Tüm sureler

21.Enbiyâ

الأنبياء

Mekke · 112 ayet

  1. 1

    ٱقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِى غَفْلَةٍ مُّعْرِضُونَ

    21:1

    Closer and closer to mankind comes their Reckoning: yet they heed not and they turn away.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnsanların hesab (görme) zamanı yaklaştı. Onlar ise hâlâ gaflet içinde, yan çizip aldırmıyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İnsanların hesab(a çekilmeler)i yaklaştı. Onlar (ise) gaflet içinde yüz çevirmektedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Their reckoning draweth nigh for mankind, while they turn away in heedlessness.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  2. 2

    مَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّن رَّبِّهِم مُّحْدَثٍ إِلَّا ٱسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ

    21:2

    Never comes (aught) to them of a renewed Message from their Lord, but they listen to it as in jest,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rablerinden kendilerine gelen her yeni hatırlatmayı hep eğlenerek dinliyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendilerine, Rablerinden her yeni mesaj geldiğinde, onlar kalpleri eğlencede olduğu hâlde (gaflet içerisinde) elbette bununla hep alay ederek dinlemişlerdi. O zalimler şu gizli fısıltıyı yapmışlardı: “Bu (Muhammed) sizin gibi bir insandan başka nedir ki!Siz şimdi göz göre göre büyüye mi geliyorsunuz (büyüye mi kapılıyorsunuz)?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Never cometh there unto them a new reminder from their Lord but they listen to it while they play,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  3. 3

    لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ ۗ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّجْوَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ هَلْ هَـٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ ۖ أَفَتَأْتُونَ ٱلسِّحْرَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ

    21:3

    Their hearts toying as with trifles. The wrong-doers conceal their private counsels, (saying), "Is this (one) more than a man like yourselves? Will ye go to witchcraft with your eyes open?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kalbleri hep eğlencede (gaflette), hem o zalimler aralarında şu gizli fısıltıyı yaptılar: "Bu, ancak sizin gibi bir insan. Artık göz göre göre sihre mi gidip uyarsınız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendilerine, Rablerinden her yeni mesaj geldiğinde, onlar kalpleri eğlencede olduğu hâlde (gaflet içerisinde) elbette bununla hep alay ederek dinlemişlerdi. O zalimler şu gizli fısıltıyı yapmışlardı: “Bu (Muhammed) sizin gibi bir insandan başka nedir ki!Siz şimdi göz göre göre büyüye mi geliyorsunuz (büyüye mi kapılıyorsunuz)?” Enbiyâ 21:2-3

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    With hearts preoccupied. And they confer in secret. The wrong-doers say: Is this other than a mortal like you? Will ye then succumb to magic when ye see (it)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  4. 4

    قَالَ رَبِّى يَعْلَمُ ٱلْقَوْلَ فِى ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ ۖ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

    21:4

    Say: "My Lord knoweth (every) word (spoken) in the heavens and on earth: He is the One that heareth and knoweth (all things)."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Peygamber: "Benim Rabbim gökte ve yerde (söylenen) her sözü bilir. O, her şeyi işitir, her şeyi bilir" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Peygamber) şöyle demişti: “Rabbim, yerde ve gökte(ki her) sözü bilir. O duyandır, bilendir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He saith: My Lord knoweth what is spoken in the heaven and the earth. He is the Hearer, the Knower.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  5. 5

    بَلْ قَالُوٓا۟ أَضْغَـٰثُ أَحْلَـٰمٍۭ بَلِ ٱفْتَرَىٰهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌ فَلْيَأْتِنَا بِـَٔايَةٍ كَمَآ أُرْسِلَ ٱلْأَوَّلُونَ

    21:5

    "Nay," they say, "(these are) medleys of dream! - Nay, He forged it! - Nay, He is (but) a poet! Let him then bring us a Sign like the ones that were sent to (Prophets) of old!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar: "Hayır, bunlar karışık rüyalardır; yok, onu kendisi uydurdu, yok o bir şairdir. Böyle değilse önceki peygamberler gibi, o da bize bir mucize getirsin" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Müşrikler:) “Hayır! (Bunlar) karmakarışık rüyalardır; aksine onu kendisi uydurmuştur; dahası o bir şairdir. (Öyle değilse) bize hemen, öncekilere gönderilenin benzeri bir ayet (mucize) getirsin!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, say they, (these are but) muddled dreams; nay, he hath but invented it; nay, he is but a poet. Let him bring us a portent even as those of old (who were Allah's messengers) were sent (with portents).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  6. 6

    مَآ ءَامَنَتْ قَبْلَهُم مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَـٰهَآ ۖ أَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ

    21:6

    (As to those) before them, not one of the populations which We destroyed believed: will these believe?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlardan önce yok ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi. Şimdi bunlar mı iman edecekler?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bunlardan önce helak ettiğimiz hiçbir şehir (halkı) iman etmemişti; şimdi bunlar mı iman edecekler!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Not a township believed of those which We destroyed before them (though We sent them portents): would they then believe?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  7. 7

    وَمَآ أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلَّا رِجَالًا نُّوحِىٓ إِلَيْهِمْ ۖ فَسْـَٔلُوٓا۟ أَهْلَ ٱلذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

    21:7

    Before thee, also, the messengers We sent were but men, to whom We granted inspiration: If ye realise this not, ask of those who possess the Message.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Ey Muhammed!) Biz, senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkek(peygamber)ler gönderdik. Bilmiyorsanız kitap ehli olanlara sorun.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (peygamber olarak) göndermedik. Bilmiyorsanız zikr (vahiy) ehline sorun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We sent not (as Our messengers) before thee other than men, whom We inspired. Ask the followers of the Reminder if ye know not?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  8. 8

    وَمَا جَعَلْنَـٰهُمْ جَسَدًا لَّا يَأْكُلُونَ ٱلطَّعَامَ وَمَا كَانُوا۟ خَـٰلِدِينَ

    21:8

    Nor did We give them bodies that ate no food, nor were they exempt from death.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz onları yemek yemez birer cesed kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz onları (peygamberleri), yemek yemeyen birer ceset olarak yaratmadık. Onlar (bu dünyada) ebedi kalıcı da değillerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We gave them not bodies that would not eat food, nor were they immortals.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  9. 9

    ثُمَّ صَدَقْنَـٰهُمُ ٱلْوَعْدَ فَأَنجَيْنَـٰهُمْ وَمَن نَّشَآءُ وَأَهْلَكْنَا ٱلْمُسْرِفِينَ

    21:9

    In the end We fulfilled to them Our Promise, and We saved them and those whom We pleased, but We destroyed those who transgressed beyond bounds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik; hem onları, hem de dilediğimiz kimseleri kurtardık, aşırı gidenleri yok ettik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra onlara (verdiğimiz) sözü yerine getirmiştik; böylece hem onları hem de dilediğimiz (layık olan) kişileri kurtarmış, haddi aşanları da helak etmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then we fulfilled the promise unto them. So we delivered them and whom We would, and We destroyed the prodigals.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  10. 10

    لَقَدْ أَنزَلْنَآ إِلَيْكُمْ كِتَـٰبًا فِيهِ ذِكْرُكُمْ ۖ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    21:10

    We have revealed for you (O men!) a book in which is a Message for you: will ye not then understand?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Ey Kureyş topluluğu!) And olsun, size öyle bir kitab indirdik ki, bütün şan ve şerefiniz ondadır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki size, içinde (gerçekleri) hatırlamanız (için bilgiler) bulunan bir kitap indirdik. Akıl etmiyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Now We have revealed unto you a Scripture wherein is your Reminder. Have ye then no sense?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  11. 11

    وَكَمْ قَصَمْنَا مِن قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَأَنشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ

    21:11

    How many were the populations We utterly destroyed because of their iniquities, setting up in their places other peoples?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz halkı zalim olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler var ettik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Zalim olan nice şehir (halkını) kırıp geçirmiştik; arkasından da başka topluluklar yaratmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    How many a community that dealt unjustly have We shattered, and raised up after them another folk!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  12. 12

    فَلَمَّآ أَحَسُّوا۟ بَأْسَنَآ إِذَا هُم مِّنْهَا يَرْكُضُونَ

    21:12

    Yet, when they felt Our Punishment (coming), behold, they (tried to) flee from it.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar azabımızın şiddetini hissettikleri zaman oradan kaçmaya koyuluyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Azabımızı hissettiklerinde bir de bakarsın ki oralardan (azap bölgesinden) kaçıyorlar!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And, when they felt Our might, behold them fleeing from it!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  13. 13

    لَا تَرْكُضُوا۟ وَٱرْجِعُوٓا۟ إِلَىٰ مَآ أُتْرِفْتُمْ فِيهِ وَمَسَـٰكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْـَٔلُونَ

    21:13

    Flee not, but return to the good things of this life which were given you, and to your homes in order that ye may be called to account.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Koşup kaçmayın; size nimet verilen yere, yurtlarınıza dönün ki, sorguya çekileceksiniz" dedik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlara şöyle demiştik:) “Kaçmayın! İçinde bulunduğunuz (sizi şımartan) refaha ve yurtlarınıza dönün! Çünkü size sorular sorulacak!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (But it was said unto them): Flee not, but return to that (existence) which emasculated you and to your dwellings, that ye may be questioned.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  14. 14

    قَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا ظَـٰلِمِينَ

    21:14

    They said: "Ah! woe to us! We were indeed wrong-doers!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar da: "Vay bizlere! Biz gerçekten zalimler idik" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlar:) “Ah, eyvah bize! Şüphesiz ki biz zalimlermişiz!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They cried: Alas for us! we were wrong-doers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  15. 15

    فَمَا زَالَت تِّلْكَ دَعْوَىٰهُمْ حَتَّىٰ جَعَلْنَـٰهُمْ حَصِيدًا خَـٰمِدِينَ

    21:15

    And that cry of theirs ceased not, till We made them as a field that is mown, as ashes silent and quenched.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz, onları biçilmiş bir ekin ve bir yığın kül haline getirinceye kadar hep sözleri bu feryad olmuştur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz kendilerini yere serilmiş, hasat edilmiş (ekin)e çevirinceye kadar o feryatları sürüp gitmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And this their crying ceased not till We made them as reaped corn, extinct.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  16. 16

    وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَـٰعِبِينَ

    21:16

    Not for (idle) sport did We create the heavens and the earth and all that is between!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz gök ile yeri ve aralarındaki şeyleri, boş bir eğlence için yaratmadık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz göğü, yeri ve bunlar arasındakileri oyuncular olarak (oyun oynamak için) yaratmadık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We created not the heaven and the earth and all that is between them in play.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  17. 17

    لَوْ أَرَدْنَآ أَن نَّتَّخِذَ لَهْوًا لَّٱتَّخَذْنَـٰهُ مِن لَّدُنَّآ إِن كُنَّا فَـٰعِلِينَ

    21:17

    If it had been Our wish to take (just) a pastime, We should surely have taken it from the things nearest to Us, if We would do (such a thing)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık öyle yapardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik. (Ama) biz (bunu) yapanlar değiliz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    If We had wished to find a pastime, We could have found it in Our presence - if We ever did.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  18. 18

    بَلْ نَقْذِفُ بِٱلْحَقِّ عَلَى ٱلْبَـٰطِلِ فَيَدْمَغُهُۥ فَإِذَا هُوَ زَاهِقٌ ۚ وَلَكُمُ ٱلْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ

    21:18

    Nay, We hurl the Truth against falsehood, and it knocks out its brain, and behold, falsehood doth perish! Ah! woe be to you for the (false) things ye ascribe (to Us).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır, biz hakkı batılın başına çarparız da onun beynini parçalar. Bir de bakarsın (batıl) o anda yok olup gitmiştir. Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü size yazıklar olsun.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Aksine biz gerçeği batılın üzerine atarız da o, batılın işini bitirir. Bir de bakarsın ki batıl yok olup gitmiştir. (Allah’a) yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but We hurl the true against the false, and it doth break its head and lo! it vanisheth. And yours will be woe for that which ye ascribe (unto Him).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  19. 19

    وَلَهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَمَنْ عِندَهُۥ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِۦ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَ

    21:19

    To Him belong all (creatures) in the heavens and on earth: Even those who are in His (very) Presence are not too proud to serve Him, nor are they (ever) weary (of His service):

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Göklerde ve yerde olan bütün varlıklar O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten ne çekinirler, ne de yorulurlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Göklerde ve yerde kim varsa hepsi yalnızca O’na aittir. O’nun huzurunda bulunanlar, O’na ibadetten dolayı kibirlenmezler ve yorulmazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Unto Him belongeth whosoever is in the heavens and the earth. And those who dwell in His presence are not too proud to worship Him, nor do they weary;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  20. 20

    يُسَبِّحُونَ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ

    21:20

    They celebrate His praises night and day, nor do they ever flag or intermit.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gece gündüz (hep Allah'ı) tesbih ederler, usanmazlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar, gece gündüz bıkmadan (Allah’ı) tesbih ederler (O'nu yüceltirler).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They glorify (Him) night and day; they flag not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  21. 21

    أَمِ ٱتَّخَذُوٓا۟ ءَالِهَةً مِّنَ ٱلْأَرْضِ هُمْ يُنشِرُونَ

    21:21

    Or have they taken (for worship) gods from the earth who can raise (the dead)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa (Mekke müşrikleri) birtakım ilâhlar edindiler de yerden ölüleri onlar mı diriltecekler?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa yerden (dünyevi) birtakım ilahlar edindiler de (ölüleri) onlar mı diriltecekmiş!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or have they chosen gods from the earth who raise the dead?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  22. 22

    لَوْ كَانَ فِيهِمَآ ءَالِهَةٌ إِلَّا ٱللَّهُ لَفَسَدَتَا ۚ فَسُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ رَبِّ ٱلْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ

    21:22

    If there were, in the heavens and the earth, other gods besides Allah, there would have been confusion in both! but glory to Allah, the Lord of the Throne: (High is He) above what they attribute to Him!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer yer ile gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, bunların ikisi de muhakkak fesada uğrar yok olurdu. O halde Arş'ın Rabbi olan Allah, onların vasfetmekte oldukları şeylerden (bütün noksanlıklardan) beridir, münezzehtir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O ikisinde (yerde ve gökte) Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı, (düzenleri) elbette bozul(up gitmiş)ti. Arşın Rabbi olan Allah onların yakıştırdıkları (şeyler)den yücedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    If there were therein gods beside Allah, then verily both (the heavens and the earth) had been disordered. Glorified be Allah, the Lord of the Throne, from all that they ascribe (unto Him).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  23. 23

    لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ

    21:23

    He cannot be questioned for His acts, but they will be questioned (for theirs).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, yaptığından sorumlu olmaz, onlar ise sorumlu tutulacaklardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah) yaptığından sorumlu tutulamaz; onlar ise sorguya çekileceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He will not be questioned as to that which He doeth, but they will be questioned.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  24. 24

    أَمِ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً ۖ قُلْ هَاتُوا۟ بُرْهَـٰنَكُمْ ۖ هَـٰذَا ذِكْرُ مَن مَّعِىَ وَذِكْرُ مَن قَبْلِى ۗ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٱلْحَقَّ ۖ فَهُم مُّعْرِضُونَ

    21:24

    Or have they taken for worship (other) gods besides him? Say, "Bring your convincing proof: this is the Message of those with me and the Message of those before me." But most of them know not the Truth, and so turn away.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa O'ndan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: "Kesin delilinizi getirin. İşte benimle beraber olanların kitabı ve benden öncekilerin kitabı." Hayır, onların çoğu gerçeği bilmezler de onun için yüz çevirirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa O’nun peşi sıra birtakım ilahlar mı edindiler! De ki: “Delilinizi getirin! Bu, benimle birlikte olanların ve benden öncekilerin (gerçeği içeren) öğretisidir.” Hayır! Onların çoğu gerçeği bilmezler; (bu yüzden) yüz çevirirler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or have they chosen other gods beside Him? say: Bring your proof (of their godhead). This is the Reminder of those with me and those before me, but most of them know not the Truth and so they are averse.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  25. 25

    وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍ إِلَّا نُوحِىٓ إِلَيْهِ أَنَّهُۥ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱعْبُدُونِ

    21:25

    Not a messenger did We send before thee without this inspiration sent by Us to him: that there is no god but I; therefore worship and serve Me.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona şöyle vahyetmiş olmayalım: "Gerçek şu ki benden başka ilâh yoktur. Onun için bana ibadet edin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Senden önce hiçbir elçi göndermedik ki ona “Benden başka ilah yoktur; bana kulluk edin!” diye vahyetmiş olmayalım.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We sent no messenger before thee but We inspired him, (saying): There is no Allah save Me (Allah), so worship Me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  26. 26

    وَقَالُوا۟ ٱتَّخَذَ ٱلرَّحْمَـٰنُ وَلَدًا ۗ سُبْحَـٰنَهُۥ ۚ بَلْ عِبَادٌ مُّكْرَمُونَ

    21:26

    And they say: "(Allah) Most Gracious has begotten offspring." Glory to Him! they are (but) servants raised to honour.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Böyle iken dediler ki: "Rahmân çocuk edindi." Allah bundan münezzehtir. Doğrusu melekler (Allah'ın çocukları değil.) ikram olunmuş kullardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Müşrikler): “Rahmân (olan Allah, melekleri) çocuk edindi!” dediler. (Haşa)! O (çocuk edinmekten) yücedir. Aksine (melekler) ikram edilmiş kullardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they say: The Beneficent hath taken unto Himself a son. Be He Glorified! Nay, but (those whom they call sons) are honoured slaves;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  27. 27

    لَا يَسْبِقُونَهُۥ بِٱلْقَوْلِ وَهُم بِأَمْرِهِۦ يَعْمَلُونَ

    21:27

    They speak not before He speaks, and they act (in all things) by His Command.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar Allah'ın sözünün önüne geçmezler, hep O'nun emriyle hareket ederler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O’ndan (emir almadan) önce konuşmazlar; yalnızca O’nun emri ile iş yaparlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They speak not until He hath spoken, and they act by His command.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  28. 28

    يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ٱرْتَضَىٰ وَهُم مِّنْ خَشْيَتِهِۦ مُشْفِقُونَ

    21:28

    He knows what is before them, and what is behind them, and they offer no intercession except for those who are acceptable, and they stand in awe and reverence of His (Glory).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar, Allah'ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. Hepsi de O'nun korkusundan titrerler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah) onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. (Allah’ın) razı olduğundan başkasına şefaat edemezler. Onlar (Allah’a) saygıları nedeniyle titrerler!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He knoweth what is before them and what is behind them, and they cannot intercede except for him whom He accepteth, and they quake for awe of Him.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  29. 29

    ۞ وَمَن يَقُلْ مِنْهُمْ إِنِّىٓ إِلَـٰهٌ مِّن دُونِهِۦ فَذَٰلِكَ نَجْزِيهِ جَهَنَّمَ ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلظَّـٰلِمِينَ

    21:29

    If any of them should say, "I am a god besides Him", such a one We should reward with Hell: thus do We reward those who do wrong.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İçlerinden kim: "Ben, O'ndan başka bir ilâhım" derse, biz ona cehennemi ceza olarak veririz. Zalimleri biz böyle cezalandırırız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlardan kim “O’nun peşi sıra ben (de) ilahım!” derse biz onu (bile) cehennemle cezalandırırız. İşte biz, zalimlere böyle ceza veririz!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And one of them who should say: Lo! I am a god beside Him, that one We should repay with hell. Thus We Repay wrong-doers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  30. 30

    أَوَلَمْ يَرَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَنَّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَـٰهُمَا ۖ وَجَعَلْنَا مِنَ ٱلْمَآءِ كُلَّ شَىْءٍ حَىٍّ ۖ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ

    21:30

    Do not the Unbelievers see that the heavens and the earth were joined together (as one unit of creation), before we clove them asunder? We made from water every living thing. Will they not then believe?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O kâfir olanlar, görmediler mi ki, göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları ayırdık. Hayatı olan her şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmıyorlar mı?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kâfir olanlar, göklerle yer bitişik bir hâldeyken, onları birbirinden ayırdığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı gör(üp düşün)mediler mi? (Hâlâ) inanmayacaklar mı?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have not those who disbelieve known that the heavens and the earth were of one piece, then We parted them, and we made every living thing of water? Will they not then believe?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  31. 31

    وَجَعَلْنَا فِى ٱلْأَرْضِ رَوَٰسِىَ أَن تَمِيدَ بِهِمْ وَجَعَلْنَا فِيهَا فِجَاجًا سُبُلًا لَّعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ

    21:31

    And We have set on the earth mountains standing firm, lest it should shake with them, and We have made therein broad highways (between mountains) for them to pass through: that they may receive Guidance.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yeryüzünde, insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yarattık, rahat gidebilsinler diye dağların aralarında geniş yollar var ettik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onları sarsmasıyla ilgili yerin içinde ağır baskılar yarattık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We have placed in the earth firm hills lest it quake with them, and We have placed therein ravines as roads that haply they may find their way.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  32. 32

    وَجَعَلْنَا ٱلسَّمَآءَ سَقْفًا مَّحْفُوظًا ۖ وَهُمْ عَنْ ءَايَـٰتِهَا مُعْرِضُونَ

    21:32

    And We have made the heavens as a canopy well guarded: yet do they turn away from the Signs which these things (point to)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Kâfirler ise, gökyüzünün alâmetlerinden (Allah'ın kudret ve azametine delalet eden delillerinden) yüz çeviriyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz göğü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise (göğün) delillerinden yüz çevirirler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And we have made the sky a roof withheld (from them). Yet they turn away from its portents.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  33. 33

    وَهُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ وَٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ ۖ كُلٌّ فِى فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

    21:33

    It is He Who created the Night and the Day, and the sun and the moon: all (the celestial bodies) swim along, each in its rounded course.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Bunların her biri kendi dairesinde dolaşmaktadır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O, geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratandır. Hepsi bir(er) yörüngede yüzerler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And He it is Who created the night and the day, and the sun and the moon. They float, each in an orbit.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  34. 34

    وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِّن قَبْلِكَ ٱلْخُلْدَ ۖ أَفَإِي۟ن مِّتَّ فَهُمُ ٱلْخَـٰلِدُونَ

    21:34

    We granted not to any man before thee permanent life (here): if then thou shouldst die, would they live permanently?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey Muhammed! Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı? Senin ölmenle rahata kavuşacaklarını mı sanıyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Senden önce (de) hiçbir insana çok uzun hayat vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar çok uzun süre mi kalacaklar!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We appointed immortality for no mortal before thee. What! if thou diest, can they be immortal!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  35. 35

    كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ ٱلْمَوْتِ ۗ وَنَبْلُوكُم بِٱلشَّرِّ وَٱلْخَيْرِ فِتْنَةً ۖ وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ

    21:35

    Every soul shall have a taste of death: and We test you by evil and by good by way of trial. to Us must ye return.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Her nefis (can), ölümü tadıcıdır. Bir deneme olarak sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz. Sadece bize döndürüleceksiniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Every soul must taste of death, and We try you with evil and with good, for ordeal. And unto Us ye will be returned.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  36. 36

    وَإِذَا رَءَاكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَـٰذَا ٱلَّذِى يَذْكُرُ ءَالِهَتَكُمْ وَهُم بِذِكْرِ ٱلرَّحْمَـٰنِ هُمْ كَـٰفِرُونَ

    21:36

    When the Unbelievers see thee, they treat thee not except with ridicule. "Is this," (they say), "the one who talks of your gods?" and they blaspheme at the mention of (Allah) Most Gracious!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O inkârcılar seni gördükleri zaman, seni alaya alıyorlar ve "İlâhlarınızı diline dolayan bu mudur?" diyorlar. Halbuki onlar Rahmân'ın kitabını inkâr ediyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kâfir olanlar seni gördükleri zaman “Sizin ilahlarınızı diline dolayan bu mu!” diyerek seninle hep alay ederler. (Oysa) onlar, Rahmân’ın zikrini (Kur’an’ı) inkâr edenlerin ta kendileridir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when those who disbelieve behold thee, they but choose thee out for mockery, (saying): Is this he who maketh mention of your gods? And they would deny all mention of the Beneficent.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  37. 37

    خُلِقَ ٱلْإِنسَـٰنُ مِنْ عَجَلٍ ۚ سَأُو۟رِيكُمْ ءَايَـٰتِى فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ

    21:37

    Man is a creature of haste: soon (enough) will I show you My Signs; then ye will not ask Me to hasten them!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size yakında (azaba dair) alametlerimi göstereceğim. Şimdi siz acele etmeyin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İnsan aceleci (olarak) yaratılmıştır. Size delillerimi ileride göstereceğim; (azabı) benden acele istemeyin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Man is made of haste. I shall show you My portents, but ask Me not to hasten.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  38. 38

    وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

    21:38

    They say: "When will this promise come to pass, if ye are telling the truth?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Doğru sözlü iseniz (bildirin) bu vaad ne zamandır?" derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Doğruysanız o vaat (Son Saat) ne zamanmış!” derler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they say: When will this promise (be fulfilled), if ye are truthful?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  39. 39

    لَوْ يَعْلَمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ حِينَ لَا يَكُفُّونَ عَن وُجُوهِهِمُ ٱلنَّارَ وَلَا عَن ظُهُورِهِمْ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

    21:39

    If only the Unbelievers knew (the time) when they will not be able to ward off the fire from their faces, nor yet from their backs, and (when) no help can reach them!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu kâfirler ateşi yüzlerinden ve sırtlarından men edemeyecekleri ve yardım da göremeyecekleri zamanı, bir bilseler!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kâfir olanlar, yüzlerinden ve sırtlarından (saran) ateşi savamayacakları, kendilerine yardım edilemeyeceği zamanı (o günün dehşetini keşke) bir bilselerdi!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    If those who disbelieved but knew the time when they will not be able to drive off the fire from their faces and from their backs, and they will not be helped!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  40. 40

    بَلْ تَأْتِيهِم بَغْتَةً فَتَبْهَتُهُمْ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ

    21:40

    Nay, it may come to them all of a sudden and confound them: no power will they have then to avert it, nor will they (then) get respite.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu bu azap onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşırtacaktır. Artık ne geri çevrilmesine güçleri yetecek, ne de kendilerine mühlet verilecektir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Doğrusu o (Son Saat) kendilerine öyle ani gelir ki onları şaşırtır. Artık onu reddetmeye (geri çevirmeye) güçleri yetmez ve kendilerine bakılmaz da.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but it will come upon them unawares so that it will stupefy them, and they will be unable to repel it, neither will they be reprieved.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  41. 41

    وَلَقَدِ ٱسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَحَاقَ بِٱلَّذِينَ سَخِرُوا۟ مِنْهُم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

    21:41

    Mocked were (many) messenger before thee; But their scoffers were hemmed in by the thing that they mocked.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yemin olsun ki, senden önce birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alay ettikleri şey (azap) kuşatıverdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki senden önceki elçilerle de alay edilmişti ve alay edenleri alay ettikleri şey (çepeçevre) kuşatmıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Messengers before thee, indeed, were mocked, but that whereat they mocked surrounded those who scoffed at them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  42. 42

    قُلْ مَن يَكْلَؤُكُم بِٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ مِنَ ٱلرَّحْمَـٰنِ ۗ بَلْ هُمْ عَن ذِكْرِ رَبِّهِم مُّعْرِضُونَ

    21:42

    Say: "Who can keep you safe by night and by day from (the Wrath of) (Allah) Most Gracious?" Yet they turn away from the mention of their Lord.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Geceleyin ve gündüzün sizi Rahmân'dan kim koruyabilir?" Ama onlar Rablerinin kitabından yüz çevirmektedirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Rahmân’dan (O’nun azabından) sizi gece gündüz kim koruyabilir ki!” Hayır! Onlar Rablerini hatırlamaktan yüz çevirirler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say: Who guardeth you in the night or in the day from the Beneficent? Nay, but they turn away from mention of their Lord!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  43. 43

    أَمْ لَهُمْ ءَالِهَةٌ تَمْنَعُهُم مِّن دُونِنَا ۚ لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَ أَنفُسِهِمْ وَلَا هُم مِّنَّا يُصْحَبُونَ

    21:43

    Or have they gods that can guard them from Us? They have no power to aid themselves, nor can they be defended from Us.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa kendilerini bize karşı savunacak tanrıları mı var? O tanrılar kendilerine bile yardım edemezler, katımızdan da dostluk görmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yoksa Allah’ın peşi sıra kendilerini (bize karşı) savunacak ilahlar mı varmış! (O ilahlar) hem kendilerine yardıma güç yetiremezler hem de bizden sahiplenme göremezler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or have they gods who can shield them from Us? They cannot help themselves nor can they be defended from Us.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  44. 44

    بَلْ مَتَّعْنَا هَـٰٓؤُلَآءِ وَءَابَآءَهُمْ حَتَّىٰ طَالَ عَلَيْهِمُ ٱلْعُمُرُ ۗ أَفَلَا يَرَوْنَ أَنَّا نَأْتِى ٱلْأَرْضَ نَنقُصُهَا مِنْ أَطْرَافِهَآ ۚ أَفَهُمُ ٱلْغَـٰلِبُونَ

    21:44

    Nay, We gave the good things of this life to these men and their fathers until the period grew long for them; See they not that We gradually reduce the land (in their control) from its outlying borders? Is it then they who will win?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu biz o kâfirleri ve atalarını yaşattık, hatta o ömür onlara uzun geldi. Fakat şimdi memleketlerini her yandan eksilttiğimizi görmüyorlar mı? O halde üstün gelen onlar mıdır?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Oysa) onları da babalarını (atalarını) da yararlandırdık. Sonunda ömür kendilerine (hiç bitmeyecek gibi) uzun geldi.Yeryüzüne gelip, onu uçlarından eksilttiğimizi görmezler mi? Üstün gelen onlar mıymış!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but We gave these and their fathers ease until life grew long for them. See they not how we aim to the land, reducing it of its outlying parts? Can they then be the victors?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  45. 45

    قُلْ إِنَّمَآ أُنذِرُكُم بِٱلْوَحْىِ ۚ وَلَا يَسْمَعُ ٱلصُّمُّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا مَا يُنذَرُونَ

    21:45

    Say, "I do but warn you according to revelation": But the deaf will not hear the call, (even) when they are warned!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Ben sizi ancak vahiyle korkutup uyarıyorum," uyarıldıkları zaman sağırlar çağrıyı duymazlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Ben sizi sadece vahiy ile uyarıyorum.” Sağır(lar), uyarıldıkları zaman bu çağrıyı duymaz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say (O Muhammad, unto mankind): I warn you only by the Inspiration. But the deaf hear not the call when they are warned.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  46. 46

    وَلَئِن مَّسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِّنْ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَـٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا ظَـٰلِمِينَ

    21:46

    If but a breath of the Wrath of thy Lord do touch them, they will then say, "Woe to us! we did wrong indeed!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yemin olsun ki, Rabbinin azabından az bir şey onlara dokunursa, muhakkak "Vay bizlere, biz gerçekten zalimlerdik" diyeceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlara Rabbinin azabından ufak bir esinti dokunsa, elbette “Ah, eyvah bize! Şüphesiz ki biz zalimlermişiz!” derler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And if a breath of thy Lord's punishment were to touch them, they assuredly would say: Alas for us! Lo! we were wrong-doers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  47. 47

    وَنَضَعُ ٱلْمَوَٰزِينَ ٱلْقِسْطَ لِيَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا ۖ وَإِن كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِّنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَا ۗ وَكَفَىٰ بِنَا حَـٰسِبِينَ

    21:47

    We shall set up scales of justice for the Day of Judgment, so that not a soul will be dealt with unjustly in the least, and if there be (no more than) the weight of a mustard seed, We will bring it (to account): and enough are We to take account.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz kıyamet günü için doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Yapılan amel, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirir (tartıya koyarız.). Hesap görenler olarak da biz kâfiyiz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Kimseye hiçbir şekilde haksızlık edilmeyecektir. (Yapılan iş) bir hardal tanesi kadar bile olsa, onu (teraziye) getirmiş (olacağ)ız. Hesap görenler olarak biz yeteriz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We set a just balance for the Day of Resurrection so that no soul is wronged in aught. Though it be of the weight of a grain of mustard seed, We bring it. And We suffice for reckoners.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  48. 48

    وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ ٱلْفُرْقَانَ وَضِيَآءً وَذِكْرًا لِّلْمُتَّقِينَ

    21:48

    In the past We granted to Moses and Aaron the criterion (for judgment), and a Light and a Message for those who would do right,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yemin olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran kitabı, takva sahibleri için bir ışık ve öğüt olarak verdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki biz Musa’ya ve Harun’a, muttakîler (duyarlı olanlar) için furkân’ı (doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini), aydınlığı ve (gerçeği) hatırlatan (öğüdü) vermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We verily gave Moses and Aaron the Criterion (of right and wrong) and a light and a Reminder for those who keep from evil,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  49. 49

    ٱلَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِٱلْغَيْبِ وَهُم مِّنَ ٱلسَّاعَةِ مُشْفِقُونَ

    21:49

    Those who fear their Lord in their most secret thoughts, and who hold the Hour (of Judgment) in awe.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar, kıyamet saatinden de titrerler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar (takvâ/duyarlılık sahipleri), gaybdaki (bilinemeyendeki) Rablerine saygı duyarlar; (dahası) onlar o (Son) Saat’ten de tir tir titreyenlerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Those who fear their Lord in secret and who dread the Hour (of doom).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  50. 50

    وَهَـٰذَا ذِكْرٌ مُّبَارَكٌ أَنزَلْنَـٰهُ ۚ أَفَأَنتُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ

    21:50

    And this is a blessed Message which We have sent down: will ye then reject it?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte bu (Kwr'ân) da indirdiğimiz kutsal bir kitaptır. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir hatırla(t)madır. Şimdi onu inkâr mı ediyorsunuz!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    This is a blessed Reminder that we have revealed: Will ye then reject it?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  51. 51

    ۞ وَلَقَدْ ءَاتَيْنَآ إِبْرَٰهِيمَ رُشْدَهُۥ مِن قَبْلُ وَكُنَّا بِهِۦ عَـٰلِمِينَ

    21:51

    We bestowed aforetime on Abraham his rectitude of conduct, and well were We acquainted with him.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki biz daha önce İbrahim'e de rüşdünü vermiştik (akla uygun olanı göstermiştik). Biz onu biliyorduk.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki İbrahim’e olgunluğunu daha önce vermiştik. Biz onu (çok) iyi bilirdik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We verily gave Abraham of old his proper course, and We were Aware of him,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  52. 52

    إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا هَـٰذِهِ ٱلتَّمَاثِيلُ ٱلَّتِىٓ أَنتُمْ لَهَا عَـٰكِفُونَ

    21:52

    Behold! he said to his father and his people, "What are these images, to which ye are (so assiduously) devoted?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O zaman o, babasına ve kavmine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hani o, babasına ve kavmine “Şu tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor?” diye sormuştu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When he said unto his father and his folk: What are these images unto which ye pay devotion?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  53. 53

    قَالُوا۟ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا لَهَا عَـٰبِدِينَ

    21:53

    They said, "We found our fathers worshipping them."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar: "Biz atalarımızı bunlara tapar bulduk" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar da “Biz atalarımızı bunlara tapanlar olarak bulduk.” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: We found our fathers worshippers of them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  54. 54

    قَالَ لَقَدْ كُنتُمْ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمْ فِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ

    21:54

    He said, "Indeed ye have been in manifest error - ye and your fathers."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İbrahim: "And olsun ki sizler de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İbrahim) “Şüphesiz ki siz de atalarınız da apaçık bir sapkınlık içindesiniz!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Verily ye and your fathers were in plain error.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  55. 55

    قَالُوٓا۟ أَجِئْتَنَا بِٱلْحَقِّ أَمْ أَنتَ مِنَ ٱللَّـٰعِبِينَ

    21:55

    They said, "Have you brought us the Truth, or are you one of those who jest?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar: "Sen bize gerçeği mi getirdin (Sen ciddi mi söylüyorsun), yoksa şaka mı ediyorsun?" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar da “Bize gerçeği mi getirdin yoksa sen oyun oynayanlardan biri misin?” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Bringest thou unto us the truth, or art thou some jester?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  56. 56

    قَالَ بَل رَّبُّكُمْ رَبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ٱلَّذِى فَطَرَهُنَّ وَأَنَا۠ عَلَىٰ ذَٰلِكُم مِّنَ ٱلشَّـٰهِدِينَ

    21:56

    He said, "Nay, your Lord is the Lord of the heavens and the earth, He Who created them (from nothing): and I am a witness to this (Truth).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O şöyle dedi: "Hayır Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İbrahim) “Hayır, sizin Rabbiniz, yoktan yarattığı göklerin ve yerin Rabbidir; ben buna şahitlik edenlerdenim.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Nay, but your Lord is the Lord of the heavens and the earth, Who created them; and I am of those who testify unto that.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  57. 57

    وَتَٱللَّهِ لَأَكِيدَنَّ أَصْنَـٰمَكُم بَعْدَ أَن تُوَلُّوا۟ مُدْبِرِينَ

    21:57

    "And by Allah, I have a plan for your idols - after ye go away and turn your backs"..

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Allah'a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra, ben putlarınıza elbette bir tuzak kuracağım."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Allah’a yemin olsun: Siz dönüp gittikten sonra putlarınıza elbette bir plan uygulayacağım!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And, by Allah, I shall circumvent your idols after ye have gone away and turned your backs.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  58. 58

    فَجَعَلَهُمْ جُذَٰذًا إِلَّا كَبِيرًا لَّهُمْ لَعَلَّهُمْ إِلَيْهِ يَرْجِعُونَ

    21:58

    So he broke them to pieces, (all) but the biggest of them, that they might turn (and address themselves) to it.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Derken o, bunları parça parça etti. Yalnız kendisine başvursunlar diye onların büyüğünü sağlam bıraktı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İbrahim), sonunda belki ona dönerler (sorarlar) diye büyükleri hariç onları (putları) paramparça etmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then he reduced them to fragments, all save the chief of them, that haply they might have recourse to it.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  59. 59

    قَالُوا۟ مَن فَعَلَ هَـٰذَا بِـَٔالِهَتِنَآ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلظَّـٰلِمِينَ

    21:59

    They said, "Who has done this to our gods? He must indeed be some man of impiety!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Kavmi) "Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir." dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Kavmi) “Bunu ilahlarımıza kim yaptı? Şüphesiz ki o (bunu yapan kişi) zalimlerden biridir.” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Who hath done this to our gods? Surely it must be some evil-doer.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  60. 60

    قَالُوا۟ سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُۥٓ إِبْرَٰهِيمُ

    21:60

    They said, "We heard a youth talk of them: He is called Abraham."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Bazıları) "İbrahim denen bir gencin, onları diline doladığını duymuştuk" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Bir kısmı) “Bunları diline dolayan, kendisine ‘İbrahim’ denen bir genç duyduk.” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: We heard a youth make mention of them, who is called Abraham.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  61. 61

    قَالُوا۟ فَأْتُوا۟ بِهِۦ عَلَىٰٓ أَعْيُنِ ٱلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ

    21:61

    They said, "Then bring him before the eyes of the people, that they may bear witness."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "O halde onu insanların gözleri önüne getirin, olur ki (aleyhinde) şahidlik ederler" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Onu hemen insanların gözü önüne getirin! Belki şahitlik ederler.” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Then bring him (hither) before the people's eyes that they may testify.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  62. 62

    قَالُوٓا۟ ءَأَنتَ فَعَلْتَ هَـٰذَا بِـَٔالِهَتِنَا يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ

    21:62

    They said, "Art thou the one that did this with our gods, O Abraham?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (İbrahim gelince ona) "Ey İbrahim! bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?" dediler

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar “Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim?” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Is it thou who hast done this to our gods, O Abraham?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  63. 63

    قَالَ بَلْ فَعَلَهُۥ كَبِيرُهُمْ هَـٰذَا فَسْـَٔلُوهُمْ إِن كَانُوا۟ يَنطِقُونَ

    21:63

    He said: "Nay, this was done by - this is their biggest one! ask them, if they can speak intelligently!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İbrahim: "Belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İbrahim ise): “Belki de bu işi şu büyük olan yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa onlara sorun!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: But this, their chief hath done it. So question them, if they can speak.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  64. 64

    فَرَجَعُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ فَقَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ أَنتُمُ ٱلظَّـٰلِمُونَ

    21:64

    So they turned to themselves and said, "Surely ye are the ones in the wrong!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) dediler ki: "Doğrusu siz haksızsınız."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendilerine (birbirlerine) dönüp “Zalimler sizsiniz, siz!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then gathered they apart and said: Lo! ye yourselves are the wrong-doers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  65. 65

    ثُمَّ نُكِسُوا۟ عَلَىٰ رُءُوسِهِمْ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هَـٰٓؤُلَآءِ يَنطِقُونَ

    21:65

    Then were they confounded with shame: (they said), "Thou knowest full well that these (idols) do not speak!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra yine (eski) kafalarına döndüler: "And olsun ki (ey İbrahim!) bunların konuşmayacağını (sen de) bilirsin." dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra (eski) kafalarına dönmüşler de “Sen bunların konuşamadığını pekâlâ biliyorsun!” (demişlerdi).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they were utterly confounded, and they said: Well thou knowest that these speak not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  66. 66

    قَالَ أَفَتَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُكُمْ شَيْـًٔا وَلَا يَضُرُّكُمْ

    21:66

    (Abraham) said, "Do ye then worship, besides Allah, things that can neither be of any good to you nor do you harm?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (İbrahim) dedi: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara mı tapıyorsunuz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İbrahim) “Allah’ın peşi sıra size hiçbir yarar ve zarar veremeyen şeylere (hâlâ) tapacak mısınız?” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Worship ye then instead of Allah that which cannot profit you at all, nor harm you?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  67. 67

    أُفٍّ لَّكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ ۖ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    21:67

    "Fie upon you, and upon the things that ye worship besides Allah! Have ye no sense?"..

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun, siz hâlâ akıllanmayacak mısınız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Size de Allah’ın peşi sıra tapmakta olduğunuz şeylere de yazıklar olsun! Akıl etmiyor musunuz?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Fie on you and all that ye worship instead of Allah! Have ye then no sense?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  68. 68

    قَالُوا۟ حَرِّقُوهُ وَٱنصُرُوٓا۟ ءَالِهَتَكُمْ إِن كُنتُمْ فَـٰعِلِينَ

    21:68

    They said, "Burn him and protect your gods, If ye do (anything at all)!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar: "Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Bir kısmı) “(Bir iş) yapacaksanız, onu (İbrahim’i) yakın da ilahlarınıza yardım edin!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They cried: Burn him and stand by your gods, if ye will be doing.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  69. 69

    قُلْنَا يَـٰنَارُ كُونِى بَرْدًا وَسَلَـٰمًا عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ

    21:69

    We said, "O Fire! be thou cool, and (a means of) safety for Abraham!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz de “Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik ol!” demiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We said: O fire, be coolness and peace for Abraham,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  70. 70

    وَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَـٰهُمُ ٱلْأَخْسَرِينَ

    21:70

    Then they sought a stratagem against him: but We made them the ones that lost most!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona düzen kurmak istediler, fakat biz kendilerini daha fazla hüsrana uğrattık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ona tuzak kurmak istemişlerdi; biz de onları, en çok kaybedenler hâline getirmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they wished to set a snare for him, but We made them the greater losers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  71. 71

    وَنَجَّيْنَـٰهُ وَلُوطًا إِلَى ٱلْأَرْضِ ٱلَّتِى بَـٰرَكْنَا فِيهَا لِلْعَـٰلَمِينَ

    21:71

    But We delivered him and (his nephew) Lut (and directed them) to the land which We have blessed for the nations.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onu da, Lût'u da, âlemler için bereketli ve kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onu ve Lut’u kurtararak, insanlar için bereketli kıldığımız toprağa (ulaştırmıştık).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We rescued him and Lot (and brought them) to the land which We have blessed for (all) peoples.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  72. 72

    وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ إِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ نَافِلَةً ۖ وَكُلًّا جَعَلْنَا صَـٰلِحِينَ

    21:72

    And We bestowed on him Isaac and, as an additional gift, (a grandson), Jacob, and We made righteous men of every one (of them).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona (İbrahim'e) İshak'ı, üstelik bir de Yakub'u ihsan ettik ve herbirini salih kimseler kıldık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ona (İbrahim’e) ilave (bir bağış) olarak İshak’ı ve (torunu) Yakup’u lütfetmiştik. Hepsini iyi insanlar yapmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We bestowed upon him Isaac, and Jacob as a grandson. Each of them We made righteous.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  73. 73

    وَجَعَلْنَـٰهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا وَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِمْ فِعْلَ ٱلْخَيْرَٰتِ وَإِقَامَ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءَ ٱلزَّكَوٰةِ ۖ وَكَانُوا۟ لَنَا عَـٰبِدِينَ

    21:73

    And We made them leaders, guiding (men) by Our Command, and We sent them inspiration to do good deeds, to establish regular prayers, and to practise regular charity; and they constantly served Us (and Us only).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onları buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onları, emrimizle doğru yolu gösteren önderler yapmış ve kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyetmiştik. Onlar daima bizim kullarımızdılar (Onlar daima bize kulluk edenler idiler).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We made them chiefs who guide by Our command, and We inspired in them the doing of good deeds and the right establishment of worship and the giving of alms, and they were worshippers of Us (alone).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  74. 74

    وَلُوطًا ءَاتَيْنَـٰهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَـٰهُ مِنَ ٱلْقَرْيَةِ ٱلَّتِى كَانَت تَّعْمَلُ ٱلْخَبَـٰٓئِثَ ۗ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمَ سَوْءٍ فَـٰسِقِينَ

    21:74

    And to Lut, too, We gave Judgment and Knowledge, and We saved him from the town which practised abominations: truly they were a people given to Evil, a rebellious people.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz Lût'a da bir hüküm, bir ilim verdik. Onu çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar kötü, fasık bir kavimdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Lut’a gelince, ona da doğru hüküm verme yeteneği ve ilim vermiştik. Onu çirkin işler yapmakta olan şehir (halkın)dan kurtarmıştık. Şüphesiz ki onlar kötü iş yapan, yoldan çıkan bir toplumdu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And unto Lot we gave judgment and knowledge, and We delivered him from the community that did abominations. Lo! they were folk of evil, lewd.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  75. 75

    وَأَدْخَلْنَـٰهُ فِى رَحْمَتِنَآ ۖ إِنَّهُۥ مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

    21:75

    And We admitted him to Our Mercy: for he was one of the Righteous.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onu ise rahmetimizin içine aldık. Çünkü o salihlerdendi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onu (Lut’u) merhametimize yerleştirmiştik. Şüphesiz ki o da iyilerdendi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We brought him in unto Our mercy. Lo! he was of the righteous.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  76. 76

    وَنُوحًا إِذْ نَادَىٰ مِن قَبْلُ فَٱسْتَجَبْنَا لَهُۥ فَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

    21:76

    (Remember) Noah, when he cried (to Us) aforetime: We listened to his (prayer) and delivered him and his family from great distress.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nuh da daha önceleri bize yalvarmıştı; biz de onun duasını kabul ettik, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Nuh’u da (an)! Daha önce bize dua etmişti. Biz de duasına cevap vermiş, böylece, onu ve ailesini (destekçilerini) büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Noah, when he cried of old, We heard his prayer and saved him and his household from the great affliction.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  77. 77

    وَنَصَرْنَـٰهُ مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَآ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمَ سَوْءٍ فَأَغْرَقْنَـٰهُمْ أَجْمَعِينَ

    21:77

    We helped him against people who rejected Our Signs: truly they were a people given to Evil: so We drowned them (in the Flood) all together.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Âyetlerimizi yalanlayan kavminden onun öcünü aldık. Şüphesiz onlar kötü bir kavimdiler. Biz de hepsini (suda) boğduk.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onu, delillerimizi inkâr eden o toplumdan korumuştuk. Şüphesiz ki onlar, kötü bir toplumdu; hepsini (suda) boğmuştuk.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And delivered him from the people who denied Our revelations. Lo! they were folk of evil, therefor did We drown them all.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  78. 78

    وَدَاوُۥدَ وَسُلَيْمَـٰنَ إِذْ يَحْكُمَانِ فِى ٱلْحَرْثِ إِذْ نَفَشَتْ فِيهِ غَنَمُ ٱلْقَوْمِ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَـٰهِدِينَ

    21:78

    And remember David and Solomon, when they gave judgment in the matter of the field into which the sheep of certain people had strayed by night: We did witness their judgment.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Davud ve Süleyman'ı da (hatırla). Hani onlar ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Hani milletin koyunları (geceleyin) içinde yayılmıştı, biz onların hükmüne şahittik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Davud’u ve Süleyman’ı da (an)! Hani içinde halkın koyunlarının yayıldığı bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı. Biz onların hükmüne şahittik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And David and Solomon, when they gave judgment concerning the field, when people's sheep had strayed and browsed therein by night; and We were witnesses to their judgment.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  79. 79

    فَفَهَّمْنَـٰهَا سُلَيْمَـٰنَ ۚ وَكُلًّا ءَاتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًا ۚ وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُۥدَ ٱلْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَٱلطَّيْرَ ۚ وَكُنَّا فَـٰعِلِينَ

    21:79

    To Solomon We inspired the (right) understanding of the matter: to each (of them) We gave Judgment and Knowledge; it was Our power that made the hills and the birds celebrate Our praises, with David: it was We Who did (all these things).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz onu(n hükmünü) hemen Süleyman'a bildirmiştik; (zaten) herbirine hüküm ve ilim vermiştik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. (Bütün bunları) yapan bizdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman’a biz öğretmiştik. Biz onların hepsine doğru hüküm verme yeteneği ve ilim vermiştik. Kuşları ve tesbih eden (yücelten) dağları da Davud’a boyun eğdirmiştik. (Bunları) biz yapmaktayız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We made Solomon to understand (the case); and unto each of them We gave judgment and knowledge. And we subdued the hills and the birds to hymn (His) praise along with David. We were the doers (thereof).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  80. 80

    وَعَلَّمْنَـٰهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَّكُمْ لِتُحْصِنَكُم مِّنۢ بَأْسِكُمْ ۖ فَهَلْ أَنتُمْ شَـٰكِرُونَ

    21:80

    It was We Who taught him the making of coats of mail for your benefit, to guard you from each other's violence: will ye then be grateful?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ona, savaştan (düşmandan) sizi koruması için zırh yapmayı öğretmiştik. (Artık) şükredecek misiniz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We taught him the art of making garments (of mail) to protect you in your daring. Are ye then thankful?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  81. 81

    وَلِسُلَيْمَـٰنَ ٱلرِّيحَ عَاصِفَةً تَجْرِى بِأَمْرِهِۦٓ إِلَى ٱلْأَرْضِ ٱلَّتِى بَـٰرَكْنَا فِيهَا ۚ وَكُنَّا بِكُلِّ شَىْءٍ عَـٰلِمِينَ

    21:81

    (It was Our power that made) the violent (unruly) wind flow (tamely) for Solomon, to his order, to the land which We had blessed: for We do know all things.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bereketli kıldığımız yere doğru, Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz her şeyi biliyorduk.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kasırga (gibi esen) rüzgârı da Süleyman’ın hizmetine vermiştik; O’nun emriyle bereketli kıldığımız toprağa doğru akardı (eserdi). Biz her şeyi bilenleriz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And unto Solomon (We subdued) the wind in its raging. It set by his command toward the land which We had blessed. And of everything We are Aware.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  82. 82

    وَمِنَ ٱلشَّيَـٰطِينِ مَن يَغُوصُونَ لَهُۥ وَيَعْمَلُونَ عَمَلًا دُونَ ذَٰلِكَ ۖ وَكُنَّا لَهُمْ حَـٰفِظِينَ

    21:82

    And of the evil ones, were some who dived for him, and did other work besides; and it was We Who guarded them.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onun için dalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik. Onların hepsini biz gözetiyorduk.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şeytan(laşmış insan)lar arasından da onun için dalgıçlık yapan (inci çıkaran) ve bundan başka işler görenler vardı. Onları gözetim altında tutuyorduk.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And of the evil ones (subdued We unto him) some who dived (for pearls) for him and did other work, and We were warders unto them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  83. 83

    ۞ وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَسَّنِىَ ٱلضُّرُّ وَأَنتَ أَرْحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ

    21:83

    And (remember) Job, when He cried to his Lord, "Truly distress has seized me, but Thou art the Most Merciful of those that are merciful."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eyyûb da: "Başıma bir bela geldi, (sana sığındım), sen merhametlilerin en merhametlisisin" diye Rabbine nida etti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Eyüp’ü de (an)! Hani Rabbine “Başıma bu dert geldi. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.” diye seslenmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Job, when he cried unto his Lord, (saying): Lo! adversity afflicteth me, and Thou art Most Merciful of all who show mercy.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  84. 84

    فَٱسْتَجَبْنَا لَهُۥ فَكَشَفْنَا مَا بِهِۦ مِن ضُرٍّ ۖ وَءَاتَيْنَـٰهُ أَهْلَهُۥ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةً مِّنْ عِندِنَا وَذِكْرَىٰ لِلْعَـٰبِدِينَ

    21:84

    So We listened to him: We removed the distress that was on him, and We restored his people to him, and doubled their number,- as a Grace from Ourselves, and a thing for commemoration, for all who serve Us.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz de onun duasını kabul ettik de başına gelenleri kaldırdık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere, ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha verdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Tarafımızdan bir merhamet ve kulluk edenler için bir hatırla(t)ma olmak üzere onun duasına cevap vermiş, kendisindeki sıkıntıyı gidermiş ve ona ailesini, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini (beklemediği diğer yakınlarını) daha vermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We heard his prayer and removed that adversity from which he suffered, and We gave him his household (that he had lost) and the like thereof along with them, a mercy from Our store, and a remembrance for the worshippers;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  85. 85

    وَإِسْمَـٰعِيلَ وَإِدْرِيسَ وَذَا ٱلْكِفْلِ ۖ كُلٌّ مِّنَ ٱلصَّـٰبِرِينَ

    21:85

    And (remember) Isma'il, Idris, and Zul-kifl, all (men) of constancy and patience;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İsmail, İdris ve Zülkifl'i de (hatırla). Onların hepsi de sabredenlerdendi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İsmail’i, İdris’i ve Zülkifl’i de (an)! Hepsi de sabreden kişilerdendi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (mention) Ishmael, and Idris, and Dhu'l-Kifl. All were of the steadfast.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  86. 86

    وَأَدْخَلْنَـٰهُمْ فِى رَحْمَتِنَآ ۖ إِنَّهُم مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

    21:86

    We admitted them to Our mercy: for they were of the righteous ones.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onları da rahmetimizin içine aldık. Onlar gerçekten salih olanlardandı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onları merhametimize yerleştirmiştik. Şüphesiz ki onlar da iyilerdendi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We brought them in unto Our mercy. Lo! they are among the righteous.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  87. 87

    وَذَا ٱلنُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَـٰضِبًا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَىٰ فِى ٱلظُّلُمَـٰتِ أَن لَّآ إِلَـٰهَ إِلَّآ أَنتَ سُبْحَـٰنَكَ إِنِّى كُنتُ مِنَ ٱلظَّـٰلِمِينَ

    21:87

    And remember Zun-nun, when he departed in wrath: He imagined that We had no power over him! But he cried through the deptHs of darkness, "There is no god but thou: glory to thee: I was indeed wrong!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Zünnun'u (balık sahibi Yunus'u) da hatırla. Hani o, öfkelenerek gitmişti de, bizim kendisini hiçbir zaman sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka ilâh yoktur, sen münezzehsin, Şüphesiz ben haksızlık edenlerden oldum" diye seslenmişti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Balık sahibini de (Yunus’u da an)! Hani o, kendisine gücümüzün yetmeyeceğini (onu cezalandırmayacağımızı) sanarak öfkeyle çekip gitmişti. Karanlıkların içinde şöyle dua etmişti: “(Rabbim)! Senden başka ilah yoktur; sen yücesin. Şüphesiz ki ben haksızlık edenlerden oldum.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (mention) Dhu'n-Nun, when he went off in anger and deemed that We had no power over him, but he cried out in the darkness, saying: There is no Allah save Thee. Be Thou Glorified! Lo! I have been a wrong-doer.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  88. 88

    فَٱسْتَجَبْنَا لَهُۥ وَنَجَّيْنَـٰهُ مِنَ ٱلْغَمِّ ۚ وَكَذَٰلِكَ نُـۨجِى ٱلْمُؤْمِنِينَ

    21:88

    So We listened to him: and delivered him from distress: and thus do We deliver those who have faith.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz de duasını kabul ile icabet ettik, kendisini üzüntüden kurtardık. İşte biz iman edenleri böyle kurtarırız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz de onun bu duasına cevap vermiş ve (içine düştüğü) sıkıntıdan onu kurtarmıştık. Biz, müminleri işte böyle kurtarırız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then we heard his prayer and saved him from the anguish. Thus we save believers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  89. 89

    وَزَكَرِيَّآ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥ رَبِّ لَا تَذَرْنِى فَرْدًا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْوَٰرِثِينَ

    21:89

    And (remember) Zakariya, when he cried to his Lord: "O my Lord! leave me not without offspring, though thou art the best of inheritors."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Zekeriya da hani Rabbine: "Rabbim! Beni tek başıma bırakma, sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Zekeriya’yı da (an)! Hani o, Rabbine şöyle seslenmişti: “Rabbim! Beni yalnız bırakma! Sen vârislerin en hayırlısısın.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Zachariah, when he cried unto his Lord: My Lord! Leave me not childless, though Thou art the Best of inheritors.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  90. 90

    فَٱسْتَجَبْنَا لَهُۥ وَوَهَبْنَا لَهُۥ يَحْيَىٰ وَأَصْلَحْنَا لَهُۥ زَوْجَهُۥٓ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ يُسَـٰرِعُونَ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا وَرَهَبًا ۖ وَكَانُوا۟ لَنَا خَـٰشِعِينَ

    21:90

    So We listened to him: and We granted him Yahya: We cured his wife's (Barrenness) for him. These (three) were ever quick in emulation in good works; they used to call on Us with love and reverence, and humble themselves before Us.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz de duasını kabul ile icabet ettik de kendisine Yahya'yı ihsan ettik. Ve eşini (doğum yapmaya) elverişli hale getirdik. Doğrusu onlar iyiliklerde yarışıyorlar, umarak ve korkarak bize yalvarıyorlardı. Bize karşı derin saygı duyuyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz onun da duasına cevap vermiş ve ona Yahya’yı bağışlamıştık; eşini de kendisi için (çocuk doğurmaya) elverişli kılmıştık. Onlar hayır işlerinde koşuşur, (merhametimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize yalvarırlardı. Onlar, bize saygı içindeydiler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We heard his prayer, and bestowed upon him John, and adjusted his wife (to bear a child) for him. Lo! they used to vie one with the other in good deeds, and they cried unto Us in longing and in fear, and were submissive unto Us.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  91. 91

    وَٱلَّتِىٓ أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهَا مِن رُّوحِنَا وَجَعَلْنَـٰهَا وَٱبْنَهَآ ءَايَةً لِّلْعَـٰلَمِينَ

    21:91

    And (remember) her who guarded her chastity: We breathed into her of Our spirit, and We made her and her son a sign for all peoples.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Irzını koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir mucize kılmıştık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Namusunu korumuş olanı (Meryem’i de an)! Biz ona rûhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu âlemler (insanlar) için bir ayet (mucize) kılmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And she who was chaste, therefor We breathed into her (something) of Our Spirit and made her and her son a token for (all) peoples.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  92. 92

    إِنَّ هَـٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَأَنَا۠ رَبُّكُمْ فَٱعْبُدُونِ

    21:92

    Verily, this brotherhood of yours is a single brotherhood, and I am your Lord and Cherisher: therefore serve Me (and no other).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu bu sizin ümmetiniz (tevhid dini olan müslümanlık), bir tek ümmettir (bir tek din olarak sizin dininizdir). Ben de sizin Rabbinizim. O halde bana kulluk edin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki bu (peygamberler ve iman edenler), tek bir ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise bana kulluk edin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! this, your religion, is one religion, and I am your Lord, so worship Me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  93. 93

    وَتَقَطَّعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ ۖ كُلٌّ إِلَيْنَا رَٰجِعُونَ

    21:93

    But (later generations) cut off their affair (of unity), one from another: (yet) will they all return to Us.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ama insanlar din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar ama, hepsi bize döneceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İnsanlar) kendi aralarında işlerini paramparça ettiler. (Oysa) hepsi bize döneceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they have broken their religion (into fragments) among them, (yet) all are returning unto Us.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  94. 94

    فَمَن يَعْمَلْ مِنَ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا كُفْرَانَ لِسَعْيِهِۦ وَإِنَّا لَهُۥ كَـٰتِبُونَ

    21:94

    Whoever works any act of righteousness and has faith,- His endeavour will not be rejected: We shall record it in his favour.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnanmış olarak yararlı iş işleyenin emeği inkâr edilmeyecektir. Biz şüphesiz onu yazmaktayız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kim mümin olarak iyi işlerden yaparsa onun çabası görmezden gelinmez. Şüphesiz ki biz onu (ortaya konulan her bir çabayı) yazmaktayız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then whoso doeth some good works and is a believer, there will be no rejection of his effort. Lo! We record (it) for him.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  95. 95

    وَحَرَٰمٌ عَلَىٰ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَـٰهَآ أَنَّهُمْ لَا يَرْجِعُونَ

    21:95

    But there is a ban on any population which We have destroyed: that they shall not return,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yok ettiğimiz bir memleket (ahalisinin ahiretteki cezasını da çekmek üzere) bize dönmemesi gerçekten imkansızdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Helak ettiğimiz bir şehir için artık (yenilenmek) imkânsızdır; şüphesiz ki onlar geri dönemeyeceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And there is a ban upon any community which We have destroyed: that they shall not return.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  96. 96

    حَتَّىٰٓ إِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُم مِّن كُلِّ حَدَبٍ يَنسِلُونَ

    21:96

    Until the Gog and Magog (people) are let through (their barrier), and they swiftly swarm from every hill.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nihayet Ye'cûc ve Me'cûc(un seddi) açıldığı zaman, ki onlar her dere ve tepeden akın edip çıkarlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonunda Ye’cûc ve Me’cûc'un (setleri)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Until, when Gog and Magog are let loose, and they hasten out of every mound,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  97. 97

    وَٱقْتَرَبَ ٱلْوَعْدُ ٱلْحَقُّ فَإِذَا هِىَ شَـٰخِصَةٌ أَبْصَـٰرُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يَـٰوَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فِى غَفْلَةٍ مِّنْ هَـٰذَا بَلْ كُنَّا ظَـٰلِمِينَ

    21:97

    Then will the true promise draw nigh (of fulfilment): then behold! the eyes of the Unbelievers will fixedly stare in horror: "Ah! Woe to us! we were indeed heedless of this; nay, we truly did wrong!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve gerçek vaad yaklaştığında, işte o zaman kâfir olanların gözleri beleriverir. "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik, hayır biz zalim kimselerdik." derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ve gerçek vaat (o Son Saat) yaklaşınca, kâfir olanların gözleri birdenbire donakalır! (Onlar) “Ah, eyvah, yazıklar olsun bize! Elbette bu durumdan habersizmişiz; hatta biz zalimlermişiz!” (diyeceklerdir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the True Promise draweth nigh; then behold them, staring wide (in terror), the eyes of those who disbelieve! (They say): Alas for us! We (lived) in forgetfulness of this. Ah, but we were wrong-doers!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  98. 98

    إِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ أَنتُمْ لَهَا وَٰرِدُونَ

    21:98

    Verily ye, (unbelievers), and the (false) gods that ye worship besides Allah, are (but) fuel for Hell! to it will ye (surely) come!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Siz ve Allah'dan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Siz ve Allah’ın peşi sıra taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! ye (idolaters) and that which ye worship beside Allah are fuel of hell. Thereunto ye will come.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  99. 99

    لَوْ كَانَ هَـٰٓؤُلَآءِ ءَالِهَةً مَّا وَرَدُوهَا ۖ وَكُلٌّ فِيهَا خَـٰلِدُونَ

    21:99

    If these had been gods, they would not have got there! but each one will abide therein.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer onlar ilâh olsalardı, oraya girmeyeceklerdi. Hepsi orada temelli kalacaktır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar ilah olsalardı, oraya girmezlerdi. Hepsi orada ebedî kalacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    If these had been gods they would not have come thither, but all will abide therein.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  100. 100

    لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَهُمْ فِيهَا لَا يَسْمَعُونَ

    21:100

    There, sobbing will be their lot, nor will they there hear (aught else).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada onların bir inlemeleri vardır. Bunlar orada (sağır olup) bir şey de işitemezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Orada onlar için inlemek vardır. Onlar orada (iyi haber) duyamayacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therein wailing is their portion, and therein they hear not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  101. 101

    إِنَّ ٱلَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُم مِّنَّا ٱلْحُسْنَىٰٓ أُو۟لَـٰٓئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ

    21:101

    Those for whom the good (record) from Us has gone before, will be removed far therefrom.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz katımızdan kendileri için güzel şeyler takdir edilmiş olanlar, işte oradan (cehennemden) uzak tutulanlardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Tarafımızdan kendileri için güzel (hüküm) verilmiş olanlara gelince, işte onlar cehennemden uzak tutulmuş olacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! those unto whom kindness hath gone forth before from Us, they will be far removed from thence.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  102. 102

    لَا يَسْمَعُونَ حَسِيسَهَا ۖ وَهُمْ فِى مَا ٱشْتَهَتْ أَنفُسُهُمْ خَـٰلِدُونَ

    21:102

    Not the slightest sound will they hear of Hell: what their souls desired, in that will they dwell.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunlar onun (cehennemin) uğultusunu bile duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onun (cehennemin) uğultusunu bile duymayacaklardır; onlar canlarının istediği (nimetler) içinde ebedî kalıcıdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They will not hear the slightest sound thereof, while they abide in that which their souls desire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  103. 103

    لَا يَحْزُنُهُمُ ٱلْفَزَعُ ٱلْأَكْبَرُ وَتَتَلَقَّىٰهُمُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ هَـٰذَا يَوْمُكُمُ ٱلَّذِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ

    21:103

    The Great Terror will bring them no grief: but the angels will meet them (with mutual greetings): "This is your Day,- (the Day) that ye were promised."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O en büyük korku bunları üzmez; kendilerini melekler: "Size söz verilen gün işte bugündür" diye karşılarlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    En büyük dehşet bile onları hüzünlendirmeyecektir. Melekler kendilerini şöyle karşılayacaktır: “İşte bu, size vadedilmiş olan (mutlu) gününüzdür.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The Supreme Horror will not grieve them, and the angels will welcome them, (saying): This is your Day which ye were promised;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  104. 104

    يَوْمَ نَطْوِى ٱلسَّمَآءَ كَطَىِّ ٱلسِّجِلِّ لِلْكُتُبِ ۚ كَمَا بَدَأْنَآ أَوَّلَ خَلْقٍ نُّعِيدُهُۥ ۚ وَعْدًا عَلَيْنَآ ۚ إِنَّا كُنَّا فَـٰعِلِينَ

    21:104

    The Day that We roll up the heavens like a scroll rolled up for books (completed),- even as We produced the first creation, so shall We produce a new one: a promise We have undertaken: truly shall We fulfil it.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Göğü, kitab dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi, katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu biz bunları yaparız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O gün, yazılı kâğıt tomarlarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız. Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The Day when We shall roll up the heavens as a recorder rolleth up a written scroll. As We began the first creation, We shall repeat it. (It is) a promise (binding) upon Us. Lo! We are to perform it.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  105. 105

    وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِى ٱلزَّبُورِ مِنۢ بَعْدِ ٱلذِّكْرِ أَنَّ ٱلْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِىَ ٱلصَّـٰلِحُونَ

    21:105

    Before this We wrote in the Psalms, after the Message (given to Moses): My servants the righteous, shall inherit the earth."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebûr'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki Zikr’den (Tevrat’tan) sonra Zebur’da da “Yeryüzüne iyi kullarım vâris olacaktır.” diye yazmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily we have written in the Scripture, after the Reminder: My righteous slaves will inherit the earth:

    M. Pickthall · EN · public-domain

  106. 106

    إِنَّ فِى هَـٰذَا لَبَلَـٰغًا لِّقَوْمٍ عَـٰبِدِينَ

    21:106

    Verily in this (Qur'an) is a Message for people who would (truly) worship Allah.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz bu Kur'ân'da kulluk eden kimseler için kâfi bir öğüt vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki bunda kulluk eden toplum için bir mesaj vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! there is a plain statement for folk who are devout.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  107. 107

    وَمَآ أَرْسَلْنَـٰكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَـٰلَمِينَ

    21:107

    We sent thee not, but as a Mercy for all creatures.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Ey Muhammed!) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz seni ancak âlemlere rahmet(imiz) için gönderdik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We sent thee not save as a mercy for the peoples.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  108. 108

    قُلْ إِنَّمَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ أَنَّمَآ إِلَـٰهُكُمْ إِلَـٰهٌ وَٰحِدٌ ۖ فَهَلْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ

    21:108

    Say: "What has come to me by inspiration is that your Allah is One Allah: will ye therefore bow to His Will (in Islam)?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki, bana ancak şöyle vahyolunuyor: "İlâhınız ancak tek bir ilâhtır. Şimdi siz artık müslüman oluyor musunuz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Bana ‘ilahınızın tek bir ilah olduğu’ vahyolunuyor. O’na boyun eğecek misiniz?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say: It is only inspired in me that your Allah is One Allah. Will ye then surrender (unto Him)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  109. 109

    فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَقُلْ ءَاذَنتُكُمْ عَلَىٰ سَوَآءٍ ۖ وَإِنْ أَدْرِىٓ أَقَرِيبٌ أَم بَعِيدٌ مَّا تُوعَدُونَ

    21:109

    But if they turn back, Say: "I have proclaimed the Message to you all alike and in truth; but I know not whether that which ye are promised is near or far.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer (yine de) yüz çevirirlerse, de ki: "Size düpedüz açıkladım; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı, uzak mı olduğunu bilmem."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yüz çevirirlerse de ki: “(Bana emrolunanı) hepinize eşit olarak açıkladım. Size vadolunan şey yakın mı uzak mı bilmiyorum.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But if they are averse, then say: I have warned you all alike, although I know not whether nigh or far is that which ye are promised.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  110. 110

    إِنَّهُۥ يَعْلَمُ ٱلْجَهْرَ مِنَ ٱلْقَوْلِ وَيَعْلَمُ مَا تَكْتُمُونَ

    21:110

    "It is He Who knows what is open in speech and what ye hide (in your hearts).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz Allah açığa vurulan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    "Şüphesiz ki (Allah) sözün açığını da bilir, gizlediklerinizi de bilir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! He knoweth that which is said openly, and that which ye conceal.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  111. 111

    وَإِنْ أَدْرِى لَعَلَّهُۥ فِتْنَةٌ لَّكُمْ وَمَتَـٰعٌ إِلَىٰ حِينٍ

    21:111

    "I know not but that it may be a trial for you, and a grant of (worldly) livelihood (to you) for a time."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bilmem belki bu gecikme sizi denemek ve bir süreye kadar geçindirmek içindir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Bilmiyorum, belki de o (azabın ertelenmesi), sizin için bir imtihan ve belirli bir zamana kadar sizi yararlandırmak içindir."

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And I know not but that this may be a trial for you, and enjoyment for a while.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  112. 112

    قَـٰلَ رَبِّ ٱحْكُم بِٱلْحَقِّ ۗ وَرَبُّنَا ٱلرَّحْمَـٰنُ ٱلْمُسْتَعَانُ عَلَىٰ مَا تَصِفُونَ

    21:112

    Say: "O my Lord! judge Thou in truth!" "Our Lord Most Gracious is the One Whose assistance should be sought against the blasphemies ye utter!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Hz. Peygamber şöyle) dedi: "Ey Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet ve Rabbimiz O Rahmân'dır ki, isnad ettiğiniz (yalan) vasıflarınıza karşı yardımına sığınılacak olan ancak O'dur. "

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Peygamber:) "Rabbim! (Onlar hakkında) adaletinle hükmünü ver! Bizim Rabbimiz, sizin anlattıklarınıza karşı yardımı umulan Rahmân’dır.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He saith: My Lord! Judge Thou with truth. Our Lord is the Beneficent, Whose help is to be implored against that which ye ascribe (unto Him).

    M. Pickthall · EN · public-domain

Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)