كل السور

27.النمل

النمل

مكية · 93 آية

  1. 1

    طسٓ ۚ تِلْكَ ءَايَـٰتُ ٱلْقُرْءَانِ وَكِتَابٍ مُّبِينٍ

    27:1

    These are verses of the Qur'an,-a book that makes (things) clear;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tâ, Sîn. Bunlar sana, Kur'ân'ın ve apaçık bir kitabın âyetleridir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Tâ. Sîn. İşte şu(nlar) Kur’an’ın ve apaçık Kitabın ayetleridir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Ta. Sin. These are revelations of the Qur'an and a Scripture that maketh plain;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  2. 2

    هُدًى وَبُشْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ

    27:2

    A guide: and glad tidings for the believers,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İman eden müminler için hidayet rehberi ve müjdeci olmak üzere.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Kur’an) müminler için bir rehber ve müjdedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A guidance and good tidings for believers

    M. Pickthall · EN · public-domain

  3. 3

    ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلْـَٔاخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

    27:3

    Those who establish regular prayers and give in regular charity, and also have (full) assurance of the hereafter.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ki o (müminler) namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar namazı kılar, zekatı verir ve ahirete de kesin bir şekilde inanırlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who establish worship and pay the poor-due and are sure of the Hereafter.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  4. 4

    إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ أَعْمَـٰلَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ

    27:4

    As to those who believe not in the Hereafter, We have made their deeds pleasing in their eyes; and so they wander about in distraction.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz biz, ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik de onlar ilerisini göremezler, kalpleri körelmiştir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ahirete inanmayanların işlerini, kendilerine süslü gösterdik; bocalayıp duruyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! as for those who believe not in the Hereafter, We have made their works fairseeming unto them so that they are all astray.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  5. 5

    أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَهُمْ سُوٓءُ ٱلْعَذَابِ وَهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ هُمُ ٱلْأَخْسَرُونَ

    27:5

    Such are they for whom a grievous Penalty is (waiting); and in the Hereafter theirs will be the greatest loss.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte bunlar, kendileri için oldukça ağır bir azab bulunan kimselerdir, ahirette en çok ziyana uğrayacaklar da onlardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte onlar, azabı en kötü olanlardır; ahirette en çok kaybedecek olanlar da onlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Those are they for whom is the worst of punishment, and in the Hereafter they will be the greatest losers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  6. 6

    وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى ٱلْقُرْءَانَ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ

    27:6

    As to thee, the Qur'an is bestowed upon thee from the presence of one who is wise and all-knowing.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Resulüm!) Şüphesiz ki bu Kur'ân, sana hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından indirilmektedir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki Kur’an doğru hüküm veren, bilen (Allah) tarafından sana vahyedilmektedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! as for thee (Muhammad), thou verily receivest the Qur'an from the presence of One Wise, Aware.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  7. 7

    إِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِأَهْلِهِۦٓ إِنِّىٓ ءَانَسْتُ نَارًا سَـَٔاتِيكُم مِّنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ ءَاتِيكُم بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَّعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ

    27:7

    Behold! Moses said to his family: "I perceive a fire; soon will I bring you from there some information, or I will bring you a burning brand to light our fuel, that ye may warm yourselves.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hani Musa, ailesine şöyle demişti: "Gerçekten ben bir ateş gördüm, (gidip) size oradan bir haber getireceğim yahut bir kor ateş getireyim, umarım ki ısınırsınız."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hani Musa ailesine şöyle demişti: “Ben bir ateş gördüm. Size oradan bir haber getireceğim veya ısınacağınız bir kor getireceğim.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Remember) when Moses said unto his household: Lo! I spy afar off a fire; I will bring you tidings thence, or bring to you a borrowed flame that ye may warm yourselves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  8. 8

    فَلَمَّا جَآءَهَا نُودِىَ أَنۢ بُورِكَ مَن فِى ٱلنَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَا وَسُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    27:8

    But when he came to the (fire), a voice was heard: "Blessed are those in the fire and those around: and glory to Allah, the Lord of the worlds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Oraya geldiğinde şöyle seslenilmişti: "Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Oraya geldiğinde (kendisine) şöyle seslenilmişti: “Ateşin yanındakiler ve çevresindekiler bereketli kılınmıştır. Âlemlerin Rabbi olan Allah yücedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But when he reached it, he was called, saying: Blessed is Whosoever is in the fire and Whosoever is round about it! And Glorified be Allah, the Lord of the Worlds!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  9. 9

    يَـٰمُوسَىٰٓ إِنَّهُۥٓ أَنَا ٱللَّهُ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ

    27:9

    "O Moses! verily, I am Allah, the exalted in might, the wise!....

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah'ım!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ey Musa! Güçlü, doğru hüküm veren Allah, benim ben!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    O Moses! Lo! it is I, Allah, the Mighty, the Wise.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  10. 10

    وَأَلْقِ عَصَاكَ ۚ فَلَمَّا رَءَاهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَآنٌّ وَلَّىٰ مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ ۚ يَـٰمُوسَىٰ لَا تَخَفْ إِنِّى لَا يَخَافُ لَدَىَّ ٱلْمُرْسَلُونَ

    27:10

    "Now do thou throw thy rod!" But when he saw it moving (of its own accord) as if it had been a snake, he turned back in retreat, and retraced not his steps: "O Moses!" (it was said), "Fear not: truly, in My presence, those called as messengers have no fear,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Asânı at!" (Asâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Dedik ki): "Ey Musa korkma! Çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Asanı (yere) bırak!” Onu yılan gibi depreşir görünce, arkasına bakmadan geri dönmüştü. (Ona şöyle söylenmişti): “Ey Musa! Korkma! Çünkü benim huzurumda elçiler korkmaz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And throw down thy staff! But when he saw it writhing as it were a demon, he turned to flee headlong; (but it was said unto him): O Moses! Fear not! the emissaries fear not in My presence,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  11. 11

    إِلَّا مَن ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًۢا بَعْدَ سُوٓءٍ فَإِنِّى غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    27:11

    "But if any have done wrong and have thereafter substituted good to take the place of evil, truly, I am Oft-Forgiving, Most Merciful.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ancak, kim haksızlık yapar, sonra yaptığı kötülüğü iyiliğe çevirirse, bilsin ki ben (ona karşı da) çok bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ancak haksızlık edip sonra da işlediği kötülüğün ardından güzel davranan kişi (bilsin ki) ben çok bağışlayanım; çok merhametliyim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save him who hath done wrong and afterward hath changed evil for good. And lo! I am Forgiving, Merciful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  12. 12

    وَأَدْخِلْ يَدَكَ فِى جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَآءَ مِنْ غَيْرِ سُوٓءٍ ۖ فِى تِسْعِ ءَايَـٰتٍ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِۦٓ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَـٰسِقِينَ

    27:12

    "Now put thy hand into thy bosom, and it will come forth white without stain (or harm): (these are) among the nine Signs (thou wilt take) to Pharaoh and his people: for they are a people rebellious in transgression."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Elini koynuna sok; kusursuz bembeyaz çıkacaktır. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git), çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Elini koynuna sok ki kusursuz bembeyaz çıksın! (Sen de) dokuz delil (mucize) ile Firavun’a ve kavmine (git)! Çünkü onlar, yoldan çıkmış bir topluluk oldular.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And put thy hand into the bosom of thy robe, it will come forth white but unhurt. (This will be one) among nine tokens unto Pharaoh and his people Lo! they were ever evil-living folk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  13. 13

    فَلَمَّا جَآءَتْهُمْ ءَايَـٰتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا۟ هَـٰذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ

    27:13

    But when Our Signs came to them, that should have opened their eyes, they said: "This is sorcery manifest!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu şekilde âyetlerimiz onların gözleri önüne serilince, "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Gerçeği ortaya koyucu delillerimiz kendilerine gelince ‘Bu, apaçık bir büyüdür!’ demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But when Our tokens came unto them, plain to see, they said: This is mere magic,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  14. 14

    وَجَحَدُوا۟ بِهَا وَٱسْتَيْقَنَتْهَآ أَنفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا ۚ فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُفْسِدِينَ

    27:14

    And they rejected those Signs in iniquity and arrogance, though their souls were convinced thereof: so see what was the end of those who acted corruptly!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve vicdanları bunlar(ın doğruluğun)a tam bir kanaat getirdiği halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları bile bile inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendileri bu delillere kesin olarak (kalben) inandıkları hâlde, haksızlık ve kibirleri nedeniyle onları (bile bile) inkâr etmişlerdi. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they denied them, though their souls acknowledged them, for spite and arrogance. Then see the nature of the consequence for the wrong-doers!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  15. 15

    وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ وَسُلَيْمَـٰنَ عِلْمًا ۖ وَقَالَا ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى فَضَّلَنَا عَلَىٰ كَثِيرٍ مِّنْ عِبَادِهِ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    27:15

    We gave (in the past) knowledge to David and Solomon: And they both said: "Praise be to Allah, Who has favoured us above many of his servants who believe!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik. Onlar: "Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamd olsun" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki biz Davud’a ve Süleyman’a bir ilim vermiştik; (onlar) “Bizi mümin kullarından birçoğuna üstün kılan Allah’a hamd (övgü) olsun.” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We verily gave knowledge unto David and Solomon, and they said: Praise be to Allah, Who hath preferred us above many of His believing slaves!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  16. 16

    وَوَرِثَ سُلَيْمَـٰنُ دَاوُۥدَ ۖ وَقَالَ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ عُلِّمْنَا مَنطِقَ ٱلطَّيْرِ وَأُوتِينَا مِن كُلِّ شَىْءٍ ۖ إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْفَضْلُ ٱلْمُبِينُ

    27:16

    And Solomon was David's heir. He said: "O ye people! We have been taught the speech of birds, and on us has been bestowed (a little) of all things: this is indeed Grace manifest (from Allah.)"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Süleyman Davud'a varis olup dedi ki: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Süleyman, Davud’a mirasçı olmuş ve şöyle demişti: “Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve bize (yararlı) her şeyden (pay) verildi.” Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Solomon was David's heir. And he said: O mankind! Lo! we have been taught the language of birds, and have been given (abundance) of all things. This surely is evident favour.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  17. 17

    وَحُشِرَ لِسُلَيْمَـٰنَ جُنُودُهُۥ مِنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ وَٱلطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ

    27:17

    And before Solomon were marshalled his hosts,- of Jinns and men and birds, and they were all kept in order and ranks.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları Süleyman'ın hizmetinde toplandı, hepsi bir arada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Süleyman için cinden, insandan ve kuştan oluşan orduları toplanmıştı; hepsi düzenli olarak sevk ediliyor(du).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And there were gathered together unto Solomon his armies of the jinn and humankind, and of the birds, and they were set in battle order;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  18. 18

    حَتَّىٰٓ إِذَآ أَتَوْا۟ عَلَىٰ وَادِ ٱلنَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّمْلُ ٱدْخُلُوا۟ مَسَـٰكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَـٰنُ وَجُنُودُهُۥ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

    27:18

    At length, when they came to a (lowly) valley of ants, one of the ants said: "O ye ants, get into your habitations, lest Solomon and his hosts crush you (under foot) without knowing it."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nihayet karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonunda Karınca Vadisi’ne geldikleri zaman bir karınca “Ey karıncalar! Meskenlerinize (yuvalarınıza) girin! Süleyman ve ordusu, farkına varmadan sizi ezip kırmasın!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Till, when they reached the Valley of the Ants, an ant exclaimed: O ants! Enter your dwellings lest Solomon and his armies crush you, unperceiving.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  19. 19

    فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِّن قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِىٓ أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلَىٰ وَٰلِدَىَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَـٰلِحًا تَرْضَىٰهُ وَأَدْخِلْنِى بِرَحْمَتِكَ فِى عِبَادِكَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

    27:19

    So he smiled, amused at her speech; and he said: "O my Lord! so order me that I may be grateful for Thy favours, which thou hast bestowed on me and on my parents, and that I may work the righteousness that will please Thee: And admit me, by Thy Grace, to the ranks of Thy righteous Servants."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Süleyman) onun sözüne gülümseyerek dedi ki: "Ey Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın iyi iş yapmamı gönlüme getir. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Süleyman, karıncanın) sözünden dolayı neşeyle tebessüm etmiş ve şöyle demişti: “Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimet(ler)e şükretmemde ve razı olacağın iyi iş(ler) yapmamda beni başarılı kıl! Beni merhametinle iyi kullarının arasına kat!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (Solomon) smiled, laughing at her speech, and said: My Lord, arouse me to be thankful for Thy favour wherewith Thou hast favoured me and my parents, and to do good that shall be pleasing unto Thee, and include me in (the number of) Thy righteous slaves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  20. 20

    وَتَفَقَّدَ ٱلطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِىَ لَآ أَرَى ٱلْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ ٱلْغَآئِبِينَ

    27:20

    And he took a muster of the Birds; and he said: "Why is it I see not the Hoopoe? Or is he among the absentees?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Süleyman) Kuşları gözden geçirdikten sonra şöyle dedi: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Süleyman) kuşları denetlemiş ve “Neden Hüdhüd’ü göremiyorum? Yoksa kayıplardan mı oldu?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And he sought among the birds and said: How is it that I see not the hoopoe, or is he among the absent?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  21. 21

    لَأُعَذِّبَنَّهُۥ عَذَابًا شَدِيدًا أَوْ لَأَا۟ذْبَحَنَّهُۥٓ أَوْ لَيَأْتِيَنِّى بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ

    27:21

    "I will certainly punish him with a severe penalty, or execute him, unless he bring me a clear reason (for absence)."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ya bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek, ya da onu şiddetli bir azaba uğratacağım, yahut boğazlıyacağım!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki ya onu şiddetli bir şekilde cezalandıracağım veya onu keseceğim ya da bana apaçık bir delil (mazeret) getirecek!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    I verily will punish him with hard punishment or I verily will slay him, or he verily shall bring me a plain excuse.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  22. 22

    فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ فَقَالَ أَحَطتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِۦ وَجِئْتُكَ مِن سَبَإٍۭ بِنَبَإٍ يَقِينٍ

    27:22

    But the Hoopoe tarried not far: he (came up and) said: "I have compassed (territory) which thou hast not compassed, and I have come to thee from Saba with tidings true.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: "Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe'den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Çok geçmeden (Hüdhüd) gelmiş ve şöyle demişti: “Ben senin bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sebe’den sana kesin bir haber getirdim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But he was not long in coming, and he said: I have found out (a thing) that thou apprehendest not, and I come unto thee from Sheba with sure tidings.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  23. 23

    إِنِّى وَجَدتُّ ٱمْرَأَةً تَمْلِكُهُمْ وَأُوتِيَتْ مِن كُلِّ شَىْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ

    27:23

    "I found (there) a woman ruling over them and provided with every requisite; and she has a magnificent throne.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Gerçekten, onlara (Sebelilere) hükümdarlık eden, kendisine her türlü imkan verilmiş ve büyük bir tahta sahip olan bir kadınla karşılaştım."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendisine her şeyden (bolca) verilmiş ve büyük de bir tahtı olan bir hanımı (Belkıs’ı) onları yönetir buldum.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! I found a woman ruling over them, and she hath been given (abundance) of all things, and hers is a mighty throne.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  24. 24

    وَجَدتُّهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيْطَـٰنُ أَعْمَـٰلَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ ٱلسَّبِيلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَ

    27:24

    "I found her and her people worshipping the sun besides Allah: Satan has made their deeds seem pleasing in their eyes, and has kept them away from the Path,- so they receive no guidance,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için hidayete giremiyorlar."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onu ve kavmini, Allah’ın peşi sıra Güneş için secde eder buldum. Şeytan, yaptıkları işleri kendilerine süslü göstermiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur. Onlar doğru yolu bulamıyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    I found her and her people worshipping the sun instead of Allah; and Satan maketh their works fairseeming unto them, and debarreth them from the way (of Truth), so that they go not aright;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  25. 25

    أَلَّا يَسْجُدُوا۟ لِلَّهِ ٱلَّذِى يُخْرِجُ ٱلْخَبْءَ فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ

    27:25

    "(Kept them away from the Path), that they should not worship Allah, Who brings to light what is hidden in the heavens and the earth, and knows what ye hide and what ye reveal.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde etmezler."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Oysa) göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen, (asıl en) büyük tahtın sahibi, kendisinden başka ilah olmayan Allah için secde etmeleri gerekmez mi?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So that they worship not Allah, Who bringeth forth the hidden in the heavens and the earth, and knoweth what ye hide and what ye proclaim,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  26. 26

    ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ ۩

    27:26

    "Allah!- there is no god but He!- Lord of the Throne Supreme!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "(Halbuki) O büyük Arş'ın sahibi olan Allah'tan başka tapılacak yoktur."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Oysa) göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen, (asıl en) büyük tahtın sahibi, kendisinden başka ilah olmayan Allah için secde etmeleri gerekmez mi?” Neml 27:25-26

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Allah; there is no Allah save Him, the Lord of the Tremendous Throne.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  27. 27

    ۞ قَالَ سَنَنظُرُ أَصَدَقْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ ٱلْكَـٰذِبِينَ

    27:27

    (Solomon) said: "Soon shall we see whether thou hast told the truth or lied!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: "Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Süleyman, Hüdhüd’e) şöyle demişti: “Doğru mu söyledin yoksa yalancılardan mısın, bakacağız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Solomon) said: We shall see whether thou speakest truth or whether thou art of the liars.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  28. 28

    ٱذْهَب بِّكِتَـٰبِى هَـٰذَا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَٱنظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ

    27:28

    "Go thou, with this letter of mine, and deliver it to them: then draw back from them, and (wait to) see what answer they return"...

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Şu mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarına bak."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şu mektubumu götür ve kendilerine ver; sonra (kenara) çekil de ne sonuca varacaklarına bak!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Go with this my letter and throw it down unto them; then turn away and see what (answer) they return,

    M. Pickthall · EN · public-domain

  29. 29

    قَالَتْ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ إِنِّىٓ أُلْقِىَ إِلَىَّ كِتَـٰبٌ كَرِيمٌ

    27:29

    (The queen) said: "Ye chiefs! here is delivered to me - a letter worthy of respect.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Süleyman'ın mektubunu alan Sebe melikesi): "Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Belkıs) “Ey yöneticiler! Bana Süleyman’dan gelen, ‘Rahmân, Rahîm olan Allah’ın adıyla’ diye (başlayan ve) ‘Bana baş kaldırmayın; teslim olarak bana gelin!’ (mesajını içeren) çok değerli bir mektup gönderildi.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (The Queen of Sheba) said (when she received the letter): O chieftains! Lo! there hath been thrown unto me a noble letter.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  30. 30

    إِنَّهُۥ مِن سُلَيْمَـٰنَ وَإِنَّهُۥ بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

    27:30

    "It is from Solomon, and is (as follows): 'In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Mektup Süleyman'dandır, Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla (başlamakta)dır. "

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Belkıs) “Ey yöneticiler! Bana Süleyman’dan gelen, ‘Rahmân, Rahîm olan Allah’ın adıyla’ diye (başlayan ve) ‘Bana baş kaldırmayın; teslim olarak bana gelin!’ (mesajını içeren) çok değerli bir mektup gönderildi.” demişti. Neml 27:29-31

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! it is from Solomon, and lo! it is: In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  31. 31

    أَلَّا تَعْلُوا۟ عَلَىَّ وَأْتُونِى مُسْلِمِينَ

    27:31

    "'Be ye not arrogant against me, but come to me in submission (to the true Religion).'"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bana karşı baş kaldırmayın, teslimiyet göstererek bana gelin diye (yazmaktadır)."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Belkıs) “Ey yöneticiler! Bana Süleyman’dan gelen, ‘Rahmân, Rahîm olan Allah’ın adıyla’ diye (başlayan ve) ‘Bana baş kaldırmayın; teslim olarak bana gelin!’ (mesajını içeren) çok değerli bir mektup gönderildi.” demişti. Neml 27:29-31

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Exalt not yourselves against me, but come unto me as those who surrender.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  32. 32

    قَالَتْ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ أَفْتُونِى فِىٓ أَمْرِى مَا كُنتُ قَاطِعَةً أَمْرًا حَتَّىٰ تَشْهَدُونِ

    27:32

    She said: "Ye chiefs! advise me in (this) my affair: no affair have I decided except in your presence."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Sonra Melike) dedi ki: "Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan hiçbir işi kestirip atmam."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Belkıs:) “Ey yöneticiler! Bu işimde bana bir fikir verin! Bana şahit oluncaya (çözüm üretinceye) kadar hiçbir işe kesin karar vermeyeceğim.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    She said: O chieftains! Pronounce for me in my case. I decide no case till ye are present with me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  33. 33

    قَالُوا۟ نَحْنُ أُو۟لُوا۟ قُوَّةٍ وَأُو۟لُوا۟ بَأْسٍ شَدِيدٍ وَٱلْأَمْرُ إِلَيْكِ فَٱنظُرِى مَاذَا تَأْمُرِينَ

    27:33

    They said: "We are endued with strength, and given to vehement war: but the command is with thee; so consider what thou wilt command."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar, şöyle cevap verdiler: "Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız, buyruk ise senindir; artık ne emredeceğini düşün taşın."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Yöneticiler) şöyle demişti: “Biz kuvvet sahibi ve şiddetli savaş bilen kişileriz. Emir senindir; artık ne emredeceğine sen karar ver!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: We are lords of might and lords of great prowess, but it is for thee to command; so consider what thou wilt command.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  34. 34

    قَالَتْ إِنَّ ٱلْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا۟ قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوٓا۟ أَعِزَّةَ أَهْلِهَآ أَذِلَّةً ۖ وَكَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ

    27:34

    She said: "Kings, when they enter a country, despoil it, and make the noblest of its people its meanest thus do they behave.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Melike, "Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi orayı perişan ederler ve halkının ulularını hakir hâle getirirler. (Herhalde) Onlar da böyle yapacaklardır" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Belkıs) şöyle demişti: “Hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orayı perişan eder ve halkının itibarlılarını alçaltırlar. (Herhâlde) onlar da böyle yapacaklar(dır).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    She said: Lo! kings, when they enter a township, ruin it and make the honour of its people shame. Thus will they do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  35. 35

    وَإِنِّى مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِم بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌۢ بِمَ يَرْجِعُ ٱلْمُرْسَلُونَ

    27:35

    "But I am going to send him a present, and (wait) to see with what (answer) return (my) ambassadors."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ben (şimdi) onlara bir hediye ile elçi göndereceğim; bakalım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But lo! I am going to send a present unto them, and to see with what (answer) the messengers return.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  36. 36

    فَلَمَّا جَآءَ سُلَيْمَـٰنَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍ فَمَآ ءَاتَىٰنِۦَ ٱللَّهُ خَيْرٌ مِّمَّآ ءَاتَىٰكُم بَلْ أَنتُم بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ

    27:36

    Now when (the embassy) came to Solomon, he said: "Will ye give me abundance in wealth? But that which Allah has given me is better than that which He has given you! Nay it is ye who rejoice in your gift!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Elçiler, hediyelerle) gelince Süleyman şöyle dedi: "Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Ama siz, hediyenizle böbürlenirsiniz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Elçiler, hediye ile) Süleyman’a gelince o şöyle demişti: “Siz bana mal (hediye) ile yardım mı ediyorsunuz? Allah’ın bana verdiği size verdiğinden daha hayırlıdır. Hediyenizle (ben değil), aksine siz sevinirsiniz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So when (the envoy) came unto Solomon, (the King) said: What! Would ye help me with wealth? But that which Allah hath given me is better than that which He hath given you. Nay it is ye (and not I) who exult in your gift.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  37. 37

    ٱرْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُم بِجُنُودٍ لَّا قِبَلَ لَهُم بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُم مِّنْهَآ أَذِلَّةً وَهُمْ صَـٰغِرُونَ

    27:37

    "Go back to them, and be sure we shall come to them with such hosts as they will never be able to meet: We shall expel them from there in disgrace, and they will feel humbled (indeed)."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "(Ey elçi) Onlara var (söyle); iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları, muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Ey elçi!) Onlara (kavmine) dön (ve de ki): “Kendilerine asla karşı koyamayacakları orduyla geleceğiz; onları aşağılanmış bir şekilde hor ve değersiz olarak oradan çıkaracağız.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Return unto them. We verily shall come unto them with hosts that they cannot resist, and we shall drive them out from thence with shame, and they will be abased.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  38. 38

    قَالَ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ أَيُّكُمْ يَأْتِينِى بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَن يَأْتُونِى مُسْلِمِينَ

    27:38

    He said (to his own men): "Ye chiefs! which of you can bring me her throne before they come to me in submission?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: "Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o Melike'nin tahtını bana getirebilir?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Süleyman devamla) şöyle demişti: “Ey yöneticiler! Onların teslimiyet gösterip bana gelmesinden önce hanginiz o (Belkıs)’ın tahtını bana getirebilir?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: O chiefs! Which of you will bring me her throne before they come unto me, surrendering?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  39. 39

    قَالَ عِفْرِيتٌ مِّنَ ٱلْجِنِّ أَنَا۠ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبْلَ أَن تَقُومَ مِن مَّقَامِكَ ۖ وَإِنِّى عَلَيْهِ لَقَوِىٌّ أَمِينٌ

    27:39

    Said an 'Ifrit, of the Jinns: "I will bring it to thee before thou rise from thy council: indeed I have full strength for the purpose, and may be trusted."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var." dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Cinlerden bir ifrit “Oturduğun yerden kalkmadan önce onu sana getiririm. Ben bu konuda güçlüyüm, güvenilirim!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A stalwart of the jinn said: I will bring it thee before thou canst rise from thy place. Lo! I verily am strong and trusty for such work.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  40. 40

    قَالَ ٱلَّذِى عِندَهُۥ عِلْمٌ مِّنَ ٱلْكِتَـٰبِ أَنَا۠ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبْلَ أَن يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ ۚ فَلَمَّا رَءَاهُ مُسْتَقِرًّا عِندَهُۥ قَالَ هَـٰذَا مِن فَضْلِ رَبِّى لِيَبْلُوَنِىٓ ءَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ ۖ وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّى غَنِىٌّ كَرِيمٌ

    27:40

    Said one who had knowledge of the Book: "I will bring it to thee within the twinkling of an eye!" Then when (Solomon) saw it placed firmly before him, he said: "This is by the Grace of my Lord!- to test me whether I am grateful or ungrateful! and if any is grateful, truly his gratitude is (a gain) for his own soul; but if any is ungrateful, truly my Lord is Free of all Needs, Supreme in Honour!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kitaptan ilmi olan kimse ise, "Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm" dedi. (Süleyman) onu (Melike'nin tahtını) yanıbaşına yerleşivermiş görünce, "Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kendisinde Kitaptan bir bilgi olan kimse ise “Gözünü açıp kapamadan önce onu ben sana getiririm!” demişti. (Süleyman, Belkıs’ın) tahtını yanında yerleşmiş görünce şunu söylemişti: “Bu, şükür mü edeceğimi yoksa nankörlük mü yapacağımı denemek üzere Rabbimin (bana verdiği) iyiliklerindendir. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; kâfir olana gelince, şüphesiz ki benim Rabbim zengindir, cömerttir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    One with whom was knowledge of the Scripture said: I will bring it thee before thy gaze returneth unto thee. And when he saw it set in his presence, (Solomon) said: This is of the bounty of my Lord, that He may try me whether I give thanks or am ungrateful. Whosoever giveth thanks he only giveth thanks for (the good of) his own soul; and whosoever is ungrateful (is ungrateful only to his own soul's hurt). For lo! my Lord is Absolute in independence, Bountiful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  41. 41

    قَالَ نَكِّرُوا۟ لَهَا عَرْشَهَا نَنظُرْ أَتَهْتَدِىٓ أَمْ تَكُونُ مِنَ ٱلَّذِينَ لَا يَهْتَدُونَ

    27:41

    He said: "Transform her throne out of all recognition by her: let us see whether she is guided (to the truth) or is one of those who receive no guidance."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Süleyman devamla) dedi ki: "Onun tahtını bilemeyeceği bir vaziyete sokun; getirin bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanıyamayanlardan mı olacak?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Süleyman) şöyle demişti: “Onun (denenmesi) için tahtını değiştirin; bakalım doğruyu bulabilecek mi, yoksa doğruyu bulamayanlardan mı olacak?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Disguise her throne for her that we may see whether she will go aright or be of those not rightly guided.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  42. 42

    فَلَمَّا جَآءَتْ قِيلَ أَهَـٰكَذَا عَرْشُكِ ۖ قَالَتْ كَأَنَّهُۥ هُوَ ۚ وَأُوتِينَا ٱلْعِلْمَ مِن قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِمِينَ

    27:42

    So when she arrived, she was asked, "Is this thy throne?" She said, "It was just like this; and knowledge was bestowed on us in advance of this, and we have submitted to Allah (in Islam)."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Melike gelince, "Senin tahtın da böyle mi?" dendi. O şöyle cevap verdi: "Tıpkı o! Zaten bize daha önce bilgi verilmiş ve biz teslimiyet göstermiştik."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Belkıs oraya) gelince, kendisine “Senin tahtın da böyle mi?” denmiş, o da “Sanki o! Bu olaydan önce bize bilgi verilmiş ve biz müslümanlar olmuştuk.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So, when she came, it was said (unto her): Is thy throne like this? She said: (It is) as though it were the very one. And (Solomon said): We were given the knowledge before her and we had surrendered (to Allah).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  43. 43

    وَصَدَّهَا مَا كَانَت تَّعْبُدُ مِن دُونِ ٱللَّهِ ۖ إِنَّهَا كَانَتْ مِن قَوْمٍ كَـٰفِرِينَ

    27:43

    And he diverted her from the worship of others besides Allah: for she was (sprung) of a people that had no faith.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O'nu, Allah'tan başka taptığı şeyler alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onu (Belkıs’ı), Allah’ın peşi sıra taptığı şeyler (gerçeklerden) alıkoymuştu. Şüphesiz ki o da inkârcı bir toplumdandı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (all) that she was wont to worship instead of Allah hindered her, for she came of disbelieving folk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  44. 44

    قِيلَ لَهَا ٱدْخُلِى ٱلصَّرْحَ ۖ فَلَمَّا رَأَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَن سَاقَيْهَا ۚ قَالَ إِنَّهُۥ صَرْحٌ مُّمَرَّدٌ مِّن قَوَارِيرَ ۗ قَالَتْ رَبِّ إِنِّى ظَلَمْتُ نَفْسِى وَأَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمَـٰنَ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    27:44

    She was asked to enter the lofty Palace: but when she saw it, she thought it was a lake of water, and she (tucked up her skirts), uncovering her legs. He said: "This is but a palace paved smooth with slabs of glass." She said: "O my Lord! I have indeed wronged my soul: I do (now) submit (in Islam), with Solomon, to the Lord of the Worlds."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona "köşke gir!" dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini çekti. Süleyman "Bu billurdan yapılmış, şeffaf bir zemindir" dedi. Melike dedi ki: "Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmiştim. Süleyman'ın maiyyetinde, âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Belkıs’a) “Saraya gir!” denmişti. O, (zemini) görünce derin bir su var sanmış ve ayaklarını açmıştı (eteğinin ucunu sıvamıştı). (Süleyman) “Bu, billurdan yapılmış bir köşk (zemini)dir” deyince, (Belkıs) şunu söylemişti: “Rabbim! Şüphesiz ki ben (Güneş'e tapmakla) kendime yazık etmişim. Süleyman’la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    It was said unto her: Enter the hall. And when she saw it she deemed it a pool and bared her legs. (Solomon) said: Lo! it is a hall, made smooth, of glass. She said: My Lord! Lo! I have wronged myself, and I surrender with Solomon unto Allah, the Lord of the Worlds.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  45. 45

    وَلَقَدْ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَـٰلِحًا أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ فَإِذَا هُمْ فَرِيقَانِ يَخْتَصِمُونَ

    27:45

    We sent (aforetime), to the Thamud, their brother Salih, saying, "Serve Allah": But behold, they became two factions quarrelling with each other.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Andolsun ki, Allah'a ibadet edin diye Semud'a da kardeşleri Salih'i gönderdik. Hemen birbirleriyle çekişen iki zümre oluverdiler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yemin olsun ki “Allah’a kulluk edin!” (demesi için) Semûd’a kardeşleri Salih’i (peygamber olarak) göndermiştik ve birdenbire birbiriyle çekişen iki gruba ayrılmışlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We verily sent unto Thamud their brother Salih, saying: Worship Allah. And lo! they (then became two parties quarrelling.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  46. 46

    قَالَ يَـٰقَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِٱلسَّيِّئَةِ قَبْلَ ٱلْحَسَنَةِ ۖ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

    27:46

    He said: "O my people! why ask ye to hasten on the evil in preference to the good? If only ye ask Allah for forgiveness, ye may hope to receive mercy.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Salih dedi ki: "Ey benim kavmim! İyilik dururken niçin kötülüğe koşuyorsunuz? Ne olur Allah'a istiğfar etseniz, belki rahmetine ulaşırdınız."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Salih) şöyle demişti: “Ey kavmim! İyiliğin öncesinde niçin kötülüğe (kötülüğün gelmesine) acele ediyorsunuz? Merhamete ulaştırılasınız diye Allah’tan bağışlanma dilesenize!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: O my people! Why will ye hasten on the evil rather than the good? Why will ye not ask pardon of Allah, that ye may receive mercy.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  47. 47

    قَالُوا۟ ٱطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَن مَّعَكَ ۚ قَالَ طَـٰٓئِرُكُمْ عِندَ ٱللَّهِ ۖ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ

    27:47

    They said: "Ill omen do we augur from thee and those that are with thee". He said: "Your ill omen is with Allah; yea, ye are a people under trial."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Cevap verdiler: "Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık." Salih: "Size çöken uğursuzluk (sebebi) Allah katında (yazılı)dır. Belki siz imtihana çekilen bir kavimsiniz" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Kavmi) şöyle demişti: “Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık.” (Salih ise) “Size gelen uğursuzluk (yapıp ettikleriniz nedeniyle) Allah katında(n gelmiş)tir. Aslında siz deneniyorsunuz.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: We augur evil of thee and those with thee. He said: Your evil augury is with Allah. Nay, but ye are folk that are being tested.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  48. 48

    وَكَانَ فِى ٱلْمَدِينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

    27:48

    There were in the city nine men of a family, who made mischief in the land, and would not reform.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O şehirde dokuz çete vardı ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O şehirde bozgunculuk yapan ve ıslah etmeyen dokuzlu çete vardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And there were in the city nine persons who made mischief in the land and reformed not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  49. 49

    قَالُوا۟ تَقَاسَمُوا۟ بِٱللَّهِ لَنُبَيِّتَنَّهُۥ وَأَهْلَهُۥ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهِۦ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ أَهْلِهِۦ وَإِنَّا لَصَـٰدِقُونَ

    27:49

    They said: "Swear a mutual oath by Allah that we shall make a secret night attack on him and his people, and that we shall then say to his heir (when he seeks vengeance): 'We were not present at the slaughter of his people, and we are positively telling the truth.'"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah'a and içerek birbirlerine şöyle dediler: "Gece ona ve ailesine baskın yapalım; sonra da velisine, 'Biz o ailenin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğru söylüyoruz' diyelim."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Bu çete) Allah adına karşılıklı yeminleşerek birbirlerine şöyle demişlerdi: “Ona (Salih'e) ve ailesine gece baskın yapıp (hepsini öldürelim); sonra da (Salih’in) dostu olan kişiye ‘Biz onun ailesinin yok edilişini görmedik, gerçekten doğru söylüyoruz!’ diyelim.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Swear one to another by Allah that we verily will attack him and his household by night, and afterward we will surely say unto his friend: We witnessed not the destruction of his household. And lo! we are truthtellers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  50. 50

    وَمَكَرُوا۟ مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

    27:50

    They plotted and planned, but We too planned, even while they perceived it not.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar böyle bir tuzak kurdular, biz de kendileri farkında olmadan onların planlarını altüst ettik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar tuzak kurmuşlardı. Onlar farkına varmadan biz de (buna karşı) tuzakkurmuştuk.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So they plotted a plot: and We plotted a plot, while they perceived not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  51. 51

    فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ مَكْرِهِمْ أَنَّا دَمَّرْنَـٰهُمْ وَقَوْمَهُمْ أَجْمَعِينَ

    27:51

    Then see what was the end of their plot!- this, that We destroyed them and their people, all (of them).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte bak! Tuzaklarının akibeti nice oldu: Onları da, kavimlerini de toptan helak ettik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bak tuzaklarının sonu nasıl oldu! Onları da toplumlarını da toptan helak etmiştik!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then see the nature of the consequence of their plotting, for lo! We destroyed them and their people, every one.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  52. 52

    فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةًۢ بِمَا ظَلَمُوٓا۟ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

    27:52

    Now such were their houses, - in utter ruin, - because they practised wrong-doing. Verily in this is a Sign for people of knowledge.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri! Bilen bir kavim için elbette bunda bir ibret vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş, ıssız kalmış evleri! Gerçeği bilen bir toplum için şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    See, yonder are their dwellings empty and in ruins because they did wrong. Lo! herein is indeed a portent for a people who have knowledge.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  53. 53

    وَأَنجَيْنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَكَانُوا۟ يَتَّقُونَ

    27:53

    And We saved those who believed and practised righteousness.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İman edip Allah'a karşı gelmekten sakınanları da kurtardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    İman edip takvâlı (duyarlı) davranmış olanları ise kurtarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And we saved those who believed and used to ward off (evil).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  54. 54

    وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَتَأْتُونَ ٱلْفَـٰحِشَةَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ

    27:54

    (We also sent) Lut (as a messenger): behold, He said to his people, "Do ye do what is shameful though ye see (its iniquity)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Lût'u da (peygamber olarak kavmine gönderdik). O, kavmine şöyle demişti: "Göz göre göre hala o hayasızlığı yapacak mısınız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Lut’u da (peygamber olarak göndermiştik). Kavmine şöyle demişti: “Göz göre göre o çirkinliği (hâlâ) yapıyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Lot! when he said unto his folk: Will ye commit abomination knowingly?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  55. 55

    أَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ ٱلرِّجَالَ شَهْوَةً مِّن دُونِ ٱلنِّسَآءِ ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ

    27:55

    Would ye really approach men in your lusts rather than women? Nay, ye are a people (grossly) ignorant!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Siz ille de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Siz, kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Doğrusu siz cahillikte devam eden bir topluluksunuz!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Must ye needs lust after men instead of women? Nay, but ye are folk who act senselessly.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  56. 56

    ۞ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓا۟ أَخْرِجُوٓا۟ ءَالَ لُوطٍ مِّن قَرْيَتِكُمْ ۖ إِنَّهُمْ أُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ

    27:56

    But his people gave no other answer but this: they said, "Drive out the followers of Lut from your city: these are indeed men who want to be clean and pure!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Buna kavminin cevabı sadece: "Lût ailesini memleketinizden çıkarın; baksanıza onlar (bizim yaptıklarımızdan) temiz kalmak isteyen insanlarmış!" demelerinden ibaret oldu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kavminin cevabı ise “Lut’un ailesini şehrinizden çıkarın; şüphesiz ki onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış!” sözünden başka bir şey olmamıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But the answer of his folk was naught save that they said: Expel the household of Lot from your township, for they (forsooth) are folk who would keep clean!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  57. 57

    فَأَنجَيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَـٰهَا مِنَ ٱلْغَـٰبِرِينَ

    27:57

    But We saved him and his family, except his wife; her We destined to be of those who lagged behind.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Yalnız karısı müstesna; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını takdir ettik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bunun üzerine onu (Lut’u) ve ailesini kurtarmıştık. Hanımı hariç; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını uygun görmüştük.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We saved him and his household save his wife; We destined her to be of those who stayed behind.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  58. 58

    وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ

    27:58

    And We rained down on them a shower (of brimstone): and evil was the shower on those who were admonished (but heeded not)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onların üzerlerine öyle bir yağmur indirdik ki, ne kötü idi uyarılanların yağmuru!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Üzerlerine büyük bir bela yağmuru yağdırmıştık. Uyarılanların (ama yola gelmeyenlerin) bela yağmuru ne de kötü (olmuştu)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We rained a rain upon them. Dreadful is the rain of those who have been warned.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  59. 59

    قُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ وَسَلَـٰمٌ عَلَىٰ عِبَادِهِ ٱلَّذِينَ ٱصْطَفَىٰٓ ۗ ءَآللَّهُ خَيْرٌ أَمَّا يُشْرِكُونَ

    27:59

    Say: Praise be to Allah, and Peace on his servants whom He has chosen (for his Message). (Who) is better?- Allah or the false gods they associate (with Him)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Resulüm!) de ki: "Hamd olsun Allah'a, selam olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mı hayırlı, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Hamd (övgü) Allah’a, selam (esenlik) de seçkin kıldığı kullarına olsun!” Allah mı hayırlıdır; yoksa ortak koşma(ya çalıştıkları) mı?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say (O Muhammad): Praise be to Allah, and peace be on His slaves whom He hath chosen! Is Allah best, or (all) that ye ascribe as partners (unto Him)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  60. 60

    أَمَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَنۢبَتْنَا بِهِۦ حَدَآئِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍ مَّا كَانَ لَكُمْ أَن تُنۢبِتُوا۟ شَجَرَهَآ ۗ أَءِلَـٰهٌ مَّعَ ٱللَّهِ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَ

    27:60

    Or, Who has created the heavens and the earth, and Who sends you down rain from the sky? Yea, with it We cause to grow well-planted orchards full of beauty of delight: it is not in your power to cause the growth of the trees in them. (Can there be another) god besides Allah? Nay, they are a people who swerve from justice.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Onlar mı hayırlı) yoksa, gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren mi? Çünkü biz onunla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirmişizdir. Allah'la beraber başka bir ilâh mı var! Doğrusu onlar sapıklıkta devameden bir güruhtur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlar mı hayırlı) yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren (Allah) mı? Bir ağacını bile yetiştiremeyeceğiniz güzel bahçeleri o (su) sayesinde yetiştirdik. Allah’la birlikte bir ilah mı (varmış)! Doğrusu onlar, (putları Allah’a) denk tutan (yoldan çıkmış) bir topluluktur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is not He (best) Who created the heavens and the earth, and sendeth down for you water from the sky wherewith We cause to spring forth joyous orchards, whose trees it never hath been yours to cause to grow. Is there any Allah beside Allah? Nay, but they are folk who ascribe equals (unto Him)!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  61. 61

    أَمَّن جَعَلَ ٱلْأَرْضَ قَرَارًا وَجَعَلَ خِلَـٰلَهَآ أَنْهَـٰرًا وَجَعَلَ لَهَا رَوَٰسِىَ وَجَعَلَ بَيْنَ ٱلْبَحْرَيْنِ حَاجِزًا ۗ أَءِلَـٰهٌ مَّعَ ٱللَّهِ ۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    27:61

    Or, Who has made the earth firm to live in; made rivers in its midst; set thereon mountains immovable; and made a separating bar between the two bodies of flowing water? (can there be another) god besides Allah? Nay, most of them know not.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Onlar mı hayırlı) yoksa, yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarında nehirler akıtan, onun için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Hayır onların çoğu (hakikatları) bilmiyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlar mı hayırlı) yoksa yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, arasında nehirler yaratan, yeryüzü için ağırlıklar var eden ve iki deniz arasına engel koyan (Allah) mı? Allah’la birlikte bir ilah mı (varmış)! Doğrusu onların pek çoğu, gerçeği bil(mek iste)miyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is not He (best) Who made the earth a fixed abode, and placed rivers in the folds thereof, and placed firm hills therein, and hath set a barrier between the two seas? Is there any Allah beside Allah? Nay, but most of them know not!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  62. 62

    أَمَّن يُجِيبُ ٱلْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ ٱلسُّوٓءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَآءَ ٱلْأَرْضِ ۗ أَءِلَـٰهٌ مَّعَ ٱللَّهِ ۚ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ

    27:62

    Or, Who listens to the (soul) distressed when it calls on Him, and Who relieves its suffering, and makes you (mankind) inheritors of the earth? (Can there be another) god besides Allah? Little it is that ye heed!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Onlar mı hayırlı) yoksa, kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Ne kıt düşünüyorsunuz!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlar mı hayırlı) yoksa kendine yalvardığında zorda kalana cevap veren, sıkıntıyı açan (gideren) ve sizi yeryüzünün halifeleri (sorumluları) olarak görevlendiren (Allah) mı? Allah’la birlikte bir ilah mı (varmış)! Ne kadar da azınız (gerçeği) hatırlıyor!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is not He (best) Who answereth the wronged one when he crieth unto Him and removeth the evil, and hath made you viceroys of the earth? Is there any Allah beside Allah? Little do they reflect!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  63. 63

    أَمَّن يَهْدِيكُمْ فِى ظُلُمَـٰتِ ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ وَمَن يُرْسِلُ ٱلرِّيَـٰحَ بُشْرًۢا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِهِۦٓ ۗ أَءِلَـٰهٌ مَّعَ ٱللَّهِ ۚ تَعَـٰلَى ٱللَّهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ

    27:63

    Or, Who guides you through the depths of darkness on land and sea, and Who sends the winds as heralds of glad tidings, going before His Mercy? (Can there be another) god besides Allah?- High is Allah above what they associate with Him!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Onlar mı hayırlı) yoksa, karanın ve denizin karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderen mi? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Allah onların koştukları ortaklardan çok yücedir, münezzehtir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlar mı hayırlı) yoksa karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren, rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen (Allah) mı?Allah’la birlikte bir ilah mı (varmış)! Allah onların ortak koştuklarından yücedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is not He (best) Who guideth you in the darkness of the land and the sea, He Who sendeth the winds as heralds of His mercy? Is there any Allah beside Allah? High Exalted be Allah from all that they ascribe as partner (unto Him)!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  64. 64

    أَمَّن يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ وَمَن يَرْزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ ۗ أَءِلَـٰهٌ مَّعَ ٱللَّهِ ۚ قُلْ هَاتُوا۟ بُرْهَـٰنَكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

    27:64

    Or, Who originates creation, then repeats it, and who gives you sustenance from heaven and earth? (Can there be another) god besides Allah? Say, "Bring forth your argument, if ye are telling the truth!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Onlar mı hayırlı) yoksa, önce yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten, hem yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı var? De ki: Eğer doğru söylüyorsanız, siz kesin delilinizi getirin haydi!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlar mı hayırlı) yoksa yaratmaya başlayan, sonra onu iade (tekrar) eden, gökten ve yerden sizi rızıklandıran (Allah) mı? Allah’la birlikte bir ilah mı (varmış)! De ki: “Doğruysanız kesin delilinizi getirin!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is not He (best) Who produceth creation, then reproduceth it, and Who provideth for you from the heaven and the earth? Is there any Allah beside Allah? Say: Bring your proof, if ye are truthful!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  65. 65

    قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ٱلْغَيْبَ إِلَّا ٱللَّهُ ۚ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ

    27:65

    Say: None in the heavens or on earth, except Allah, knows what is hidden: nor can they perceive when they shall be raised up (for Judgment).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse gaybı (bilinemeyeni) bilemez.” Onlar ne zaman diriltileceklerini de bilemezler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say (O Muhammad): None in the heavens and the earth knoweth the Unseen save Allah; and they know not when they will be raised (again).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  66. 66

    بَلِ ٱدَّٰرَكَ عِلْمُهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ مِّنْهَا ۖ بَلْ هُم مِّنْهَا عَمُونَ

    27:66

    Still less can their knowledge comprehend the Hereafter: Nay, they are in doubt and uncertainty thereanent; nay, they are blind thereunto!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Fakat ahiret hakkında bilgiler onlara ardarda gelmektedir. Ama onlar bundan bir şüphe içindedirler. Çünkü onlar bundan yana kördürler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Aksine ahiret hakkındaki bilgiler art arda kendilerine gelmesine rağmen, esasında ondan şüphelenmeye devam etmektedir; ahiretten yana da kördürler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but doth their knowledge reach to the Hereafter? Nay, for they are in doubt concerning it. Nay, for they cannot see it.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  67. 67

    وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَءِذَا كُنَّا تُرَٰبًا وَءَابَآؤُنَآ أَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ

    27:67

    The Unbelievers say: "What! when we become dust,- we and our fathers,- shall we really be raised (from the dead)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnkârcılar dediler ki: "Sahi biz ve atalarımız toprak olduktan sonra gerçekten (diriltilip) çıkarılacak mıyız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kâfir olanlar şöyle demişlerdi: “Biz ve atalarımız toprak olduğumuz zaman, gerçekten (diriltilip topraktan) mı çıkartılacağız!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Yet those who disbelieve say: When we have become dust like our fathers, shall we verily be brought forth (again)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  68. 68

    لَقَدْ وُعِدْنَا هَـٰذَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا مِن قَبْلُ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّآ أَسَـٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ

    27:68

    "It is true we were promised this,- we and our fathers before (us): these are nothing but tales of the ancients."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "And olsun ki, bu tehdit bize yapıldığı gibi, daha önce atalarımıza da yapılmıştır. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki bu, daha önce bize de atalarımıza da vadedilmişti. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We were promised this, forsooth, we and our fathers. (All) this is naught but fables of the men of old.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  69. 69

    قُلْ سِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُجْرِمِينَ

    27:69

    Say: "Go ye through the earth and see what has been the end of those guilty (of sin)."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Hele bir yeryüzünde gezin de, günahkarların sonu nice oldu, bir bakın!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (Onlara) de ki: “Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonu nasıl olmuş, bakın!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say (unto them, O Muhammad): Travel in the land and see the nature of the sequel for the guilty!

    M. Pickthall · EN · public-domain

  70. 70

    وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُن فِى ضَيْقٍ مِّمَّا يَمْكُرُونَ

    27:70

    But grieve not over them, nor distress thyself because of their plots.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (Habibim!) Onlara karşı mahzun olma, kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü de sıkıntı duyma!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlardan dolayı üzülme; kurmakta oldukları tuzaklar yüzünden sıkıntı içinde olma!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And grieve thou not for them, nor be in distress because of what they plot (against thee).

    M. Pickthall · EN · public-domain

  71. 71

    وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

    27:71

    They also say: "When will this promise (come to pass)? (Say) if ye are truthful."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bir de, "Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad (ettiğiniz azab) hani, ne zaman?" derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Doğruysanız o vaat (Son Saat) ne zamanmış!” derler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they say: When (will) this promise (be fulfilled), if ye are truthful?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  72. 72

    قُلْ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ رَدِفَ لَكُم بَعْضُ ٱلَّذِى تَسْتَعْجِلُونَ

    27:72

    Say: "It may be that some of the events which ye wish to hasten on may be (close) in your pursuit!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Çabucak gelmesini istediğiniz şeyin (azabın) bir kısmı herhalde yakında ensenize binecektir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Acele gelmesini istediğiniz (azab)ın bir kısmı başınıza gelmek üzeredir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say: It may be that a part of that which ye would hasten on is close behind you.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  73. 73

    وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ

    27:73

    But verily thy Lord is full of grace to mankind: Yet most of them are ungrateful.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki Rabbin insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thy Lord is full of bounty for mankind, but most of them do not give thanks.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  74. 74

    وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ

    27:74

    And verily thy Lord knoweth all that their hearts do hide. As well as all that they reveal.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbin elbette onların sinelerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki Rabbin kalplerinin gizlediğini de açıkladıklarını da elbette bilir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thy Lord knoweth surely all that their bosoms hide, and all that they proclaim.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  75. 75

    وَمَا مِنْ غَآئِبَةٍ فِى ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِلَّا فِى كِتَـٰبٍ مُّبِينٍ

    27:75

    Nor is there aught of the unseen, in heaven or earth, but is (recorded) in a clear record.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Lehvi mahfuzda) bulunmasın.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Gökte ve yerde gaib (yaratılmışların bilemeyeceği) ne varsa hepsi ancak ve ancak apaçık bir kitaptadır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And there is nothing hidden in the heaven or the earth but it is in a clear Record.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  76. 76

    إِنَّ هَـٰذَا ٱلْقُرْءَانَ يَقُصُّ عَلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَكْثَرَ ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ

    27:76

    Verily this Qur'an doth explain to the Children of Israel most of the matters in which they disagree.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Haberiniz olsun ki bu Kur'ân, İsrail oğullarına, hakkında ihtilaf edegeldikleri şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki bu Kur’an İsrailoğullarına, tartıştıkları şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! this Qur'an narrateth unto the Children of Israel most of that concerning which they differ.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  77. 77

    وَإِنَّهُۥ لَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ

    27:77

    And it certainly is a Guide and a Mercy to those who believe.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve o, müminler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki o (Kur’an), müminler için bir rehber ve rahmettir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! it is a guidance and a mercy for believers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  78. 78

    إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِى بَيْنَهُم بِحُكْمِهِۦ ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْعَلِيمُ

    27:78

    Verily thy Lord will decide between them by His Decree: and He is Exalted in Might, All-Knowing.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbin şüphesiz, onlar arasında kendi hükmünü verecektir. O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki Rabbin onların arasında hükmünü verecektir. O güçlüdür, bilendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thy Lord will judge between them of His wisdom, and He is the Mighty, the Wise.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  79. 79

    فَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ ۖ إِنَّكَ عَلَى ٱلْحَقِّ ٱلْمُبِينِ

    27:79

    So put thy trust in Allah: for thou art on (the path of) manifest Truth.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve o halde sen Allah'a güven. Çünkü sen, apaçık hakikatin üzerindesin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Allah’a güven! Şüphesiz ki sen apaçık hakikat üzeresin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor (O Muhammad) put thy trust in Allah, for thou (standest) on the plain Truth.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  80. 80

    إِنَّكَ لَا تُسْمِعُ ٱلْمَوْتَىٰ وَلَا تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوْا۟ مُدْبِرِينَ

    27:80

    Truly thou canst not cause the dead to listen, nor canst thou cause the deaf to hear the call, (especially) when they turn back in retreat.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bil ki sen, ölülere işittiremezsin, arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da daveti duyuramazsın.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Şüphesiz ki sen ölülere duyuramazsın; sağırlara da arkalarını dönüp giderlerken çağrıyı işittiremezsin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thou canst not make the dead to hear, nor canst thou make the deaf to hear the call when they have turned to flee;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  81. 81

    وَمَآ أَنتَ بِهَـٰدِى ٱلْعُمْىِ عَن ضَلَـٰلَتِهِمْ ۖ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِـَٔايَـٰتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ

    27:81

    Nor canst thou be a guide to the blind, (to prevent them) from straying: only those wilt thou get to listen who believe in Our Signs, and they will bow in Islam.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sen körleri sapıklıklarından çevirip doğru yola getirecek değilsin. Ancak (gönülden) teslim olarak âyetlerimize iman edenlere duyurabilirsin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sen körleri şaşkınlıklarından (çevirip) doğru yola iletemezsin. Ayetlerimize inanıp teslim olanlardan başkasına duyuramazsın.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nor canst thou lead the blind out of their error. Thou canst make none to hear, save those who believe Our revelations and who have surrendered.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  82. 82

    ۞ وَإِذَا وَقَعَ ٱلْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَآبَّةً مِّنَ ٱلْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ أَنَّ ٱلنَّاسَ كَانُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا لَا يُوقِنُونَ

    27:82

    And when the Word is fulfilled against them (the unjust), we shall produce from the earth a beast to (face) them: He will speak to them, for that mankind did not believe with assurance in Our Signs.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Söylenen başlarına geleceği vakit, bunlar için yerden bir "dâbbe" (canlı) çıkarırız ki bu, onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Onlar hakkında o (azap) sözü gerçekleştiği zaman, onlar için yerden bir canlı çıkarmış olacağız ve bu (inkârcı) insanların ayetlerimize kesin bir şekilde inanmamış olduklarını kendilerine söyleyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when the word is fulfilled concerning them, We shall bring forth a beast of the earth to speak unto them because mankind had not faith in Our revelations.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  83. 83

    وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِن كُلِّ أُمَّةٍ فَوْجًا مِّمَّن يُكَذِّبُ بِـَٔايَـٰتِنَا فَهُمْ يُوزَعُونَ

    27:83

    One day We shall gather together from every people a troop of those who reject our Signs, and they shall be kept in ranks,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve her ümmetin âyetlerimizi yalan sayanlarından bir cemaati toplayacağımız gün, artık onlar bir arada tutulup (hesap yerine) sevkedilirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    O gün, her ümmet içinden ayetlerimizi yalanlayanlardan (çeşitli) grup(ları) toplayacağız; onlar, (hesap yerine) sevk edilecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (remind them of) the Day when We shall gather out of every nation a host of those who denied Our revelations, and they will be set in array;

    M. Pickthall · EN · public-domain

  84. 84

    حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُو قَالَ أَكَذَّبْتُم بِـَٔايَـٰتِى وَلَمْ تُحِيطُوا۟ بِهَا عِلْمًا أَمَّاذَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    27:84

    Until, when they come (before the Judgment-seat), (Allah) will say: "Did ye reject My Signs, though ye comprehended them not in knowledge, or what was it ye did?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nihayet (oraya) geldikleri vakit Allah buyurur: "Siz benim âyetlerimi, ne olduğunu kavramadan yalan saydınız öyle mi? Yoksa yaptığınız başka neydi?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sonunda, (hesap yerine) geldikleri zaman (Allah) kendilerine şöyle soracaktır: “Bilip kavramadan ayetlerimi yalanladınız, öyle mi? (Değilse, bu) yaptığınız neydi?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Till, when they come (before their Lord), He will say: Did ye deny My revelations when ye could not compass them in knowledge, or what was it that ye did?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  85. 85

    وَوَقَعَ ٱلْقَوْلُ عَلَيْهِم بِمَا ظَلَمُوا۟ فَهُمْ لَا يَنطِقُونَ

    27:85

    And the Word will be fulfilled against them, because of their wrong-doing, and they will be unable to speak (in plea).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yaptıkları haksızlıktan dolayı, o söz gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yaptıkları haksızlıktan dolayı haklarında (azap) sözü gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the Word will be fulfilled concerning them because they have done wrong, and they will not speak.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  86. 86

    أَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا جَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِيَسْكُنُوا۟ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبْصِرًا ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    27:86

    See they not that We have made the Night for them to rest in and the Day to give them light? Verily in this are Signs for any people that believe!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Görmediler mi ki, dinlensinler diye geceyi yarattık ve (çalışsınlar diye) gündüzü apaydınlık yaptık. İman eden bir kavim için elbette bunda ibretler vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Dinlensinler diye geceyi (karanlık) ve (çalışsınlar diye) gündüzü aydınlık kıldığımızı hiç mi düşünmediler? İman eden bir topluluk için şüphesiz ki bunda dersler vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have they not seen how We have appointed the night that they may rest therein, and the day sight-giving? Lo! therein verily are portents for a people who believe.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  87. 87

    وَيَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَفَزِعَ مَن فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ إِلَّا مَن شَآءَ ٱللَّهُ ۚ وَكُلٌّ أَتَوْهُ دَٰخِرِينَ

    27:87

    And the Day that the Trumpet will be sounded - then will be smitten with terror those who are in the heavens, and those who are on earth, except such as Allah will please (to exempt): and all shall come to His (Presence) as beings conscious of their lowliness.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sûr'a üfürüldüğü gün Allah'ın diledikleri müstesna göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak O'na gelirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Sûr’a üfleneceği gün, –Allah’ın diledikleri hariç– göklerde ve yerde bulunanlar şiddetli bir şekilde korkacaktır. Hepsi boynu bükük olarak O’na gelecekler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (remind them of) the Day when the Trumpet will be blown, and all who are in the heavens and the earth will start in fear, save him whom Allah willeth. And all come unto Him, humbled.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  88. 88

    وَتَرَى ٱلْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً وَهِىَ تَمُرُّ مَرَّ ٱلسَّحَابِ ۚ صُنْعَ ٱللَّهِ ٱلَّذِىٓ أَتْقَنَ كُلَّ شَىْءٍ ۚ إِنَّهُۥ خَبِيرٌۢ بِمَا تَفْعَلُونَ

    27:88

    Thou seest the mountains and thinkest them firmly fixed: but they shall pass away as the clouds pass away: (such is) the artistry of Allah, who disposes of all things in perfect order: for he is well acquainted with all that ye do.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sen dağları görürsün de, yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Görüp sabit sandığın dağlar, her şeyi en güçlü biçimde şekillendiren Allah’ın bir sanatı olarak, bulutların gidişi (gibi) gidiyor (olacaktır). Şüphesiz ki Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And thou seest the hills thou deemest solid flying with the flight of clouds: the doing of Allah Who perfecteth all things. Lo! He is Informed of what ye do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  89. 89

    مَن جَآءَ بِٱلْحَسَنَةِ فَلَهُۥ خَيْرٌ مِّنْهَا وَهُم مِّن فَزَعٍ يَوْمَئِذٍ ءَامِنُونَ

    27:89

    If any do good, good will (accrue) to them therefrom; and they will be secure from terror that Day.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kim iyilikle gelirse, ona daha iyisi verilir ve onlar o gün korkudan da emin kalırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kim bir iyilikle gelirse onun için çok daha hayırlısı olacaktır. Onlar o gün korkudan güvende olacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Whoso bringeth a good deed will have better than its worth; and such are safe from fear that Day.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  90. 90

    وَمَن جَآءَ بِٱلسَّيِّئَةِ فَكُبَّتْ وُجُوهُهُمْ فِى ٱلنَّارِ هَلْ تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    27:90

    And if any do evil, their faces will be thrown headlong into the Fire: "Do ye receive a reward other than that which ye have earned by your deeds?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Her kim de kötülükle gelirse artık yüzleri ateşte sürtülür. "Başka değil ancak yaptığınız amellerin cezasını çekeceksiniz." (denir).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kötülükle gelen kişiler ise yüzüstü cehenneme atılacaklardır ve (kendilerine) “Sadece yaptıklarınızın karşılığını görmektesiniz.” (denecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And whoso bringeth an ill-deed, such will be flung down on their faces in the Fire. Are ye rewarded aught save what ye did?

    M. Pickthall · EN · public-domain

  91. 91

    إِنَّمَآ أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ رَبَّ هَـٰذِهِ ٱلْبَلْدَةِ ٱلَّذِى حَرَّمَهَا وَلَهُۥ كُلُّ شَىْءٍ ۖ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنَ ٱلْمُسْلِمِينَ

    27:91

    For me, I have been commanded to serve the Lord of this city, Him Who has sanctified it and to Whom (belong) all things: and I am commanded to be of those who bow in Islam to Allah's Will,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    (De ki): "Ben ancak her şeyin sahibi olan ve burayı kutlu kılan bu şehrin (Mekke'nin) Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Yine bana müslümanlardan olmam emredildi."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    (De ki:) “Ben her şey sadece kendisine ait olan ve saygın kıldığı bu şehrin (Mekke’nin) Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Ben müslümanlardan olmakla emrolundum.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Say): I (Muhammad) am commanded only to serve the Lord of this land which He hath hallowed, and unto Whom all things belong. And I am commanded to be of those who surrender (unto Him),

    M. Pickthall · EN · public-domain

  92. 92

    وَأَنْ أَتْلُوَا۟ ٱلْقُرْءَانَ ۖ فَمَنِ ٱهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَن ضَلَّ فَقُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ

    27:92

    And to rehearse the Qur'an: and if any accept guidance, they do it for the good of their own souls, and if any stray, say: "I am only a Warner".

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ve Kur'ân'ı okumam emredildi." Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: "Ben sadece uyarıcılardanım."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Kur’an’ı tilavetle (okuyup aktarmakla) da (emrolundum). Kim doğru yola gelirse yalnızca kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa (ona) de ki: “Ben sadece uyarıcılardanım.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And to recite the Qur'an. And whoso goeth right, goeth right only for (the good of) his own soul; and as for him who goeth astray - (Unto him) say: Lo! I am only a warner.

    M. Pickthall · EN · public-domain

  93. 93

    وَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ سَيُرِيكُمْ ءَايَـٰتِهِۦ فَتَعْرِفُونَهَا ۚ وَمَا رَبُّكَ بِغَـٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

    27:93

    And say: "Praise be to Allah, Who will soon show you His Signs, so that ye shall know them"; and thy Lord is not unmindful of all that ye do.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve şöyle de: Hamd, Allah'a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek, siz de onları görüp tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    De ki: “Hamd (övgü) Allah içindir. O, ayetlerini size gösterecektir; siz de onları (görüp) tanıyacaksınız. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And say: Praise be to Allah Who will show you His portents so that ye shall know them. And thy Lord is not unaware of what ye (mortals) do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)