All surahs

26.The Poets

الشعراء

Meccan · 227 ayahs

  1. 1

    طسٓمٓ

    26:1

    Ta. Sin. Mim.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tâ, Sîn, Mîm.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Tâ. Sîn. Mîm.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Ta. Sin. Mim.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  2. 2

    تِلْكَ ءَايَـٰتُ ٱلْكِتَـٰبِ ٱلْمُبِينِ

    26:2

    These are verses of the Book that makes (things) clear.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunlar sana apaçık kitabın âyetleridir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte şu(nlar), apaçık Kitabın ayetleridir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    These are revelations of the Scripture that maketh plain.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  3. 3

    لَعَلَّكَ بَـٰخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

    26:3

    It may be thou frettest thy soul with grief, that they do not become Believers.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar iman etmiyor diye neredeyse kendine yazık edeceksin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    It may be that thou tormentest thyself (O Muhammad) because they believe not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  4. 4

    إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةً فَظَلَّتْ أَعْنَـٰقُهُمْ لَهَا خَـٰضِعِينَ

    26:4

    If (such) were Our Will, We could send down to them from the sky a Sign, to which they would bend their necks in humility.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Dilesek, üzerlerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de ona boyunları eğik (bükülü) kalır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    If We will, We can send down on them from the sky a portent so that their necks would remain bowed before it.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  5. 5

    وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ ٱلرَّحْمَـٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ

    26:5

    But there comes not to them a newly-revealed Message from (Allah) Most Gracious, but they turn away therefrom.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendilerine, Rahmân’dan her yeni mesaj geldiğinde ondan yüz çevirirler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Never cometh there unto them a fresh reminder from the Beneficent One, but they turn away from it.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  6. 6

    فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَـٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

    26:6

    They have indeed rejected (the Message): so they will know soon (enough) the truth of what they mocked at!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Üstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Elbette (bu mesajı) da yalanladılar; (fakat) alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında kendilerine gelecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Now they have denied (the Truth); but there will come unto them tidings of that whereat they used to scoff.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  7. 7

    أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ

    26:7

    Do they not look at the earth,- how many noble things of all kinds We have produced therein?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yerde her değerli çiftten nice (bitkiler) yetiştirdiğimizi hiç mi görmediler?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have they not seen the earth, how much of every fruitful kind We make to grow therein?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  8. 8

    إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

    26:8

    Verily, in this is a Sign: but most of them do not believe.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! herein is indeed a portent; yet most of them are not believers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  9. 9

    وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

    26:9

    And verily, thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! thy Lord! He is indeed the Mighty, the Merciful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  10. 10

    وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّـٰلِمِينَ

    26:10

    Behold, thy Lord called Moses: "Go to the people of iniquity,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hani Rabbin, Musa’ya “Zalim topluma, yani Firavun’un kavmine git! (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacaklar mı?” diye seslenmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when thy Lord called Moses, saying: Go unto the wrongdoing folk,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  11. 11

    قَوْمَ فِرْعَوْنَ ۚ أَلَا يَتَّقُونَ

    26:11

    "The people of the Pharaoh: will they not fear Allah?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Firavun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hani Rabbin, Musa’ya “Zalim topluma, yani Firavun’un kavmine git! (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacaklar mı?” diye seslenmişti. Şu‘arâ 26:10-11

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The folk of Pharaoh. Will they not ward off (evil)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  12. 12

    قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ

    26:12

    He said: "O my Lord! I do fear that they will charge me with falsehood:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Musa) şöyle demişti: “Rabbim! Beni yalanlamalarından korkuyorum.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: My Lord! Lo! I fear that they will deny me,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  13. 13

    وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَـٰرُونَ

    26:13

    "My breast will be straitened. And my speech may not go (smoothly): so send unto Aaron.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ve göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İçim daralabilir, dilim dönmeyebilir; (bu nedenle) Harun’a da elçilik ver!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And I shall be embarrassed, and my tongue will not speak plainly, therefor send for Aaron (to help me).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  14. 14

    وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ

    26:14

    "And (further), they have a charge of crime against me; and I fear they may slay me."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onların lehinde, benim aleyhimde bir suç(um) var. Beni öldürmelerinden korkuyorum.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they have a crime against me, so I fear that they will kill me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  15. 15

    قَالَ كَلَّا ۖ فَٱذْهَبَا بِـَٔايَـٰتِنَآ ۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ

    26:15

    Allah said: "By no means! proceed then, both of you, with Our Signs; We are with you, and will listen (to your call).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Allah) şöyle demişti: “Hayır! İkiniz mesajlarımı götürün! Biz sizinle birlikteyiz; (olup biteni) duymaktayız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Nay, verily. So go ye twain with Our tokens. Lo! We shall be with you, Hearing.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  16. 16

    فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    26:16

    "So go forth, both of you, to Pharaoh, and say: 'We have been sent by the Lord and Cherisher of the worlds;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Haydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Firavun’a gidin ve deyin ki: ‘Şüphesiz ki biz, İsrailoğullarını bizimle göndermen için âlemlerin Rabbi’nin elçi(leri)yiz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And come together unto Pharaoh and say: Lo! we bear a message of the Lord of the Worlds,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  17. 17

    أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

    26:17

    "'Send thou with us the Children of Israel.'"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İsrail oğullarını bizimle beraber gönder."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Firavun’a gidin ve deyin ki: ‘Şüphesiz ki biz, İsrailoğullarını bizimle göndermen için âlemlerin Rabbi’nin elçi(leri)yiz.” Şu‘arâ 26:16-17

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Saying): Let the Children of Israel go with us.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  18. 18

    قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ

    26:18

    (Pharaoh) said: "Did we not cherish thee as a child among us, and didst thou not stay in our midst many years of thy life?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Firavun) şöyle demişti: “Biz seni aramızda çocukken büyütmemiş miydik? Sen de ömründen senelerce aramızda kalmıştın.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Pharaoh) said (unto Moses): Did we not rear thee among us as a child? And thou didst dwell many years of thy life among us,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  19. 19

    وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَـٰفِرِينَ

    26:19

    "And thou didst a deed of thine which (thou knowest) thou didst, and thou art an ungrateful (wretch)!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yaptığın o işini de yapmıştın. Sen nankörlerdensin.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And thou didst that thy deed which thou didst, and thou wast one of the ingrates.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  20. 20

    قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

    26:20

    Moses said: "I did it then, when I was in error.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Musa) şöyle demişti: “Ben o zaman şaşkınlardan olarak (hata ile) o işi yapmıştım.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: I did it then, when I was of those who are astray.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  21. 21

    فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    26:21

    "So I fled from you (all) when I feared you; but my Lord has (since) invested me with judgment (and wisdom) and appointed me as one of the messengers.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sizden korktuğum için de aranızdan kaçmıştım. Sonra Rabbim bana hikmet (doğru hüküm verme yeteneği) verdi ve beni elçilerden (biri olarak) görevlendirdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then I fled from you when I feared you, and my Lord vouchsafed me a command and appointed me (of the number) of those sent (by Him).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  22. 22

    وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

    26:22

    "And this is the favour with which thou dost reproach me,- that thou hast enslaved the Children of Israel!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "O başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır. "

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Başıma kaktığın o nimete gelince, (onun sebebi de) İsrailoğullarını kendine kul köle etmendi.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And this is the past favour wherewith thou reproachest me: that thou hast enslaved the Children of Israel.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  23. 23

    قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    26:23

    Pharaoh said: "And what is the 'Lord and Cherisher of the worlds'?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Firavun) “Âlemlerin Rabbi de nedir?” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Pharaoh said: And what is the Lord of the Worlds?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  24. 24

    قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

    26:24

    (Moses) said: "The Lord and Cherisher of the heavens and the earth, and all between,- if ye want to be quite sure."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Musa ise) “Kesin inananlar olursanız, (bilin ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Moses) said: Lord of the heavens and the earth and all that is between them, if ye had but sure belief.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  25. 25

    قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ

    26:25

    (Pharaoh) said to those around: "Did ye not listen (to what he says)?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Firavun) etrafındakilere “Duymuyor musunuz?” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Pharaoh) said unto those around him: Hear ye not?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  26. 26

    قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

    26:26

    (Moses) said: "Your Lord and the Lord of your fathers from the beginning!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Musa devamla) “O, sizin de Rabbinizdir; önceki atalarınızın da Rabbidir.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Your Lord and the Lord of your fathers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  27. 27

    قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ

    26:27

    (Pharaoh) said: "Truly your messenger who has been sent to you is a veritable madman!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Firavun) “Size gönderilen bu Elçiniz mutlaka cinlenmiştir!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Pharaoh) said: Lo! your messenger who hath been sent unto you is indeed a madman!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  28. 28

    قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ

    26:28

    (Moses) said: "Lord of the East and the West, and all between! if ye only had sense!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Musa ise) “Aklınızı kullanırsanız (anlarsınız ki Allah), doğunun, batının ve ikisi arasında bulunanların da Rabbidir.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Lord of the East and the West and all that is between them, if ye did but understand.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  29. 29

    قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَـٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ

    26:29

    (Pharaoh) said: "If thou dost put forward any god other than me, I will certainly put thee in prison!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Firavun) “Benden başkasını ilah edinirsen şüphesiz ki seni hapse atılanlardan yaparım!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Pharaoh) said: If thou choosest a god other than me, I assuredly shall place thee among the prisoners.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  30. 30

    قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍ مُّبِينٍ

    26:30

    (Moses) said: "Even if I showed you something clear (and) convincing?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Musa ise) “Sana apaçık bir şey (delil) getirsem de mi (hapse atarsın)?” diye sormuştu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Even though I show thee something plain?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  31. 31

    قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ

    26:31

    (Pharaoh) said: "Show it then, if thou tellest the truth!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Firavun da) “Doğru söyleyenlerdensen getir onu (delilini göster)!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Pharaoh) said: Produce it then, if thou art of the truthful!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  32. 32

    فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ

    26:32

    So (Moses) threw his rod, and behold, it was a serpent, plain (for all to see)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Musa) asasını atmıştı. Bir de ne görsünler, o (asa) apaçık bir yılan (olmuş)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then he flung down his staff and it became a serpent manifest,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  33. 33

    وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّـٰظِرِينَ

    26:33

    And he drew out his hand, and behold, it was white to all beholders!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Elini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Elini de (koynundan) çıkarmıştı. Bir de ne görsünler, o (eli) bakanlara bembeyaz (görünmüştü).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And he drew forth his hand and lo! it was white to the beholders.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  34. 34

    قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَـٰذَا لَسَـٰحِرٌ عَلِيمٌ

    26:34

    (Pharaoh) said to the Chiefs around him: "This is indeed a sorcerer well-versed:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Firavun) çevresindeki yöneticilere şöyle demişti: “Bu, sizi büyüsüyle yurdunuzdan çıkarmak isteyen çok bilgili bir büyücüdür. Öneriniz nedir?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Pharaoh) said unto the chiefs about him: Lo! this is verily a knowing wizard,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  35. 35

    يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

    26:35

    "His plan is to get you out of your land by his sorcery; then what is it ye counsel?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Firavun) çevresindeki yöneticilere şöyle demişti: “Bu, sizi büyüsüyle yurdunuzdan çıkarmak isteyen çok bilgili bir büyücüdür. Öneriniz nedir?” Şu‘arâ 26:34-35

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who would drive you out of your land by his magic. Now what counsel ye?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  36. 36

    قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَـٰشِرِينَ

    26:36

    They said: "Keep him and his brother in suspense (for a while), and dispatch to the Cities heralds to collect-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlar) şöyle demişlerdi: “Kardeşiyle birlikte onu (Musa’yı) alıkoy ve bütün bilgin büyücüleri sana getirmeleri için toplayıcıları şehirlere gönder!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Put him off, (him) and his brother, and send into the cities summoners

    M. Pickthall · EN · public-domain

  37. 37

    يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ

    26:37

    "And bring up to thee all (our) sorcerers well-versed."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlar) şöyle demişlerdi: “Kardeşiyle birlikte onu (Musa’yı) alıkoy ve bütün bilgin büyücüleri sana getirmeleri için toplayıcıları şehirlere gönder!” Şu‘arâ 26:36-37

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who shall bring unto thee every knowing wizard.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  38. 38

    فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَـٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

    26:38

    So the sorcerers were got together for the appointment of a day well-known,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Böylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Ardından) büyücüler belirli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirilmişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So the wizards were gathered together at a set time on a day appointed.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  39. 39

    وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ

    26:39

    And the people were told: "Are ye (now) assembled?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Halka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İnsanlara da “Siz de toplanıyor musunuz? (toplanın)!” denmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And it was said unto the people: Are ye (also) gathering?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  40. 40

    لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ

    26:40

    "That we may follow the sorcerers (in religion) if they win?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Şehir halkı:) “Umarız ki büyücüler üstün gelirlerse büyücülere uyarız!” (demişti).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (They said): Aye, so that we may follow the wizards if they are the winners.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  41. 41

    فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَـٰلِبِينَ

    26:41

    So when the sorcerers arrived, they said to Pharaoh: "Of course - shall we have a (suitable) reward if we win?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Büyücüler geldiklerinde, Firavun’a “Galip gelirsek bize ödül var, değil mi?” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when the wizards came they said unto Pharaoh: Will there surely be a reward for us if we are the winners?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  42. 42

    قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

    26:42

    He said: "Yea, (and more),- for ye shall in that case be (raised to posts) nearest (to my person)."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Firavun) “Tamam! Şüphesiz ki o takdirde siz gözdelerimden (olacaksı)nız!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Aye, and ye will then surely be of those brought near (to me).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  43. 43

    قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ

    26:43

    Moses said to them: "Throw ye - that which ye are about to throw!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Musa onlara “Ne atacaksanız atın!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Moses said unto them: Throw what ye are going to throw!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  44. 44

    فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَـٰلِبُونَ

    26:44

    So they threw their ropes and their rods, and said: "By the might of Pharaoh, it is we who will certainly win!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İplerini ve asalarını atmış ve “Firavun’un itibarı için elbette biz galip geleceğiz!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then they threw down their cords and their staves and said: By Pharaoh's might, lo! we verily are the winners.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  45. 45

    فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ

    26:45

    Then Moses threw his rod, when, behold, it straightway swallows up all the falsehoods which they fake!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ardından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Musa da asasını atmıştı. Bir de ne görsünler, (Musa’nın asası) onların uydurduklarını yutuyor.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then Moses threw his staff and lo! it swallowed that which they did falsely show.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  46. 46

    فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَـٰجِدِينَ

    26:46

    Then did the sorcerers fall down, prostrate in adoration,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Bunu gören) büyücüler derhal secdeye kapanmışlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the wizards were flung prostrate,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  47. 47

    قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    26:47

    Saying: "We believe in the Lord of the Worlds,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "İman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine "

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Âlemlerin Rabbine, yani Musa ve Harun’un Rabbine inanıp güvendik!”demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Crying: We believe in the Lord of the Worlds,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  48. 48

    رَبِّ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

    26:48

    "The Lord of Moses and Aaron."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Musa ve Harun'un Rabbine!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Âlemlerin Rabbine, yani Musa ve Harun’un Rabbine inanıp güvendik!”demişlerdi. Şu‘arâ 26:47-48

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The Lord of Moses and Aaron.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  49. 49

    قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَـٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ

    26:49

    Said (Pharaoh): "Believe ye in Him before I give you permission? surely he is your leader, who has taught you sorcery! but soon shall ye know! Be sure I will cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will cause you all to die on the cross!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Firavun) şöyle demişti: “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz, (öyle mi)! Şüphesiz ki o (Musa), size büyü öğreten büyüğünüzdür (akıl hocanızdır). İleride (size neler yapacağımı) elbette bileceksiniz. Dönekliğ(iniz)den dolayı kesinlikle ellerinizi ve ayaklarınızı elbette kestireceğim ve hepinizi astıracağım!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Pharaoh) said: Ye put your faith in him before I give you leave. Lo! he doubtless is your chief who taught you magic! But verily ye shall come to know. Verily I will cut off your hands and your feet alternately, and verily I will crucify you every one.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  50. 50

    قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ ۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ

    26:50

    They said: "No matter! for us, we shall but return to our Lord!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Zararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Büyücüler) şöyle demişlerdi: “Zararı yok, (nasıl olsa) Rabbimize döneceğiz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: It is no hurt, for lo! unto our Lord we shall return.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  51. 51

    إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَـٰيَـٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    26:51

    "Only, our desire is that our Lord will forgive us our faults, that we may become foremost among the believers!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Herhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İlk iman edenler (iman edenlerin öncüleri) olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! we ardently hope that our Lord will forgive us our sins because we are the first of the believers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  52. 52

    ۞ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

    26:52

    By inspiration we told Moses: "Travel by night with my servants; for surely ye shall be pursued."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Musa’ya “Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz ki takip edileceksiniz!” diye vahyetmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We inspired Moses, saying: Take away My slaves by night, for ye will be pursued.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  53. 53

    فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَـٰشِرِينَ

    26:53

    Then Pharaoh sent heralds to (all) the Cities,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Firavun da şehirlere (asker)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then Pharaoh sent into the cities summoners,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  54. 54

    إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ

    26:54

    (Saying): "These (Israelites) are but a small band,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Esasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Şüphesiz ki bunlar az bir topluluktur; (ama) bize karşı öfke doludurlar. Biz ise donanımlı bir topluluğuz!” (demişti).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Who said): Lo! these indeed are but a little troop,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  55. 55

    وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ

    26:55

    "And they are raging furiously against us;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar. "

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Şüphesiz ki bunlar az bir topluluktur; (ama) bize karşı öfke doludurlar. Biz ise donanımlı bir topluluğuz!” (demişti). Şu‘arâ 26:54-56

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! they are offenders against us.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  56. 56

    وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَـٰذِرُونَ

    26:56

    "But we are a multitude amply fore-warned."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Biz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu.)

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Şüphesiz ki bunlar az bir topluluktur; (ama) bize karşı öfke doludurlar. Biz ise donanımlı bir topluluğuz!” (demişti). Şu‘arâ 26:54-56

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! we are a ready host.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  57. 57

    فَأَخْرَجْنَـٰهُم مِّن جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

    26:57

    So We expelled them from gardens, springs,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ama (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Bu vesile ile) onları (Firavun ve halkını) bahçeler(in)den, (su) kaynaklarından, hazinelerden ve değerli makamlardan çıkarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thus did We take them away from gardens and watersprings,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  58. 58

    وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ

    26:58

    Treasures, and every kind of honourable position;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Bu vesile ile) onları (Firavun ve halkını) bahçeler(in)den, (su) kaynaklarından, hazinelerden ve değerli makamlardan çıkarmıştık. Şu‘arâ 26:57-58

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And treasures and a fair estate.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  59. 59

    كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَـٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

    26:59

    Thus it was, but We made the Children of Israel inheritors of such things.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Böylece İsrailoğullarını onlara (geride bıraktıklarına) mirasçı yapmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thus (were those things taken from them) and We caused the Children of Israel to inherit them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  60. 60

    فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ

    26:60

    So they pursued them at sunrise.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Derken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Firavun ve adamları) gün doğarken onların peşine düşmüşlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they overtook them at sunrise.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  61. 61

    فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَـٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ

    26:61

    And when the two bodies saw each other, the people of Moses said: "We are sure to be overtaken."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İki topluluk birbirini görünce Musa’nın halkı “Şüphesiz ki yakalandık!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when the two hosts saw each other, those with Moses said: Lo! we are indeed caught.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  62. 62

    قَالَ كَلَّآ ۖ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ

    26:62

    (Moses) said: "By no means! my Lord is with me! Soon will He guide me!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Musa) “Asla! Şüphesiz ki Rabbim benimledir, bana yol gösterecektir!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Nay, verily! for lo! my Lord is with me. He will guide me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  63. 63

    فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ ۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ

    26:63

    Then We told Moses by inspiration: "Strike the sea with thy rod." So it divided, and each separate part became like the huge, firm mass of a mountain.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Musa’ya “Asanla denize vur!” diye vahyetmiştik. (Deniz) derhal yarılmış; her bölüm koca bir dağ gibi olmuştu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We inspired Moses, saying: Smite the sea with thy staff. And it parted, and each part was as a mountain vast.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  64. 64

    وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْـَٔاخَرِينَ

    26:64

    And We made the other party approach thither.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ötekilerini de buraya yanaştırıvermiştik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Diğerlerini oraya yaklaştırmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then brought We near the others to that place.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  65. 65

    وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

    26:65

    We delivered Moses and all who were with him;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We saved Moses and those with him, every one;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  66. 66

    ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

    26:66

    But We drowned the others.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra da ötekileri suda boğduk.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra diğerlerini (suda) boğmuştuk.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We drowned the others.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  67. 67

    إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

    26:67

    Verily in this is a Sign: but most of them do not believe.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  68. 68

    وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

    26:68

    And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo, thy Lord! He is indeed the Mighty, the Merciful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  69. 69

    وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ

    26:69

    And rehearse to them (something of) Abraham's story.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlara İbrahim’in haberini tilavet et (okuyup aktar)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Recite unto them the story of Abraham:

    M. Pickthall · EN · public-domain

  70. 70

    إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ

    26:70

    Behold, he said to his father and his people: "What worship ye?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hani o (İbrahim), babasına ve kavmine “Neye tapıyorsunuz?” diye sormuştu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When he said unto his father and his folk: What worship ye?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  71. 71

    قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَـٰكِفِينَ

    26:71

    They said: "We worship idols, and we remain constantly in attendance on them."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Birtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: We worship idols, and are ever devoted unto them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  72. 72

    قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ

    26:72

    He said: "Do they listen to you when ye call (on them)?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İbrahim) “Kendilerine yalvardığınızda sizi duyuyorlar veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı?” diye sormuştu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Do they hear you when ye cry?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  73. 73

    أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ

    26:73

    "Or do you good or harm?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Veya size fayda veya zararları olur mu?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İbrahim) “Kendilerine yalvardığınızda sizi duyuyorlar veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı?” diye sormuştu. Şu‘arâ 26:72-73

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or do they benefit or harm you?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  74. 74

    قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ

    26:74

    They said: "Nay, but we found our fathers doing thus (what we do)."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Yok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar “Hayır ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk!” cevabını vermişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Nay, but we found our fathers acting on this wise.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  75. 75

    قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

    26:75

    He said: "Do ye then see whom ye have been worshipping,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İbrahim) şöyle demişti: “Siz ve önceki atalarınız neye taptığınızı hiç düşündünüz mü?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: See now that which ye worship,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  76. 76

    أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ

    26:76

    "Ye and your fathers before you?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İbrahim) şöyle demişti: “Siz ve önceki atalarınız neye taptığınızı hiç düşündünüz mü? Şu‘arâ 26:75-76

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Ye and your forefathers!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  77. 77

    فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    26:77

    "For they are enemies to me; not so the Lord and Cherisher of the Worlds;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Hep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki onlar (putlar) benim düşmanımdır; sadece âlemlerin Rabbine (kulluk ederim).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! they are (all) an enemy unto me, save the Lord of the Worlds,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  78. 78

    ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ

    26:78

    "Who created me, and it is He Who guides me;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "O ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir,"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (O) beni yaratandır ve bana doğru yolu gösterendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who created me, and He doth guide me,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  79. 79

    وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ

    26:79

    "Who gives me food and drink,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Beni yediren, içirendir,"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Beni yedirendir ve içirendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Who feedeth me and watereth me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  80. 80

    وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

    26:80

    "And when I am ill, it is He Who cures me;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Hastalandığım zaman bana O, şifâ verir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hastalandığımda bana şifa verendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when I sicken, then He healeth me,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  81. 81

    وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ

    26:81

    "Who will cause me to die, and then to life (again);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "O ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir. "

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Beni öldürüp sonra diriltecek olandır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Who causeth me to die, then giveth me life (again),

    M. Pickthall · EN · public-domain

  82. 82

    وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ

    26:82

    "And who, I hope, will forgive me my faults on the day of Judgment.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ve hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hesap gününde benim için hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Who, I ardently hope, will forgive me my sin on the Day of Judgment.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  83. 83

    رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّـٰلِحِينَ

    26:83

    "O my Lord! bestow wisdom on me, and join me with the righteous;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ya Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbim! Bana doğru hüküm verme yeteneği ver ve beni iyiler arasına kat!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    My Lord! Vouchsafe me wisdom and unite me to the righteous.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  84. 84

    وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    26:84

    "Grant me honourable mention on the tongue of truth among the latest (generations);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bana, (benden) sonra gelecekler arasında iyilikle anılmayı nasip et!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And give unto me a good report in later generations.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  85. 85

    وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ

    26:85

    "Make me one of the inheritors of the Garden of Bliss;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ve beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Beni, nimet cennetinin mirasçılarından kıl!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And place me among the inheritors of the Garden of Delight,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  86. 86

    وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

    26:86

    "Forgive my father, for that he is among those astray;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Babamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir. "

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Babamı da bağışla! Şüphesiz ki o, sapkınlardandır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And forgive my father. Lo! he is of those who err.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  87. 87

    وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ

    26:87

    "And let me not be in disgrace on the Day when (men) will be raised up;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And abase me not on the day when they are raised,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  88. 88

    يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ

    26:88

    "The Day whereon neither wealth nor sons will avail,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!” Şu‘arâ 26:87-89

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The day when wealth and sons avail not (any man)

    M. Pickthall · EN · public-domain

  89. 89

    إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

    26:89

    "But only he (will prosper) that brings to Allah a sound heart;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!” Şu‘arâ 26:87-89

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save him who bringeth unto Allah a whole heart.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  90. 90

    وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ

    26:90

    "To the righteous, the Garden will be brought near,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (O gün) cennet, muttakîlere (duyarlı olanlara) yaklaştırılacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the Garden will be brought nigh for those who ward off (evil).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  91. 91

    وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ

    26:91

    "And to those straying in Evil, the Fire will be placed in full view;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Cehennem de azgınlar için ortaya çıkartılacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And hell will appear plainly to the erring.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  92. 92

    وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

    26:92

    "And it shall be said to them: 'Where are the (gods) ye worshipped-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlara (cehennemliklere) “Allah’ın peşi sıra taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?” denecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And it will be said unto them: Where is (all) that ye used to worship

    M. Pickthall · EN · public-domain

  93. 93

    مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ

    26:93

    "'Besides Allah? Can they help you or help themselves?'

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlara (cehennemliklere) “Allah’ın peşi sıra taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?” denecektir. Şu‘arâ 26:92-93

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Instead of Allah? Can they help you or help themselves?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  94. 94

    فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ

    26:94

    "Then they will be thrown headlong into the (Fire),- they and those straying in Evil,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar (İbrahim’in kavmi) bütün azgınlar ve İblis’in askerleri, hepsi tepetaklak cehenneme atılacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then will they be hurled therein, they and the seducers

    M. Pickthall · EN · public-domain

  95. 95

    وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ

    26:95

    "And the whole hosts of Iblis together.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar (İbrahim’in kavmi) bütün azgınlar ve İblis’in askerleri, hepsi tepetaklak cehenneme atılacaklardır. Şu‘arâ 26:94-95

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the hosts of Iblis, together.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  96. 96

    قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ

    26:96

    "They will say there in their mutual bickerings:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Cehennemlikler)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they will say, when they are quarrelling therein:

    M. Pickthall · EN · public-domain

  97. 97

    تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ

    26:97

    "'By Allah, we were truly in an error manifest,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’a yemin olsun: Sizi âlemlerin Rabbiyle eşit saymakla doğrusu apaçık bir sapkınlık içindeymişiz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    By Allah, of a truth we were in error manifest

    M. Pickthall · EN · public-domain

  98. 98

    إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    26:98

    "'When we held you as equals with the Lord of the Worlds;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’a yemin olsun: Sizi âlemlerin Rabbiyle eşit saymakla doğrusu apaçık bir sapkınlık içindeymişiz. Şu‘arâ 26:97-98

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When we made you equal with the Lord of the Worlds.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  99. 99

    وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ

    26:99

    "'And our seducers were only those who were steeped in guilt.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ve bizi hep o günahkarlar saptırdı."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bizi, o suçlulardan başkası saptırmadı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    It was but the guilty who misled us.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  100. 100

    فَمَا لَنَا مِن شَـٰفِعِينَ

    26:100

    "'Now, then, we have none to intercede (for us),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bak bizim için ne şefaatçiler var,"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bizim için şefaatçiler de yok.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Now we have no intercessors

    M. Pickthall · EN · public-domain

  101. 101

    وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ

    26:101

    "'Nor a single friend to feel (for us).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ne de yakın bir dost."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yakın bir dost da yok.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nor any loving friend.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  102. 102

    فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    26:102

    "'Now if we only had a chance of return we shall truly be of those who believe!'"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Keşke bizim için (dünyaya) bir daha dönüş olsaydı da müminlerden olsa(ydı)k!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Oh, that we had another turn (on earth), that we might be of the believers!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  103. 103

    إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

    26:103

    Verily in this is a Sign but most of them do not believe.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  104. 104

    وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

    26:104

    And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo, thy Lord! He is indeed the Mighty, the Merciful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  105. 105

    كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ

    26:105

    The people of Noah rejected the messengers.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Nuh’un kavmi de elçileri yalanlamıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Noah's folk denied the messengers (of Allah),

    M. Pickthall · EN · public-domain

  106. 106

    إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

    26:106

    Behold, their brother Noah said to them: "Will ye not fear (Allah)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: “(Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When their brother Noah said unto them: Will ye not ward off (evil)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  107. 107

    إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

    26:107

    "I am to you a messenger worthy of all trust:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! I am a faithful messenger unto you,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  108. 108

    فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

    26:108

    "So fear Allah, and obey me.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So keep your duty to Allah, and obey me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  109. 109

    وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    26:109

    "No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And I ask of you no wage therefor; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  110. 110

    فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

    26:110

    "So fear Allah, and obey me."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Gelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So keep your duty to Allah, and obey me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  111. 111

    ۞ قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ

    26:111

    They said: "Shall we believe in thee when it is the meanest that follow thee?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Â, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Kavmi) “Sana düşük (seviyeli) insanlar uymuşken, biz sana iman eder miyiz hiç!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Shall we put faith in thee, when the lowest (of the people) follow thee?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  112. 112

    قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    26:112

    He said: "And what do I know as to what they do?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Nuh) şöyle demişti: “Onların (daha önce) neler yaptığına dair hiçbir bilgim yok.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: And what knowledge have I of what they may have been doing (in the past)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  113. 113

    إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى ۖ لَوْ تَشْعُرُونَ

    26:113

    "Their account is only with my Lord, if ye could (but) understand.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Düşünürseniz, onların hesabının ancak Rabbime ait olduğunu anlarsınız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! their reckoning is my Lord's concern, if ye but knew;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  114. 114

    وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    26:114

    "I am not one to drive away those who believe.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Hem ben iman edenleri kovmaya memur değilim."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ben müminleri asla (yanımdan) kovamam.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And I am not (here) to repulse believers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  115. 115

    إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ

    26:115

    "I am sent only to warn plainly in public."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    I am only a plain warner.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  116. 116

    قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَـٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ

    26:116

    They said: "If thou desist not, O Noah! thou shalt be stoned (to death)."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Kavmi) şöyle demişti: “Ey Nuh! (Bu davandan) vazgeçmezsen (iyi bil ki) kovulmuşlardan olacaksın!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: If thou cease not, O Noah, thou wilt surely be among those stoned (to death).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  117. 117

    قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ

    26:117

    He said: "O my Lord! truly my people have rejected me.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Nuh, Rabbine yönelerek) “Rabbim! Kavmim beni yalanladı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: My Lord! Lo! my own folk deny me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  118. 118

    فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    26:118

    "Judge Thou, then, between me and them openly, and deliver me and those of the Believers who are with me."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Benimle onlar arasında hükmünü ver ve hem beni hem de benimle birlikte inananları kurtar!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor judge Thou between us, a (conclusive) judgment, and save me and those believers who are with me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  119. 119

    فَأَنجَيْنَـٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

    26:119

    So We delivered him and those with him, in the Ark filled (with all creatures).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz de onu ve beraberindekileri dolu gemide (taşıyarak) kurtarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We saved him and those with him in the laden ship.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  120. 120

    ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ

    26:120

    Thereafter We drowned those who remained behind.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra da arkasında kalanları suda boğduk.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonra da geride kalanları (suda) boğmuştuk.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then afterward We drowned the others.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  121. 121

    إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

    26:121

    Verily in this is a Sign: but most of them do not believe.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  122. 122

    وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

    26:122

    And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo, thy Lord, He is indeed the Mighty, the Merciful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  123. 123

    كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ

    26:123

    The 'Ad (people) rejected the messengers.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Âd (kavmi) de elçileri yalanlamıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (The tribe of) A'ad denied the messengers (of Allah).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  124. 124

    إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ

    26:124

    Behold, their brother Hud said to them: "Will ye not fear (Allah)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kardeşleri Hud onlara şöyle demişti: “(Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When their brother Hud said unto them: Will ye not ward off (evil)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  125. 125

    إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

    26:125

    "I am to you a messenger worthy of all trust:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! I am a faithful messenger unto you,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  126. 126

    فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

    26:126

    "So fear Allah and obey me.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Gelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So keep your duty to Allah and obey me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  127. 127

    وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    26:127

    "No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir. "

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And I ask of you no wage therefor; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  128. 128

    أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةً تَعْبَثُونَ

    26:128

    "Do ye build a landmark on every high place to amuse yourselves?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Siz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Siz övünüp eğlenmek üzere her yüksek yere bir ayet (anıt) mı dikiyorsunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Build ye on every high place a monument for vain delight?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  129. 129

    وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ

    26:129

    "And do ye get for yourselves fine buildings in the hope of living therein (for ever)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sürekli kalacağınızı umarak sağlam yapılar yapıyorsunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And seek ye out strongholds, that haply ye may last for ever?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  130. 130

    وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ

    26:130

    "And when ye exert your strong hand, do ye do it like men of absolute power?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Hem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İnsanları) yakaladığınız zaman zorbalar olarak yakalıyorsunuz (zalimce davranıyorsunuz).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And if ye seize by force, seize ye as tyrants?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  131. 131

    فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

    26:131

    "Now fear Allah, and obey me.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Rather keep your duty to Allah, and obey me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  132. 132

    وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ

    26:132

    "Yea, fear Him Who has bestowed on you freely all that ye know.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "O Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte,"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Keep your duty toward Him Who hath aided you with (the good things) that ye know,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  133. 133

    أَمَدَّكُم بِأَنْعَـٰمٍ وَبَنِينَ

    26:133

    "Freely has He bestowed on you cattle and sons,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Davarlar, oğullar,"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olun! Şu‘arâ 26:132-134

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Hath aided you with cattle and sons.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  134. 134

    وَجَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

    26:134

    "And Gardens and Springs.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olun! Şu‘arâ 26:132-134

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And gardens and watersprings.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  135. 135

    إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

    26:135

    "Truly I fear for you the Penalty of a Great Day."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Cidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki üzerinize gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! I fear for you the retribution of an awful day.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  136. 136

    قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ

    26:136

    They said: "It is the same to us whether thou admonish us or be not among (our) admonishers!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Dediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Kavmi ise) şöyle demişti: “Öğüt versen de öğüt verenlerden olmasan da bizim için birdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: It is all one to us whether thou preachest or art not of those who preach;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  137. 137

    إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ

    26:137

    "This is no other than a customary device of the ancients,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bu sırf eskilerin âdetidir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bu (söylediklerin) öncekilerin uydurmalarından başka bir şey değildir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    This is but a fable of the men of old,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  138. 138

    وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

    26:138

    "And we are not the ones to receive Pains and Penalties!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Biz azaba uğratılacak da değiliz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz asla azaba uğratılacak da değiliz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And we shall not be doomed.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  139. 139

    فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَـٰهُمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

    26:139

    So they rejected him, and We destroyed them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Böylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Böylece onu (Hud’u) yalanlamışlardı; biz de kendilerini helak etmiştik. Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they denied him; therefor We destroyed them. Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  140. 140

    وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

    26:140

    And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! thy Lord, He is indeed the Mighty, the Merciful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  141. 141

    كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ

    26:141

    The Thamud (people) rejected the messengers.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Semûd (kavmi) de elçileri yalanlamıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (The tribe of) Thamud denied the messengers (of Allah)

    M. Pickthall · EN · public-domain

  142. 142

    إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَـٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

    26:142

    Behold, their brother Salih said to them: "Will you not fear (Allah)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: “(Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olmuyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When their brother Salih said unto them: Will ye not ward off (evil)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  143. 143

    إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

    26:143

    "I am to you a messenger worthy of all trust.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! I am a faithful messenger unto you,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  144. 144

    فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

    26:144

    "So fear Allah, and obey me.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So keep your duty to Allah and obey me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  145. 145

    وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    26:145

    "No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And I ask of you no wage therefor; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  146. 146

    أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَـٰهُنَآ ءَامِنِينَ

    26:146

    "Will ye be left secure, in (the enjoyment of) all that ye have here?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Will ye be left secure in that which is here before us,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  147. 147

    فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

    26:147

    "Gardens and Springs,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bahçelerin, pınarların içinde,"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız? Şu‘arâ 26:146-148

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    In gardens and watersprings.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  148. 148

    وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ

    26:148

    "And corn-fields and date-palms with spathes near breaking (with the weight of fruit)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında,"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız? Şu‘arâ 26:146-148

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And tilled fields and heavy-sheathed palm-trees,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  149. 149

    وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا فَـٰرِهِينَ

    26:149

    "And ye carve houses out of (rocky) mountains with great skill.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ki bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şımarıklık yaparak dağlardan (kayalardan) evler yontuyorsunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Though ye hew out dwellings in the mountain, being skilful?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  150. 150

    فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

    26:150

    "But fear Allah and obey me;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Gelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor keep your duty to Allah and obey me,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  151. 151

    وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ

    26:151

    "And follow not the bidding of those who are extravagant,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yeryüzünde bozgunculuk yapıp ıslah edici olmayan haddi aşanların emrine itaat etmeyin (hükümlerine boyun eğmeyin)!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And obey not the command of the prodigal,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  152. 152

    ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

    26:152

    "Who make mischief in the land, and mend not (their ways)."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yeryüzünde bozgunculuk yapıp ıslah edici olmayan haddi aşanların emrine itaat etmeyin (hükümlerine boyun eğmeyin)!” Şu‘arâ 26:151-152

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who spread corruption in the earth, and reform not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  153. 153

    قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ

    26:153

    They said: "Thou art only one of those bewitched!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Kavmi ise Salih’e) şöyle demişti: “Sen sadece büyülenmişlerdensin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Thou art but one of the bewitched;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  154. 154

    مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ

    26:154

    "Thou art no more than a mortal like us: then bring us a Sign, if thou tellest the truth!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Doğru söyleyenlerdensen (bize) bir delil getir!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thou art but a mortal like us. So bring some token if thou art of the truthful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  155. 155

    قَالَ هَـٰذِهِۦ نَاقَةٌ لَّهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

    26:155

    He said: "Here is a she-camel: she has a right of watering, and ye have a right of watering, (severally) on a day appointed.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Salih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Salih de) şöyle demişti: “İşte (delil) bu dişi devedir. (Belirli bir gün) su içme (hakkı) onun; belirli (bir) günün içme (hakkı da) sizindir!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: (Behold) this she-camel. She hath the right to drink (at the well), and ye have the right to drink, (each) on an appointed day.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  156. 156

    وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ

    26:156

    "Touch her not with harm, lest the Penalty of a Great Day seize you."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sakın ona hiçbir kötülük yapmayın; yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And touch her not with ill lest there come on you the retribution of an awful day.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  157. 157

    فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَـٰدِمِينَ

    26:157

    But they ham-strung her: then did they become full of regrets.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Derken onu kestiler; fakat pişman da oldular.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onu (deveyi) hunharca katletmiş, (sonradan) pişman olmuşlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But they hamstrung her, and then were penitent.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  158. 158

    فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

    26:158

    But the Penalty seized them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Ama çoktan) o azap kendilerini yakalamıştı. Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So the retribution came on them. Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  159. 159

    وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

    26:159

    And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! thy Lord! He is indeed the Mighty, the Merciful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  160. 160

    كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ

    26:160

    The people of Lut rejected the messengers.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Lût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Lut kavmi de elçileri yalanlamıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The folk of Lot denied the messengers (of Allah),

    M. Pickthall · EN · public-domain

  161. 161

    إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ

    26:161

    Behold, their brother Lut said to them: "Will ye not fear (Allah)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kardeşleri Lut onlara şöyle demişti: “(Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olmuyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When their brother Lot said unto them: Will ye not ward off (evil)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  162. 162

    إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

    26:162

    "I am to you a messenger worthy of all trust.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! I am a faithful messenger unto you,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  163. 163

    فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

    26:163

    "So fear Allah and obey me.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So keep your duty to Allah and obey me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  164. 164

    وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    26:164

    "No reward do I ask of you for it: my reward is only from the lord of the Worlds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And I ask of you no wage therefor; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  165. 165

    أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    26:165

    "Of all the creatures in the world, will ye approach males,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "İnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İnsanlardan erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    What! Of all creatures do ye come unto the males,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  166. 166

    وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ

    26:166

    "And leave those whom Allah has created for you to be your mates? Nay, ye are a people transgressing (all limits)!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz. Doğrusu siz sınırı aşmış (sapkın) bir topluluksunuz."

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And leave the wives your Lord created for you? Nay, but ye are froward folk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  167. 167

    قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَـٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ

    26:167

    They said: "If thou desist not, O Lut! thou wilt assuredly be cast out!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Kavmi), “Ey Lut! (Bu davandan) vazgeçmezsen mutlaka (kovulup) çıkartılanlardan olacaksın!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: If thou cease not, O Lot, thou wilt soon be of the outcast.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  168. 168

    قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ

    26:168

    He said: "I do detest your doings."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Lût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Lut da) “Doğrusu ben sizin bu işiniz nedeniyle (sizi) kınayanlardanım!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: I am in truth of those who hate your conduct.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  169. 169

    رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ

    26:169

    "O my Lord! deliver me and my family from such things as they do!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Yâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Rabbim! Onların yaptıkları işin (sonucundan) beni ve ailemi kurtar!” (diye dua etmişti).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    My Lord! Save me and my household from what they do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  170. 170

    فَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

    26:170

    So We delivered him and his family,- all

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz de geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So We saved him and his household, every one,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  171. 171

    إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ

    26:171

    Except an old woman who lingered behind.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ancak (geride) bir yaşlı kadın kaldı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz de geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık. Şu‘arâ 26:170-171

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save an old woman among those who stayed behind.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  172. 172

    ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

    26:172

    But the rest We destroyed utterly.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra geridekilerin hepsini helak ettik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ardından diğerlerini helak etmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then afterward We destroyed the others.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  173. 173

    وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ

    26:173

    We rained down on them a shower (of brimstone): and evil was the shower on those who were admonished (but heeded not)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Üzerlerine büyük bir bela yağmuru yağdırmıştık. Uyarılanların (ama yola gelmeyenlerin) bela yağmuru ne de kötü (olmuştu)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We rained on them a rain. And dreadful is the rain of those who have been warned.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  174. 174

    إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

    26:174

    Verily in this is a Sign: but most of them do not believe.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  175. 175

    وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

    26:175

    And verily thy Lord is He, the Exalted in Might Most Merciful.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! thy Lord, He is indeed the Mighty, the Merciful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  176. 176

    كَذَّبَ أَصْحَـٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ

    26:176

    The Companions of the Wood rejected the messengers.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Eyke halkı da elçileri yalanlamıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The dwellers in the wood (of Midian) denied the messengers (of Allah),

    M. Pickthall · EN · public-domain

  177. 177

    إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ

    26:177

    Behold, Shu'aib said to them: "Will ye not fear (Allah)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şuayb onlara şöyle demişti: “(Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When Shu'eyb said unto them: Will ye not ward off (evil)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  178. 178

    إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

    26:178

    "I am to you a messenger worthy of all trust.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! I am a faithful messenger unto you,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  179. 179

    فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

    26:179

    "So fear Allah and obey me.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So keep your duty to Allah and obey me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  180. 180

    وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    26:180

    "No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And I ask of you no wage for it; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  181. 181

    ۞ أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ

    26:181

    "Give just measure, and cause no loss (to others by fraud).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ölçüyü tastamam yapın; (başkalarının hakkını) eksik verenlerden olmayın!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Give full measure, and be not of those who give less (than the due).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  182. 182

    وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ

    26:182

    "And weigh with scales true and upright.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ve doğru terazi ile tartın."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Doğru bir terazi ile tartın!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And weigh with the true balance.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  183. 183

    وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

    26:183

    "And withhold not things justly due to men, nor do evil in the land, working mischief.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İnsanlara eşyalarını eksik vermeyin! Yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Wrong not mankind in their goods, and do not evil, making mischief, in the earth.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  184. 184

    وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ

    26:184

    "And fear Him Who created you and (who created) the generations before (you)"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "O sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sizi de önceki nesilleri de yaratan (Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And keep your duty unto Him Who created you and the generations of the men of old.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  185. 185

    قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ

    26:185

    They said: "Thou art only one of those bewitched!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Kavmi) şöyle demişti: “Sen sadece büyülenmişlerdensin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Thou art but one of the bewitched;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  186. 186

    وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَـٰذِبِينَ

    26:186

    "Thou art no more than a mortal like us, and indeed we think thou art a liar!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Biz seni şüphesiz ki yalancılardan sanıyoruz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thou art but a mortal like us, and lo! we deem thee of the liars.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  187. 187

    فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ

    26:187

    "Now cause a piece of the sky to fall on us, if thou art truthful!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Doğru sözlülerdensen üzerimize gökten bir parça indir!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then make fragments of the heaven fall upon us, if thou art of the truthful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  188. 188

    قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ

    26:188

    He said: "My Lord knows best what ye do."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Şuayb) “Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilendir.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: My Lord is Best Aware of what ye do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  189. 189

    فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

    26:189

    But they rejected him. Then the punishment of a day of overshadowing gloom seized them, and that was the Penalty of a Great Day.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onu yalanlamışlardı ve kendilerini o gölge gününün azabı yakalamıştı. Şüphesiz ki o, büyük bir günün azabıydı!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But they denied him, so there came on them the retribution of the day of gloom. Lo! it was the retribution of an awful day.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  190. 190

    إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

    26:190

    Verily in that is a Sign: but most of them do not believe.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! herein is indeed a portent; yet most of them are not believers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  191. 191

    وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

    26:191

    And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! thy Lord! He is indeed the Mighty, the Merciful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  192. 192

    وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    26:192

    Verily this is a Revelation from the Lord of the Worlds:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki o (Kur’an), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! it is a revelation of the Lord of the Worlds,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  193. 193

    نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ

    26:193

    With it came down the spirit of Faith and Truth-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Resulüm!) Onu Rûhu'lemin (Cebrail) indirdi;

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur’an’ı) apaçık Arapça diliyle Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Which the True Spirit hath brought down

    M. Pickthall · EN · public-domain

  194. 194

    عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ

    26:194

    To thy heart and mind, that thou mayest admonish.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine;

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur’an’ı) apaçık Arapça diliyle Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir. Şu‘arâ 26:193-195

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Upon thy heart, that thou mayst be (one) of the warners,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  195. 195

    بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُّبِينٍ

    26:195

    In the perspicuous Arabic tongue.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Açık parlak bir Arapça lisan ile.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur’an’ı) apaçık Arapça diliyle Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir. Şu‘arâ 26:193-195

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    In plain Arabic speech.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  196. 196

    وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ

    26:196

    Without doubt it is (announced) in the mystic Books of former peoples.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O (Kur’an’ın ilkeleri), öncekilerin kitaplarında da vardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! it is in the Scriptures of the men of old.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  197. 197

    أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَـٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

    26:197

    Is it not a Sign to them that the Learned of the Children of Israel knew it (as true)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İsrailoğulları âlimlerinin onu (Kur’an’ı) tanıyıp bilmesi, o (inkârcılar) için bir delil değil midir?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is it not a token for them that the doctors of the Children of Israel know it?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  198. 198

    وَلَوْ نَزَّلْنَـٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ

    26:198

    Had We revealed it to any of the non-Arabs,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz Kur’an’ı, Arap olmayanlardan (yabancı) birine indirseydik, o da onu kendilerine (farklı bir dilde) okusaydı yine de ona inanmazlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And if We had revealed it unto one of any other nation than the Arabs,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  199. 199

    فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ

    26:199

    And had he recited it to them, they would not have believed in it.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz Kur’an’ı, Arap olmayanlardan (yabancı) birine indirseydik, o da onu kendilerine (farklı bir dilde) okusaydı yine de ona inanmazlardı. Şu‘arâ 26:198-199

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And he had read it unto them, they would not have believed in it.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  200. 200

    كَذَٰلِكَ سَلَكْنَـٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ

    26:200

    Thus have We caused it to enter the hearts of the sinners.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Biz onu (Kur’an’ı), suçluların kalplerine (gözlerinin içine) böylece soktuk.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thus do We make it traverse the hearts of the guilty.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  201. 201

    لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

    26:201

    They will not believe in it until they see the grievous Penalty;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hiç farkına varmadan kendilerine ansızın gelecek acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They will not believe in it till they behold the painful doom,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  202. 202

    فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

    26:202

    But the (Penalty) will come to them of a sudden, while they perceive it not;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hiç farkına varmadan kendilerine ansızın gelecek acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler. Şu‘arâ 26:201-202

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So that it will come upon them suddenly, when they perceive not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  203. 203

    فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ

    26:203

    Then they will say: "Shall we be respited?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?... diyeceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Azabı gördüklerinde) “Bize süre tanınır mı?” diyeceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then they will say: Are we to be reprieved?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  204. 204

    أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

    26:204

    Do they then ask for Our Penalty to be hastened on?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Azabımızı acele mi istiyorlar?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Would they (now) hasten on Our doom?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  205. 205

    أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَـٰهُمْ سِنِينَ

    26:205

    Seest thou? If We do let them enjoy (this life) for a few years,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şimdi şunu bir düşün: “Biz onları senelerce yaşatsak, sonra da (kendilerine) söz verilmiş olan (azap)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Hast thou then seen, if We content them for (long) years,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  206. 206

    ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ

    26:206

    Yet there comes to them at length the (Punishment) which they were promised!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şimdi şunu bir düşün: “Biz onları senelerce yaşatsak, sonra da (kendilerine) söz verilmiş olan (azap) başlarına gelse, Şu‘arâ 26:205-206

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And then cometh that which they were promised,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  207. 207

    مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ

    26:207

    It will profit them not that they enjoyed (this life)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yararlandırıldıkları nimetlerin kendilerine hiçbir yararı olmayacaktır.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (How) that wherewith they were contented naught availeth them?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  208. 208

    وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ

    26:208

    Never did We destroy a population, but had its warners -

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Zaten gerçeği hatırlatan uyarıcılar olmadan hiçbir şehri helak etmemiştik; biz kimseye haksızlık edici de değildik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We destroyed no township but it had its warners

    M. Pickthall · EN · public-domain

  209. 209

    ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَـٰلِمِينَ

    26:209

    By way of reminder; and We never are unjust.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Zaten gerçeği hatırlatan uyarıcılar olmadan hiçbir şehri helak etmemiştik; biz kimseye haksızlık edici de değildik. Şu‘arâ 26:208-209

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    For reminder, for We never were oppressors.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  210. 210

    وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَـٰطِينُ

    26:210

    No evil ones have brought down this (Revelation):

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onu (Kur’an’ı) şeytanlar indirmemiştir; bu onlara yaraşmaz; zaten (buna) güçleri de yetmez.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The devils did not bring it down.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  211. 211

    وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ

    26:211

    It would neither suit them nor would they be able (to produce it).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onu (Kur’an’ı) şeytanlar indirmemiştir; bu onlara yaraşmaz; zaten (buna) güçleri de yetmez. Şu‘arâ 26:210-211

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    It is not meet for them, nor is it in their power,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  212. 212

    إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ

    26:212

    Indeed they have been removed far from even (a chance of) hearing it.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar (şeytanlar), vahyi duymaktan kesin olarak uzak tutulmuşlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! verily they are banished from the hearing.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  213. 213

    فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ

    26:213

    So call not on any other god with Allah, or thou wilt be among those under the Penalty.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah ile birlikte herhangi bir ilaha sakın yalvarma; yoksa sen de azap edilenlerden olursun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor invoke not with Allah another god, lest thou be one of the doomed.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  214. 214

    وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ

    26:214

    And admonish thy nearest kinsmen,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Önce) en yakın hısımlarını uyar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Önce) yakın akrabanı uyar!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And warn thy tribe of near kindred,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  215. 215

    وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    26:215

    And lower thy wing to the Believers who follow thee.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve sana uyan müminlere kanadını indir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lower thy wing (in kindness) unto those believers who follow thee.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  216. 216

    فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ

    26:216

    Then if they disobey thee, say: "I am free (of responsibility) for what ye do!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar sana isyan ederlerse de ki: “Ben sizin yapmakta olduğunuz şeylerden uzağım.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And if they (thy kinsfolk) disobey thee, say: Lo! I am innocent of what they do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  217. 217

    وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ

    26:217

    And put thy trust on the Exalted in Might, the Merciful,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah’a) güven!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And put thy trust in the Mighty, the Merciful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  218. 218

    ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ

    26:218

    Who seeth thee standing forth (in prayer),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah’a) güven! Şu‘arâ 26:217-220

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who seeth thee when thou standest up (to pray)

    M. Pickthall · EN · public-domain

  219. 219

    وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّـٰجِدِينَ

    26:219

    And thy movements among those who prostrate themselves,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor.)

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah’a) güven! Şu‘arâ 26:217-220

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (seeth) thine abasement among those who fall prostrate (in worship).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  220. 220

    إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

    26:220

    For it is He Who heareth and knoweth all things.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah’a) güven! Şu‘arâ 26:217-220

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! He, only He, is the Hearer, the Knower.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  221. 221

    هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَـٰطِينُ

    26:221

    Shall I inform you, (O people!), on whom it is that the evil ones descend?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şeytanların kime ineceğini size bildireyim mi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Shall I inform you upon whom the devils descend?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  222. 222

    تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ

    26:222

    They descend on every lying, wicked person,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkese inerler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They descend on every sinful, false one.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  223. 223

    يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَـٰذِبُونَ

    26:223

    (Into whose ears) they pour hearsay vanities, and most of them are liars.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar (yalan sözlere) kulak verirler; çoğu da yalancıdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They listen eagerly, but most of them are liars.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  224. 224

    وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ

    26:224

    And the Poets,- It is those straying in Evil, who follow them:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (İnançsız) şairler(e gelince), onlara azgınlar uyarlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    As for poets, the erring follow them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  225. 225

    أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ

    26:225

    Seest thou not that they wander distracted in every valley?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmayacakları şeyleri söylediklerini görmüyor musun?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Hast thou not seen how they stray in every valley,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  226. 226

    وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ

    26:226

    And that they say what they practise not?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmayacakları şeyleri söylediklerini görmüyor musun? Şu‘arâ 26:225-226

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And how they say that which they do not?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  227. 227

    إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ ۗ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ

    26:227

    Except those who believe, work righteousness, engage much in the remembrance of Allah, and defend themselves only after they are unjustly attacked. And soon will the unjust assailants know what vicissitudes their affairs will take!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah’ı çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar hariç. Haksızlık edenler, nasıl bir devrimle devrileceklerini ileride bileceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save those who believe and do good works, and remember Allah much, and vindicate themselves after they have been wronged. Those who do wrong will come to know by what a (great) reverse they will be overturned!

    M. Pickthall · EN · public-domain

Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)