43.الزخرف
الزخرفمكية · 89 آية
- 1
حمٓ
43:1
Ha-Mim
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hâ, mîm.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hâ. Mîm.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ha. Mim.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
وَٱلْكِتَـٰبِ ٱلْمُبِينِ
43:2
By the Book that makes things clear,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Apaçık kitaba andolsun ki biz onu iyice anlayasınız diye Arapça bir Kur'an yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Apaçık Kitaba yemin olsun ki
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By the Scripture which maketh plain,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
إِنَّا جَعَلْنَـٰهُ قُرْءَٰنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
43:3
We have made it a Qur'an in Arabic, that ye may be able to understand (and learn wisdom).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Apaçık kitaba andolsun ki biz onu iyice anlayasınız diye Arapça bir Kur'an yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz biz akıl edesiniz diye onu Arapça bir Kur’an kıldık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We have appointed it a Lecture, in Arabic that haply ye may understand.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
وَإِنَّهُۥ فِىٓ أُمِّ ٱلْكِتَـٰبِ لَدَيْنَا لَعَلِىٌّ حَكِيمٌ
43:4
And verily, it is in the Mother of the Book, in Our Presence, high (in dignity), full of wisdom.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekten o bizim nezdimizde bulunan ana kitapta mevcut yüce ve hikmet dolu bir kitaptır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O, katımızdaki Ana Kitap’tadır; yücedir, doğru hükümler içermektedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Lo! in the Source of Decrees, which We possess, it is indeed sublime, decisive.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
أَفَنَضْرِبُ عَنكُمُ ٱلذِّكْرَ صَفْحًا أَن كُنتُمْ قَوْمًا مُّسْرِفِينَ
43:5
Shall We then take away the Message from you and repel (you), for that ye are a people transgressing beyond bounds?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Siz haddi aşan bir kavim oldunuz diye Kur'an'ı size göndermekten vaz mı geçelim?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Siz haddi aşan kişiler oldunuz diye sizi zikr (Kur’an’la uyarmak)tan vaz mı geçelim?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Shall We utterly ignore you because ye are a wanton folk?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
وَكَمْ أَرْسَلْنَا مِن نَّبِىٍّ فِى ٱلْأَوَّلِينَ
43:6
But how many were the prophets We sent amongst the peoples of old?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz öncekilere de nice peygamberler göndermiştik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Daha önceki milletlere nice peygamberler göndermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
How many a prophet did We send among the men of old!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن نَّبِىٍّ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
43:7
And never came there a prophet to them but they mocked him.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ederlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And never came there unto them a prophet but they used to mock him.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
فَأَهْلَكْنَآ أَشَدَّ مِنْهُم بَطْشًا وَمَضَىٰ مَثَلُ ٱلْأَوَّلِينَ
43:8
So We destroyed (them)- stronger in power than these;- and (thus) has passed on the Parable of the peoples of old.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onlardan daha kuvvetli olanları helâk ettik. Kur'an'da öncekilerin örneği de geçmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz bunlardan daha zorba olanları da helak etmiştik. (Nitekim) öncekilerin örneği geçmiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then We destroyed men mightier than these in prowess; and the example of the men of old hath gone (before them).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ ٱلْعَزِيزُ ٱلْعَلِيمُ
43:9
If thou wert to question them, 'Who created the heavens and the earth?' They would be sure to reply, 'they were created by (Him), the Exalted in Power, Full of Knowledge';-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer sen onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan elbette: "Onları çok güçlü ve herşeyi bilen Allah yarattı." derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan “Onları elbette güçlü olan, bilen (Allah) yarattı.” derler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if thou (Muhammad) ask them: Who created the heavens and the earth, they will surely answer: The Mighty, the Knower created them;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ مَهْدًا وَجَعَلَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًا لَّعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
43:10
(Yea, the same that) has made for you the earth (like a carpet) spread out, and has made for you roads (and channels) therein, in order that ye may find guidance (on the way);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, yeryüzünü sizin için bir beşik yaptı ve doğru gidesiniz diye orada sizin için yollar meydana getirdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yeri size beşik kılan ve doğru gidesiniz diye orada size yollar yaratandır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who made the earth a resting-place for you, and placed roads for you therein, that haply ye may find your way;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
وَٱلَّذِى نَزَّلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۢ بِقَدَرٍ فَأَنشَرْنَا بِهِۦ بَلْدَةً مَّيْتًا ۚ كَذَٰلِكَ تُخْرَجُونَ
43:11
That sends down (from time to time) rain from the sky in due measure;- and We raise to life therewith a land that is dead; even so will ye be raised (from the dead);-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah gökten belli bir ölçüye göre su indirdi. Biz onunla ölü bir memlekete yeniden hayat verdik. İşte siz de kabirlerinizden böyle diriltilip çıkarılacaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gökten bir ölçüyle su indiren de O’dur. Biz onunla ölü şehri (toprağı) canlandırırız. Siz de (mahşer için) işte böyle çıkarılacaksınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Who sendeth down water from the sky in (due) measure, and We revive a dead land therewith. Even so will ye be brought forth;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
وَٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلْفُلْكِ وَٱلْأَنْعَـٰمِ مَا تَرْكَبُونَ
43:12
That has created pairs in all things, and has made for you ships and cattle on which ye ride,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah bütün çiftleri yaratmıştır. Sizin için bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bütün çiftleri yaratan, sizin için bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var eden de O’dur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He Who created all the pairs, and appointed for you ships and cattle whereupon ye ride.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
لِتَسْتَوُۥا۟ عَلَىٰ ظُهُورِهِۦ ثُمَّ تَذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ رَبِّكُمْ إِذَا ٱسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا۟ سُبْحَـٰنَ ٱلَّذِى سَخَّرَ لَنَا هَـٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُۥ مُقْرِنِينَ
43:13
In order that ye may sit firm and square on their backs, and when so seated, ye may celebrate the (kind) favour of your Lord, and say, "Glory to Him Who has subjected these to our (use), for we could never have accomplished this (by ourselves),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Siz onların sırtına binip üzerlerine yerleştiğiniz zaman, Rabbinizin nimetini anarak şöyle diyesiniz: "Bunları bizim hizmetimize veren Allah'ı tenzih ve tesbih ederiz. Yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Böylece onların (hayvanların) sırtına binip (gemilerin) üzerlerine yerleşince, Rabbinizin nimetini anarak şöyle diyesiniz diye: “Bunu bizim hizmetimize veren (Allah) yücedir, (yoksa) biz bunları (hizmetimize) yanaştıramazdık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That ye may mount upon their backs, and may remember your Lord's favour when ye mount thereon, and may say: Glorified be He Who hath subdued these unto us, and we were not capable (of subduing them);
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
وَإِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا لَمُنقَلِبُونَ
43:14
"And to our Lord, surely, must we turn back!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Gerçekten biz Rabbimize döneceğiz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki biz sadece Rabbimize döneceğiz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! unto our Lord we surely are returning.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
وَجَعَلُوا۟ لَهُۥ مِنْ عِبَادِهِۦ جُزْءًا ۚ إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ لَكَفُورٌ مُّبِينٌ
43:15
Yet they attribute to some of His servants a share with Him (in his godhead)! truly is man a blasphemous ingrate avowed!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Buna rağmen insanlar, Allah'ın kullarından bir kısmını O'nun bir parçası saydılar. Gerçekten de insan apaçık bir nankördür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar (müşrikler), kullarından bir kısmını O’nun (Allah’ın) bir parçası saydılar. Şüphesiz ki (müşrik) insan, apaçık bir nankördür.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they allot to Him a portion of His bondmen! Lo! man is verily a mere ingrate.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
أَمِ ٱتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَأَصْفَىٰكُم بِٱلْبَنِينَ
43:16
What! has He taken daughters out of what He himself creates, and granted to you sons for choice?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa O, yarattıklarından kendisine kızlar edindi de erkek çocukları size mi seçti?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa (Allah) yarattıklarından kızları kendisine aldı da oğulları size mi seçti (ayırdı)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or chooseth He daughters of all that He hath created, and honoureth He you with sons?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُم بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمَـٰنِ مَثَلًا ظَلَّ وَجْهُهُۥ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظِيمٌ
43:17
When news is brought to one of them of (the birth of) what he sets up as a likeness to (Allah) Most Gracious, his face darkens, and he is filled with inward grief!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlardan biri Rahman olan Allah'a isnad ettiği kız çocuğu ile müjdelendiği zaman yüzü simsiyah kesilir de öfkesinden yutkunur durur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlardan biri, Rahmân’a yakıştırdığı (kız çocuğu)yla müjdelenince öfkelenerek yüzü simsiyah kesilirdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if one of them hath tidings of that which he likeneth to the Beneficent One, his countenance becometh black and he is full of inward rage.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
أَوَمَن يُنَشَّؤُا۟ فِى ٱلْحِلْيَةِ وَهُوَ فِى ٱلْخِصَامِ غَيْرُ مُبِينٍ
43:18
Is then one brought up among trinkets, and unable to give a clear account in a dispute (to be associated with Allah)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa onlar, süs ve zinet içerisinde yetiştirilip de mücadelede erkek gibi kendisini savunmaya açık olmayan kızları mı O'na isnad ediyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Şöyle derdi): “Süs içinde yetiştirilip mücadelede açık olmayan (savaşta/kavgada mücadele edemeyecek olan bir kız) mı (bana müjdeleniyor)?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Liken they then to Allah) that which is bred up in outward show, and in dispute cannot make itself plain?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
وَجَعَلُوا۟ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ ٱلَّذِينَ هُمْ عِبَـٰدُ ٱلرَّحْمَـٰنِ إِنَـٰثًا ۚ أَشَهِدُوا۟ خَلْقَهُمْ ۚ سَتُكْتَبُ شَهَـٰدَتُهُمْ وَيُسْـَٔلُونَ
43:19
And they make into females angels who themselves serve Allah. Did they witness their creation? Their evidence will be recorded, and they will be called to account!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar Rahman olan Allah'ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onlar meleklerin yaratılışını gördüler mi? Onların şahitlikleri yazılacak ve onlar sorguya çekileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rahmân’ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Onların (meleklerin) yaratılışına şahit mi olmuşlar! Şahitlik (iddia)ları yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they make the angels, who are the slaves of the Beneficent, females. Did they witness their creation? Their testimony will be recorded and they will be questioned.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
وَقَالُوا۟ لَوْ شَآءَ ٱلرَّحْمَـٰنُ مَا عَبَدْنَـٰهُم ۗ مَّا لَهُم بِذَٰلِكَ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ
43:20
("Ah!") they say, "If it had been the will of (Allah) Most Gracious, we should not have worshipped such (deities)!" Of that they have no knowledge! they do nothing but lie!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar: "Eğer Rahman olan, Allah dileseydi, biz o meleklere tapmazdık." dediler. Onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dediler ki: “Rahmân dileseydi, biz onlara tapmazdık.” Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Onlar yalandan başka bir şey söylemeyenlerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: If the Beneficent One had (so) willed, we should not have worshipped them. They have no knowledge whatsoever of that. They do but guess.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
أَمْ ءَاتَيْنَـٰهُمْ كِتَـٰبًا مِّن قَبْلِهِۦ فَهُم بِهِۦ مُسْتَمْسِكُونَ
43:21
What! have We given them a Book before this, to which they are holding fast?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa biz kendilerine bundan önce bir kitap verdik de onlar, ona mı sarılıyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı tutunuyorlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or have We given them any scripture before (this Qur'an) so that they are holding fast thereto?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
بَلْ قَالُوٓا۟ إِنَّا وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا عَلَىٰٓ أُمَّةٍ وَإِنَّا عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِم مُّهْتَدُونَ
43:22
Nay! they say: "We found our fathers following a certain religion, and we do guide ourselves by their footsteps."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır, onlar sadece: "Biz babalarımızı bu din üzerinde bulduk, biz de onların izinde gidiyoruz." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hayır! “Şüphesiz ki babalarımızı (böyle) bir din üzerinde bulduk; biz de onların izleri üzere gidenleriz.” dediler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, for they say only: Lo! we found our fathers following a religion, and we are guided by their footprints.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
وَكَذَٰلِكَ مَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى قَرْيَةٍ مِّن نَّذِيرٍ إِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَآ إِنَّا وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا عَلَىٰٓ أُمَّةٍ وَإِنَّا عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِم مُّقْتَدُونَ
43:23
Just in the same way, whenever We sent a Warner before thee to any people, the wealthy ones among them said: "We found our fathers following a certain religion, and we will certainly follow in their footsteps."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! Yine böyle biz senden önce de hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek, mutlaka oranın şımarık varlıklı kimseleri: "Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Senden önce de hangi şehre uyarıcı göndermişsek oranın şımarıkları mutlaka “Şüphesiz ki babalarımızı (böyle) bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyanlarız.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And even so We sent not a warner before thee (Muhammad) into any township but its luxurious ones said: Lo! we found our fathers following a religion, and we are following their footprints.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
۞ قَـٰلَ أَوَلَوْ جِئْتُكُم بِأَهْدَىٰ مِمَّا وَجَدتُّمْ عَلَيْهِ ءَابَآءَكُمْ ۖ قَالُوٓا۟ إِنَّا بِمَآ أُرْسِلْتُم بِهِۦ كَـٰفِرُونَ
43:24
He said: "What! Even if I brought you better guidance than that which ye found your fathers following?" They said: "For us, we deny that ye (prophets) are sent (on a mission at all)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gönderilen uyarıcı; "Eğer size babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmişsem de mi bana uymazsınız?" deyince, onlar: "Gerçekten biz sizin tebliğ için gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Elçi) “Ben size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz (din)den daha doğrusunu getirmişsem (yine de bana uymaz mısınız?)” deyince, onlar “Doğrusu biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And the warner) said: What! Even though I bring you better guidance than that ye found your fathers following? They answered: Lo! in what ye bring we are disbelievers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ ۖ فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُكَذِّبِينَ
43:25
So We exacted retribution from them: now see what was the end of those who rejected (Truth)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz de onlardan intikam aldık. Bak peygamberleri yalanlayanların sonu nasıl oldu!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz de onlardan intikam almıştık. Bak yalanlayanların sonu nasıl olmuştu!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So We requited them. Then see the nature of the consequence for the rejecters!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِيمُ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦٓ إِنَّنِى بَرَآءٌ مِّمَّا تَعْبُدُونَ
43:26
Behold! Abraham said to his father and his people: "I do indeed clear myself of what ye worship:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani İbrahim babasına ve kavmine: "Gerçekten ben sizin taptığınız şeylerden uzağım.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani İbrahim, babasına ve kavmine şöyle demişti: “Ben sizin taptıklarınızdan uzağım!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when Abraham said unto his father and his folk: Lo! I am innocent of what ye worship
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
إِلَّا ٱلَّذِى فَطَرَنِى فَإِنَّهُۥ سَيَهْدِينِ
43:27
"(I worship) only Him Who made me, and He will certainly guide me."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ben ancak beni yaratana taparım. Şüphesiz ki O, beni doğru yola iletecektir." dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ancak beni yoktan yaratan (Allah) başkadır! Şüphesiz ki O, beni doğru yola ulaştıracaktır.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save Him Who did create me, for He will surely guide me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
وَجَعَلَهَا كَلِمَةًۢ بَاقِيَةً فِى عَقِبِهِۦ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
43:28
And he left it as a Word to endure among those who came after him, that they may turn back (to Allah).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim, bu sözü, ardından gelecek olanlara devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı ki, onlar doğru yola dönsünler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) bunu (İbrahim’in bu sözünü), ardından geleceklere devamlı kalacak bir söz olarak bıraktı ki (insanlar gerçeğe) dönsünler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he made it a word enduring among his seed, that haply they might return.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
بَلْ مَتَّعْتُ هَـٰٓؤُلَآءِ وَءَابَآءَهُمْ حَتَّىٰ جَآءَهُمُ ٱلْحَقُّ وَرَسُولٌ مُّبِينٌ
43:29
Yea, I have given the good things of this life to these (men) and their fathers, until the Truth has come to them, and a messenger making things clear.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu ben bunları da babalarını da kendilerine hak olan kitap ve gerçeği açıklayan bir peygamber gelinceye kadar faydalandırıp geçindirdim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğrusu, bunları da atalarını da kendilerine gerçek ve onu apaçık (tebliğ eden) bir elçi gelinceye kadar barındırdım.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but I let these and their fathers enjoy life (only) till there should come unto them the Truth and a messenger making plain.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
وَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلْحَقُّ قَالُوا۟ هَـٰذَا سِحْرٌ وَإِنَّا بِهِۦ كَـٰفِرُونَ
43:30
But when the Truth came to them, they said: "This is sorcery, and we do reject it."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendilerine hak geldiği zaman onlar: "Bu bir büyüdür doğrusu biz onu tanımıyoruz." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendilerine o gerçek (vahiy) gelince “Bu bir büyüdür; şüphesiz ki biz onu inkâr edenleriz!” dediler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And now that the Truth hath come unto them they say: This is mere magic, and lo! we are disbelievers therein.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
وَقَالُوا۟ لَوْلَا نُزِّلَ هَـٰذَا ٱلْقُرْءَانُ عَلَىٰ رَجُلٍ مِّنَ ٱلْقَرْيَتَيْنِ عَظِيمٍ
43:31
Also, they say: "Why is not this Qur'an sent down to some leading man in either of the two (chief) cities?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yine Onlar: "Bu Kur'an, şu iki şehirden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Devamla:) “Bu Kur’an, iki şehirden bir(er) büyük adama indirilmeli değil miydi?” dediler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: If only this Qur'an had been revealed to some great man of the two towns?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
أَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَ ۚ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُم مَّعِيشَتَهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۚ وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَـٰتٍ لِّيَتَّخِذَ بَعْضُهُم بَعْضًا سُخْرِيًّا ۗ وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ
43:32
Is it they who would portion out the Mercy of thy Lord? It is We Who portion out between them their livelihood in the life of this world: and We raise some of them above others in ranks, so that some may command work from others. But the Mercy of thy Lord is better than the (wealth) which they amass.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik. Birbirlerine işlerini gördürsünler diye biz onların bir kısmını diğerlerinden derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rabbinin rahmetini (vahyini) onlar mı paylaştırıyorlar! Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine hizmet etmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti (vahyi) onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden hayırlıdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is it they who apportion thy Lord's mercy? We have apportioned among them their livelihood in the life of the world, and raised some of them above others in rank that some of them may take labour from others; and the mercy of thy Lord is better than (the wealth) that they amass.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
وَلَوْلَآ أَن يَكُونَ ٱلنَّاسُ أُمَّةً وَٰحِدَةً لَّجَعَلْنَا لِمَن يَكْفُرُ بِٱلرَّحْمَـٰنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفًا مِّن فِضَّةٍ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَ
43:33
And were it not that (all) men might become of one (evil) way of life, We would provide, for everyone that blasphemes against (Allah) Most Gracious, silver roofs for their houses and (silver) stair-ways on which to go up,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer insanlar küfre sapan bir ümmet haline gelmeyecek olsalardı, biz O Rahman olan Allah'ı inkâr eden kimselerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İnsanların küfürde birleşmiş tek bir ümmet olma (tehlikesi) bulunmasaydı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerinin tavanlarını ve çıkacakları merdivenleri elbette gümüşten yapardık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And were it not that mankind would have become one community, We might well have appointed, for those who disbelieve in the Beneficent, roofs of silver for their houses and stairs (of silver) whereby to mount,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
وَلِبُيُوتِهِمْ أَبْوَٰبًا وَسُرُرًا عَلَيْهَا يَتَّكِـُٔونَ
43:34
And (silver) doors to their houses, and thrones (of silver) on which they could recline,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların evleri için gümüşten kapılar, üzerine yaslanacakları koltuklar yapardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltukları da (gümüşten yapardık).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And for their houses doors (of silver) and couches of silver whereon to recline,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
وَزُخْرُفًا ۚ وَإِن كُلُّ ذَٰلِكَ لَمَّا مَتَـٰعُ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۚ وَٱلْـَٔاخِرَةُ عِندَ رَبِّكَ لِلْمُتَّقِينَ
43:35
And also adornments of gold. But all this were nothing but conveniences of the present life: The Hereafter, in the sight of thy Lord is for the Righteous.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Daha nice altın ziynetler verirdik. Çünkü bunların bizce hiçbir kıymeti yoktur. Bütün bunlar dünya hayatının geçici menfaatinden başka bir şey değildir. Ahiret ise Rabbin katında takva sahipleri içindir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onlara çeşitli) ziynetler (verirdik). Bütün bunlar, sadece dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret ise Rabbinin katında muttakîlere (duyarlı olanlara) özeldir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And ornaments of gold. Yet all that would have been but a provision of the life of the world. And the Hereafter with your Lord would have been for those who keep from evil.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
وَمَن يَعْشُ عَن ذِكْرِ ٱلرَّحْمَـٰنِ نُقَيِّضْ لَهُۥ شَيْطَـٰنًا فَهُوَ لَهُۥ قَرِينٌ
43:36
If anyone withdraws himself from remembrance of (Allah) Most Gracious, We appoint for him an evil one, to be an intimate companion to him.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her kim Rahman olan Allah'ın zikrinden yüz çevirirse biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostudur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kim Rahmân’ın zikrine (Kur’an’a) karşı kör davranırsa (ondan yüz çevirirse), yanından ayrılmayan bir şeytanı ona sardırırız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he whose sight is dim to the remembrance of the Beneficent, We assign unto him a devil who becometh his comrade;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
وَإِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُم مُّهْتَدُونَ
43:37
Such (evil ones) really hinder them from the Path, but they think that they are being guided aright!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz ki bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar. Onlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki bunlar (şeytanlar), onları doğru yoldan alıkoyarlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! they surely turn them from the way of Allah, and yet they deem that they are rightly guided;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَنَا قَالَ يَـٰلَيْتَ بَيْنِى وَبَيْنَكَ بُعْدَ ٱلْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ ٱلْقَرِينُ
43:38
At length, when (such a one) comes to Us, he says (to his evil companion): "Would that between me and thee were the distance of East and West!" Ah! evil is the companion (indeed)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nihayet kıyamet günü bize gelince, arkadaşına: "Keşke seninle benim aramda doğu ile batı arasındaki kadar bir uzaklık olsaydı. Sen ne kötü arkadaşmışsın!" der.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Arkadaşı), bize (huzurumuza) gelince (şeytana) “Ah, keşke benimle senin aranda iki doğular kadar uzaklık olsaydı; ne kötü arkadaşmış(sın sen)!” diyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Till, when he cometh unto Us, he saith (unto his comrade): Ah, would that between me and thee there were the distance of the two horizons - an evil comrade!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
وَلَن يَنفَعَكُمُ ٱلْيَوْمَ إِذ ظَّلَمْتُمْ أَنَّكُمْ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
43:39
When ye have done wrong, it will avail you nothing, that Day, that ye shall be partners in Punishment!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara: "Bugün pişmanlık duymanız size hiçbir fayda sağlamayacaktır. Çünkü siz zulmettiniz. Şimdi de hepiniz azapta ortaksınız." denir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Haksızlık ettiğiniz için (pişmanlığınız) bugün size hiçbir yarar sağlamayacaktır. Şüphesiz ki siz azapta ortaksınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And it profiteth you not this day, because ye did wrong, that ye will be sharers in the doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
أَفَأَنتَ تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ أَوْ تَهْدِى ٱلْعُمْىَ وَمَن كَانَ فِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ
43:40
Canst thou then make the deaf to hear, or give direction to the blind or to such as (wander) in manifest error?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! O halde sağırlara sen mi işittireceksin? Yahut körlere ve apaçık bir sapıklık içinde bulunanlara sen mi doğru yolu göstereceksin?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sağırlara sen mi duyuracaksın veya körleri ve apaçık sapkınlıkta olanları sen mi doğru yola ulaştıracaksın!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Canst thou (Muhammad) make the deaf to hear, or canst thou guide the blind or him who is in error manifest?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
فَإِمَّا نَذْهَبَنَّ بِكَ فَإِنَّا مِنْهُم مُّنتَقِمُونَ
43:41
Even if We take thee away, We shall be sure to exact retribution from them,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer biz seni onlara azap gelmeden önce alıp götürsek bile onlardan intikam alırız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz seni (onlardan alıp) götürsek de şüphesiz ki onlardan intikam alırız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if We take thee away, We surely shall take vengeance on them,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
أَوْ نُرِيَنَّكَ ٱلَّذِى وَعَدْنَـٰهُمْ فَإِنَّا عَلَيْهِم مُّقْتَدِرُونَ
43:42
Or We shall show thee that (accomplished) which We have promised them: for verily We shall prevail over them.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yahut da onlara vaad ettiğimiz azabı sana gösteririz. Çünkü bizim onlara azap etmeye gücümüz yeter.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Veya onlara vadettiğimizi (azabı) sana gösteririz. Şüphesiz ki bizim onlara gücümüz yeter.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or (if) We show thee that wherewith We threaten them; for lo! We have complete command of them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
فَٱسْتَمْسِكْ بِٱلَّذِىٓ أُوحِىَ إِلَيْكَ ۖ إِنَّكَ عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
43:43
So hold thou fast to the Revelation sent down to thee; verily thou art on a Straight Way.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Öyleyse sen, sana vahyedilen Kur'an'a sarıl. Şüphesiz ki sen doğru bir yol üzerindesin.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl! Elbette sen doğru yoldasın.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So hold thou fast to that which is inspired in thee. Lo! thou art on a right path.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
وَإِنَّهُۥ لَذِكْرٌ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ ۖ وَسَوْفَ تُسْـَٔلُونَ
43:44
The (Qur'an) is indeed the message, for thee and for thy people; and soon shall ye (all) be brought to account.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki o (Kur’an), senin ve kavmin için (gerçeği) hatırlatan (öğüt)tür. İleride ondan sorgulanacaksınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! it is in truth a Reminder for thee and for thy folk; and ye will be questioned.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
وَسْـَٔلْ مَنْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رُّسُلِنَآ أَجَعَلْنَا مِن دُونِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ءَالِهَةً يُعْبَدُونَ
43:45
And question thou our messengers whom We sent before thee; did We appoint any deities other than (Allah) Most Gracious, to be worshipped?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize de sor, biz Rahman olan Allah'tan başka kendisine ibadet edilecek ilâhlar yapmış mıyız?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize (ümmetlerine) sor! “Rahmân’ın peşi sıra tapılacak ilahlar (edinin.” diye) emretmiş miyiz!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And ask those of Our messengers whom We sent before thee: Did We ever appoint gods to be worshipped beside the Beneficent?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 46
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَـٰتِنَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَقَالَ إِنِّى رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
43:46
We did send Moses aforetime, with Our Signs, to Pharaoh and his Chiefs: He said, "I am a messenger of the Lord of the Worlds."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki, biz Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve ileri gelen adamlarına gönderdik. Musa: "Ben gerçekten âlemlerin Rabbi olan Allah'ın peygamberiyim." dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki biz Musa’yı delillerimizle Firavun’a ve yöneticilerine göndermiştik de (Musa) “Ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We sent Moses with Our revelations unto Pharaoh and his chiefs, and he said: I am a messenger of the Lord of the Worlds.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 47
فَلَمَّا جَآءَهُم بِـَٔايَـٰتِنَآ إِذَا هُم مِّنْهَا يَضْحَكُونَ
43:47
But when he came to them with Our Signs, behold they ridiculed them.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa onlara mucizelerimizi getirince onlar hemen bu mucizelere gülüverdiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara delillerimizi getirince hemen onlara gülmüşlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But when he brought them Our tokens, behold! they laughed at them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 48
وَمَا نُرِيهِم مِّنْ ءَايَةٍ إِلَّا هِىَ أَكْبَرُ مِنْ أُخْتِهَا ۖ وَأَخَذْنَـٰهُم بِٱلْعَذَابِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
43:48
We showed them Sign after Sign, each greater than its fellow, and We seized them with Punishment, in order that they might turn (to Us).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bizim onlara gösterdiğimiz her bir mucize diğerinden daha büyüktü. Belki doğru yola dönerler diye biz onları azapla yakaladık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara gösterdiğimiz her bir delil, kardeşinden (diğerinden) daha büyüktü. (Gerçeğe) dönsünler diye onları azapla yakalamış (cezalandırmış)tık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And every token that We showed them was greater than its sister (token), and We grasped them with the torment, that haply they might turn again.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 49
وَقَالُوا۟ يَـٰٓأَيُّهَ ٱلسَّاحِرُ ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِندَكَ إِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ
43:49
And they said, "O thou sorcerer! Invoke thy Lord for us according to His covenant with thee; for we shall truly accept guidance."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar azâbı görünce: "Ey sihirbaz! Sende olan ahdi hürmetine bizim için Rabbine dua et. Biz gerçekten doğru yola gireceğiz." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa’ya) şöyle demişlerdi: “Ey büyücü! Sana verdiği söze göre bizim için Rabbine dua et; çünkü biz artık doğru yola gireceğiz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they said: O wizard! Entreat thy Lord for us by the pact that He hath made with thee. Lo! we verily will walk aright.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 50
فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ ٱلْعَذَابَ إِذَا هُمْ يَنكُثُونَ
43:50
But when We removed the Penalty from them, behold, they broke their word.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat azabı kendilerinden kaldırdığımız zaman hemen sözlerinden dönüverdiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlardan azabı (sıkıntıyı) her açıp kaldırdığımızda hemen sözlerinden dönmüşlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But when We eased them of the torment, behold! they broke their word.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 51
وَنَادَىٰ فِرْعَوْنُ فِى قَوْمِهِۦ قَالَ يَـٰقَوْمِ أَلَيْسَ لِى مُلْكُ مِصْرَ وَهَـٰذِهِ ٱلْأَنْهَـٰرُ تَجْرِى مِن تَحْتِىٓ ۖ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
43:51
And Pharaoh proclaimed among his people, saying: "O my people! Does not the dominion of Egypt belong to me, (witness) these streams flowing underneath my (palace)? What! see ye not then?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun kavmine seslenerek dedi ki: "Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Firavun, kavmine seslenip şöyle demişti: “Ey kavmim! Mısır’ın hükümdarlığı ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? (Hâlâ gerçeği) görmüyor musunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Pharaoh caused a proclamation to be made among his people saying: O my people! Is not mine the sovereignty of Egypt and these rivers flowing under me? Can ye not then discern?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 52
أَمْ أَنَا۠ خَيْرٌ مِّنْ هَـٰذَا ٱلَّذِى هُوَ مَهِينٌ وَلَا يَكَادُ يُبِينُ
43:52
"Am I not better than this (Moses), who is a contemptible wretch and can scarcely express himself clearly?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa ben, nerede ise meramını anlatamayan şu zavallıdan daha hayırlı değil miyim?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa ben kendisi zayıf ve neredeyse söz anlatamayacak durumda bulunan şu (adam)dan daha hayırlı değil miyim?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
I am surely better than this fellow, who is despicable and can hardly make (his meaning) plain!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 53
فَلَوْلَآ أُلْقِىَ عَلَيْهِ أَسْوِرَةٌ مِّن ذَهَبٍ أَوْ جَآءَ مَعَهُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ مُقْتَرِنِينَ
43:53
"Then why are not gold bracelets bestowed on him, or (why) come (not) with him angels accompanying him in procession?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer O'nun dediği doğru ise üzerine altın bilezikler atılmalı veya kendisiyle beraber onu tasdik eden melekler gelmeli değil miydi?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ona altından bilezikler verilmeli veya beraberinde melekler gelmeli değil miydi?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Why, then, have armlets of gold not been set upon him, or angels sent along with him?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 54
فَٱسْتَخَفَّ قَوْمَهُۥ فَأَطَاعُوهُ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَـٰسِقِينَ
43:54
Thus did he make fools of his people, and they obeyed him: truly were they a people rebellious (against Allah).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun kavmini küçümsedi. Onlar da O'na itaat ettiler. Çünkü onlar fâsık bir kavimdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Firavun) kavmini küçümsemiş, onlar da kendisine boyun eğmişti. Şüphesiz ki onlar, yoldan çıkmış bir toplumdu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus he persuaded his people to make light (of Moses), and they obeyed him. Lo! they were a wanton folk.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 55
فَلَمَّآ ءَاسَفُونَا ٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَأَغْرَقْنَـٰهُمْ أَجْمَعِينَ
43:55
When at length they provoked Us, We exacted retribution from them, and We drowned them all.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nihayet bizi gazaplandırdıkları zaman onlardan intikam aldık. Hepsini suda boğduk.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Böylece bizi öfkelendirdiklerinde onlardan intikam almış, hepsini (denizde) boğmuştuk.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So, when they angered Us, We punished them and drowned them every one.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 56
فَجَعَلْنَـٰهُمْ سَلَفًا وَمَثَلًا لِّلْـَٔاخِرِينَ
43:56
And We made them (a people) of the Past and an Example to later ages.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onları sonradan gelecekler için ibret ve örnek kıldık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onları, sonradan gelenlerin geçmişi ve (ibretlik) örneği kılmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We made them a thing past, and an example for those after (them).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 57
۞ وَلَمَّا ضُرِبَ ٱبْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا إِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ
43:57
When (Jesus) the son of Mary is held up as an example, behold, thy people raise a clamour thereat (in ridicule)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Meryem oğlu İsâ bir misal olarak anlatılınca, senin kavmin hemen ondan bir delil bulduklarını sanarak bağrışmaya başladılar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Meryem oğlu (İsa, Kur’an’da) bir örnek olarak anlatılınca, kavmin(den bazıları) hemen sevinç çığlıkları atmaya başlamışlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when the son of Mary is quoted as an example, behold! the folk laugh out,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 58
وَقَالُوٓا۟ ءَأَـٰلِهَتُنَا خَيْرٌ أَمْ هُوَ ۚ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ إِلَّا جَدَلًۢا ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ
43:58
And they say, "Are our gods best, or he?" This they set forth to thee, only by way of disputation: yea, they are a contentious people.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar dediler ki: "Bizim ilâhlarımız mı daha hayırlıdır, yoksa İsâ mı?" Bu misâli sırf seninle tartışmak için ortaya attılar. Doğrusu onlar çok kavgacı bir topluluktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Müşrikler) “Bizim ilahlarımız mı hayırlı, yoksa o mu?” demişlerdi. Bunu sana ancak tartışmak için örnek vermişlerdi (söylemişlerdi). Doğrusu onlar, kavgacı bir toplumdur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And say: Are our gods better, or is he? They raise not the objection save for argument. Nay! but they are a contentious folk.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 59
إِنْ هُوَ إِلَّا عَبْدٌ أَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَـٰهُ مَثَلًا لِّبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
43:59
He was no more than a servant: We granted Our favour to him, and We made him an example to the Children of Israel.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İsâ, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O (İsa), kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları'na örnek (delil) kıldığımız bir kuldan başkası değildir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He is nothing but a slave on whom We bestowed favour, and We made him a pattern for the Children of Israel.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 60
وَلَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَا مِنكُم مَّلَـٰٓئِكَةً فِى ٱلْأَرْضِ يَخْلُفُونَ
43:60
And if it were Our Will, We could make angels from amongst you, succeeding each other on the earth.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer biz dileseydik, sizden yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dileseydik içinizden yeryüzünde (sizin) yerinize geçecek melekler elbette yaratırdık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And had We willed We could have set among you angels to be viceroys in the earth.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 61
وَإِنَّهُۥ لَعِلْمٌ لِّلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَٱتَّبِعُونِ ۚ هَـٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ
43:61
And (Jesus) shall be a Sign (for the coming of) the Hour (of Judgment): therefore have no doubt about the (Hour), but follow ye Me: this is a Straight Way.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekten o, (İsâ'nın yere inişi) kıyâmetin yaklaştığını gösteren bir bilgidir. Sakın kıyâmet hakkında şüpheye düşmeyip, bana uyun, bu doğru yoldur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki o (Kur’an/elçi Son) Saat için bir bilgidir. Ondan şüphe etmeyin ve bana uyun! Bu doğru yoldur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! verily there is knowledge of the Hour. So doubt ye not concerning it, but follow Me. This is the right path.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 62
وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ ٱلشَّيْطَـٰنُ ۖ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
43:62
Let not the Evil One hinder you: for he is to you an enemy avowed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sakın şeytan sizi doğru yoldan alıkoymasın. Gerçekten o sizin için apaçık bir düşmandır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sakın şeytan sizi (doğru yoldan) engellemesin! Şüphesiz ki o, sizin için apaçık bir düşmandır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And let not Satan turn you aside. Lo! he is an open enemy for you.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 63
وَلَمَّا جَآءَ عِيسَىٰ بِٱلْبَيِّنَـٰتِ قَالَ قَدْ جِئْتُكُم بِٱلْحِكْمَةِ وَلِأُبَيِّنَ لَكُم بَعْضَ ٱلَّذِى تَخْتَلِفُونَ فِيهِ ۖ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
43:63
When Jesus came with Clear Signs, he said: "Now have I come to you with Wisdom, and in order to make clear to you some of the (points) on which ye dispute: therefore fear Allah and obey me.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İsâ mucizelerle indiği zaman dedi ki: "Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ihtilâfa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklamak için geldim. O halde Allah'tan korkun, ve bana itaat edin.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İsa, apaçık delillerle geldiği zaman şöyle demişti: “Ben size elbette hikmet (doğru hükümler) getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size elbette açıklayacağım. Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When Jesus came with clear proofs (of Allah's Sovereignty), he said: I have come unto you with wisdom, and to make plain some of that concerning which ye differ. So keep your duty to Allah, and obey me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 64
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ رَبِّى وَرَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ ۚ هَـٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ
43:64
"For Allah, He is my Lord and your Lord: so worship ye Him: this is a Straight Way."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekten benim de Rabbim sizin de Rabbiniz Allah'tır. Öyle ise O'na kulluk edin. Bu doğru bir yoldur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki Allah -yalnızca O- benim de Rabbimdir; sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk edin! Doğru yol budur.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! Allah, He is my Lord and your Lord. So worship Him. This is a right path.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 65
فَٱخْتَلَفَ ٱلْأَحْزَابُ مِنۢ بَيْنِهِمْ ۖ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ أَلِيمٍ
43:65
But sects from among themselves fell into disagreement: then woe to the wrong-doers, from the Penalty of a Grievous Day!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat aralarından çıkan gruplar, İsâ hakkında ihtilâfa düştüler. Acı bir günün azâbından dolayı vay zulmedenlerin hâline!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Çeşitli) gruplar (İsa hakkında) kendi aralarında ayrılığa düştüler. Elem verici günün azabı nedeniyle zalimlerin vay hâllerine!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But the factions among them differed. Then woe unto those who do wrong from the doom of a painful day.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 66
هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا ٱلسَّاعَةَ أَن تَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
43:66
Do they only wait for the Hour - that it should come on them all of a sudden, while they perceive not?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar kendileri farkına varmadan ansızın kıyâmetin başlarına gelmesini mi bekliyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar, farkında değillerken o (Son) Saat’in kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Await they aught save the Hour, that it shall come upon them suddenly, when they know not?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 67
ٱلْأَخِلَّآءُ يَوْمَئِذٍۭ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلَّا ٱلْمُتَّقِينَ
43:67
Friends on that day will be foes, one to another,- except the Righteous.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün Allah'tan korkanlar hariç dost olanlar birbirlerine düşmandırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün, muttakîler (duyarlı olanlar) dışında (bütün) dostlar (!) birbirlerine düşman kesilirler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Friends on that day will be foes one to another, save those who kept their duty (to Allah).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 68
يَـٰعِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ ٱلْيَوْمَ وَلَآ أَنتُمْ تَحْزَنُونَ
43:68
My devotees! no fear shall be on you that Day, nor shall ye grieve,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah, takva sahiplerine şöyle nida eder: "Ey âyetlerimize imân edip müslüman olan kullarım! Bugün size hiçbir korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ey kullarım! Bugün size korku yoktur; siz üzülmeyeceksiniz de!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
O My slaves! For you there is no fear this day, nor is it ye who grieve;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 69
ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا وَكَانُوا۟ مُسْلِمِينَ
43:69
(Being) those who have believed in Our Signs and bowed (their wills to Ours) in Islam.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah, takva sahiplerine şöyle nida eder: "Ey âyetlerimize imân edip müslüman olan kullarım! Bugün size hiçbir korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar ayetlerimize inanan ve müslüman olan (kullar)dı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Ye) who believed Our revelations and were self-surrendered,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 70
ٱدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ أَنتُمْ وَأَزْوَٰجُكُمْ تُحْبَرُونَ
43:70
Enter ye the Garden, ye and your wives, in (beauty and) rejoicing.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Siz ve eşleriniz cennete girin. Orada ağırlanıp sevindirileceksiniz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Cennetliklere şöyle seslenilecektir:) “Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete girin!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Enter the Garden, ye and your wives, to be made glad.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 71
يُطَافُ عَلَيْهِم بِصِحَافٍ مِّن ذَهَبٍ وَأَكْوَابٍ ۖ وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ ٱلْأَنفُسُ وَتَلَذُّ ٱلْأَعْيُنُ ۖ وَأَنتُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ
43:71
To them will be passed round, dishes and goblets of gold: there will be there all that the souls could desire, all that their eyes could delight in: and ye shall abide therein (for eye).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların etrafında yiyecek ve içecekler altın tepsiler ve kadehlerle dolaştırılır. Orada canların çektiği ve gözlerin hoşlandığı herşey vardır. Siz orada ebedi olarak kalacaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara altın tepsiler ve kadehler dolaştırılacaktır. Orada, canlarının istediği,gözlerinin hoşlandığı her şey vardır. Siz orada ebedî kalacaksınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therein are brought round for them trays of gold and goblets, and therein is all that souls desire and eyes find sweet. And ye are immortal therein.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 72
وَتِلْكَ ٱلْجَنَّةُ ٱلَّتِىٓ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
43:72
Such will be the Garden of which ye are made heirs for your (good) deeds (in life).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onlara) “İşte yaptıklarınıza karşılık size miras olarak verilen cennet budur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This is the Garden which ye are made to inherit because of what ye used to do.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 73
لَكُمْ فِيهَا فَـٰكِهَةٌ كَثِيرَةٌ مِّنْهَا تَأْكُلُونَ
43:73
Ye shall have therein abundance of fruit, from which ye shall have satisfaction.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada sizin için bol bol meyveler vardır. Onlardan yersiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Orada sizin için bol bol meyveler vardır, onlardan yersiniz.” (denecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therein for you is fruit in plenty whence to eat.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 74
إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى عَذَابِ جَهَنَّمَ خَـٰلِدُونَ
43:74
The sinners will be in the Punishment of Hell, to dwell therein (for aye):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz ki suçlular, cehennem azâbında ebedi olarak kalacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki suçlular cehennem azabında ebedî kalıcıdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! the guilty are immortal in hell's torment.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 75
لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ
43:75
Nowise will the (Punishment) be lightened for them, and in despair will they be there overwhelmed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların azâbı hafifletilmez ve onlar azab içersinde ümitsizdirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar orada (kurtuluştan) ümit kesmişlerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It is not relaxed for them, and they despair therein.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 76
وَمَا ظَلَمْنَـٰهُمْ وَلَـٰكِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلظَّـٰلِمِينَ
43:76
Nowise shall We be unjust to them: but it is they who have been unjust themselves.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zâlimler oldular.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz onlara haksızlık etmedik fakat onlar kendilerine yazık edenlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We wronged them not, but they it was who did the wrong.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 77
وَنَادَوْا۟ يَـٰمَـٰلِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ ۖ قَالَ إِنَّكُم مَّـٰكِثُونَ
43:77
They will cry: "O Malik! would that thy Lord put an end to us!" He will say, "Nay, but ye shall abide!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar cehennem bekçisine: "Ey Mâlik! Rabbin artık bizi öldürsün." diye seslenirler. Mâlik de: "Siz böylece kalacaksınız." der.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Cehennemdekiler:) “Ey (mahşer meleği) Mâlik! Rabbin bizim hakkımızda (ölüm) hükmünü versin!” diye seslenmiş, o (Mâlik) de “Şüphesiz ki siz böyle kalacaksınız!” demiş (olacak)tır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they cry: O master! Let thy Lord make an end of us. He saith: Lo! here ye must remain.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 78
لَقَدْ جِئْنَـٰكُم بِٱلْحَقِّ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَكُمْ لِلْحَقِّ كَـٰرِهُونَ
43:78
Verily We have brought the Truth to you: but most of you have a hatred for Truth.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Andolsun ki biz size hakkı getirdik. Fakat sizin çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz size elbette gerçeği getirmiştik fakat çoğunuz gerçek(ler)den hoşlanmıyorsunuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We verily brought the Truth unto you, but ye were, most of you, averse to the Truth.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 79
أَمْ أَبْرَمُوٓا۟ أَمْرًا فَإِنَّا مُبْرِمُونَ
43:79
What! have they settled some plan (among themselves)? But it is We Who settle things.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa onlar hakka karşı gelmek için bir iş mi kararlaştırdılar? Biz de onları cezalandırmak için kararlıyız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa (müşrikler) bir işe kesin karar mı verdiler! Doğrusu kararlı olan biziz!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or do they determine any thing (against the Prophet)? Lo! We (also) are determining.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 80
أَمْ يَحْسَبُونَ أَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَىٰهُم ۚ بَلَىٰ وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ
43:80
Or do they think that We hear not their secrets and their private counsels? Indeed (We do), and Our messengers are by them, to record.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa onlar bizim sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, işitiriz ve yanlarında bulunan elçi meleklerimiz de her yaptıklarını yazıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yoksa onlar, sırlarını ve gizli konuşmalarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Aksine (o sır ve konuşmalarını) yanlarındaki elçilerimiz (melekler) yazmaktadır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or deem they that We cannot hear their secret thoughts and private confidences? Nay, but Our envoys, present with them, do record.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 81
قُلْ إِن كَانَ لِلرَّحْمَـٰنِ وَلَدٌ فَأَنَا۠ أَوَّلُ ٱلْعَـٰبِدِينَ
43:81
Say: "If (Allah) Most Gracious had a son, I would be the first to worship."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! de ki: "Eğer Rahman olan Allah'ın bir çocuğu olsaydı, ona ibâdet edenlerin birincisi ben olurdum."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Rahmân’ın herhangi bir çocuğu olsa(ydı), elbette (ona) kulluk edenlerin ilki ben olur(d)um!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (O Muhammad): If the Beneficent One hath a son, then, I shall be first among the worshippers. (But there is no son).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 82
سُبْحَـٰنَ رَبِّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ رَبِّ ٱلْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ
43:82
Glory to the Lord of the heavens and the earth, the Lord of the Throne (of Authority)! (He is free) from the things they attribute (to him)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Göklerin ve yerin Rabbi, arşın Rabbi onların nitelendirdikleri şeyden münezzehtir, yücedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Göklerin ve yerin Rabbi, arşın da Rabbi olan (Allah) onların yakıştırdıklarından yücedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Glorified be the Lord of the heavens and the earth, the Lord of the Throne, from that which they ascribe (unto Him)!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 83
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَـٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
43:83
So leave them to babble and play (with vanities) until they meet that Day of theirs, which they have been promised.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şimdi sen bırak onları, tehdit edildikleri günlerine kavuşuncaya kadar batıla dalsınlar oynasınlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sen (şimdilik) bırak da kendilerine vadedilen günlerine kavuşuncaya kadar (boş işlere) dalsınlar, oynasınlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So let them flounder (in their talk) and play until they meet the Day which they are promised.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 84
وَهُوَ ٱلَّذِى فِى ٱلسَّمَآءِ إِلَـٰهٌ وَفِى ٱلْأَرْضِ إِلَـٰهٌ ۚ وَهُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ
43:84
It is He Who is Allah in heaven and Allah on earth; and He is full of Wisdom and Knowledge.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gökteki ilâh da yerdeki ilâh da O'dur. O hüküm ve hikmet sahibidir herşeyi bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gökteki ilah da O’dur; yerdeki ilah da. O, (doğru) hüküm verendir, bilendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And He it is Who in the heaven is Allah, and in the earth Allah. He is the Wise, the Knower.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 85
وَتَبَارَكَ ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلسَّاعَةِ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
43:85
And blessed is He to Whom belongs the dominion of the heavens and the earth, and all between them: with Him is the Knowledge of the Hour (of Judgment): and to Him shall ye be brought back.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah'ın şanı yücedir. Kıyâmet saatinin bilgisi de yalnız onun yanındadır. Siz sadece O'na döndürüleceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin otoritesi sadece kendisine ait olan (Allah) ne yücedir! O (Son) Saat’in bilgisi, yalnızca O’nun katındadır. Yalnızca O’na döndürüleceksiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And blessed be He unto Whom belongeth the Sovereignty of the heavens and the earth and all that is between them, and with Whom is knowledge of the Hour, and unto Whom ye will be returned.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 86
وَلَا يَمْلِكُ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ ٱلشَّفَـٰعَةَ إِلَّا مَن شَهِدَ بِٱلْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
43:86
And those whom they invoke besides Allah have no power of intercession;- only he who bears witness to the Truth, and they know (him).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların Allah'ı bırakıp da tapdıkları putlar şefaat hakkına sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefâat edebilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O’nun peşi sıra yalvardıkları varlıklar, şefaat (yetkisine) sahip olamazlar. Ancak bilerek gerçeğe şahitlik eden (melek)ler hariç!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those unto whom they cry instead of Him possess no power of intercession, saving him who beareth witness unto the Truth knowingly.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 87
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ ۖ فَأَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
43:87
If thou ask them, who created them, they will certainly say, Allah: How then are they deluded away (from the Truth)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer sen onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette: "Allah" derler. O halde nasıl haktan çevriliyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara “kendilerini kimin yarattığını.” sorsan elbette “Allah.” derler. Nasıl da (gerçeklerden) döndürülüyorlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if thou ask them who created them, they will surely say: Allah. How then are they turned away?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 88
وَقِيلِهِۦ يَـٰرَبِّ إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌ لَّا يُؤْمِنُونَ
43:88
(Allah has knowledge) of the (Prophet's) cry, "O my Lord! Truly these are people who will not believe!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Peygamberin sözü şu olmuştur: "Ey Rabbim! Bunlar gerçekten imân etmeyen bir kavimdir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Peygamber’in:) “Ey Rabbim!” demesine yemin olsun ki şüphesiz ki bunlar iman etmeyen bir toplumdur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he saith: O my Lord! Lo! these are a folk who believe not.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 89
فَٱصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَـٰمٌ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
43:89
But turn away from them, and say "Peace!" But soon shall they know!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! Şimdilik sen onlara aldırma ve: "Size selâm olsun." de. Onlar yakında bilecekler!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Şimdilik) onlardan yüz çevir ve (onlara) “Selam!” de! İleride (gerçeği) bilecekler!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then bear with them (O Muhammad) and say: Peace. But they will come to know.
M. Pickthall · EN · public-domain
مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)