ وَأَحْسَنَ تَفْسِيرًا
25:33
And no question do they bring to thee but We reveal to thee the truth and the best explanation (thereof).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem onlar sana karşı herhangi bir mesel ile gelmezler ki, biz sana (onun karşılığında) doğrusunu ve tefsirin daha güzelini getirmiş olmayalım.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar sana örnek getirdiklerinde biz de sana gerçeği ve en güzel tefsiri (açıklamayı) mutlaka getirmişizdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they bring thee no similitude but We bring thee the Truth (as against it), and better (than their similitude) as argument.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
ٱلَّذِينَ يُحْشَرُونَ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ إِلَىٰ جَهَنَّمَ أُو۟لَـٰٓئِكَ شَرٌّ مَّكَانًا وَأَضَلُّ سَبِيلًا
25:34
Those who will be gathered to Hell (prone) on their faces,- they will be in an evil plight, and, as to Path, most astray.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O yüzleri üstü cehenneme toplanacaklar var ya! işte onlar, yerleri en kötü, yolları en sapık olanlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yüzüstü cehenneme (sürülüp) toplanacaklara (gelince), konumları çok kötü olanlar ve yolu en şaşkınlar işte onlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Those who will be gathered on their faces unto hell: such are worse in plight and further from the right road.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَـٰبَ وَجَعَلْنَا مَعَهُۥٓ أَخَاهُ هَـٰرُونَ وَزِيرًا
25:35
(Before this,) We sent Moses The Book, and appointed his brother Aaron with him as minister;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki Musa'ya kitap verdik, kardeşi Harun'u da ona yardımcı yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki Musa’ya Kitabı vermiştik; beraberindeki kardeşi Harun’u ona yardımcı yapmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We verily gave Moses the Scripture and placed with him his brother Aaron as henchman.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
فَقُلْنَا ٱذْهَبَآ إِلَى ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا فَدَمَّرْنَـٰهُمْ تَدْمِيرًا
25:36
And We command: "Go ye both, to the people who have rejected our Signs:" And those (people) We destroyed with utter destruction.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Haydi âyetlerimizi yalan sayan o kavme gidin" dedik. Sonunda (yola gelmediklerinden) onları yerle bir ettik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onlara) “Ayetlerimizi yalanlayan o kavme gidin!” demiştik. Sonunda (inkârcıları) yerle bir etmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then We said: Go together unto the folk who have denied Our revelations. Then We destroyed them, a complete destruction.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
وَقَوْمَ نُوحٍ لَّمَّا كَذَّبُوا۟ ٱلرُّسُلَ أَغْرَقْنَـٰهُمْ وَجَعَلْنَـٰهُمْ لِلنَّاسِ ءَايَةً ۖ وَأَعْتَدْنَا لِلظَّـٰلِمِينَ عَذَابًا أَلِيمًا
25:37
And the people of Noah,- when they rejected the messengers, We drowned them, and We made them as a Sign for mankind; and We have prepared for (all) wrong-doers a grievous Penalty;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nuh kavmine gelince, Peygamberleri yalancılıkla itham ettiklerinde, onları suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret yaptık. Biz zalimler için acıklı bir azab hazırlamışızdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Nuh kavmi de elçileri yalanladıklarında onları (suda) boğmuş ve kendilerini insanlar için bir ders kılmıştık. (Ahirette de) zalimler için acıklı bir azap hazırladık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Noah's folk, when they denied the messengers, We drowned them and made of them a portent for mankind. We have prepared a painful doom for evil-doers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
وَعَادًا وَثَمُودَا۟ وَأَصْحَـٰبَ ٱلرَّسِّ وَقُرُونًۢا بَيْنَ ذَٰلِكَ كَثِيرًا
25:38
As also 'Ad and Thamud, and the Companions of the Rass, and many a generation between them.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ad'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar arasında daha bir çok nesilleri de (inkârcılıkları yüzünden helak ettik)
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Âd, Semûd, Ress halkı ve bunlar arasında daha birçok nesle de örnekler vermiştik; (reddettikleri için) hepsini kırıp geçirmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (the tribes of) A'ad and Thamud, and the dwellers in Ar-Rass, and many generations in between.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
وَكُلًّا ضَرَبْنَا لَهُ ٱلْأَمْثَـٰلَ ۖ وَكُلًّا تَبَّرْنَا تَتْبِيرًا
25:39
To each one We set forth Parables and examples; and each one We broke to utter annihilation (for their sins).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların herbirine misaller getirdik; (ama ögüt almadıkları için) hepsini kırdık geçirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Âd, Semûd, Ress halkı ve bunlar arasında daha birçok nesle de örnekler vermiştik; (reddettikleri için) hepsini kırıp geçirmiştik. Furkân 25:38-39
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Each (of them) We warned by examples, and each (of them) We brought to utter ruin.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
وَلَقَدْ أَتَوْا۟ عَلَى ٱلْقَرْيَةِ ٱلَّتِىٓ أُمْطِرَتْ مَطَرَ ٱلسَّوْءِ ۚ أَفَلَمْ يَكُونُوا۟ يَرَوْنَهَا ۚ بَلْ كَانُوا۟ لَا يَرْجُونَ نُشُورًا
25:40
And the (Unbelievers) must indeed have passed by the town on which was rained a shower of evil: did they not then see it (with their own eyes)? But they fear not the Resurrection.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Resulüm!) Andolsun ki, (bu Mekke'li putperestler), bela ve fenalık yağmuruna tutulmuş olan beldeye uğramışlardır. Peki onu da görmüyorlar mıydı? Hayır! Onlar öldükten sonra dirilmeyi ummamaktadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki (müşrikler) bela yağmuruna tutulmuş olan o şehre (Sodom’a) elbette uğramışlardır. Orayı (orada olup biteni) hiç mi görmediler? Hayır! Onlar diriltilmeyi ummuyorlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And indeed they have passed by the township whereon was rained the fatal rain. Can it be that they have not seen it? Nay, but they hope for no resurrection.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
وَإِذَا رَأَوْكَ إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَـٰذَا ٱلَّذِى بَعَثَ ٱللَّهُ رَسُولًا
25:41
When they see thee, they treat thee no otherwise than in mockery: "Is this the one whom Allah has sent as a messenger?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Seni gördükleri zaman "Bu mu Allah'ın Peygamber olarak gönderdiği?" diye hep seni alaya alıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Seni gördükleri zaman “Allah elçi olarak bunu mu gönderdi!” (diyerek) seninle hep alay ediyorlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when they see thee (O Muhammad) they treat thee only as a jest (saying): Is this he whom Allah sendeth as a messenger?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
إِن كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنْ ءَالِهَتِنَا لَوْلَآ أَن صَبَرْنَا عَلَيْهَا ۚ وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ حِينَ يَرَوْنَ ٱلْعَذَابَ مَنْ أَضَلُّ سَبِيلًا
25:42
"He indeed would well-nigh have misled us from our gods, had it not been that we were constant to them!" - Soon will they know, when they see the Penalty, who it is that is most misled in Path!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Şayet tanrılarımıza inanmakta sebat göstermeseydik, gerçekten de bizi neredeyse tanrılarımızdan saptıracaktı" diyorlar. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bilecekler!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Müşrikler) “Onları (savunmakta) kararlılık göstermemiş olsaydık, neredeyse bizi ilahlarımızın (yolundan) saptıracaktı!” (diyorlar). Azabı gördüklerinde kimin yolu şaşırdığını ileride bileceklerdir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He would have led us far away from our gods if we had not been staunch to them. They will know, when they behold the doom, who is more astray as to the road.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
أَرَءَيْتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَـٰهَهُۥ هَوَىٰهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا
25:43
Seest thou such a one as taketh for his god his own passion (or impulse)? Couldst thou be a disposer of affairs for him?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kötü duygularını kendisine tanrı edinen kimseyi gördün mü? Şimdi ona sen mi vekil olacaksın?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Arzusunu ilahı edineni gördün mü? Sen ona koruyucu olabilir misin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hast thou seen him who chooseth for his god his own lust? Wouldst thou then be guardian over him?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ أَوْ يَعْقِلُونَ ۚ إِنْ هُمْ إِلَّا كَٱلْأَنْعَـٰمِ ۖ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا
25:44
Or thinkest thou that most of them listen or understand? They are only like cattle;- nay, they are worse astray in Path.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten söz dinleyeceğini yahut akıllanacağını mı sanıyorsun? Gerçekte onlar hayvanlar gibidir, hatta gidişçe daha sapıktırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa sen onların çoğunun gerçeği dinleyeceğini veya aklını kullanacağını mı sanıyorsun! Onlar hayvanlar (diğer canlılar) gibidir; hatta yol bakımından daha şaşkındırlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or deemest thou that most of them hear or understand? They are but as the cattle - nay, but they are farther astray?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
أَلَمْ تَرَ إِلَىٰ رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ ٱلظِّلَّ وَلَوْ شَآءَ لَجَعَلَهُۥ سَاكِنًا ثُمَّ جَعَلْنَا ٱلشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلِيلًا
25:45
Hast thou not turned thy vision to thy Lord?- How He doth prolong the shadow! If He willed, He could make it stationary! then do We make the sun its guide;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rabbinin gölgeyi nasıl uzatmakta olduğunu görmedin mi? Dileseydi onu elbet hareketsiz de kılardı. Sonra biz güneşi, ona (gölgeye) delil kılmışızdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Dileseydi onu hareketsiz yapardı. Sonra Güneş'i ona (gölgeye) kılavuz yaptık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hast thou not seen how thy Lord hath spread the shade - And if He willed He could have made it still - then We have made the sun its pilot;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 46
ثُمَّ قَبَضْنَـٰهُ إِلَيْنَا قَبْضًا يَسِيرًا
25:46
Then We draw it in towards Ourselves,- a contraction by easy stages.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra da onu yavaş yavaş kendimize (başka yöne) çekmekteyiz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ardından onu (gölgeyi) kolayca kendimize çekip (aldık).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then We withdraw it unto Us, a gradual withdrawal?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 47
وَهُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيْلَ لِبَاسًا وَٱلنَّوْمَ سُبَاتًا وَجَعَلَ ٱلنَّهَارَ نُشُورًا
25:47
And He it is Who makes the Night as a Robe for you, and Sleep as Repose, and makes the Day (as it were) a Resurrection.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sizin için geceyi örtü, uykuyu istirahat kılan, gündüzü yayılıp çalışma (zamanı) yapan O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Geceyi sizin için örtü, uykuyu dinlenme (zamanı) kılan, gündüzü diriliş (çalışma zamanı) yapan da O’dur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And He it is Who maketh night a covering for you, and sleep repose, and maketh day a resurrection.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 48
وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَرْسَلَ ٱلرِّيَـٰحَ بُشْرًۢا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِهِۦ ۚ وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً طَهُورًا
25:48
And He it is Who sends the winds as heralds of glad tidings, going before His mercy, and We send down pure water from the sky,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen ve gökten tertemiz bir su indiren O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rüzgârları rahmetinin (yağmurun) önünde müjdeci olarak gönderen O’dur. O (su) sayesinde ölü toprağı canlandırmak ve onunla yarattıklarımızdan hayvanlara ve insanlara su vermek için gökten tertemiz suyu biz indirmekteyiz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And He it is Who sendeth the winds, glad tidings heralding His mercy, and We send down purifying water from the sky,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 49
لِّنُحْـِۧىَ بِهِۦ بَلْدَةً مَّيْتًا وَنُسْقِيَهُۥ مِمَّا خَلَقْنَآ أَنْعَـٰمًا وَأَنَاسِىَّ كَثِيرًا
25:49
That with it We may give life to a dead land, and slake the thirst of things We have created,- cattle and men in great numbers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ki biz (o suyla) ölü toprağa can verelim, yarattığımız nice hayvanlara ve insanlara su sağlayalım, diye.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rüzgârları rahmetinin (yağmurun) önünde müjdeci olarak gönderen O’dur. O (su) sayesinde ölü toprağı canlandırmak ve onunla yarattıklarımızdan hayvanlara ve insanlara su vermek için gökten tertemiz suyu biz indirmekteyiz. Furkân 25:48-49
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That We may give life thereby to a dead land, and We give many beasts and men that We have created to drink thereof.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 50
وَلَقَدْ صَرَّفْنَـٰهُ بَيْنَهُمْ لِيَذَّكَّرُوا۟ فَأَبَىٰٓ أَكْثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورًا
25:50
And We have distributed the (water) amongst them, in order that they may celebrate (our) praises, but most men are averse (to aught) but (rank) ingratitude.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun bunu, insanların öğüt almaları için, aralarında çeşit çeşit şekillerde anlatmışızdır; ama insanların çoğu ille nankörlük edip diretmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki (gerçeği) hatırlasınlar diye bu (gibi gerçekleri) aralarında etraflı bir şekilde anlattık. İnsanların çoğu küfürden başka (bir karşılık vermemekte) direttiler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We have repeated it among them that they may remember, but most of mankind begrudge aught save ingratitude.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 51
وَلَوْ شِئْنَا لَبَعَثْنَا فِى كُلِّ قَرْيَةٍ نَّذِيرًا
25:51
Had it been Our Will, We could have sent a warner to every centre of population.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Habibim!) Şayet dileseydik elbette her köye bir uyarıcı (peygamber) gönderirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dileseydik elbette her şehre bir uyarıcı gönderirdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
If We willed, We could raise up a warner in every village.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 52
فَلَا تُطِعِ ٱلْكَـٰفِرِينَ وَجَـٰهِدْهُم بِهِۦ جِهَادًا كَبِيرًا
25:52
Therefore listen not to the Unbelievers, but strive against them with the utmost strenuousness, with the (Qur'an).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Madem ki yalnız seni gönderdik) Öyleyse kâfirlere boyun eğme ve bununla (Kur'ân ile) onlara karşı olanca gücünle büyük bir savaş ver!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kâfirlere boyun eğme! Bununla (Kur’an’la) onlara karşı büyük cihadı gerçekleştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So obey not the disbelievers, but strive against them herewith with a great endeavour.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 53
۞ وَهُوَ ٱلَّذِى مَرَجَ ٱلْبَحْرَيْنِ هَـٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهَـٰذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًا وَحِجْرًا مَّحْجُورًا
25:53
It is He Who has let free the two bodies of flowing water: One palatable and sweet, and the other salt and bitter; yet has He made a barrier between them, a partition that is forbidden to be passed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir serhat koyan O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biri tatlı ve susuzluk giderici, diğeri tuzlu ve acı olan iki denizi salan da aralarına bir engel, yani karışmalarını engelleyen bir perde koyan da O’dur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And He it is Who hath given independence to the two seas (though they meet); one palatable, sweet, and the other saltish, bitter; and hath set a bar and a forbidding ban between them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 54
وَهُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ مِنَ ٱلْمَآءِ بَشَرًا فَجَعَلَهُۥ نَسَبًا وَصِهْرًا ۗ وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرًا
25:54
It is He Who has created man from water: then has He established relationships of lineage and marriage: for thy Lord has power (over all things).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O (hakir) sudan, bir insan yaratıp ona bir neseb bahşeden ve sıhriyet bağı ile akraba yapan O'dur. Rabbinin her şeye gücü yeter.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sudan insan (türünü) yaratan, onu (kan bağıyla) akraba ve (evlilik yoluyla) hısım sahibi yapan da O'dur. Rabbin gücü (her şeye) yetendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And He it is Who hath created man from water, and hath appointed for him kindred by blood and kindred by marriage; for thy Lord is ever Powerful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 55
وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُهُمْ وَلَا يَضُرُّهُمْ ۗ وَكَانَ ٱلْكَافِرُ عَلَىٰ رَبِّهِۦ ظَهِيرًا
25:55
Yet do they worship, besides Allah, things that can neither profit them nor harm them: and the Misbeliever is a helper (of Evil), against his own Lord!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Böyle iken inkârcılar) Allah'ı bırakıp kendilerine ne fayda, ne zarar veremeyen şeylere kulluk ediyorlar. İnkârcı olan kimse Rabbine karşı uğraşıp durmaktadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kâfirler) Allah’ın peşi sıra kendilerine yarar da zarar da veremeyen varlıklara tapıyorlar. İşte bu kâfir(ler), Rabbine karşı (şeytana) destek çıkmaya çalışır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Yet they worship instead of Allah that which can neither benefit them nor hurt them. The disbeliever was ever a partisan against his Lord.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 56
وَمَآ أَرْسَلْنَـٰكَ إِلَّا مُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
25:56
But thee We only sent to give glad tidings and admonition.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Halbuki) biz seni ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz seni sadece müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We have sent thee (O Muhammad) only as a bearer of good tidings and a warner.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 57
قُلْ مَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِلَّا مَن شَآءَ أَن يَتَّخِذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا
25:57
Say: "No reward do I ask of you for it but this: that each one who will may take a (straight) Path to his Lord."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret değil, ancak Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler (olmanızı) istiyorum."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Buna karşılık sizden, Rabbine (giden) bir yol tutmayı dileyen kimse(ler olmanız) dışında herhangi bir ücret istemiyorum.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say: I ask of you no reward for this, save that whoso will may choose a way unto his Lord.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 58
وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْحَىِّ ٱلَّذِى لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِۦ ۚ وَكَفَىٰ بِهِۦ بِذُنُوبِ عِبَادِهِۦ خَبِيرًا
25:58
And put thy trust in Him Who lives and dies not; and celebrate his praise; and enough is He to be acquainted with the faults of His servants;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sen, ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak O yeter.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ölümsüz diri olan (Allah)a güven ve O’nu hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt)! Kullarının günahlarını bilen olarak O yeter.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And trust thou in the Living One Who dieth not, and hymn His praise. He sufficeth as the Knower of His bondmen's sins,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 59
ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ ۚ ٱلرَّحْمَـٰنُ فَسْـَٔلْ بِهِۦ خَبِيرًا
25:59
He Who created the heavens and the earth and all that is between, in six days, and is firmly established on the Throne (of Authority): Allah Most Gracious: ask thou, then, about Him of any acquainted (with such things).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gökleri yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş'a hükmeden Rahmân'dır. Haydi ne dileyeceksen o her şeyden haberdar olan (Rahmân)dan dile.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gökleri, yeri ve ikisinin arasındaki şeyleri altı günde (dönemde) yaratandır. Sonra da arşa istiva etmiştir. (O) Rahmân(dır)! Haberdar olan O’ndan sor (dile)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who created the heavens and the earth and all that is between them in six Days, then He mounted the Throne. The Beneficent! Ask anyone informed concerning Him!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 60
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱسْجُدُوا۟ لِلرَّحْمَـٰنِ قَالُوا۟ وَمَا ٱلرَّحْمَـٰنُ أَنَسْجُدُ لِمَا تَأْمُرُنَا وَزَادَهُمْ نُفُورًا ۩
25:60
When it is said to them, "Prostrate to (Allah) Most Gracious!", they say, "And what is (Allah) Most Gracious? Shall we prostrate to that which thou commandest us?" And it increases their flight (from the Truth).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara "Rahmân'a secde edin" dendiği zaman, "Rahmân da neymiş? Senin bize emrettiğine secde eder miyiz hiç?" derler ve bu emir onların nefretini artırır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara “Rahmân için secde edin!” dendiği zaman, “Rahmân da neymiş! Bize emrettiğin şey için (emrettiğine) boyun mu eğecekmişiz!” demişler ve bu istek onların nefretini artırmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when it is said unto them: Prostrate to the Beneficent! they say: And what is the Beneficent? Are we to prostrate to whatever thou (Muhammad) biddest us? And it increaseth aversion in them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 61
تَبَارَكَ ٱلَّذِى جَعَلَ فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًا وَجَعَلَ فِيهَا سِرَٰجًا وَقَمَرًا مُّنِيرًا
25:61
Blessed is He Who made constellations in the skies, and placed therein a Lamp and a Moon giving light;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gökte burçları var eden, onların içinde bir kandil (güneş) ve nurlu bir ay barındıran Allah, yüceler yücesidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gökte burçlar var eden, orada bir kandil (Güneş) ve aydınlatan bir Ay yaratan (Allah) yüceler yücesidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Blessed be He Who hath placed in the heaven mansions of the stars, and hath placed therein a great lamp and a moon giving light!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 62
وَهُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ خِلْفَةً لِّمَنْ أَرَادَ أَن يَذَّكَّرَ أَوْ أَرَادَ شُكُورًا
25:62
And it is He Who made the Night and the Day to follow each other: for such as have the will to celebrate His praises or to show their gratitude.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Gerçeği) hatırlamak isteyen veya şükretmek isteyen için gece ile gündüzü birbirinin peşine getiren de O’dur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And He it is Who hath appointed night and day in succession, for him who desireth to remember, or desireth thankfulness.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 63
وَعِبَادُ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى ٱلْأَرْضِ هَوْنًا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ ٱلْجَـٰهِلُونَ قَالُوا۟ سَلَـٰمًا
25:63
And the servants of (Allah) Most Gracious are those who walk on the earth in humility, and when the ignorant address them, they say, "Peace!";
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O çok merhametli Allah'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman (incitmeksizin) "selam" derler (geçerler).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rahmân’ın (iyi) kulları, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve o cahiller (müşrikler) onlara laf attığında ‘Selam!’ deyip (geçer)ler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The (faithful) slaves of the Beneficent are they who walk upon the earth modestly, and when the foolish ones address them answer: Peace;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 64
وَٱلَّذِينَ يَبِيتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًا وَقِيَـٰمًا
25:64
Those who spend the night in adoration of their Lord prostrate and standing;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve onlar ki, Rablerine secdeler ve kıyamlar ederek yatarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar Rableri için geceleri secde halinde ve ayakta olurlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And who spend the night before their Lord, prostrate and standing,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 65
وَٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا ٱصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ ۖ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا
25:65
Those who say, "Our Lord! avert from us the Wrath of Hell, for its Wrath is indeed an affliction grievous,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar ki, şöyle derler: Cehennem azabını üzerimizden sav! Doğrusu onun azabı geçici bir şey değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şöyle derler: “Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzak tut! Şüphesiz ki onun azabı sargındır (kişiyi bırakmaz, ebedidir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And who say: Our Lord! Avert from us the doom of hell; lo! the doom thereof is anguish;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 66
إِنَّهَا سَآءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا
25:66
"Evil indeed is it as an abode, and as a place to rest in";
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orası cidden ne kötü bir uğrak, ne kötü bir konaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Orası ne kötü bir konaklama yeridir ve makamdır!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! it is wretched as abode and station;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 67
وَٱلَّذِينَ إِذَآ أَنفَقُوا۟ لَمْ يُسْرِفُوا۟ وَلَمْ يَقْتُرُوا۟ وَكَانَ بَيْنَ ذَٰلِكَ قَوَامًا
25:67
Those who, when they spend, are not extravagant and not niggardly, but hold a just (balance) between those (extremes);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve onlar ki, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar infak ettikleri zaman israf da etmezler, cimrilik de yapmazlar; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those who, when they spend, are neither prodigal nor grudging; and there is ever a firm station between the two;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 68
وَٱلَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ ٱلنَّفْسَ ٱلَّتِى حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ ۚ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ يَلْقَ أَثَامًا
25:68
Those who invoke not, with Allah, any other god, nor slay such life as Allah has made sacred except for just cause, nor commit fornication; - and any that does this (not only) meets punishment.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yine onlar ki, Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan günahı(nın cezasını) bulur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar, Allah ile birlikte başka bir ilaha yalvarmazlar; Allah’ın haram (saygın) kıldığı cana haksız yere kıymazlar; zina yapmazlar. Bunu yapan kişi, kıyamet günü azabı katlanan ve içinde alçaltılmış olarak ebedî kalacağı bir ceza ile karşılaşacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those who cry not unto any other god along with Allah, nor take the life which Allah hath forbidden save in (course of) justice, nor commit adultery - and whoso doeth this shall pay the penalty;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 69
يُضَـٰعَفْ لَهُ ٱلْعَذَابُ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ وَيَخْلُدْ فِيهِۦ مُهَانًا
25:69
(But) the Penalty on the Day of Judgment will be doubled to him, and he will dwell therein in ignominy,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kıyamet günü azabı kat kat olur ve orada alçaltılmış olarak temelli kalır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar, Allah ile birlikte başka bir ilaha yalvarmazlar; Allah’ın haram (saygın) kıldığı cana haksız yere kıymazlar; zina yapmazlar. Bunu yapan kişi, kıyamet günü azabı katlanan ve içinde alçaltılmış olarak ebedî kalacağı bir ceza ile karşılaşacaktır. Furkân 25:68-69
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The doom will be doubled for him on the Day of Resurrection, and he will abide therein disdained for ever;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 70
إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَـٰلِحًا فَأُو۟لَـٰٓئِكَ يُبَدِّلُ ٱللَّهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَـٰتٍ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
25:70
Unless he repents, believes, and works righteous deeds, for Allah will change the evil of such persons into good, and Allah is Oft-Forgiving, Most Merciful,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışlarda bulunanlar başka; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ancak iman eden ve iyi iş(ler) yapıp (O’na) yönelenlerin kötülüklerini Allah iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save him who repenteth and believeth and doth righteous work; as for such, Allah will change their evil deeds to good deeds. Allah is ever Forgiving, Merciful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 71
وَمَن تَابَ وَعَمِلَ صَـٰلِحًا فَإِنَّهُۥ يَتُوبُ إِلَى ٱللَّهِ مَتَابًا
25:71
And whoever repents and does good has truly turned to Allah with an (acceptable) conversion;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve her kim tevbe edip iyi davranış gösterirse, şüphesiz o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah'a döner.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İyi iş(ler) yapıp (O’na) yönelen kişi Allah’a tam yönelmiş olur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And whosoever repenteth and doeth good, he verily repenteth toward Allah with true repentance -
M. Pickthall · EN · public-domain
- 72
وَٱلَّذِينَ لَا يَشْهَدُونَ ٱلزُّورَ وَإِذَا مَرُّوا۟ بِٱللَّغْوِ مَرُّوا۟ كِرَامًا
25:72
Those who witness no falsehood, and, if they pass by futility, they pass by it with honourable (avoidance);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve onlar ki, yalan şahitlik etmezler, boş bir şeye rastladıkları zaman vakar ile (oradan) geçip giderler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Rahmân’ın kulları), yalana şahitlik etmez; boş şeylerle karşılaştıklarında onurlu bir şekilde geçip giderler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those who will not witness vanity, but when they pass near senseless play, pass by with dignity.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 73
وَٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا۟ بِـَٔايَـٰتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا۟ عَلَيْهَا صُمًّا وَعُمْيَانًا
25:73
Those who, when they are admonished with the Signs of their Lord, droop not down at them as if they were deaf or blind;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında ise onlara karşı sağır ve kör davranmazlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those who, when they are reminded of the revelations of their Lord, fall not deaf and blind thereat.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 74
وَٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَٰجِنَا وَذُرِّيَّـٰتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَٱجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا
25:74
And those who pray, "Our Lord! Grant unto us wives and offspring who will be the comfort of our eyes, and give us (the grace) to lead the righteous."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve onlar ki: "Ey Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar şöyle dua ederler: “Rabbimiz! Eşlerimizden ve nesillerimizden bize gözlerin aydınlığını ver ve bizi muttakîlere (duyarlı olanlara) önder kıl!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And who say: Our Lord! Vouchsafe us comfort of our wives and of our offspring, and make us patterns for (all) those who ward off (evil).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 75
أُو۟لَـٰٓئِكَ يُجْزَوْنَ ٱلْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا۟ وَيُلَقَّوْنَ فِيهَا تَحِيَّةً وَسَلَـٰمًا
25:75
Those are the ones who will be rewarded with the highest place in heaven, because of their patient constancy: therein shall they be met with salutations and peace,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamları ile mükafatlandırılacaklar, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennette) yüksek bir makamlaödüllendirilecekler, orada esenlik ve selam ile karşılanacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They will be awarded the high place forasmuch as they were steadfast, and they will meet therein with welcome and the ward of peace,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 76
خَـٰلِدِينَ فِيهَا ۚ حَسُنَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا
25:76
Dwelling therein;- how beautiful an abode and place of rest!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada ebedî kalacaklar, orası ne güzel bir konak ve ne güzel bir makamdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İçlerinde ebedî kalacaklardır. Orası ne güzel bir ikamet yeri ve makamdır!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Abiding there for ever. Happy is it as abode and station!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 77
قُلْ مَا يَعْبَؤُا۟ بِكُمْ رَبِّى لَوْلَا دُعَآؤُكُمْ ۖ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًۢا
25:77
Say (to the Rejecters): "My Lord is not uneasy because of you if ye call not on Him: But ye have indeed rejected (Him), and soon will come the inevitable (punishment)!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Resulüm!) De ki: "Rabbim size ne kıymet verir duanız olmasa? (Ey inkârcılar! Size bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; o halde azab yakanızı bırakmayacaktır!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Duanız olmasaydı, Rabbim size neden değer versin ki!” (kâfirlere de ki): “Siz ise elbette (gerçeği) yalanladınız. Onun için ileride (bu günah size) yapışacaktır!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (O Muhammad, unto the disbelievers): My Lord would not concern Himself with you but for your prayer. But now ye have denied (the Truth), therefor there will be judgment.
M. Pickthall · EN · public-domain
مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)