26.The Poets
الشعراءMeccan · 227 ayahs
- 1
طسٓمٓ
26:1
Ta. Sin. Mim.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Tâ, Sîn, Mîm.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Tâ. Sîn. Mîm.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ta. Sin. Mim.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
تِلْكَ ءَايَـٰتُ ٱلْكِتَـٰبِ ٱلْمُبِينِ
26:2
These are verses of the Book that makes (things) clear.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunlar sana apaçık kitabın âyetleridir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte şu(nlar), apaçık Kitabın ayetleridir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
These are revelations of the Scripture that maketh plain.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
لَعَلَّكَ بَـٰخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
26:3
It may be thou frettest thy soul with grief, that they do not become Believers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar iman etmiyor diye neredeyse kendine yazık edeceksin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It may be that thou tormentest thyself (O Muhammad) because they believe not.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةً فَظَلَّتْ أَعْنَـٰقُهُمْ لَهَا خَـٰضِعِينَ
26:4
If (such) were Our Will, We could send down to them from the sky a Sign, to which they would bend their necks in humility.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dilesek, üzerlerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de ona boyunları eğik (bükülü) kalır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
If We will, We can send down on them from the sky a portent so that their necks would remain bowed before it.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ ٱلرَّحْمَـٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ
26:5
But there comes not to them a newly-revealed Message from (Allah) Most Gracious, but they turn away therefrom.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kendilerine, Rahmân’dan her yeni mesaj geldiğinde ondan yüz çevirirler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Never cometh there unto them a fresh reminder from the Beneficent One, but they turn away from it.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَـٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
26:6
They have indeed rejected (the Message): so they will know soon (enough) the truth of what they mocked at!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Üstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Elbette (bu mesajı) da yalanladılar; (fakat) alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında kendilerine gelecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Now they have denied (the Truth); but there will come unto them tidings of that whereat they used to scoff.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ
26:7
Do they not look at the earth,- how many noble things of all kinds We have produced therein?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yerde her değerli çiftten nice (bitkiler) yetiştirdiğimizi hiç mi görmediler?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have they not seen the earth, how much of every fruitful kind We make to grow therein?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
26:8
Verily, in this is a Sign: but most of them do not believe.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! herein is indeed a portent; yet most of them are not believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
26:9
And verily, thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! thy Lord! He is indeed the Mighty, the Merciful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّـٰلِمِينَ
26:10
Behold, thy Lord called Moses: "Go to the people of iniquity,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani Rabbin, Musa’ya “Zalim topluma, yani Firavun’un kavmine git! (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacaklar mı?” diye seslenmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when thy Lord called Moses, saying: Go unto the wrongdoing folk,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
قَوْمَ فِرْعَوْنَ ۚ أَلَا يَتَّقُونَ
26:11
"The people of the Pharaoh: will they not fear Allah?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Firavun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani Rabbin, Musa’ya “Zalim topluma, yani Firavun’un kavmine git! (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacaklar mı?” diye seslenmişti. Şu‘arâ 26:10-11
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The folk of Pharaoh. Will they not ward off (evil)?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
26:12
He said: "O my Lord! I do fear that they will charge me with falsehood:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa) şöyle demişti: “Rabbim! Beni yalanlamalarından korkuyorum.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: My Lord! Lo! I fear that they will deny me,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَـٰرُونَ
26:13
"My breast will be straitened. And my speech may not go (smoothly): so send unto Aaron.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ve göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İçim daralabilir, dilim dönmeyebilir; (bu nedenle) Harun’a da elçilik ver!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And I shall be embarrassed, and my tongue will not speak plainly, therefor send for Aaron (to help me).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ
26:14
"And (further), they have a charge of crime against me; and I fear they may slay me."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onların lehinde, benim aleyhimde bir suç(um) var. Beni öldürmelerinden korkuyorum.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they have a crime against me, so I fear that they will kill me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
قَالَ كَلَّا ۖ فَٱذْهَبَا بِـَٔايَـٰتِنَآ ۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ
26:15
Allah said: "By no means! proceed then, both of you, with Our Signs; We are with you, and will listen (to your call).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) şöyle demişti: “Hayır! İkiniz mesajlarımı götürün! Biz sizinle birlikteyiz; (olup biteni) duymaktayız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Nay, verily. So go ye twain with Our tokens. Lo! We shall be with you, Hearing.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
26:16
"So go forth, both of you, to Pharaoh, and say: 'We have been sent by the Lord and Cherisher of the worlds;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Haydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Firavun’a gidin ve deyin ki: ‘Şüphesiz ki biz, İsrailoğullarını bizimle göndermen için âlemlerin Rabbi’nin elçi(leri)yiz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And come together unto Pharaoh and say: Lo! we bear a message of the Lord of the Worlds,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
26:17
"'Send thou with us the Children of Israel.'"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İsrail oğullarını bizimle beraber gönder."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Firavun’a gidin ve deyin ki: ‘Şüphesiz ki biz, İsrailoğullarını bizimle göndermen için âlemlerin Rabbi’nin elçi(leri)yiz.” Şu‘arâ 26:16-17
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Saying): Let the Children of Israel go with us.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ
26:18
(Pharaoh) said: "Did we not cherish thee as a child among us, and didst thou not stay in our midst many years of thy life?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Firavun) şöyle demişti: “Biz seni aramızda çocukken büyütmemiş miydik? Sen de ömründen senelerce aramızda kalmıştın.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Pharaoh) said (unto Moses): Did we not rear thee among us as a child? And thou didst dwell many years of thy life among us,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَـٰفِرِينَ
26:19
"And thou didst a deed of thine which (thou knowest) thou didst, and thou art an ungrateful (wretch)!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yaptığın o işini de yapmıştın. Sen nankörlerdensin.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And thou didst that thy deed which thou didst, and thou wast one of the ingrates.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
26:20
Moses said: "I did it then, when I was in error.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa) şöyle demişti: “Ben o zaman şaşkınlardan olarak (hata ile) o işi yapmıştım.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: I did it then, when I was of those who are astray.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
26:21
"So I fled from you (all) when I feared you; but my Lord has (since) invested me with judgment (and wisdom) and appointed me as one of the messengers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sizden korktuğum için de aranızdan kaçmıştım. Sonra Rabbim bana hikmet (doğru hüküm verme yeteneği) verdi ve beni elçilerden (biri olarak) görevlendirdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then I fled from you when I feared you, and my Lord vouchsafed me a command and appointed me (of the number) of those sent (by Him).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
26:22
"And this is the favour with which thou dost reproach me,- that thou hast enslaved the Children of Israel!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"O başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır. "
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Başıma kaktığın o nimete gelince, (onun sebebi de) İsrailoğullarını kendine kul köle etmendi.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And this is the past favour wherewith thou reproachest me: that thou hast enslaved the Children of Israel.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
26:23
Pharaoh said: "And what is the 'Lord and Cherisher of the worlds'?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Firavun) “Âlemlerin Rabbi de nedir?” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Pharaoh said: And what is the Lord of the Worlds?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
26:24
(Moses) said: "The Lord and Cherisher of the heavens and the earth, and all between,- if ye want to be quite sure."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa ise) “Kesin inananlar olursanız, (bilin ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Moses) said: Lord of the heavens and the earth and all that is between them, if ye had but sure belief.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ
26:25
(Pharaoh) said to those around: "Did ye not listen (to what he says)?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Firavun) etrafındakilere “Duymuyor musunuz?” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Pharaoh) said unto those around him: Hear ye not?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
26:26
(Moses) said: "Your Lord and the Lord of your fathers from the beginning!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa devamla) “O, sizin de Rabbinizdir; önceki atalarınızın da Rabbidir.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Your Lord and the Lord of your fathers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ
26:27
(Pharaoh) said: "Truly your messenger who has been sent to you is a veritable madman!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Firavun) “Size gönderilen bu Elçiniz mutlaka cinlenmiştir!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Pharaoh) said: Lo! your messenger who hath been sent unto you is indeed a madman!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ
26:28
(Moses) said: "Lord of the East and the West, and all between! if ye only had sense!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa ise) “Aklınızı kullanırsanız (anlarsınız ki Allah), doğunun, batının ve ikisi arasında bulunanların da Rabbidir.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Lord of the East and the West and all that is between them, if ye did but understand.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَـٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ
26:29
(Pharaoh) said: "If thou dost put forward any god other than me, I will certainly put thee in prison!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Firavun) “Benden başkasını ilah edinirsen şüphesiz ki seni hapse atılanlardan yaparım!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Pharaoh) said: If thou choosest a god other than me, I assuredly shall place thee among the prisoners.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍ مُّبِينٍ
26:30
(Moses) said: "Even if I showed you something clear (and) convincing?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa ise) “Sana apaçık bir şey (delil) getirsem de mi (hapse atarsın)?” diye sormuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Even though I show thee something plain?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ
26:31
(Pharaoh) said: "Show it then, if thou tellest the truth!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Firavun da) “Doğru söyleyenlerdensen getir onu (delilini göster)!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Pharaoh) said: Produce it then, if thou art of the truthful!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ
26:32
So (Moses) threw his rod, and behold, it was a serpent, plain (for all to see)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa) asasını atmıştı. Bir de ne görsünler, o (asa) apaçık bir yılan (olmuş)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then he flung down his staff and it became a serpent manifest,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّـٰظِرِينَ
26:33
And he drew out his hand, and behold, it was white to all beholders!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Elini de (koynundan) çıkarmıştı. Bir de ne görsünler, o (eli) bakanlara bembeyaz (görünmüştü).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he drew forth his hand and lo! it was white to the beholders.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَـٰذَا لَسَـٰحِرٌ عَلِيمٌ
26:34
(Pharaoh) said to the Chiefs around him: "This is indeed a sorcerer well-versed:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Firavun) çevresindeki yöneticilere şöyle demişti: “Bu, sizi büyüsüyle yurdunuzdan çıkarmak isteyen çok bilgili bir büyücüdür. Öneriniz nedir?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Pharaoh) said unto the chiefs about him: Lo! this is verily a knowing wizard,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ
26:35
"His plan is to get you out of your land by his sorcery; then what is it ye counsel?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Firavun) çevresindeki yöneticilere şöyle demişti: “Bu, sizi büyüsüyle yurdunuzdan çıkarmak isteyen çok bilgili bir büyücüdür. Öneriniz nedir?” Şu‘arâ 26:34-35
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who would drive you out of your land by his magic. Now what counsel ye?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَـٰشِرِينَ
26:36
They said: "Keep him and his brother in suspense (for a while), and dispatch to the Cities heralds to collect-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onlar) şöyle demişlerdi: “Kardeşiyle birlikte onu (Musa’yı) alıkoy ve bütün bilgin büyücüleri sana getirmeleri için toplayıcıları şehirlere gönder!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: Put him off, (him) and his brother, and send into the cities summoners
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ
26:37
"And bring up to thee all (our) sorcerers well-versed."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Onlar) şöyle demişlerdi: “Kardeşiyle birlikte onu (Musa’yı) alıkoy ve bütün bilgin büyücüleri sana getirmeleri için toplayıcıları şehirlere gönder!” Şu‘arâ 26:36-37
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who shall bring unto thee every knowing wizard.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَـٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
26:38
So the sorcerers were got together for the appointment of a day well-known,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Böylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Ardından) büyücüler belirli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirilmişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So the wizards were gathered together at a set time on a day appointed.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ
26:39
And the people were told: "Are ye (now) assembled?-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Halka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İnsanlara da “Siz de toplanıyor musunuz? (toplanın)!” denmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And it was said unto the people: Are ye (also) gathering?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ
26:40
"That we may follow the sorcerers (in religion) if they win?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Şehir halkı:) “Umarız ki büyücüler üstün gelirlerse büyücülere uyarız!” (demişti).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(They said): Aye, so that we may follow the wizards if they are the winners.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَـٰلِبِينَ
26:41
So when the sorcerers arrived, they said to Pharaoh: "Of course - shall we have a (suitable) reward if we win?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Büyücüler geldiklerinde, Firavun’a “Galip gelirsek bize ödül var, değil mi?” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when the wizards came they said unto Pharaoh: Will there surely be a reward for us if we are the winners?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
26:42
He said: "Yea, (and more),- for ye shall in that case be (raised to posts) nearest (to my person)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Firavun) “Tamam! Şüphesiz ki o takdirde siz gözdelerimden (olacaksı)nız!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Aye, and ye will then surely be of those brought near (to me).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ
26:43
Moses said to them: "Throw ye - that which ye are about to throw!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Musa onlara “Ne atacaksanız atın!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Moses said unto them: Throw what ye are going to throw!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَـٰلِبُونَ
26:44
So they threw their ropes and their rods, and said: "By the might of Pharaoh, it is we who will certainly win!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İplerini ve asalarını atmış ve “Firavun’un itibarı için elbette biz galip geleceğiz!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then they threw down their cords and their staves and said: By Pharaoh's might, lo! we verily are the winners.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ
26:45
Then Moses threw his rod, when, behold, it straightway swallows up all the falsehoods which they fake!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ardından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Musa da asasını atmıştı. Bir de ne görsünler, (Musa’nın asası) onların uydurduklarını yutuyor.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then Moses threw his staff and lo! it swallowed that which they did falsely show.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 46
فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَـٰجِدِينَ
26:46
Then did the sorcerers fall down, prostrate in adoration,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bunu gören) büyücüler derhal secdeye kapanmışlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the wizards were flung prostrate,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 47
قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
26:47
Saying: "We believe in the Lord of the Worlds,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"İman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine "
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Âlemlerin Rabbine, yani Musa ve Harun’un Rabbine inanıp güvendik!”demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Crying: We believe in the Lord of the Worlds,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 48
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ
26:48
"The Lord of Moses and Aaron."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Musa ve Harun'un Rabbine!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Âlemlerin Rabbine, yani Musa ve Harun’un Rabbine inanıp güvendik!”demişlerdi. Şu‘arâ 26:47-48
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The Lord of Moses and Aaron.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 49
قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَـٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ
26:49
Said (Pharaoh): "Believe ye in Him before I give you permission? surely he is your leader, who has taught you sorcery! but soon shall ye know! Be sure I will cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will cause you all to die on the cross!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Firavun) şöyle demişti: “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz, (öyle mi)! Şüphesiz ki o (Musa), size büyü öğreten büyüğünüzdür (akıl hocanızdır). İleride (size neler yapacağımı) elbette bileceksiniz. Dönekliğ(iniz)den dolayı kesinlikle ellerinizi ve ayaklarınızı elbette kestireceğim ve hepinizi astıracağım!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Pharaoh) said: Ye put your faith in him before I give you leave. Lo! he doubtless is your chief who taught you magic! But verily ye shall come to know. Verily I will cut off your hands and your feet alternately, and verily I will crucify you every one.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 50
قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ ۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
26:50
They said: "No matter! for us, we shall but return to our Lord!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Zararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Büyücüler) şöyle demişlerdi: “Zararı yok, (nasıl olsa) Rabbimize döneceğiz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: It is no hurt, for lo! unto our Lord we shall return.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 51
إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَـٰيَـٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
26:51
"Only, our desire is that our Lord will forgive us our faults, that we may become foremost among the believers!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Herhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İlk iman edenler (iman edenlerin öncüleri) olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! we ardently hope that our Lord will forgive us our sins because we are the first of the believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 52
۞ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
26:52
By inspiration we told Moses: "Travel by night with my servants; for surely ye shall be pursued."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Musa’ya “Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz ki takip edileceksiniz!” diye vahyetmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We inspired Moses, saying: Take away My slaves by night, for ye will be pursued.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 53
فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَـٰشِرِينَ
26:53
Then Pharaoh sent heralds to (all) the Cities,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Firavun da şehirlere (asker)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then Pharaoh sent into the cities summoners,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 54
إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ
26:54
(Saying): "These (Israelites) are but a small band,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Esasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Şüphesiz ki bunlar az bir topluluktur; (ama) bize karşı öfke doludurlar. Biz ise donanımlı bir topluluğuz!” (demişti).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Who said): Lo! these indeed are but a little troop,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 55
وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ
26:55
"And they are raging furiously against us;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar. "
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Şüphesiz ki bunlar az bir topluluktur; (ama) bize karşı öfke doludurlar. Biz ise donanımlı bir topluluğuz!” (demişti). Şu‘arâ 26:54-56
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! they are offenders against us.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 56
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَـٰذِرُونَ
26:56
"But we are a multitude amply fore-warned."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Biz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu.)
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Şüphesiz ki bunlar az bir topluluktur; (ama) bize karşı öfke doludurlar. Biz ise donanımlı bir topluluğuz!” (demişti). Şu‘arâ 26:54-56
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! we are a ready host.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 57
فَأَخْرَجْنَـٰهُم مِّن جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ
26:57
So We expelled them from gardens, springs,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bu vesile ile) onları (Firavun ve halkını) bahçeler(in)den, (su) kaynaklarından, hazinelerden ve değerli makamlardan çıkarmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus did We take them away from gardens and watersprings,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 58
وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
26:58
Treasures, and every kind of honourable position;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bu vesile ile) onları (Firavun ve halkını) bahçeler(in)den, (su) kaynaklarından, hazinelerden ve değerli makamlardan çıkarmıştık. Şu‘arâ 26:57-58
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And treasures and a fair estate.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 59
كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَـٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
26:59
Thus it was, but We made the Children of Israel inheritors of such things.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Böylece İsrailoğullarını onlara (geride bıraktıklarına) mirasçı yapmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus (were those things taken from them) and We caused the Children of Israel to inherit them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 60
فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ
26:60
So they pursued them at sunrise.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Derken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Firavun ve adamları) gün doğarken onların peşine düşmüşlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they overtook them at sunrise.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 61
فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَـٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ
26:61
And when the two bodies saw each other, the people of Moses said: "We are sure to be overtaken."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İki topluluk birbirini görünce Musa’nın halkı “Şüphesiz ki yakalandık!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when the two hosts saw each other, those with Moses said: Lo! we are indeed caught.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 62
قَالَ كَلَّآ ۖ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ
26:62
(Moses) said: "By no means! my Lord is with me! Soon will He guide me!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa) “Asla! Şüphesiz ki Rabbim benimledir, bana yol gösterecektir!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Nay, verily! for lo! my Lord is with me. He will guide me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 63
فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ ۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ
26:63
Then We told Moses by inspiration: "Strike the sea with thy rod." So it divided, and each separate part became like the huge, firm mass of a mountain.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Musa’ya “Asanla denize vur!” diye vahyetmiştik. (Deniz) derhal yarılmış; her bölüm koca bir dağ gibi olmuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then We inspired Moses, saying: Smite the sea with thy staff. And it parted, and each part was as a mountain vast.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 64
وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْـَٔاخَرِينَ
26:64
And We made the other party approach thither.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ötekilerini de buraya yanaştırıvermiştik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Diğerlerini oraya yaklaştırmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then brought We near the others to that place.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 65
وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
26:65
We delivered Moses and all who were with him;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtarmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We saved Moses and those with him, every one;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 66
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
26:66
But We drowned the others.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra da ötekileri suda boğduk.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra diğerlerini (suda) boğmuştuk.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We drowned the others.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 67
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
26:67
Verily in this is a Sign: but most of them do not believe.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 68
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
26:68
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo, thy Lord! He is indeed the Mighty, the Merciful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 69
وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ
26:69
And rehearse to them (something of) Abraham's story.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara İbrahim’in haberini tilavet et (okuyup aktar)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Recite unto them the story of Abraham:
M. Pickthall · EN · public-domain
- 70
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ
26:70
Behold, he said to his father and his people: "What worship ye?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani o (İbrahim), babasına ve kavmine “Neye tapıyorsunuz?” diye sormuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When he said unto his father and his folk: What worship ye?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 71
قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَـٰكِفِينَ
26:71
They said: "We worship idols, and we remain constantly in attendance on them."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Birtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: We worship idols, and are ever devoted unto them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 72
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ
26:72
He said: "Do they listen to you when ye call (on them)?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İbrahim) “Kendilerine yalvardığınızda sizi duyuyorlar veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı?” diye sormuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Do they hear you when ye cry?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 73
أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ
26:73
"Or do you good or harm?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Veya size fayda veya zararları olur mu?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İbrahim) “Kendilerine yalvardığınızda sizi duyuyorlar veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı?” diye sormuştu. Şu‘arâ 26:72-73
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or do they benefit or harm you?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 74
قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ
26:74
They said: "Nay, but we found our fathers doing thus (what we do)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Yok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar “Hayır ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk!” cevabını vermişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: Nay, but we found our fathers acting on this wise.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 75
قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
26:75
He said: "Do ye then see whom ye have been worshipping,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İbrahim) şöyle demişti: “Siz ve önceki atalarınız neye taptığınızı hiç düşündünüz mü?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: See now that which ye worship,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 76
أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ
26:76
"Ye and your fathers before you?-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İbrahim) şöyle demişti: “Siz ve önceki atalarınız neye taptığınızı hiç düşündünüz mü? Şu‘arâ 26:75-76
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ye and your forefathers!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 77
فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
26:77
"For they are enemies to me; not so the Lord and Cherisher of the Worlds;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Hep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki onlar (putlar) benim düşmanımdır; sadece âlemlerin Rabbine (kulluk ederim).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! they are (all) an enemy unto me, save the Lord of the Worlds,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 78
ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ
26:78
"Who created me, and it is He Who guides me;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"O ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir,"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(O) beni yaratandır ve bana doğru yolu gösterendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who created me, and He doth guide me,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 79
وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ
26:79
"Who gives me food and drink,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Beni yediren, içirendir,"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Beni yedirendir ve içirendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Who feedeth me and watereth me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 80
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
26:80
"And when I am ill, it is He Who cures me;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Hastalandığım zaman bana O, şifâ verir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hastalandığımda bana şifa verendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when I sicken, then He healeth me,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 81
وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ
26:81
"Who will cause me to die, and then to life (again);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"O ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir. "
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Beni öldürüp sonra diriltecek olandır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Who causeth me to die, then giveth me life (again),
M. Pickthall · EN · public-domain
- 82
وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ
26:82
"And who, I hope, will forgive me my faults on the day of Judgment.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ve hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hesap gününde benim için hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Who, I ardently hope, will forgive me my sin on the Day of Judgment.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 83
رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّـٰلِحِينَ
26:83
"O my Lord! bestow wisdom on me, and join me with the righteous;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ya Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rabbim! Bana doğru hüküm verme yeteneği ver ve beni iyiler arasına kat!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
My Lord! Vouchsafe me wisdom and unite me to the righteous.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 84
وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
26:84
"Grant me honourable mention on the tongue of truth among the latest (generations);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bana, (benden) sonra gelecekler arasında iyilikle anılmayı nasip et!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And give unto me a good report in later generations.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 85
وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ
26:85
"Make me one of the inheritors of the Garden of Bliss;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ve beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Beni, nimet cennetinin mirasçılarından kıl!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And place me among the inheritors of the Garden of Delight,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 86
وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
26:86
"Forgive my father, for that he is among those astray;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Babamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir. "
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Babamı da bağışla! Şüphesiz ki o, sapkınlardandır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And forgive my father. Lo! he is of those who err.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 87
وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ
26:87
"And let me not be in disgrace on the Day when (men) will be raised up;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And abase me not on the day when they are raised,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 88
يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ
26:88
"The Day whereon neither wealth nor sons will avail,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!” Şu‘arâ 26:87-89
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The day when wealth and sons avail not (any man)
M. Pickthall · EN · public-domain
- 89
إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
26:89
"But only he (will prosper) that brings to Allah a sound heart;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!” Şu‘arâ 26:87-89
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save him who bringeth unto Allah a whole heart.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 90
وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ
26:90
"To the righteous, the Garden will be brought near,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(O gün) cennet, muttakîlere (duyarlı olanlara) yaklaştırılacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the Garden will be brought nigh for those who ward off (evil).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 91
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ
26:91
"And to those straying in Evil, the Fire will be placed in full view;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Cehennem de azgınlar için ortaya çıkartılacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And hell will appear plainly to the erring.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 92
وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
26:92
"And it shall be said to them: 'Where are the (gods) ye worshipped-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara (cehennemliklere) “Allah’ın peşi sıra taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?” denecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And it will be said unto them: Where is (all) that ye used to worship
M. Pickthall · EN · public-domain
- 93
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ
26:93
"'Besides Allah? Can they help you or help themselves?'
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlara (cehennemliklere) “Allah’ın peşi sıra taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?” denecektir. Şu‘arâ 26:92-93
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Instead of Allah? Can they help you or help themselves?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 94
فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ
26:94
"Then they will be thrown headlong into the (Fire),- they and those straying in Evil,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar (İbrahim’in kavmi) bütün azgınlar ve İblis’in askerleri, hepsi tepetaklak cehenneme atılacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then will they be hurled therein, they and the seducers
M. Pickthall · EN · public-domain
- 95
وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ
26:95
"And the whole hosts of Iblis together.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar (İbrahim’in kavmi) bütün azgınlar ve İblis’in askerleri, hepsi tepetaklak cehenneme atılacaklardır. Şu‘arâ 26:94-95
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the hosts of Iblis, together.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 96
قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ
26:96
"They will say there in their mutual bickerings:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Cehennemlikler)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they will say, when they are quarrelling therein:
M. Pickthall · EN · public-domain
- 97
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ
26:97
"'By Allah, we were truly in an error manifest,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’a yemin olsun: Sizi âlemlerin Rabbiyle eşit saymakla doğrusu apaçık bir sapkınlık içindeymişiz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By Allah, of a truth we were in error manifest
M. Pickthall · EN · public-domain
- 98
إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
26:98
"'When we held you as equals with the Lord of the Worlds;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’a yemin olsun: Sizi âlemlerin Rabbiyle eşit saymakla doğrusu apaçık bir sapkınlık içindeymişiz. Şu‘arâ 26:97-98
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When we made you equal with the Lord of the Worlds.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 99
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ
26:99
"'And our seducers were only those who were steeped in guilt.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ve bizi hep o günahkarlar saptırdı."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bizi, o suçlulardan başkası saptırmadı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It was but the guilty who misled us.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 100
فَمَا لَنَا مِن شَـٰفِعِينَ
26:100
"'Now, then, we have none to intercede (for us),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bak bizim için ne şefaatçiler var,"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bizim için şefaatçiler de yok.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Now we have no intercessors
M. Pickthall · EN · public-domain
- 101
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ
26:101
"'Nor a single friend to feel (for us).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ne de yakın bir dost."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yakın bir dost da yok.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nor any loving friend.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 102
فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
26:102
"'Now if we only had a chance of return we shall truly be of those who believe!'"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Keşke bizim için (dünyaya) bir daha dönüş olsaydı da müminlerden olsa(ydı)k!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Oh, that we had another turn (on earth), that we might be of the believers!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 103
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
26:103
Verily in this is a Sign but most of them do not believe.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 104
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
26:104
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo, thy Lord! He is indeed the Mighty, the Merciful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 105
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
26:105
The people of Noah rejected the messengers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Nuh’un kavmi de elçileri yalanlamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Noah's folk denied the messengers (of Allah),
M. Pickthall · EN · public-domain
- 106
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
26:106
Behold, their brother Noah said to them: "Will ye not fear (Allah)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: “(Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When their brother Noah said unto them: Will ye not ward off (evil)?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 107
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
26:107
"I am to you a messenger worthy of all trust:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! I am a faithful messenger unto you,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 108
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
26:108
"So fear Allah, and obey me.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So keep your duty to Allah, and obey me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 109
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
26:109
"No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And I ask of you no wage therefor; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 110
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
26:110
"So fear Allah, and obey me."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Gelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So keep your duty to Allah, and obey me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 111
۞ قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ
26:111
They said: "Shall we believe in thee when it is the meanest that follow thee?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Â, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kavmi) “Sana düşük (seviyeli) insanlar uymuşken, biz sana iman eder miyiz hiç!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: Shall we put faith in thee, when the lowest (of the people) follow thee?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 112
قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
26:112
He said: "And what do I know as to what they do?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Nuh) şöyle demişti: “Onların (daha önce) neler yaptığına dair hiçbir bilgim yok.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: And what knowledge have I of what they may have been doing (in the past)?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 113
إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى ۖ لَوْ تَشْعُرُونَ
26:113
"Their account is only with my Lord, if ye could (but) understand.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Düşünürseniz, onların hesabının ancak Rabbime ait olduğunu anlarsınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! their reckoning is my Lord's concern, if ye but knew;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 114
وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
26:114
"I am not one to drive away those who believe.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Hem ben iman edenleri kovmaya memur değilim."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ben müminleri asla (yanımdan) kovamam.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And I am not (here) to repulse believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 115
إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
26:115
"I am sent only to warn plainly in public."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
I am only a plain warner.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 116
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَـٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ
26:116
They said: "If thou desist not, O Noah! thou shalt be stoned (to death)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kavmi) şöyle demişti: “Ey Nuh! (Bu davandan) vazgeçmezsen (iyi bil ki) kovulmuşlardan olacaksın!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: If thou cease not, O Noah, thou wilt surely be among those stoned (to death).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 117
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ
26:117
He said: "O my Lord! truly my people have rejected me.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Nuh, Rabbine yönelerek) “Rabbim! Kavmim beni yalanladı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: My Lord! Lo! my own folk deny me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 118
فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
26:118
"Judge Thou, then, between me and them openly, and deliver me and those of the Believers who are with me."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Benimle onlar arasında hükmünü ver ve hem beni hem de benimle birlikte inananları kurtar!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor judge Thou between us, a (conclusive) judgment, and save me and those believers who are with me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 119
فَأَنجَيْنَـٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
26:119
So We delivered him and those with him, in the Ark filled (with all creatures).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz de onu ve beraberindekileri dolu gemide (taşıyarak) kurtarmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We saved him and those with him in the laden ship.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 120
ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ
26:120
Thereafter We drowned those who remained behind.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra da arkasında kalanları suda boğduk.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sonra da geride kalanları (suda) boğmuştuk.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then afterward We drowned the others.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 121
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
26:121
Verily in this is a Sign: but most of them do not believe.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 122
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
26:122
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo, thy Lord, He is indeed the Mighty, the Merciful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 123
كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ
26:123
The 'Ad (people) rejected the messengers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Âd (kavmi) de elçileri yalanlamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(The tribe of) A'ad denied the messengers (of Allah).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 124
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
26:124
Behold, their brother Hud said to them: "Will ye not fear (Allah)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kardeşleri Hud onlara şöyle demişti: “(Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When their brother Hud said unto them: Will ye not ward off (evil)?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 125
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
26:125
"I am to you a messenger worthy of all trust:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! I am a faithful messenger unto you,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 126
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
26:126
"So fear Allah and obey me.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Gelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So keep your duty to Allah and obey me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 127
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
26:127
"No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir. "
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And I ask of you no wage therefor; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 128
أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةً تَعْبَثُونَ
26:128
"Do ye build a landmark on every high place to amuse yourselves?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Siz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Siz övünüp eğlenmek üzere her yüksek yere bir ayet (anıt) mı dikiyorsunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Build ye on every high place a monument for vain delight?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 129
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ
26:129
"And do ye get for yourselves fine buildings in the hope of living therein (for ever)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sürekli kalacağınızı umarak sağlam yapılar yapıyorsunuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And seek ye out strongholds, that haply ye may last for ever?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 130
وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ
26:130
"And when ye exert your strong hand, do ye do it like men of absolute power?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Hem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İnsanları) yakaladığınız zaman zorbalar olarak yakalıyorsunuz (zalimce davranıyorsunuz).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if ye seize by force, seize ye as tyrants?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 131
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
26:131
"Now fear Allah, and obey me.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Rather keep your duty to Allah, and obey me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 132
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ
26:132
"Yea, fear Him Who has bestowed on you freely all that ye know.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"O Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte,"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Keep your duty toward Him Who hath aided you with (the good things) that ye know,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 133
أَمَدَّكُم بِأَنْعَـٰمٍ وَبَنِينَ
26:133
"Freely has He bestowed on you cattle and sons,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Davarlar, oğullar,"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olun! Şu‘arâ 26:132-134
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hath aided you with cattle and sons.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 134
وَجَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ
26:134
"And Gardens and Springs.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olun! Şu‘arâ 26:132-134
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And gardens and watersprings.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 135
إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
26:135
"Truly I fear for you the Penalty of a Great Day."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Cidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki üzerinize gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! I fear for you the retribution of an awful day.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 136
قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ
26:136
They said: "It is the same to us whether thou admonish us or be not among (our) admonishers!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Dediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kavmi ise) şöyle demişti: “Öğüt versen de öğüt verenlerden olmasan da bizim için birdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: It is all one to us whether thou preachest or art not of those who preach;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 137
إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ
26:137
"This is no other than a customary device of the ancients,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bu sırf eskilerin âdetidir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bu (söylediklerin) öncekilerin uydurmalarından başka bir şey değildir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This is but a fable of the men of old,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 138
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
26:138
"And we are not the ones to receive Pains and Penalties!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Biz azaba uğratılacak da değiliz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz asla azaba uğratılacak da değiliz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And we shall not be doomed.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 139
فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَـٰهُمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
26:139
So they rejected him, and We destroyed them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Böylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Böylece onu (Hud’u) yalanlamışlardı; biz de kendilerini helak etmiştik. Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they denied him; therefor We destroyed them. Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 140
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
26:140
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! thy Lord, He is indeed the Mighty, the Merciful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 141
كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ
26:141
The Thamud (people) rejected the messengers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Semûd (kavmi) de elçileri yalanlamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(The tribe of) Thamud denied the messengers (of Allah)
M. Pickthall · EN · public-domain
- 142
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَـٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
26:142
Behold, their brother Salih said to them: "Will you not fear (Allah)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: “(Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olmuyor musunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When their brother Salih said unto them: Will ye not ward off (evil)?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 143
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
26:143
"I am to you a messenger worthy of all trust.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! I am a faithful messenger unto you,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 144
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
26:144
"So fear Allah, and obey me.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So keep your duty to Allah and obey me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 145
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
26:145
"No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And I ask of you no wage therefor; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 146
أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَـٰهُنَآ ءَامِنِينَ
26:146
"Will ye be left secure, in (the enjoyment of) all that ye have here?-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Will ye be left secure in that which is here before us,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 147
فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ
26:147
"Gardens and Springs,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bahçelerin, pınarların içinde,"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız? Şu‘arâ 26:146-148
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In gardens and watersprings.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 148
وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ
26:148
"And corn-fields and date-palms with spathes near breaking (with the weight of fruit)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında,"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız? Şu‘arâ 26:146-148
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And tilled fields and heavy-sheathed palm-trees,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 149
وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا فَـٰرِهِينَ
26:149
"And ye carve houses out of (rocky) mountains with great skill.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ki bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şımarıklık yaparak dağlardan (kayalardan) evler yontuyorsunuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Though ye hew out dwellings in the mountain, being skilful?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 150
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
26:150
"But fear Allah and obey me;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Gelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor keep your duty to Allah and obey me,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 151
وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ
26:151
"And follow not the bidding of those who are extravagant,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yeryüzünde bozgunculuk yapıp ıslah edici olmayan haddi aşanların emrine itaat etmeyin (hükümlerine boyun eğmeyin)!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And obey not the command of the prodigal,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 152
ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
26:152
"Who make mischief in the land, and mend not (their ways)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yeryüzünde bozgunculuk yapıp ıslah edici olmayan haddi aşanların emrine itaat etmeyin (hükümlerine boyun eğmeyin)!” Şu‘arâ 26:151-152
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who spread corruption in the earth, and reform not.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 153
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
26:153
They said: "Thou art only one of those bewitched!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kavmi ise Salih’e) şöyle demişti: “Sen sadece büyülenmişlerdensin.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: Thou art but one of the bewitched;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 154
مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ
26:154
"Thou art no more than a mortal like us: then bring us a Sign, if thou tellest the truth!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Doğru söyleyenlerdensen (bize) bir delil getir!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thou art but a mortal like us. So bring some token if thou art of the truthful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 155
قَالَ هَـٰذِهِۦ نَاقَةٌ لَّهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
26:155
He said: "Here is a she-camel: she has a right of watering, and ye have a right of watering, (severally) on a day appointed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Salih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Salih de) şöyle demişti: “İşte (delil) bu dişi devedir. (Belirli bir gün) su içme (hakkı) onun; belirli (bir) günün içme (hakkı da) sizindir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: (Behold) this she-camel. She hath the right to drink (at the well), and ye have the right to drink, (each) on an appointed day.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 156
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ
26:156
"Touch her not with harm, lest the Penalty of a Great Day seize you."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sakın ona hiçbir kötülük yapmayın; yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And touch her not with ill lest there come on you the retribution of an awful day.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 157
فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَـٰدِمِينَ
26:157
But they ham-strung her: then did they become full of regrets.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Derken onu kestiler; fakat pişman da oldular.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onu (deveyi) hunharca katletmiş, (sonradan) pişman olmuşlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But they hamstrung her, and then were penitent.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 158
فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
26:158
But the Penalty seized them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Ama çoktan) o azap kendilerini yakalamıştı. Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So the retribution came on them. Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 159
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
26:159
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! thy Lord! He is indeed the Mighty, the Merciful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 160
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
26:160
The people of Lut rejected the messengers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Lût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Lut kavmi de elçileri yalanlamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The folk of Lot denied the messengers (of Allah),
M. Pickthall · EN · public-domain
- 161
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
26:161
Behold, their brother Lut said to them: "Will ye not fear (Allah)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kardeşleri Lut onlara şöyle demişti: “(Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olmuyor musunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When their brother Lot said unto them: Will ye not ward off (evil)?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 162
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
26:162
"I am to you a messenger worthy of all trust.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! I am a faithful messenger unto you,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 163
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
26:163
"So fear Allah and obey me.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So keep your duty to Allah and obey me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 164
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
26:164
"No reward do I ask of you for it: my reward is only from the lord of the Worlds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And I ask of you no wage therefor; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 165
أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَـٰلَمِينَ
26:165
"Of all the creatures in the world, will ye approach males,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"İnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İnsanlardan erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
What! Of all creatures do ye come unto the males,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 166
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ
26:166
"And leave those whom Allah has created for you to be your mates? Nay, ye are a people transgressing (all limits)!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz. Doğrusu siz sınırı aşmış (sapkın) bir topluluksunuz."
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And leave the wives your Lord created for you? Nay, but ye are froward folk.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 167
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَـٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ
26:167
They said: "If thou desist not, O Lut! thou wilt assuredly be cast out!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kavmi), “Ey Lut! (Bu davandan) vazgeçmezsen mutlaka (kovulup) çıkartılanlardan olacaksın!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: If thou cease not, O Lot, thou wilt soon be of the outcast.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 168
قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ
26:168
He said: "I do detest your doings."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Lût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Lut da) “Doğrusu ben sizin bu işiniz nedeniyle (sizi) kınayanlardanım!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: I am in truth of those who hate your conduct.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 169
رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ
26:169
"O my Lord! deliver me and my family from such things as they do!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Yâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rabbim! Onların yaptıkları işin (sonucundan) beni ve ailemi kurtar!” (diye dua etmişti).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
My Lord! Save me and my household from what they do.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 170
فَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
26:170
So We delivered him and his family,- all
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz de geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So We saved him and his household, every one,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 171
إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ
26:171
Except an old woman who lingered behind.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak (geride) bir yaşlı kadın kaldı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz de geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık. Şu‘arâ 26:170-171
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save an old woman among those who stayed behind.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 172
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
26:172
But the rest We destroyed utterly.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra geridekilerin hepsini helak ettik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ardından diğerlerini helak etmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then afterward We destroyed the others.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 173
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ
26:173
We rained down on them a shower (of brimstone): and evil was the shower on those who were admonished (but heeded not)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Üzerlerine büyük bir bela yağmuru yağdırmıştık. Uyarılanların (ama yola gelmeyenlerin) bela yağmuru ne de kötü (olmuştu)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We rained on them a rain. And dreadful is the rain of those who have been warned.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 174
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
26:174
Verily in this is a Sign: but most of them do not believe.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 175
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
26:175
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might Most Merciful.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! thy Lord, He is indeed the Mighty, the Merciful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 176
كَذَّبَ أَصْحَـٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ
26:176
The Companions of the Wood rejected the messengers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Eyke halkı da elçileri yalanlamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The dwellers in the wood (of Midian) denied the messengers (of Allah),
M. Pickthall · EN · public-domain
- 177
إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
26:177
Behold, Shu'aib said to them: "Will ye not fear (Allah)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şuayb onlara şöyle demişti: “(Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When Shu'eyb said unto them: Will ye not ward off (evil)?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 178
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
26:178
"I am to you a messenger worthy of all trust.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! I am a faithful messenger unto you,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 179
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
26:179
"So fear Allah and obey me.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So keep your duty to Allah and obey me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 180
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
26:180
"No reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And I ask of you no wage for it; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 181
۞ أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ
26:181
"Give just measure, and cause no loss (to others by fraud).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ölçüyü tastamam yapın; (başkalarının hakkını) eksik verenlerden olmayın!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Give full measure, and be not of those who give less (than the due).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 182
وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ
26:182
"And weigh with scales true and upright.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ve doğru terazi ile tartın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğru bir terazi ile tartın!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And weigh with the true balance.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 183
وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
26:183
"And withhold not things justly due to men, nor do evil in the land, working mischief.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İnsanlara eşyalarını eksik vermeyin! Yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Wrong not mankind in their goods, and do not evil, making mischief, in the earth.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 184
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ
26:184
"And fear Him Who created you and (who created) the generations before (you)"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"O sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sizi de önceki nesilleri de yaratan (Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And keep your duty unto Him Who created you and the generations of the men of old.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 185
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
26:185
They said: "Thou art only one of those bewitched!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kavmi) şöyle demişti: “Sen sadece büyülenmişlerdensin.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: Thou art but one of the bewitched;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 186
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَـٰذِبِينَ
26:186
"Thou art no more than a mortal like us, and indeed we think thou art a liar!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Biz seni şüphesiz ki yalancılardan sanıyoruz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thou art but a mortal like us, and lo! we deem thee of the liars.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 187
فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ
26:187
"Now cause a piece of the sky to fall on us, if thou art truthful!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Doğru sözlülerdensen üzerimize gökten bir parça indir!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then make fragments of the heaven fall upon us, if thou art of the truthful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 188
قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
26:188
He said: "My Lord knows best what ye do."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Şuayb) “Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilendir.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: My Lord is Best Aware of what ye do.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 189
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
26:189
But they rejected him. Then the punishment of a day of overshadowing gloom seized them, and that was the Penalty of a Great Day.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onu yalanlamışlardı ve kendilerini o gölge gününün azabı yakalamıştı. Şüphesiz ki o, büyük bir günün azabıydı!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But they denied him, so there came on them the retribution of the day of gloom. Lo! it was the retribution of an awful day.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 190
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
26:190
Verily in that is a Sign: but most of them do not believe.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! herein is indeed a portent; yet most of them are not believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 191
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
26:191
And verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! thy Lord! He is indeed the Mighty, the Merciful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 192
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
26:192
Verily this is a Revelation from the Lord of the Worlds:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki o (Kur’an), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! it is a revelation of the Lord of the Worlds,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 193
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ
26:193
With it came down the spirit of Faith and Truth-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Resulüm!) Onu Rûhu'lemin (Cebrail) indirdi;
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur’an’ı) apaçık Arapça diliyle Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Which the True Spirit hath brought down
M. Pickthall · EN · public-domain
- 194
عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ
26:194
To thy heart and mind, that thou mayest admonish.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine;
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur’an’ı) apaçık Arapça diliyle Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir. Şu‘arâ 26:193-195
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Upon thy heart, that thou mayst be (one) of the warners,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 195
بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُّبِينٍ
26:195
In the perspicuous Arabic tongue.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Açık parlak bir Arapça lisan ile.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur’an’ı) apaçık Arapça diliyle Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir. Şu‘arâ 26:193-195
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In plain Arabic speech.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 196
وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ
26:196
Without doubt it is (announced) in the mystic Books of former peoples.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O (Kur’an’ın ilkeleri), öncekilerin kitaplarında da vardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! it is in the Scriptures of the men of old.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 197
أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَـٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
26:197
Is it not a Sign to them that the Learned of the Children of Israel knew it (as true)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İsrailoğulları âlimlerinin onu (Kur’an’ı) tanıyıp bilmesi, o (inkârcılar) için bir delil değil midir?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is it not a token for them that the doctors of the Children of Israel know it?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 198
وَلَوْ نَزَّلْنَـٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ
26:198
Had We revealed it to any of the non-Arabs,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz Kur’an’ı, Arap olmayanlardan (yabancı) birine indirseydik, o da onu kendilerine (farklı bir dilde) okusaydı yine de ona inanmazlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if We had revealed it unto one of any other nation than the Arabs,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 199
فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ
26:199
And had he recited it to them, they would not have believed in it.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz Kur’an’ı, Arap olmayanlardan (yabancı) birine indirseydik, o da onu kendilerine (farklı bir dilde) okusaydı yine de ona inanmazlardı. Şu‘arâ 26:198-199
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he had read it unto them, they would not have believed in it.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 200
كَذَٰلِكَ سَلَكْنَـٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
26:200
Thus have We caused it to enter the hearts of the sinners.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz onu (Kur’an’ı), suçluların kalplerine (gözlerinin içine) böylece soktuk.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus do We make it traverse the hearts of the guilty.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 201
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
26:201
They will not believe in it until they see the grievous Penalty;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hiç farkına varmadan kendilerine ansızın gelecek acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They will not believe in it till they behold the painful doom,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 202
فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
26:202
But the (Penalty) will come to them of a sudden, while they perceive it not;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hiç farkına varmadan kendilerine ansızın gelecek acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler. Şu‘arâ 26:201-202
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So that it will come upon them suddenly, when they perceive not.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 203
فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ
26:203
Then they will say: "Shall we be respited?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?... diyeceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Azabı gördüklerinde) “Bize süre tanınır mı?” diyeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then they will say: Are we to be reprieved?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 204
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
26:204
Do they then ask for Our Penalty to be hastened on?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Azabımızı acele mi istiyorlar?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Would they (now) hasten on Our doom?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 205
أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَـٰهُمْ سِنِينَ
26:205
Seest thou? If We do let them enjoy (this life) for a few years,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şimdi şunu bir düşün: “Biz onları senelerce yaşatsak, sonra da (kendilerine) söz verilmiş olan (azap)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hast thou then seen, if We content them for (long) years,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 206
ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
26:206
Yet there comes to them at length the (Punishment) which they were promised!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şimdi şunu bir düşün: “Biz onları senelerce yaşatsak, sonra da (kendilerine) söz verilmiş olan (azap) başlarına gelse, Şu‘arâ 26:205-206
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And then cometh that which they were promised,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 207
مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ
26:207
It will profit them not that they enjoyed (this life)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yararlandırıldıkları nimetlerin kendilerine hiçbir yararı olmayacaktır.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(How) that wherewith they were contented naught availeth them?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 208
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
26:208
Never did We destroy a population, but had its warners -
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Zaten gerçeği hatırlatan uyarıcılar olmadan hiçbir şehri helak etmemiştik; biz kimseye haksızlık edici de değildik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We destroyed no township but it had its warners
M. Pickthall · EN · public-domain
- 209
ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَـٰلِمِينَ
26:209
By way of reminder; and We never are unjust.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Zaten gerçeği hatırlatan uyarıcılar olmadan hiçbir şehri helak etmemiştik; biz kimseye haksızlık edici de değildik. Şu‘arâ 26:208-209
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For reminder, for We never were oppressors.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 210
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَـٰطِينُ
26:210
No evil ones have brought down this (Revelation):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onu (Kur’an’ı) şeytanlar indirmemiştir; bu onlara yaraşmaz; zaten (buna) güçleri de yetmez.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The devils did not bring it down.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 211
وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ
26:211
It would neither suit them nor would they be able (to produce it).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onu (Kur’an’ı) şeytanlar indirmemiştir; bu onlara yaraşmaz; zaten (buna) güçleri de yetmez. Şu‘arâ 26:210-211
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It is not meet for them, nor is it in their power,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 212
إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ
26:212
Indeed they have been removed far from even (a chance of) hearing it.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar (şeytanlar), vahyi duymaktan kesin olarak uzak tutulmuşlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! verily they are banished from the hearing.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 213
فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ
26:213
So call not on any other god with Allah, or thou wilt be among those under the Penalty.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah ile birlikte herhangi bir ilaha sakın yalvarma; yoksa sen de azap edilenlerden olursun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor invoke not with Allah another god, lest thou be one of the doomed.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 214
وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ
26:214
And admonish thy nearest kinsmen,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Önce) en yakın hısımlarını uyar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Önce) yakın akrabanı uyar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And warn thy tribe of near kindred,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 215
وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
26:215
And lower thy wing to the Believers who follow thee.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve sana uyan müminlere kanadını indir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lower thy wing (in kindness) unto those believers who follow thee.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 216
فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ
26:216
Then if they disobey thee, say: "I am free (of responsibility) for what ye do!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar sana isyan ederlerse de ki: “Ben sizin yapmakta olduğunuz şeylerden uzağım.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if they (thy kinsfolk) disobey thee, say: Lo! I am innocent of what they do.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 217
وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
26:217
And put thy trust on the Exalted in Might, the Merciful,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah’a) güven!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And put thy trust in the Mighty, the Merciful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 218
ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ
26:218
Who seeth thee standing forth (in prayer),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah’a) güven! Şu‘arâ 26:217-220
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who seeth thee when thou standest up (to pray)
M. Pickthall · EN · public-domain
- 219
وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّـٰجِدِينَ
26:219
And thy movements among those who prostrate themselves,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor.)
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah’a) güven! Şu‘arâ 26:217-220
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (seeth) thine abasement among those who fall prostrate (in worship).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 220
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
26:220
For it is He Who heareth and knoweth all things.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah’a) güven! Şu‘arâ 26:217-220
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! He, only He, is the Hearer, the Knower.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 221
هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَـٰطِينُ
26:221
Shall I inform you, (O people!), on whom it is that the evil ones descend?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şeytanların kime ineceğini size bildireyim mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Shall I inform you upon whom the devils descend?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 222
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ
26:222
They descend on every lying, wicked person,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkese inerler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They descend on every sinful, false one.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 223
يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَـٰذِبُونَ
26:223
(Into whose ears) they pour hearsay vanities, and most of them are liars.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onlar (yalan sözlere) kulak verirler; çoğu da yalancıdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They listen eagerly, but most of them are liars.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 224
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ
26:224
And the Poets,- It is those straying in Evil, who follow them:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(İnançsız) şairler(e gelince), onlara azgınlar uyarlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
As for poets, the erring follow them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 225
أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ
26:225
Seest thou not that they wander distracted in every valley?-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmayacakları şeyleri söylediklerini görmüyor musun?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hast thou not seen how they stray in every valley,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 226
وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ
26:226
And that they say what they practise not?-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmayacakları şeyleri söylediklerini görmüyor musun? Şu‘arâ 26:225-226
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And how they say that which they do not?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 227
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ ۗ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ
26:227
Except those who believe, work righteousness, engage much in the remembrance of Allah, and defend themselves only after they are unjustly attacked. And soon will the unjust assailants know what vicissitudes their affairs will take!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah’ı çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar hariç. Haksızlık edenler, nasıl bir devrimle devrileceklerini ileride bileceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save those who believe and do good works, and remember Allah much, and vindicate themselves after they have been wronged. Those who do wrong will come to know by what a (great) reverse they will be overturned!
M. Pickthall · EN · public-domain
Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)