20.طه
طهمكية · 135 آية
- 1
طه
20:1
Ta-Ha.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Tâ, Hâ,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Tâ. Hâ.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ta. Ha.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 2
مَآ أَنزَلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ لِتَشْقَىٰٓ
20:2
We have not sent down the Qur'an to thee to be (an occasion) for thy distress,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Muhammed! Kur'ân'ı sana sıkıntıya düşesin diye indirmedik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye indirmedik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We have not revealed unto thee (Muhammad) this Qur'an that thou shouldst be distressed,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 3
إِلَّا تَذْكِرَةً لِّمَن يَخْشَىٰ
20:3
But only as an admonition to those who fear (Allah),-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak Allah'tan korkan kimse için bir öğüt olarak (indirdik.)
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yeri ve en yüksek gökleri yaratan (Allah)’ın indirmesi olarak saygı duyanlara sadece (gerçeği) hatırlatmak için (gönderdik).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But as a reminder unto him who feareth,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 4
تَنزِيلًا مِّمَّنْ خَلَقَ ٱلْأَرْضَ وَٱلسَّمَـٰوَٰتِ ٱلْعُلَى
20:4
A revelation from Him Who created the earth and the heavens on high.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yeri ve yüce gökleri yaratanın katından yavaş yavaş bir indirilişle (onu) indirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yeri ve en yüksek gökleri yaratan (Allah)’ın indirmesi olarak saygı duyanlara sadece (gerçeği) hatırlatmak için (gönderdik). Tâhâ 20:3-4
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A revelation from Him Who created the earth and the high heavens,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 5
ٱلرَّحْمَـٰنُ عَلَى ٱلْعَرْشِ ٱسْتَوَىٰ
20:5
(Allah) Most Gracious is firmly established on the throne (of authority).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O Rahmân (kudret ve hakimiyyetiyle) Arş'a hakim oldu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rahmân arşa istiva etmiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The Beneficent One, Who is established on the Throne.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 6
لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ ٱلثَّرَىٰ
20:6
To Him belongs what is in the heavens and on earth, and all between them, and all beneath the soil.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bütün göklerde olanlar, bütün yerdekiler, bu ikisinin arasında ve toprağın altıda bulunanlar O'nundur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Göklerde, yerde, ikisi arasında ve toprağın altındaki her şey sadece O’na aittir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Unto Him belongeth whatsoever is in the heavens and whatsoever is in the earth, and whatsoever is between them, and whatsoever is beneath the sod.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 7
وَإِن تَجْهَرْ بِٱلْقَوْلِ فَإِنَّهُۥ يَعْلَمُ ٱلسِّرَّ وَأَخْفَى
20:7
If thou pronounce the word aloud, (it is no matter): for verily He knoweth what is secret and what is yet more hidden.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sen (Allah'a ettiğin dua ve zikirle) sesini yükseltirsen (bilki Allah bundan mustağnîdir.). Çünkü O şüphesiz gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sözü açıktan söylesen de (O) gizliyi ve gizlinin gizlisini bilir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if thou speakest aloud, then lo! He knoweth the secret (thought) and (that which is yet) more hidden.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 8
ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ لَهُ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ
20:8
Allah! there is no god but He! To Him belong the most Beautiful Names.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah O'dur ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Allah, kendisinden başka ilah olmayandır. En güzel isimler de yalnızca O’na aittir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah! There is no Allah save Him. His are the most beautiful names.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 9
وَهَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
20:9
Has the story of Moses reached thee?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Habîbim!) Musa'nın (başından geçen hayat) hikayesi sana geldi mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Musa’nın haberi sana ulaştı (değil) mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hath there come unto thee the story of Moses?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 10
إِذْ رَءَا نَارًا فَقَالَ لِأَهْلِهِ ٱمْكُثُوٓا۟ إِنِّىٓ ءَانَسْتُ نَارًا لَّعَلِّىٓ ءَاتِيكُم مِّنْهَا بِقَبَسٍ أَوْ أَجِدُ عَلَى ٱلنَّارِ هُدًى
20:10
Behold, he saw a fire: So he said to his family, "Tarry ye; I perceive a fire; perhaps I can bring you some burning brand therefrom, or find some guidance at the fire."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani o bir ateş görmüştü de, ailesine: "Yerinizde durun, benim gözüme bir ateş ilişti, belki size bir kor getiririm, yahut ateşin yanında bir yol gösterici bulurum" demişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani o, bir ateş görmüş ve ailesine, “(Siz burada) bekleyin! Bir ateş gördüm. Umarım ki ondan size bir kor (bir tutam ateş parçası) getiririm veya ateşin yanında bir rehber bulurum.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When he saw a fire and said unto his folk: Lo! Wait! I see a fire afar off. Peradventure I may bring you a brand therefrom or may find guidance at the fire.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 11
فَلَمَّآ أَتَىٰهَا نُودِىَ يَـٰمُوسَىٰٓ
20:11
But when he came to the fire, a voice was heard: "O Moses!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ateşe vardığı zaman şöyle çağrıldı: "Ey Musa!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Oraya ulaştığında (tarafımızdan)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when he reached it, he was called by name: O Moses!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 12
إِنِّىٓ أَنَا۠ رَبُّكَ فَٱخْلَعْ نَعْلَيْكَ ۖ إِنَّكَ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى
20:12
"Verily I am thy Lord! therefore (in My presence) put off thy shoes: thou art in the sacred valley Tuwa.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ben şüphesiz senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar, çünkü sen kutsal bir vadi olan Tuvâ'dasın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Ey Musa! Şüphesiz ki ben -evet ben- senin Rabbin’im! Hemen ayakkabılarını çıkar! Şüphesiz ki sen (iki kez) kutsanmış Tuvâ Vadi(si’n)desin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! I, even I, am thy Lord, So take off thy shoes, for lo! thou art in the holy valley of Tuwa.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 13
وَأَنَا ٱخْتَرْتُكَ فَٱسْتَمِعْ لِمَا يُوحَىٰٓ
20:13
"I have chosen thee: listen, then, to the inspiration (sent to thee).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ben seni seçtim, şimdi (sana) vahyolunacak şeyleri dinle."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Seni (elçi olarak) ben seçtim. vahyedilmekte olanı dinle!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And I have chosen thee, so hearken unto that which is inspired.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 14
إِنَّنِىٓ أَنَا ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱعْبُدْنِى وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِذِكْرِىٓ
20:14
"Verily, I am Allah: There is no god but I: So serve thou Me (only), and establish regular prayer for celebrating My praise.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki ben -evet ben- Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve beni hatırlamak için namaz kıl!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! I, even I, am Allah, There is no Allah save Me. So serve Me and establish worship for My remembrance.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 15
إِنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِيَةٌ أَكَادُ أُخْفِيهَا لِتُجْزَىٰ كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا تَسْعَىٰ
20:15
"Verily the Hour is coming - My design is to keep it hidden - for every soul to receive its reward by the measure of its Endeavour.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onun vaktini gizli tutuyorum ki, herkes yaptığının karşılığını görsün.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O (Son) Saat mutlaka gelecektir. Herkese, peşinde koştuğu şeyin karşılığı verilsin diye neredeyse onu (kendimden bile) gizleyeceğim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! the Hour is surely coming. But I will to keep it hidden, that every soul may be rewarded for that which it striveth (to achieve).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 16
فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَن لَّا يُؤْمِنُ بِهَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ فَتَرْدَىٰ
20:16
"Therefore let not such as believe not therein but follow their own lusts, divert thee therefrom, lest thou perish!"..
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sakın kıyamete inanmayıp, kendi heva ve hevesine uyan kimse seni, ona iman etmekten alıkoymasın; sonra helak olursun.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ona inanmayıp arzusuna uyanlar sakın seni ondan (Son Saat’e inanmaktan) alıkoymasın; sonra mahvolursun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor, let not him turn thee aside from (the thought of) it who believeth not therein but followeth his own desire, lest thou perish.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 17
وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَـٰمُوسَىٰ
20:17
"And what is that in the right hand, O Moses?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Musa! Sağ elindeki nedir?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ey Musa, şu sağ elindeki nedir, bilir misin?” (diye sorulmuştu).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And what is that in thy right hand, O Moses?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 18
قَالَ هِىَ عَصَاىَ أَتَوَكَّؤُا۟ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَىٰ غَنَمِى وَلِىَ فِيهَا مَـَٔارِبُ أُخْرَىٰ
20:18
He said, "It is my rod: on it I lean; with it I beat down fodder for my flocks; and in it I find other uses."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa dedi: "O benim asâm (değneğim) dır, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkerim ve onda başka hacetlerim (faydalanacağım şeyler) de var"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa) “O benim asamdır; ona dayanır, onunla davarlarıma yaprak silkelerim. Benim ona başka ihtiyaçlarım da vardır.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: This is my staff whereon I lean, and wherewith I bear down branches for my sheep, and wherein I find other uses.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 19
قَالَ أَلْقِهَا يَـٰمُوسَىٰ
20:19
(Allah) said, "Throw it, O Moses!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Ey Musa! onu (yere) bırak"dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) “Onu (yere) at ey Musa!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Cast it down, O Moses!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 20
فَأَلْقَىٰهَا فَإِذَا هِىَ حَيَّةٌ تَسْعَىٰ
20:20
He threw it, and behold! It was a snake, active in motion.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa da onu bıraktı, bir de ne görsün! o bir yılan olmuş koşuyor.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa da) hemen onu yere atmıştı. Bir de ne görsün, o (asa) yılan olmuş sürünüyor.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So he cast it down, and lo! it was a serpent, gliding.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 21
قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ ۖ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا ٱلْأُولَىٰ
20:21
(Allah) said, "Seize it, and fear not: We shall return it at once to its former condition"..
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah buyurdu ki: "Tut onu, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) şöyle demişti: “Onu al ve korkma! Biz onu eski hâline çevireceğiz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Grasp it and fear not. We shall return it to its former state.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 22
وَٱضْمُمْ يَدَكَ إِلَىٰ جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَآءَ مِنْ غَيْرِ سُوٓءٍ ءَايَةً أُخْرَىٰ
20:22
"Now draw thy hand close to thy side: It shall come forth white (and shining), without harm (or stain),- as another Sign,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bir de diğer bir mucize olmak üzere elini koynuna koy ki, kusursuz olarak bembeyaz çıksın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
"Elini koltuğunun altına koy; en büyük ayetlerimizden (mucizelerimizden) birini sana göstermemiz için bir başka ayet (mucize) olarak elin kusursuz ve lekesiz beyazlıkta çıkacaktır” (demişti).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And thrust thy hand within thine armpit, it will come forth white without hurt. (That will be) another token.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 23
لِنُرِيَكَ مِنْ ءَايَـٰتِنَا ٱلْكُبْرَى
20:23
"In order that We may show thee (two) of our Greater Signs.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bunları sana en büyük mucizelerimizden (bir kısmını) gösterelim diye yaptık."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
"Elini koltuğunun altına koy; en büyük ayetlerimizden (mucizelerimizden) birini sana göstermemiz için bir başka ayet (mucize) olarak elin kusursuz ve lekesiz beyazlıkta çıkacaktır” (demişti). Tâhâ 20:22-23
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That We may show thee (some) of Our greater portents,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 24
ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
20:24
"Go thou to Pharaoh, for he has indeed transgressed all bounds."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Firavun'a git, çünkü o hakikaten azdı."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah şöyle demişti): “Firavun’a git! O iyice azdı.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Go thou unto Pharaoh! Lo! he hath transgressed (the bounds).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 25
قَالَ رَبِّ ٱشْرَحْ لِى صَدْرِى
20:25
(Moses) said: "O my Lord! expand me my breast;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa dedi ki: "Ey Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa ise) şöyle dua etmişti: “Rabbim! Benim için yüreğime genişlik ver!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Moses) said: My Lord! relieve my mind
M. Pickthall · EN · public-domain
- 26
وَيَسِّرْ لِىٓ أَمْرِى
20:26
"Ease my task for me;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşimi kolaylaştır,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşimi bana kolaylaştır!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And ease my task for me;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 27
وَٱحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِى
20:27
"And remove the impediment from my speech,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dilimden düğümü çöz
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And loose a knot from my tongue,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 28
يَفْقَهُوا۟ قَوْلِى
20:28
"So they may understand what I say:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ki, sözümü iyi anlasınlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar. Tâhâ 20:27-28
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That they may understand my saying.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 29
وَٱجْعَل لِّى وَزِيرًا مِّنْ أَهْلِى
20:29
"And give me a Minister from my family,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir de bana ailemden bir vezir ver.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bana ailemden kardeşim Harun’u vezir (yardımcı) görevlendir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Appoint for me a henchman from my folk,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 30
هَـٰرُونَ أَخِى
20:30
"Aaron, my brother;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kardeşim Harun'u (ver).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bana ailemden kardeşim Harun’u vezir (yardımcı) görevlendir! Tâhâ 20:29-30
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Aaron, my brother.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 31
ٱشْدُدْ بِهِۦٓ أَزْرِى
20:31
"Add to my strength through him,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onunla arkamı kuvvetlendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onunla arkamı güçlendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Confirm my strength with him
M. Pickthall · EN · public-domain
- 32
وَأَشْرِكْهُ فِىٓ أَمْرِى
20:32
"And make him share my task:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Elçilik) işimde onu bana ortak et.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onu işime ortak (destekçi) kıl.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And let him share my task,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 33
كَىْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا
20:33
"That we may celebrate Thy praise without stint,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ki seni çok tesbih edelim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bu sayede seni çok tesbih edelim (yüceltelim).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That we may glorify Thee much
M. Pickthall · EN · public-domain
- 34
وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا
20:34
"And remember Thee without stint:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Seni çok analım.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Seni çok analım!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And much remember Thee.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 35
إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِيرًا
20:35
"For Thou art He that (ever) regardeth us."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphe yok ki sen bizi görüp duruyorsun."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki sen bizi görensin.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! Thou art ever Seeing us.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 36
قَالَ قَدْ أُوتِيتَ سُؤْلَكَ يَـٰمُوسَىٰ
20:36
(Allah) said: "Granted is thy prayer, O Moses!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah buyurdu: "Ey Musa! Dilediğin (şeyler) sana verildi."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) şöyle demişti: “Ey Musa! İstediklerin sana elbette verildi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Thou art granted thy request, O Moses.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 37
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَىٰٓ
20:37
"And indeed We conferred a favour on thee another time (before).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"And olsun biz, sana diğer bir defa daha ihsan etmiştik"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki sana bir kez daha lütufta bulunmuştuk.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And indeed, another time, already We have shown thee favour,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 38
إِذْ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰٓ أُمِّكَ مَا يُوحَىٰٓ
20:38
"Behold! We sent to thy mother, by inspiration, the message:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani bir vakit ilham edilmesi gereken (ancak ilham ile bilinebilen) şu ilhamı annene verdik:
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani annene vahyedilecek şeyi şöyle vahyetmiştik (bildirmiştik):
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When we inspired in thy mother that which is inspired,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 39
أَنِ ٱقْذِفِيهِ فِى ٱلتَّابُوتِ فَٱقْذِفِيهِ فِى ٱلْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ ٱلْيَمُّ بِٱلسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِّى وَعَدُوٌّ لَّهُۥ ۚ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِّنِّى وَلِتُصْنَعَ عَلَىٰ عَيْنِىٓ
20:39
"'Throw (the child) into the chest, and throw (the chest) into the river: the river will cast him up on the bank, and he will be taken up by one who is an enemy to Me and an enemy to him': But I cast (the garment of) love over thee from Me: and (this) in order that thou mayest be reared under Mine eye.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Onu (Musa'yı) tabut içine koy da denize bırak. Deniz de onu sahile atsın. Onu hem bana düşman, hem ona düşman olan biri alsın." Bir de benim gözetimim altında yetiştirilmen için, üzerine katımdan bir sevgi bırakmıştım. (Ey Musa!)
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
“Onu (Musa’yı) sandığa koy ve onu nehre bırak! Nehir onu kıyıya bıraksın; benim de onun da düşmanı olan biri onu alsın!” Sana tarafımdan bir sevgi vermiştim; böylece gözetimimde yetiştirilesin diye (böyle yapmıştık).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Saying: Throw him into the ark, and throw it into the river, then the river shall throw it on to the bank, and there an enemy to Me and an enemy to him shall take him. And I endued thee with love from Me that thou mightest be trained according to My will,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 40
إِذْ تَمْشِىٓ أُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَىٰ مَن يَكْفُلُهُۥ ۖ فَرَجَعْنَـٰكَ إِلَىٰٓ أُمِّكَ كَىْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ ۚ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَـٰكَ مِنَ ٱلْغَمِّ وَفَتَنَّـٰكَ فُتُونًا ۚ فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِىٓ أَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلَىٰ قَدَرٍ يَـٰمُوسَىٰ
20:40
"Behold! thy sister goeth forth and saith, 'shall I show you one who will nurse and rear the (child)?' So We brought thee back to thy mother, that her eye might be cooled and she should not grieve. Then thou didst slay a man, but We saved thee from trouble, and We tried thee in various ways. Then didst thou tarry a number of years with the people of Midian. Then didst thou come hither as ordained, O Moses!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hani kız kardeşin (Firavun'un sarayına) giderek: "Ona bakacak birini size buluvereyim mi? diyordu. Böylece seni tekrar annene verdik ki, gözü aydın olsun da kederlenmesin. Hem sen, bir adam öldürdün de seni gamdan kurtardık. Seni çeşitli musibetlerle imtihan ettik. Bu sebeple yıllarca Medyen halkı içinde kaldın. Sonra ey Musa! Belli bir çağa (peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa) geldin.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani kız kardeşin (ablan, Firavun ailesine) gidip, “Ona bakacak birini size göstereyim mi?” demişti. Böylece, gözü aydın olsun ve (artık) üzülmesin diye seni annene geri vermiştik. (Gençken) birini öldürmüştün; seni endişeden kurtarmıştık; böylece seni iyiden iyiye denemiştik. (Bu nedenle), Medyen halkı arasında senelerce kalmıştın. Ey Musa! Sonra da bir plana göre (bu makama) gelmiştin.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When thy sister went and said: Shall I show you one who will nurse him? and we restored thee to thy mother that her eyes might be refreshed and might not sorrow. And thou didst kill a man and We delivered thee from great distress, and tried thee with a heavy trial. And thou didst tarry years among the folk of Midian. Then camest thou (hither) by (My) providence, O Moses,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 41
وَٱصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِى
20:41
"And I have prepared thee for Myself (for service)"..
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ben, seni kendime (peygamber) seçtim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ben seni kendim için seçmiştim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And I have attached thee to Myself.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 42
ٱذْهَبْ أَنتَ وَأَخُوكَ بِـَٔايَـٰتِى وَلَا تَنِيَا فِى ذِكْرِى
20:42
"Go, thou and thy brother, with My Signs, and slacken not, either of you, in keeping Me in remembrance.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sen kardeşinle birlikte mucizelerimle git. İkiniz de beni anmakta gevşeklik etmeyin.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sen ve kardeşin (Harun) delillerimle gidin! Beni anmada (öğütlerim konusunda) gevşek davranmayın!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Go, thou and thy brother, with My tokens, and be not faint in remembrance of Me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 43
ٱذْهَبَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
20:43
"Go, both of you, to Pharaoh, for he has indeed transgressed all bounds;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun'a gidin, çünkü o gerçekten azdı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Firavun’a gidin; şüphesiz ki o iyice azdı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Go, both of you, unto Pharaoh. Lo! he hath transgressed (the bounds).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 44
فَقُولَا لَهُۥ قَوْلًا لَّيِّنًا لَّعَلَّهُۥ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَىٰ
20:44
"But speak to him mildly; perchance he may take warning or fear (Allah)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Varın da ona yumuşak söz söyleyin; olur ki, öğüt dinler, yahut korkar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ona yumuşak söz söyleyin; umulur ki (gerçeği) hatırlar veya saygı duyar!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And speak unto him a gentle word, that peradventure he may heed or fear.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 45
قَالَا رَبَّنَآ إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفْرُطَ عَلَيْنَآ أَوْ أَن يَطْغَىٰ
20:45
They (Moses and Aaron) said: "Our Lord! We fear lest he hasten with insolence against us, or lest he transgress all bounds."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Musa ile Harun) "Rabbimiz! Onun bize kötülük yapmasından veya azgınlığını artırmasından korkarız" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa ve Harun) “Rabbimiz! Doğrusu, onun bize kötülük yapmasından veya iyice azmasından endişe ediyoruz.” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: Our Lord! Lo! we fear that he may be beforehand with us or that he may play the tyrant.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 46
قَالَ لَا تَخَافَآ ۖ إِنَّنِى مَعَكُمَآ أَسْمَعُ وَأَرَىٰ
20:46
He said: "Fear not: for I am with you: I hear and see (everything).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah buyurdu ki: "Korkmayın, zira ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah ise şöyle) demişti: “Korkmayın, elbette ben sizinle beraberim, duyuyor ve görüyorum.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Fear not. Lo! I am with you twain, Hearing and Seeing.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 47
فَأْتِيَاهُ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْ ۖ قَدْ جِئْنَـٰكَ بِـَٔايَةٍ مِّن رَّبِّكَ ۖ وَٱلسَّلَـٰمُ عَلَىٰ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلْهُدَىٰٓ
20:47
"So go ye both to him, and say, 'Verily we are messengers sent by thy Lord: Send forth, therefore, the Children of Israel with us, and afflict them not: with a Sign, indeed, have we come from thy Lord! and peace to all who follow guidance!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hemen gidin de Firavun'a deyin ki: "Biz Rabbinin (sana gönderilen) elçileriyiz. Artık İsrailoğulları'nı bizimle gönder, onlara azab etme; biz sana Rabbinden bir mucize ile geldik. Selam doğru yolda gidenleredir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ona (Firavun’a) gidin ve deyin ki: ‘Şüphesiz ki biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle gönder; onlara eziyet etme! Elbette biz sana Rabbinden bir delil ile geldik. Selam (esenlik), rehbere (vahye) uyanlara olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So go ye unto him and say: Lo! we are two messengers of thy Lord. So let the children of Israel go with us, and torment them not. We bring thee a token from thy Lord. And peace will be for him who followeth right guidance.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 48
إِنَّا قَدْ أُوحِىَ إِلَيْنَآ أَنَّ ٱلْعَذَابَ عَلَىٰ مَن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
20:48
"'Verily it has been revealed to us that the Penalty (awaits) those who reject and turn away.'"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bize kesin olarak vahyolundu ki, azab şüphesiz (gerçeği) inkâr edip ona sırt çevirenleredir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Azabın, (gerçeği) yalanlayıp yüz çevirenlere (uygulanacağı) elbette bize vahyolunmuştur.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! it hath been revealed unto us that the doom will be for him who denieth and turneth away.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 49
قَالَ فَمَن رَّبُّكُمَا يَـٰمُوسَىٰ
20:49
(When this message was delivered), (Pharaoh) said: "Who, then, O Moses, is the Lord of you two?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun: "Ey Musa! Sizin Rabbiniz kimdir?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Firavun) “Ey Musa! Rabbiniz de kimmiş?” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Pharaoh) said: Who then is the Lord of you twain, O Moses?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 50
قَالَ رَبُّنَا ٱلَّذِىٓ أَعْطَىٰ كُلَّ شَىْءٍ خَلْقَهُۥ ثُمَّ هَدَىٰ
20:50
He said: "Our Lord is He Who gave to each (created) thing its form and nature, and further, gave (it) guidance."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa: "Bizim Rabbimiz her şeye şeklini veren, sonra da yolunu gösterendir." dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa da) “Bizim Rabbimiz her şeye yaratılışını veren sonra da (yaratılışa uygun) yol gösterendir.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Our Lord is He Who gave unto everything its nature, then guided it aright.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 51
قَالَ فَمَا بَالُ ٱلْقُرُونِ ٱلْأُولَىٰ
20:51
(Pharaoh) said: "What then is the condition of previous generations?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun: "Öyleyse geçmiş asırlar (daki insanlar)ın durumu nedir?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Firavun) “(Peki) önceki nesillerin hali ne olacak?” diye sormuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: What then is the state of the generations of old?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 52
قَالَ عِلْمُهَا عِندَ رَبِّى فِى كِتَـٰبٍ ۖ لَّا يَضِلُّ رَبِّى وَلَا يَنسَى
20:52
He replied: "The knowledge of that is with my Lord, duly recorded: my Lord never errs, nor forgets,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa dedi ki: "Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitapta (yazılı)dır. Rabbim yanlış yapmaz ve unutmaz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa ise) şöyle demişti: “Onlar hakkındaki bilgi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim şaşırmaz ve unutmaz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: The knowledge thereof is with my Lord in a Record. My Lord neither erreth nor forgetteth,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 53
ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًا وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَخْرَجْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّن نَّبَاتٍ شَتَّىٰ
20:53
"He Who has, made for you the earth like a carpet spread out; has enabled you to go about therein by roads (and channels); and has sent down water from the sky." With it have We produced diverse pairs of plants each separate from the others.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Yeryüzünü sizin için bir döşek yapan, oradan sizin için yollar açan ve gökten bir su indiren O'dur." İşte biz o su ile türlü türlü bitkilerden çiftler çıkardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) yeri sizin için beşik yapan, onda sizin için yollar açan ve gökten de su indirendir. O (su) saye(sin)de çeşitli bitkilerden de çiftler çıkarmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who hath appointed the earth as a bed and hath threaded roads for you therein and hath sent down water from the sky and thereby We have brought forth divers kinds of vegetation,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 54
كُلُوا۟ وَٱرْعَوْا۟ أَنْعَـٰمَكُمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّأُو۟لِى ٱلنُّهَىٰ
20:54
Eat (for yourselves) and pasture your cattle: verily, in this are Signs for men endued with understanding.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem siz yiyin, hem de hayvanlarınızı otlatın. Akıl sahibleri için bunda nice ibretler vardır!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yiyin; hayvanlarınızı otlatın! Şüphesiz ki bunda (kötülüklerden) engelleyen akıl sahipleri için deliller vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Saying): Eat ye and feed your cattle. Lo! herein verily are portents for men of thought.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 55
۞ مِنْهَا خَلَقْنَـٰكُمْ وَفِيهَا نُعِيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً أُخْرَىٰ
20:55
From the (earth) did We create you, and into it shall We return you, and from it shall We bring you out once again.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sizi yerden (topraktan) yarattık, yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sizi topraktan yarattık; sizi yine oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi oradan çıkaracağız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thereof We created you, and thereunto We return you, and thence We bring you forth a second time.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 56
وَلَقَدْ أَرَيْنَـٰهُ ءَايَـٰتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَأَبَىٰ
20:56
And We showed Pharaoh all Our Signs, but he did reject and refuse.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, biz, Firavun'a mucizelerimizin hepsini gösterdik. Böyle iken o yine onları yalan sayıp kabulden çekindi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki ona (Firavun’a) bütün delillerimizi göstermiştik; o ise yalanlamış ve yüz çevirmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We verily did show him all Our tokens, but he denied them and refused.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 57
قَالَ أَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ أَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَـٰمُوسَىٰ
20:57
He said: "Hast thou come to drive us out of our land with thy magic, O Moses?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Firavun Musa'ya şöyle) dedi: "Ey Musa! Sen sihrinle bizi yerimizden çıkarmak için mi geldin bize?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Firavun) demişti ki: “Ey Musa! Yaptığın büyü ile bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Hast come to drive us out from our land by thy magic, O Moses?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 58
فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِّثْلِهِۦ فَٱجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَّا نُخْلِفُهُۥ نَحْنُ وَلَآ أَنتَ مَكَانًا سُوًى
20:58
"But we can surely produce magic to match thine! So make a tryst between us and thee, which we shall not fail to keep - neither we nor thou - in a place where both shall have even chances."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"O halde biz de senin sihrin gibi bir sihirle sana geleceğiz (karşına çıkacağız); şimdi bizimle senin aranda bir vakit ve bir buluşma yeri tayin et ki; ne senin, ne bizim caymayacağımız uygun bir yer olsun."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz de sana, aynen onun gibi bir büyü yapacağız. Seninle bizim aramızda, senin de bizim de muhalefet etmeyeceğimiz uygun bir yerde buluşma zamanı ayarla!"
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But we surely can produce for thee magic the like thereof; so appoint a tryst between us and you, which neither we nor thou shall fail to keep, at a place convenient (to us both).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 59
قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ ٱلزِّينَةِ وَأَن يُحْشَرَ ٱلنَّاسُ ضُحًى
20:59
Moses said: "Your tryst is the Day of the Festival, and let the people be assembled when the sun is well up."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa: "Sizinle buluşma zamanı, süs (bayramı) günü ve insanların toplanacağı kuşluk vaktidir." dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa) şöyle demişti: “Buluşma zamanınız, süs (bayram) günü yani insanların toplanacağı kuşluk vaktidir.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Moses) said: Your tryst shall be the day of the feast, and let the people assemble when the sun hath risen high.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 60
فَتَوَلَّىٰ فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُۥ ثُمَّ أَتَىٰ
20:60
So Pharaoh withdrew: He concerted his plan, and then came (back).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine Firavun döndü gitti ve bütün hile vasıtalarını topladıktan sonra geldi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bunun üzerine Firavun) dönüp gitmiş, hilesini toplamış, sonra da (buluşma yerine) gelmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then Pharaoh went and gathered his strength, then came (to the appointed tryst).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 61
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰ وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُم بِعَذَابٍ ۖ وَقَدْ خَابَ مَنِ ٱفْتَرَىٰ
20:61
Moses said to him: Woe to you! Forge not ye a lie against Allah, lest He destroy you (at once) utterly by chastisement: the forger must suffer frustration!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa onlara dedi ki: "Yazıklar olsun size! Allah'a yalan uydur mayın. Sonra bir azab ile kökünüzü keser. Gerçekten (Allah'a) iftira eden hüsrana uğramıştır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Musa onlara şöyle demişti: “Yazıklar olsun size! Allah’a iftira etmeyin! Yoksa O da bir azap ile kökünüzü kazır! (Allah’a) iftira edenler elbette kaybedenlerdir.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Moses said unto them: Woe unto you! Invent not a lie against Allah, lest He extirpate you by some punishment. He who lieth faileth miserably.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 62
فَتَنَـٰزَعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّجْوَىٰ
20:62
So they disputed, one with another, over their affair, but they kept their talk secret.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sihirbazlar aralarında işlerini tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Büyücüler) durumlarını aralarında tartışmış, gizlice fısıldaşmışlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then they debated one with another what they must do, and they kept their counsel secret.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 63
قَالُوٓا۟ إِنْ هَـٰذَٰنِ لَسَـٰحِرَٰنِ يُرِيدَانِ أَن يُخْرِجَاكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ ٱلْمُثْلَىٰ
20:63
They said: "These two are certainly (expert) magicians: their object is to drive you out from your land with their magic, and to do away with your most cherished institutions.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Sihirbazlar daha sonra Musa ve Harun'u göstererek şöyle) dediler: "Bu ikisi muhakkak sihirbazdır; büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve de örnek dininizi yok etmek istiyorlar."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şöyle demişlerdi: “Bu ikisi (Musa ve Harun), büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve örnek yolunuzu ortadan kaldırmak isteyen iki büyücüdür.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: Lo! these are two wizards who would drive you out from your country by their magic, and destroy your best traditions;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 64
فَأَجْمِعُوا۟ كَيْدَكُمْ ثُمَّ ٱئْتُوا۟ صَفًّا ۚ وَقَدْ أَفْلَحَ ٱلْيَوْمَ مَنِ ٱسْتَعْلَىٰ
20:64
"Therefore concert your plan, and then assemble in (serried) ranks: He wins (all along) today who gains the upper hand."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Onun için bütün tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra hep bir sıra halinde gelin. Bugün üstün gelen muhakkak zafer kazanmıştır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa): “Hilenizi toplayın (yanınıza alın); sonra da saf halinde gelin! Bugün üstün gelen elbette başaracaktır.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So arrange your plan, and come in battle line. Whoso is uppermost this day will be indeed successful.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 65
قَالُوا۟ يَـٰمُوسَىٰٓ إِمَّآ أَن تُلْقِىَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَلْقَىٰ
20:65
They said: "O Moses! whether wilt thou that thou throw (first) or that we be the first to throw?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sihirbazlar: "Ey Musa! Ya sen at, yahud ilk atan biz olalım" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Büyücüler) “Ey Musa, ya (önce asayı) sen atacaksın ya da ilk atanlar biz (mi) olalım?” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: O Moses! Either throw first, or let us be the first to throw?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 66
قَالَ بَلْ أَلْقُوا۟ ۖ فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِن سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَىٰ
20:66
He said, "Nay, throw ye first!" Then behold their ropes and their rods-so it seemed to him on account of their magic - began to be in lively motion!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa dedi ki: "Hayır, siz atın." Bir de ne görsün! Onların ipleri ve değnekleri, yaptıkları sihirden ötürü kendisine sanki yürüyorlarmış gibi geldi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa) “Hayır, siz atın.” demişti. Bir de ne görsün, büyüleri sayesinde ipleri ve asaları gerçekten kendisine koşuyormuş gibi görünüyor.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Nay, do ye throw! Then lo! their cords and their staves, by their magic, appeared to him as though they ran.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 67
فَأَوْجَسَ فِى نَفْسِهِۦ خِيفَةً مُّوسَىٰ
20:67
So Moses conceived in his mind a (sort of) fear.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu yüzden Musa içinde bir korku hissetti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Musa (o esnada) içinde bir korku hissetmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Moses conceived a fear in his mind.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 68
قُلْنَا لَا تَخَفْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْأَعْلَىٰ
20:68
We said: "Fear not! for thou hast indeed the upper hand:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz dedik ki: "Korkma, çünkü sen muhakkak üstünsün (galib geleceksin) "
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Biz de Musa’ya) şöyle demiştik: “Korkma! Şüphesiz ki sen galip geleceksin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We said: Fear not! Lo! thou art the higher.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 69
وَأَلْقِ مَا فِى يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوٓا۟ ۖ إِنَّمَا صَنَعُوا۟ كَيْدُ سَـٰحِرٍ ۖ وَلَا يُفْلِحُ ٱلسَّاحِرُ حَيْثُ أَتَىٰ
20:69
"Throw that which is in thy right hand: Quickly will it swallow up that which they have faked what they have faked is but a magician's trick: and the magician thrives not, (no matter) where he goes."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sağ elindekini atıver, o, onların yaptıklarını yutar. Çünkü onların yaptıkları ancak bir büyücü tuzağıdır. Büyücü ise, her nerede olursa olsun başarıya ulaşamaz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sağ elindekini (yere) at da onların yaptıklarını yutsun! Yaptıkları, sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye gelirse gelsin (ne yaparsa yapsın) başarılı olamaz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Throw that which is in thy right hand! It will eat up that which they have made. Lo! that which they have made is but a wizard's artifice, and a wizard shall not be successful to whatever point (of skill) he may attain.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 70
فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ هَـٰرُونَ وَمُوسَىٰ
20:70
So the magicians were thrown down to prostration: they said, "We believe in the Lord of Aaron and Moses".
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonunda bütün sihirbazlar secdeye kapandılar, "Musa ile Harun'un Rabbine iman ettik" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Büyücüler) secdeye kapanmış bir şekilde, “Harun’un ve Musa’nın Rabbine iman ettik!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then the wizards were (all) flung down prostrate, crying: We believe in the Lord of Aaron and Moses.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 71
قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ ۖ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَـٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ فِى جُذُوعِ ٱلنَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ أَيُّنَآ أَشَدُّ عَذَابًا وَأَبْقَىٰ
20:71
(Pharaoh) said: "Believe ye in Him before I give you permission? Surely this must be your leader, who has taught you magic! be sure I will cut off your hands and feet on opposite sides, and I will have you crucified on trunks of palm-trees: so shall ye know for certain, which of us can give the more severe and the more lasting punishment!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun: "Ben size izin vermeden mi ona iman ettiniz? O, muhakkak size sihir öğreten büyüğünüzdür. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve muhakkak sizi hurma dallarına asacağım. Böylece hangimizin azabının daha şiddetli ve devamlı olduğunu bileceksiniz" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Firavun) şöyle demişti: “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz, (öyle mi)! Şüphesiz ki o (Musa), size büyü öğreten büyüğünüzdür (akıl hocanızdır). Döneklik yapmanızdan (Musa’nın dinine dönmenizden) dolayı elbette ellerinizi ve ayaklarınızı kestireceğim. Sizi elbette hurma dallarına asacağım! Hangimizin azabının daha şiddetli ve kalıcı olduğunu elbette bileceksiniz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Pharaoh) said: Ye put faith in him before I give you leave. Lo! he is your chief who taught you magic. Now surely I shall cut off your hands and your feet alternately, and I shall crucify you on the trunks of palm trees, and ye shall know for certain which of us hath sterner and more lasting punishment.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 72
قَالُوا۟ لَن نُّؤْثِرَكَ عَلَىٰ مَا جَآءَنَا مِنَ ٱلْبَيِّنَـٰتِ وَٱلَّذِى فَطَرَنَا ۖ فَٱقْضِ مَآ أَنتَ قَاضٍ ۖ إِنَّمَا تَقْضِى هَـٰذِهِ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَآ
20:72
They said: "Never shall we regard thee as more than the Clear Signs that have come to us, or than Him Who created us! so decree whatever thou desirest to decree: for thou canst only decree (touching) the life of this world.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(İman eden sihirbazlar şöyle) dediler: "Bize gelen bu açık mucizeler ve bizi yaratana karşı, asla seni tercih edemeyiz. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Büyücüler) şöyle demişlerdi: “Bize gelen apaçık bilgilere ve bizi yoktan yaratana karşı asla seni tercih etmeyeceğiz. Yapacağını yap! Sen ancak bu dünya hayatında hükmünü geçirebilirsin.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: We choose thee not above the clear proofs that have come unto us, and above Him Who created us. So decree what thou wilt decree. Thou wilt end for us only this life of the world.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 73
إِنَّآ ءَامَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَـٰيَـٰنَا وَمَآ أَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ ٱلسِّحْرِ ۗ وَٱللَّهُ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰٓ
20:73
"For us, we have believed in our Lord: may He forgive us our faults, and the magic to which thou didst compel us: for Allah is Best and Most Abiding."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Doğrusu biz hem günahlarımıza, hem bizi zorladığın sihre karşı, bizi bağışlasın diye, Rabbimize iman ettik. Allah (sevabça senden) daha hayırlı ve (azab verme bakımından da) daha devamlıdır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hatalarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın büyüyü bağışlaması için şüphesiz ki Rabbimize iman ettik (O'na güvendik).” Allah hayırlı olandır; (ödülü ve azabı) daha kalıcıdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! we believe in our Lord, that He may forgive us our sins and the magic unto which thou didst force us. Allah is better and more lasting.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 74
إِنَّهُۥ مَن يَأْتِ رَبَّهُۥ مُجْرِمًا فَإِنَّ لَهُۥ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَىٰ
20:74
Verily he who comes to his Lord as a sinner (at Judgment),- for him is Hell: therein shall he neither die nor live.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her kim Rabbine suçlu olarak varırsa, şüphesiz ki ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de dirilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kim Rabbine suçlu olarak gelirse, cehennem sadece onun içindir. Orada (tam olarak) ölemeyecek ve dirilemeyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! whoso cometh guilty unto his Lord, verily for him is hell. There he will neither die nor live.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 75
وَمَن يَأْتِهِۦ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلدَّرَجَـٰتُ ٱلْعُلَىٰ
20:75
But such as come to Him as Believers who have worked righteous deeds,- for them are ranks exalted,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kim de ona bir mümin olarak salih ameller işlemiş olduğu halde varırsa, işte onlara en yüksek dereceler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kim de iyi işler yapmış bir mümin olarak O’na gelirse, üstün dereceler sadece bunlar içindir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But whoso cometh unto Him a believer, having done good works, for such are the high stations;
M. Pickthall · EN · public-domain
- 76
جَنَّـٰتُ عَدْنٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَا ۚ وَذَٰلِكَ جَزَآءُ مَن تَزَكَّىٰ
20:76
Gardens of Eternity, beneath which flow rivers: they will dwell therein for aye: such is the reward of those who purify themselves (from evil).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Adn cennetleri vardır ki, altlarından ırmaklar akar, onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. Ve işte bu, (küfür ve isyandan) arınanların mükafatıdır. Meâli Şerifi
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Yani) içlerinde ebedî kalacakları, altlarından ırmaklar akan durmaya değer cennetler. İşte (kötülüklerden) arınanların karşılığı budur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Gardens of Eden underneath which rivers flow, wherein they will abide for ever. That is the reward of him who groweth.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 77
وَلَقَدْ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِى فَٱضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِى ٱلْبَحْرِ يَبَسًا لَّا تَخَـٰفُ دَرَكًا وَلَا تَخْشَىٰ
20:77
We sent an inspiration to Moses: "Travel by night with My servants, and strike a dry path for them through the sea, without fear of being overtaken (by Pharaoh) and without (any other) fear."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekten Musa'ya şöyle vahyettik: "Kullarımla geceleyin yürü (Mısır'dan çık) de (asânı vurarak) onlara denizde kuru bir yol aç; (artık firavun tarafından) yetişilmekten korkmazsın ve (boğulmaktan) endişe de etmezsin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki Musa’ya “Kullarımla birlikte geceleyin yola çık; yetişilmekten korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç!” diye vahyetmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We inspired Moses, saying: Take away My slaves by night and strike for them a dry path in the sea, fearing not to be overtaken, neither being afraid (of the sea).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 78
فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِۦ فَغَشِيَهُم مِّنَ ٱلْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ
20:78
Then Pharaoh pursued them with his forces, but the waters completely overwhelmed them and covered them up.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun ordularıyla hemen onları takip etti, denizden kendilerini sarıveren (korkunç boğulma) sarıverdi
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Firavun, askerleriyle birlikte onların peşine düşmüştü. Denizde onları kuşatan şey (felaket) kendilerini kuşatmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then Pharaoh followed them with his hosts and there covered them that which did cover them of the sea.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 79
وَأَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُۥ وَمَا هَدَىٰ
20:79
Pharaoh led his people astray instead of leading them aright.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Böylece Firavun kavmini yanlış yola sürükledi ve doğru yola götürmedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Çünkü) Firavun, kavmini saptırmış ve (onlara) doğru yolu göstermemişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Pharaoh led his folk astray, he did not guide them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 80
يَـٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ قَدْ أَنجَيْنَـٰكُم مِّنْ عَدُوِّكُمْ وَوَٰعَدْنَـٰكُمْ جَانِبَ ٱلطُّورِ ٱلْأَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ ٱلْمَنَّ وَٱلسَّلْوَىٰ
20:80
O ye Children of Israel! We delivered you from your enemy, and We made a Covenant with you on the right side of Mount (Sinai), and We sent down to you Manna and quails:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey İsrailoğulları! Sizleri düşmanınızdan kurtardık ve Tûr dağının sağ yanında size söz verdik, üzerinize de kudret helvası ve bıldırcın indirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ey İsrailoğulları! Elbette sizi düşmanınızdan kurtarmıştık; Tûr’un (Sînâ Dağı’nın) sağ tarafında (oraya gelmeniz için) sizinle sözleşmiş ve size kudret helvası ile bıldırcın eti ikram etmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
O Children of Israel! We delivered you from your enemy, and we made a covenant with you on the holy mountain's side, and sent down on you the manna and the quails,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 81
كُلُوا۟ مِن طَيِّبَـٰتِ مَا رَزَقْنَـٰكُمْ وَلَا تَطْغَوْا۟ فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِى ۖ وَمَن يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَبِى فَقَدْ هَوَىٰ
20:81
(Saying): "Eat of the good things We have provided for your sustenance, but commit no excess therein, lest My Wrath should justly descend on you: and those on whom descends My Wrath do perish indeed!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Size verdiğimiz rızıkların en temizlerinden yiyin ve bunda taşkınlık etmeyin, sonra üzerinize gazabım iner. Kimin üzerine de gazabım inerse, muhakkak o mahvolur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Size rızık olarak verdiğimiz tertemiz şeylerden yiyin; bu konuda sınırı aşmayın! Sonra gazabım size gelir. Gazabım kime gelirse elbette o yıkılıp gitmiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Saying): Eat of the good things wherewith We have provided you, and transgress not in respect thereof lest My wrath come upon you: and he on whom My wrath cometh, he is lost indeed.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 82
وَإِنِّى لَغَفَّارٌ لِّمَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَـٰلِحًا ثُمَّ ٱهْتَدَىٰ
20:82
"But, without doubt, I am (also) He that forgives again and again, to those who repent, believe, and do right, who,- in fine, are ready to receive true guidance."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bununla beraber, şüphe yok ki ben, tevbe eden, iman edip salih amel işleyen, sonra da hak yolda sebat gösteren kimse için çok bağışlayıcıyım.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Şüphesiz ki ben (Allah’a) yönelen, iman edip iyi iş(ler) yapan, sonra da doğru yolda olan kimseyi çok bağışlayıcıyım.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! verily I am Forgiving toward him who repenteth and believeth and doeth good, and afterward walketh aright.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 83
۞ وَمَآ أَعْجَلَكَ عَن قَوْمِكَ يَـٰمُوسَىٰ
20:83
(When Moses was up on the Mount, Allah said:) "What made thee hasten in advance of thy people, O Moses?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ey Musa! Seni kavminden (ayırıp) daha çabuk (gelmeye) sevkeden nedir?" (dedik.)
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ey Musa! Seni kavminden (ayrılmak üzere) acele ettiren nedir ki!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (it was said): What hath made thee hasten from thy folk, O Moses?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 84
قَالَ هُمْ أُو۟لَآءِ عَلَىٰٓ أَثَرِى وَعَجِلْتُ إِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضَىٰ
20:84
He replied: "Behold, they are close on my footsteps: I hastened to thee, O my Lord, to please thee."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Musa: "Onlar benim izimdeler (arkamdan beni takip edip geliyorlar). Ben sana acele ettim (geldim) ki, hoşnud olasın" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa:) “Onlar benim arkamdalar. Rabbim! Memnun olasın diye sana (gelmek için) acele ettim.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: They are close upon my track. I hastened unto Thee, my Lord, that Thou mightest be well pleased.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 85
قَالَ فَإِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنۢ بَعْدِكَ وَأَضَلَّهُمُ ٱلسَّامِرِىُّ
20:85
(Allah) said: "We have tested thy people in thy absence: the Samiri has led them astray."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Doğrusu biz senden sonra kavmini imtihan ettik. Sâmirî onları saptırdı" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) şöyle buyurmuştu: “Elbette senden sonra biz kavmini imtihan etmiştik; Samiri onları yoldan çıkarmıştı.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Lo! We have tried thy folk in thine absence, and As-Samiri hath misled them.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 86
فَرَجَعَ مُوسَىٰٓ إِلَىٰ قَوْمِهِۦ غَضْبَـٰنَ أَسِفًا ۚ قَالَ يَـٰقَوْمِ أَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًا ۚ أَفَطَالَ عَلَيْكُمُ ٱلْعَهْدُ أَمْ أَرَدتُّمْ أَن يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِّن رَّبِّكُمْ فَأَخْلَفْتُم مَّوْعِدِى
20:86
So Moses returned to his people in a state of indignation and sorrow. He said: "O my people! did not your Lord make a handsome promise to you? Did then the promise seem to you long (in coming)? Or did ye desire that Wrath should descend from your Lord on you, and so ye broke your promise to me?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hemen Musa öfkeli ve üzgün olarak kavmine döndü (onlara şöyle) dedi: "Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaad ile söz vermedi mi? Size bu süre mi çok uzun geldi, yoksa Rabbinizden size bir gazab inmesini arzu ettiniz de mi, bana olan vaadinizden caydınız?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bunun üzerine) Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine dönmüş ve onlara şöyle demişti: “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmamış mıydı? Size zaman mı çok uzun geldi; yoksa Rabbinizin gazabının size gelmesini mi istediniz ve bana verdiğiniz sözden döndünüz?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then Moses went back unto his folk, angry and sad. He said: O my people! Hath not your Lord promised you a fair promise? Did the time appointed then appear too long for you, or did ye wish that wrath from your Lord should come upon you, that ye broke tryst with me?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 87
قَالُوا۟ مَآ أَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلَـٰكِنَّا حُمِّلْنَآ أَوْزَارًا مِّن زِينَةِ ٱلْقَوْمِ فَقَذَفْنَـٰهَا فَكَذَٰلِكَ أَلْقَى ٱلسَّامِرِىُّ
20:87
They said: "We broke not the promise to thee, as far as lay in our power: but we were made to carry the weight of the ornaments of the (whole) people, and we threw them (into the fire), and that was what the Samiri suggested.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden, kendiliğimizden caymadık. Fakat biz o (Kıbtî) kavminin süs eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları (ateşe) attık. Sâmirî de (kendi mücevheratını) böylece atmıştı."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kavmi) şöyle demişti: “Biz sana verdiğimiz sözden kendi başımıza dönmedik. Fakat o kavmin (Mısırlıların) ziynetinden birtakım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları (çıkarıp ortaya) atmıştık. Aynı şekilde Sâmirî de (kendi taşıdığı buzağı heykelini oraya) bırakmıştı.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: We broke not tryst with thee of our own will, but we were laden with burdens of ornaments of the folk, then cast them (in the fire), for thus As-Samiri proposed.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 88
فَأَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًا جَسَدًا لَّهُۥ خُوَارٌ فَقَالُوا۟ هَـٰذَآ إِلَـٰهُكُمْ وَإِلَـٰهُ مُوسَىٰ فَنَسِىَ
20:88
"Then he brought out (of the fire) before the (people) the image of a calf: It seemed to low: so they said: This is your god, and the god of Moses, but (Moses) has forgotten!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nihayet Sâmirî onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. Bunun üzerine Sâmirî ve adamları: "İşte sizin de, Musa'nın da ilâhı budur, ama o unuttu" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Samiri), onlar için (önlerine), boğuk bir sese sahip ceset şeklinde bir buzağı heykeli çıkarmıştı. (Birbirlerine) “İşte bu, sizin de Musa’nın da ilahıdır. Fakat (Musa bunu) unuttu!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then he produced for them a calf, of saffron hue, which gave forth a lowing sound. And they cried: This is your god and the god of Moses, but he hath forgotten.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 89
أَفَلَا يَرَوْنَ أَلَّا يَرْجِعُ إِلَيْهِمْ قَوْلًا وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا
20:89
Could they not see that it could not return them a word (for answer), and that it had no power either to harm them or to do them good?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar görmüyorlar mıydı ki, o buzağı, kendilerine hiçbir sözle karşılık veremiyor; onlara ne bir zarar, ne de bir yarar vermeye sahip bulunamıyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(O heykelin), kendilerine herhangi bir söz çevirip (söyleyemediğini), kendilerine hiçbir zarar da yarar da veremediğini görmüyorlar mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
See they not, then, that it returneth no saying unto them and possesseth for them neither hurt nor use?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 90
وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هَـٰرُونُ مِن قَبْلُ يَـٰقَوْمِ إِنَّمَا فُتِنتُم بِهِۦ ۖ وَإِنَّ رَبَّكُمُ ٱلرَّحْمَـٰنُ فَٱتَّبِعُونِى وَأَطِيعُوٓا۟ أَمْرِى
20:90
Aaron had already, before this said to them: "O my people! ye are being tested in this: for verily your Lord is (Allah) Most Gracious; so follow me and obey my command."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki Harun daha önce onlara: "Ey kavmim! Siz bununla (buzağı ile) imtihana çekildiniz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahmân'dır. Gelin bana uyun ve emrime itaat edin" demişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki Harun, daha önce onlara “Ey kavmim! Siz bununla (buzağı heykeli ile) sadece imtihan edildiniz. Şüphesiz ki Rabbiniz Rahmân’dır; bana uyun ve emrime itaat edin!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Aaron indeed had told them beforehand: O my people! Ye are but being seduced therewith, for lo! your Lord is the Beneficent, so follow me and obey my order.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 91
قَالُوا۟ لَن نَّبْرَحَ عَلَيْهِ عَـٰكِفِينَ حَتَّىٰ يَرْجِعَ إِلَيْنَا مُوسَىٰ
20:91
They had said: "We will not abandon this cult, but we will devote ourselves to it until Moses returns to us."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar (cevap olarak şöyle) demişlerdi: "Musa bize dönüp gelinceye kadar, biz ona tapmaya elbette devam edeceğiz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kavmi) “Musa bize dönünceye kadar (buzağı heykeline) boyun eğmeye devam edeceğiz!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They said: We shall by no means cease to be its votaries till Moses return unto us.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 92
قَالَ يَـٰهَـٰرُونُ مَا مَنَعَكَ إِذْ رَأَيْتَهُمْ ضَلُّوٓا۟
20:92
(Moses) said: "O Aaron! what kept thee back, when thou sawest them going wrong,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Musa gelince kardeşine şöyle) dedi: "Ey Harun! bunların sapıklığa düştüğünü gördüğün vakit, seni engelleyen ne oldu?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa geldiğinde) “Ey Harun! Sapkınlığa düştüklerini gördüğünde bana uyman konusunda seni engelleyen neydi? Sen de mi emrime asi oldun?” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He (Moses) said: O Aaron! What held thee back when thou didst see them gone astray,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 93
أَلَّا تَتَّبِعَنِ ۖ أَفَعَصَيْتَ أَمْرِى
20:93
"From following me? Didst thou then disobey my order?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"(Neden) benim yolumu takip etmedin, benim emrime karşı mı geldin?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa geldiğinde) “Ey Harun! Sapkınlığa düştüklerini gördüğünde bana uyman konusunda seni engelleyen neydi? Sen de mi emrime asi oldun?” demişti. Tâhâ 20:92-93
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That thou followedst me not? Hast thou then disobeyed my order?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 94
قَالَ يَبْنَؤُمَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتِى وَلَا بِرَأْسِىٓ ۖ إِنِّى خَشِيتُ أَن تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِى
20:94
(Aaron) replied: "O son of my mother! Seize (me) not by my beard nor by (the hair of) my head! Truly I feared lest thou shouldst say, 'Thou has caused a division among the children of Israel, and thou didst not respect my word!'"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Harun: "Ey anamın oğlu! Sakalımı ve başımı (saçımı) tutma. Ben senin 'İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözüme bakmadın' diyeceğinden korktum." dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Harun) şöyle demişti: “Ey annemin oğlu! Saçıma, sakalıma yapışma! Şüphesiz ki ben senin ‘İsrailoğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın!’ demenden korktum.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: O son of my mother! Clutch not my beard nor my head! I feared lest thou shouldst say: Thou hast caused division among the Children of Israel, and hast not waited for my word.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 95
قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَـٰسَـٰمِرِىُّ
20:95
(Moses) said: "What then is thy case, O Samiri?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Hz. Musa bu defa Sâmirî'ye dönerek) "Ey Sâmirî! Senin bu yaptığın nedir?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa) “Ey Samiri! Ya senin durumun (derdin) nedir?” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Moses) said: And what hast thou to say, O Samiri?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 96
قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا۟ بِهِۦ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِّنْ أَثَرِ ٱلرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذَٰلِكَ سَوَّلَتْ لِى نَفْسِى
20:96
He replied: "I saw what they saw not: so I took a handful (of dust) from the footprint of the Messenger, and threw it (into the calf): thus did my soul suggest to me."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sâmirî: "Onların görmedikleri bir şey gördüm: (Sana gelen) ilâhî elçinin (Cebrail'in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu, bana böylece nefsim hoş gösterdi" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O da “Ben onların göremediği (bir gerçeği) gördüm. Elçinin mesajından bir kısmını aldım ve onu attım. İşte böyle, bunu nefsim bana hoş gösterdi.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: I perceived what they perceive not, so I seized a handful from the footsteps of the messenger, and then threw it in. Thus my soul commended to me.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 97
قَالَ فَٱذْهَبْ فَإِنَّ لَكَ فِى ٱلْحَيَوٰةِ أَن تَقُولَ لَا مِسَاسَ ۖ وَإِنَّ لَكَ مَوْعِدًا لَّن تُخْلَفَهُۥ ۖ وَٱنظُرْ إِلَىٰٓ إِلَـٰهِكَ ٱلَّذِى ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفًا ۖ لَّنُحَرِّقَنَّهُۥ ثُمَّ لَنَنسِفَنَّهُۥ فِى ٱلْيَمِّ نَسْفًا
20:97
(Moses) said: "Get thee gone! but thy (punishment) in this life will be that thou wilt say, 'touch me not'; and moreover (for a future penalty) thou hast a promise that will not fail: Now look at thy god, of whom thou hast become a devoted worshipper: We will certainly (melt) it in a blazing fire and scatter it broadcast in the sea!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Musa ona şöyle) dedi: "Haydi çekil git. Artık senin için hayat boyunca, 'benimle temas yok' diye söylemen var (bir vahşi gibi yapayalnız yaşamağa mahkum olacaksın). Hem senin için asla kaçamayacağın bir ceza daha vardır. Bir de ibadet edip durduğun ilâhına bak; elbette biz onu yakacağız, sonra da kül edip muhakkak onu denize savuracağız."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Musa) şöyle demişti: “Çık (git)! Artık hayatın boyunca sen sadece ‘Bana dokunmayın!’ diyeceksin. Ayrıca senin için, kurtulamayacağın bir sözleşme (ceza) günü daha var. Tapmakta olduğun ilahına bir bak! Elbette onu (heykelini) yakacağız; sonra da elbette onu parçalayıp denize savuracağız!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Moses) said: Then go! and lo! in this life it is for thee to say: Touch me not! and lo! there is for thee a tryst thou canst not break. Now look upon thy god of which thou hast remained a votary. Verily we will burn it and will scatter its dust over the sea.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 98
إِنَّمَآ إِلَـٰهُكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ۚ وَسِعَ كُلَّ شَىْءٍ عِلْمًا
20:98
But the god of you all is the One Allah: there is no god but He: all things He comprehends in His knowledge.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sizin ilâhınız, ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah'dır. Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sizin ilahınız, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. O’nun ilmi her şeyi kapsamıştır.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Your Allah is only Allah, than Whom there is no other Allah. He embraceth all things in His knowledge.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 99
كَذَٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنۢبَآءِ مَا قَدْ سَبَقَ ۚ وَقَدْ ءَاتَيْنَـٰكَ مِن لَّدُنَّا ذِكْرًا
20:99
Thus do We relate to thee some stories of what happened before: for We have sent thee a Message from Our own Presence.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Ey Muhammed!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki, sana katımızdan bir zikir (düşünüp kendisinden ibret alınacak bir kitab) verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İşte böylece geçmiştekilerin haberlerinden bir bölümünü sana anlatıyoruz. Elbette sana tarafımızdan (gerçeği) hatırlatan (bir mesaj) verdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus relate We unto thee (Muhammad) some tidings of that which happened of old, and We have given thee from Our presence a reminder.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 100
مَّنْ أَعْرَضَ عَنْهُ فَإِنَّهُۥ يَحْمِلُ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ وِزْرًا
20:100
If any do turn away therefrom, verily they will bear a burden on the Day of judgment;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kim ondan yüz çevirirse, şüphesiz o, kıyamet günü bir günah yüklenecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ondan yüz çeviren kişi(ler), kıyamet günü içinde ebedî kalacakları ağır bir günah yükünü yükleneceklerdir. Bu, onlar için kıyamet gününde ne kötü bir yüktür!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Whoso turneth away from it, he verily will bear a burden on the Day of Resurrection,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 101
خَـٰلِدِينَ فِيهِ ۖ وَسَآءَ لَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ حِمْلًا
20:101
They will abide in this (state): and grievous will the burden be to them on that Day,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Devamlı o azabın altında kalacaklar. Kıyamet günü onlar için, bu ne fena bir yüktür!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ondan yüz çeviren kişi(ler), kıyamet günü içinde ebedî kalacakları ağır bir günah yükünü yükleneceklerdir. Bu, onlar için kıyamet gününde ne kötü bir yüktür! Tâhâ 20:100-101
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Abiding under it - an evil burden for them on the Day of Resurrection,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 102
يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ ۚ وَنَحْشُرُ ٱلْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقًا
20:102
The Day when the Trumpet will be sounded: that Day, We shall gather the sinful, blear-eyed (with terror).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sûr'a üfürüleceği gün ki biz suçluları o gün, (gözleri korkudan) göğermiş olarak mahşerde toplayacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün Sûr’a üflenecektir ve biz o zaman suçluları, gözleri (korkudan) donuk (dışarı fırlamış) bir hâlde toplayacağız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The day when the Trumpet is blown. On that day we assemble the guilty white-eyed (with terror),
M. Pickthall · EN · public-domain
- 103
يَتَخَـٰفَتُونَ بَيْنَهُمْ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا عَشْرًا
20:103
In whispers will they consult each other: "Yet tarried not longer than ten (Days);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Siz dünyada sadece on(gün) kaldınız" diye kendi aralarında gizli gizli konuşurlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Aralarında “Dünyada sadece on (gün) kaldınız.” diyerek fısıldaşacaklar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Murmuring among themselves: Ye have tarried but ten (days).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 104
نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذْ يَقُولُ أَمْثَلُهُمْ طَرِيقَةً إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا يَوْمًا
20:104
We know best what they will say, when their leader most eminent in conduct will say: "Ye tarried not longer than a day!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Aralarında ne konuşacaklarını biz çok iyi biliriz. Görüşü en üstün olan: "Ancak bir gün kaldınız" diyecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
İçlerinden yolu en iyi örnek olan (en akıllıları) “Sadece bir gün kaldınız.” dediğinde, (diğerlerinin) neler söyleyeceklerini çok iyi bileniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We are Best Aware of what they utter when their best in conduct say: Ye have tarried but a day.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 105
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْجِبَالِ فَقُلْ يَنسِفُهَا رَبِّى نَسْفًا
20:105
They ask thee concerning the Mountains: say, "My Lord will uproot them and scatter them as dust;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Ey Muhammed!) Sana dağlar(ın kıyametteki durumunu) sorarlar, de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sana (Son Saat’te) dağlar(ın durumun)dan soruyorlar. De ki: “Rabbim, onları şiddetli bir şekilde savuracaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They will ask thee of the mountains (on that day). Say: My Lord will break them into scattered dust.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 106
فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًا
20:106
"He will leave them as plains smooth and level;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Böylece yerlerini dümdüz boş bir halde bırakacak."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Orayı (yerlerini) dümdüz, bomboş bırakacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And leave it as an empty plain,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 107
لَّا تَرَىٰ فِيهَا عِوَجًا وَلَآ أَمْتًا
20:107
"Nothing crooked or curved wilt thou see in their place."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Orada ne bir çukur, ne de bir tümsek göreceksin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Orada hiçbir çukur ve tümsek göremeyeceksin.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Wherein thou seest neither curve nor ruggedness.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 108
يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ ٱلدَّاعِىَ لَا عِوَجَ لَهُۥ ۖ وَخَشَعَتِ ٱلْأَصْوَاتُ لِلرَّحْمَـٰنِ فَلَا تَسْمَعُ إِلَّا هَمْسًا
20:108
On that Day will they follow the Caller (straight): no crookedness (can they show) him: all sounds shall humble themselves in the Presence of (Allah) Most Gracious: nothing shalt thou hear but the tramp of their feet (as they march).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün, hiçbir tarafa sapmadan o davetçiye (Sûr'a üfleyenin çağrısına) uyarlar. Öyleki, Rahmân'ın heybetinden sesler kısılmıştır. Artık bir fısıltıdan başka hiçbir şey işitemezsin.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün insanlar yan çizemeyecekleri davetçiye uyacaklardır. Rahmân’ın (huzurunda) sesler kısılmış olacaktır. Fısıltıdan başka hiçbir şey duymayacaksın.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On that day they follow the summoner who deceiveth not, and voices are hushed for the Beneficent, and thou hearest but a faint murmur.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 109
يَوْمَئِذٍ لَّا تَنفَعُ ٱلشَّفَـٰعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَـٰنُ وَرَضِىَ لَهُۥ قَوْلًا
20:109
On that Day shall no intercession avail except for those for whom permission has been granted by (Allah) Most Gracious and whose word is acceptable to Him.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün, Rahmân'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
O gün Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğundan başkasına şefaat yarar sağlayamayacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On that day no intercession availeth save (that of) him unto whom the Beneficent hath given leave and whose word He accepteth.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 110
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِهِۦ عِلْمًا
20:110
He knows what (appears to His creatures as) before or after or behind them: but they shall not compass it with their knowledge.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah, onların geleceklerini de, geçmişlerini de bilir. Onlar ise O'nu ilmen kavrayamazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah şefaat bekleyenlerin) önündekilerini de arkalarındakini de bilir. Onlar, bilgi bakımından O’nu kuşatamazlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He knoweth (all) that is before them and (all) that is behind them, while they cannot compass it in knowledge.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 111
۞ وَعَنَتِ ٱلْوُجُوهُ لِلْحَىِّ ٱلْقَيُّومِ ۖ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًا
20:111
(All) faces shall be humbled before (Him) - the Living, the Self-Subsisting, Eternal: hopeless indeed will be the man that carries iniquity (on his back).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bütün yüzler, diri ve bütün yarattıklarını gözetip duran Allah'a baş eğmiştir. Bir zulüm yüklenen gerçekten hüsrana uğramıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bütün) yüzler, gerçek diri ve hayatı elinde tutan (Allah) için boyun eğmiş (olacak)tır. Zulüm (şirk) yüklenen (yüzler) ise elbette perişan olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And faces humble themselves before the Living, the Eternal. And he who beareth (a burden of) wrongdoing is indeed a failure (on that day).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 112
وَمَن يَعْمَلْ مِنَ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْمًا وَلَا هَضْمًا
20:112
But he who works deeds of righteousness, and has faith, will have no fear of harm nor of any curtailment (of what is his due).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her kim de mümin olarak salih amelleri işlerse, artık o, ne bir haksızlıktan ve ne de çiğnenmekden korkar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kim mümin olarak iyi işlerden yaparsa, artık o, haksızlıktan da hakkının çiğnenmesinden de korkmayacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he who hath done some good works, being a believer, he feareth not injustice nor begrudging (of his wage).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 113
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلْنَـٰهُ قُرْءَانًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفْنَا فِيهِ مِنَ ٱلْوَعِيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ أَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا
20:113
Thus have We sent this down - an arabic Qur'an - and explained therein in detail some of the warnings, in order that they may fear Allah, or that it may cause their remembrance (of Him).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte böylece biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik. Onda tehditlerden nice türlüsünü tekrar tekrar açıkladık ki belki sakınırlar, yahut onlara bir ibret ve uyanış verir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz o (Kur’an’ı), insanlar takvâlı (duyarlı) olsunlar veya onlar için (gerçeği) hatırlama oluştursun diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve uyarıları onda tekrar tekrar açıkladık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus we have revealed it as a Lecture in Arabic, and have displayed therein certain threats, that peradventure they may keep from evil or that it may cause them to take heed.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 114
فَتَعَـٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ ۗ وَلَا تَعْجَلْ بِٱلْقُرْءَانِ مِن قَبْلِ أَن يُقْضَىٰٓ إِلَيْكَ وَحْيُهُۥ ۖ وَقُل رَّبِّ زِدْنِى عِلْمًا
20:114
High above all is Allah, the King, the Truth! Be not in haste with the Qur'an before its revelation to thee is completed, but say, "O my Lord! advance me in knowledge."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hükmü her yerde geçerli gerçek hükümdar olan Allah yücedir. (Ey Muhammed!) Kur'ân sana vahyedilirken, vahiy bitmeden önce (unutma korkusu ile) Kur'ân'ı okumada acele etme; "Rabbim! benim ilmimi artır" de.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana onun vahyi tamamlanmadan önce Kur’an’la ilgili acele etme ve “Rabbim! İlmimi artır!” de.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then exalted be Allah, the True King! And hasten not (O Muhammad) with the Qur'an ere its revelation hath been perfected unto thee, and say: My Lord! Increase me in knowledge.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 115
وَلَقَدْ عَهِدْنَآ إِلَىٰٓ ءَادَمَ مِن قَبْلُ فَنَسِىَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُۥ عَزْمًا
20:115
We had already, beforehand, taken the covenant of Adam, but he forgot: and We found on his part no firm resolve.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu bundan önce Âdem'e (bu ağaçtan yeme diye) emrettik, fakat unuttu ve biz onda bir azim (bir kararlılık) bulmadık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yemin olsun ki biz daha önce de Âdem’e (ağaca yaklaşmaması için) ahit (emir) vermiştik de o unutmuştu; onda herhangi bir kararlılık bulamamıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We made a covenant of old with Adam, but he forgot, and We found no constancy in him.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 116
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُوا۟ لِـَٔادَمَ فَسَجَدُوٓا۟ إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰ
20:116
When We said to the angels, "Prostrate yourselves to Adam", they prostrated themselves, but not Iblis: he refused.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir vakit meleklere: "Âdem(e hürmet) için secde edin" demiştik; İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hani meleklere “Âdem için (Allah’a) secde edin.” demiştik; onlar da hemen secde etmişlerdi. İblis hariç. O, (secde etmemekte) direnmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when We said unto the angels: Fall prostrate before Adam, they fell prostrate (all) save Iblis; he refused.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 117
فَقُلْنَا يَـٰٓـَٔادَمُ إِنَّ هَـٰذَا عَدُوٌّ لَّكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ ٱلْجَنَّةِ فَتَشْقَىٰٓ
20:117
Then We said: "O Adam! verily, this is an enemy to thee and thy wife: so let him not get you both out of the Garden, so that thou art landed in misery.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz de (Âdem'e) şöyle demiştik: "Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis) sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun (sıkıntı çeker, perişan olursun)."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Demiştik ki: “Ey Âdem! Bu (İblis) hem senin için hem de eşin için düşmandır. Sakın sizi cennetten (bahçeden) çıkarmasın! Sonra sıkıntı çekersin.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor we said: O Adam! This is an enemy unto thee and unto thy wife, so let him not drive you both out of the Garden so that thou come to toil.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 118
إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَىٰ
20:118
"There is therein (enough provision) for thee not to go hungry nor to go naked,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Doğrusu senin acıkmaman ve çıplak kalmaman (ancak) cennettedir. "
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Orada (cennette) acıkmayacaksın ve çıplak kalmayacaksın.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It is (vouchsafed) unto thee that thou hungerest not therein nor art naked,
M. Pickthall · EN · public-domain
- 119
وَأَنَّكَ لَا تَظْمَؤُا۟ فِيهَا وَلَا تَضْحَىٰ
20:119
"Nor to suffer from thirst, nor from the sun's heat."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve sen orada ne susarsın, ne de güneşin sıcağında kalırsın"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Orada susamayacaksın ve kuşluk sıcağından da etkilenmeyeceksin.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that thou thirstest not therein nor art exposed to the sun's heat.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 120
فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ ٱلشَّيْطَـٰنُ قَالَ يَـٰٓـَٔادَمُ هَلْ أَدُلُّكَ عَلَىٰ شَجَرَةِ ٱلْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَّا يَبْلَىٰ
20:120
But Satan whispered evil to him: he said, "O Adam! shall I lead thee to the Tree of Eternity and to a kingdom that never decays?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nihayet şeytan ona vesvese verdi. Şöyle dedi: "Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Buna rağmen), şeytan ona (Âdem’e) vesvese verip “Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir otoriteyi göstereyim mi?” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But the devil whispered to him, saying: O Adam! Shall I show thee the tree of immortality and power that wasteth not away?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 121
فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ ٱلْجَنَّةِ ۚ وَعَصَىٰٓ ءَادَمُ رَبَّهُۥ فَغَوَىٰ
20:121
In the result, they both ate of the tree, and so their nakedness appeared to them: they began to sew together, for their covering, leaves from the Garden: thus did Adam disobey his Lord, and allow himself to be seduced.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Hemen ayıp yerleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve üzerlerine cennet yaprağından örtüp yamamaya başladılar. Âdem Rabbinin emrinden çıktı da şaşırdı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Âdem ve eşi yasak ağaçtan) yemiş ve edep yerleri görünmüştü. (Ardından) bahçenin yapraklarından üzerlerine örtmeye başlamışlardı. (Böylece) Âdem (unutarak) Rabbine karşı gelmiş (asi olmuş) ve hata yapmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then they twain ate thereof, so that their shame became apparent unto them, and they began to hide by heaping on themselves some of the leaves of the Garden. And Adam disobeyed his Lord, so went astray.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 122
ثُمَّ ٱجْتَبَـٰهُ رَبُّهُۥ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَىٰ
20:122
But his Lord chose him (for His Grace): He turned to him, and gave him Guidance.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra Rabbi, onu seçti de tevbesini kabul buyurdu ve ona doğru yolu gösterdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Daha sonra Rabbi, onu (Âdem’i) seçkin kılmış, tevbesini (yönelmesini) kabul etmiş ve (ona) doğru yolu göstermişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then his Lord chose him, and relented toward him, and guided him.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 123
قَالَ ٱهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًۢا ۖ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ ۖ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّى هُدًى فَمَنِ ٱتَّبَعَ هُدَاىَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَىٰ
20:123
He said: "Get ye down, both of you,- all together, from the Garden, with enmity one to another: but if, as is sure, there comes to you Guidance from Me, whosoever follows My Guidance, will not lose his way, nor fall into misery.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah (onlara) şöyle dedi: "Birbirinize düşman olmak üzere hepiniz oradan (cennetten) inin. Artık benden size bir hidayet (kitab) geldiği zaman, kim benim hidayetime uyarsa işte o, sapıklığa düşmez ve (ahirette) zahmet çekmez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) şöyle demişti: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan (bahçeden) inin! Artık benden size bir hidayet geldiğinde, kim hidayetime uyarsa sapmayacak ve sıkıntı çekmeyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Go down hence, both of you, one of you a foe unto the other. But when there come unto you from Me a guidance, then whoso followeth My guidance, he will not go astray nor come to grief.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 124
وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِى فَإِنَّ لَهُۥ مَعِيشَةً ضَنكًا وَنَحْشُرُهُۥ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ أَعْمَىٰ
20:124
"But whosoever turns away from My Message, verily for him is a life narrowed down, and We shall raise him up blind on the Day of Judgment."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her kim de benim zikrimden (Kur'ân'dan) yüz çevirirse, (bilsin ki) ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, şüphesiz ki onun için sıkıntılı bir hayat olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak dirilteceğiz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But he who turneth away from remembrance of Me, his will be a narrow life, and I shall bring him blind to the assembly on the Day of Resurrection.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 125
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِىٓ أَعْمَىٰ وَقَدْ كُنتُ بَصِيرًا
20:125
He will say: "O my Lord! why hast Thou raised me up blind, while I had sight (before)?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(O zaman Kur'ândan yüz çeviren kimse) "Rabbim! beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Bu kişi), “Rabbim! Beni neden kör olarak dirilttin? (Oysa) ben gören biriydim.” diyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He will say: My Lord! Wherefor hast Thou gathered me (hither) blind, when I was wont to see?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 126
قَالَ كَذَٰلِكَ أَتَتْكَ ءَايَـٰتُنَا فَنَسِيتَهَا ۖ وَكَذَٰلِكَ ٱلْيَوْمَ تُنسَىٰ
20:126
(Allah) will say: "Thus didst Thou, when Our Signs came unto thee, disregard them: so wilt thou, this day, be disregarded."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Böyledir, sana âyetlerimiz gelmişti de onları sen unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Allah) şöyle buyurmuş (olacak)tır: “İşte bu şekilde sana ayetlerimiz gelmişti de sen onları unutmuştun. Bugün sen de aynı şekilde unutulacaksın!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He will say: So (it must be). Our revelations came unto thee but thou didst forget them. In like manner thou art forgotten this Day.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 127
وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى مَنْ أَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنۢ بِـَٔايَـٰتِ رَبِّهِۦ ۚ وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبْقَىٰٓ
20:127
And thus do We recompense him who transgresses beyond bounds and believes not in the Signs of his Lord: and the Penalty of the Hereafter is far more grievous and more enduring.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte haddi aşanları, Rabbinin âyetlerine inanmayanları biz böyle cezalandırırız. Ve muhakkak ki ahiret azabı (dünya azabından) daha şiddetli ve daha devamlıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Haddi aşanları ve Rabbinin ayetlerine inanmamış olanları işte böyle cezalandıracağız. Ahiret azabı ise elbette daha şiddetlidir ve daha kalıcıdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus do We reward him who is prodigal and believeth not the revelations of his Lord; and verily the doom of the Hereafter will be sterner and more lasting.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 128
أَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ ٱلْقُرُونِ يَمْشُونَ فِى مَسَـٰكِنِهِمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّأُو۟لِى ٱلنُّهَىٰ
20:128
Is it not a warning to such men (to call to mind) how many generations before them We destroyed, in whose haunts they (now) move? Verily, in this are Signs for men endued with understanding.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onları, yerlerinde gezip durdukları şu kendilerinden önce yok ettiğimiz bunca nesiller(in o korkunç akibeti) doğru yola sevk etmedi mi? Doğrusu bunda ibret alacak aklı olanlar için nice deliller vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yurtlarında dolaştıkları kendilerinden önceki nice nesilleri helak etmiş olmamız, onlara bir yol göstermedi mi? Şüphesiz ki bunda, (kötülüklerden) engelleyen akıl sahipleri için deliller vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is it not a guidance for them (to know) how many a generation We destroyed before them, amid whose dwellings they walk? Lo! therein verily are signs for men of thought.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 129
وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَكَانَ لِزَامًا وَأَجَلٌ مُّسَمًّى
20:129
Had it not been for a Word that went forth before from thy Lord, (their punishment) must necessarily have come; but there is a Term appointed (for respite).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer Rabbinin verdiği bir hüküm ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Rabbinin sözü ve belirlenmiş bir süre olmasaydı (azap) kaçınılmaz olurdu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And but for a decree that had already gone forth from thy Lord, and a term already fixed, the judgment would have been inevitable (in this world).
M. Pickthall · EN · public-domain
- 130
فَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ ٱلشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا ۖ وَمِنْ ءَانَآئِ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْ وَأَطْرَافَ ٱلنَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضَىٰ
20:130
Therefore be patient with what they say, and celebrate (constantly) the praises of thy Lord, before the rising of the sun, and before its setting; yea, celebrate them for part of the hours of the night, and at the sides of the day: that thou mayest have (spiritual) joy.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O halde, dediklerine sabret; güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısım vakitlerinde ve gündüzün etrafında da tesbih et ki hoşnudluğa eresin.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Onların söylediklerine sabret! Güneşin doğuşundan önce ve batışından önce Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt)! Gecenin bir kısım saatlerinde ve gündüzün uçlarında da tesbih et (yücelt) ki huzur bulasın.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor (O Muhammad), bear with what they say, and celebrate the praise of thy Lord ere the rising of the sun and ere the going down thereof. And glorify Him some hours of the night and at the two ends of the day, that thou mayst find acceptance.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 131
وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ زَهْرَةَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ ۚ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰ
20:131
Nor strain thine eyes in longing for the things We have given for enjoyment to parties of them, the splendour of the life of this world, through which We test them: but the provision of thy Lord is better and more enduring.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kâfirlerden bir kısmına, onları sınamak için dünya hayatının zineti olarak verdiğimiz ve onunla kendilerini geçindirdiğimiz şeye (mal ve saltanata) sakın rağbetle bakma. Rabbinin (ahiretteki) rızkı daha hayırlı ve daha devamlıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sakın, içinde kendilerini denememiz için pek çok çifti yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözlerini dikme! Rabbinin rızkı hem hayırlı olandır hem de daha kalıcıdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And strain not thine eyes toward that which We cause some wedded pairs among them to enjoy, the flower of the life of the world, that We may try them thereby. The provision of thy Lord is better and more lasting.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 132
وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱصْطَبِرْ عَلَيْهَا ۖ لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقًا ۖ نَّحْنُ نَرْزُقُكَ ۗ وَٱلْعَـٰقِبَةُ لِلتَّقْوَىٰ
20:132
Enjoin prayer on thy people, and be constant therein. We ask thee not to provide sustenance: We provide it for thee. But the (fruit of) the Hereafter is for righteousness.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Ey Muhammed!) Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akibet takva sahiplerinindir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ailene (destekçilerine) ibadeti (namazı) emret! Kendin de ona sabırla devam et! Senden rızık istemiyoruz; seni de biz rızıklandırıyoruz. (Mutlu) son, takvâlı (duyarlı) olanlar içindir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And enjoin upon thy people worship, and be constant therein. We ask not of thee a provision: We provided for thee. And the sequel is for righteousness.
M. Pickthall · EN · public-domain
- 133
وَقَالُوا۟ لَوْلَا يَأْتِينَا بِـَٔايَةٍ مِّن رَّبِّهِۦٓ ۚ أَوَلَمْ تَأْتِهِم بَيِّنَةُ مَا فِى ٱلصُّحُفِ ٱلْأُولَىٰ
20:133
They say: "Why does he not bring us a sign from his Lord?" Has not a Clear Sign come to them of all that was in the former Books of revelation?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(İnkâr edenler): "Rabbinden bize bir mucize getirse ya" dediler. Onlara önceki kitablarda olan apaçık deliller gelmedi mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
(Kâfirler) “(Muhammed) bize Rabbinden bir ayet (mucize) getirseydi ya!” dediler. “Önceki sahifelerin (kitapların) açıklaması onlara gelmedi mi?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: If only he would bring us a miracle from his Lord! Hath there not come unto them the proof of what is in the former scriptures?
M. Pickthall · EN · public-domain
- 134
وَلَوْ أَنَّآ أَهْلَكْنَـٰهُم بِعَذَابٍ مِّن قَبْلِهِۦ لَقَالُوا۟ رَبَّنَا لَوْلَآ أَرْسَلْتَ إِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ ءَايَـٰتِكَ مِن قَبْلِ أَن نَّذِلَّ وَنَخْزَىٰ
20:134
And if We had inflicted on them a penalty before this, they would have said: "Our Lord! If only Thou hadst sent us a messenger, we should certainly have followed Thy Signs before we were humbled and put to shame."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer biz, onları bundan (peygamber veya Kur'ân'dan) önce bir azab ile yok etseydik, muhakkak "Ey Rabbimiz! bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık, olmaz mıydı?" diyeceklerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Biz (Vahiy göndermeden) önce onları bir azapla helak etseydik, “Rabbimiz! Bize bir elçi göndermen gerekmez miydi ki aşağılık duruma düşmeden ve perişan (rezil) olmadan önce ayetlerine uysaydık.” derlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if we had destroyed them with some punishment before it, they would assuredly have said: Our Lord! If only Thou hadst sent unto us a messenger, so that we might have followed Thy revelations before we were (thus) humbled and disgraced!
M. Pickthall · EN · public-domain
- 135
قُلْ كُلٌّ مُّتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُوا۟ ۖ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ أَصْحَـٰبُ ٱلصِّرَٰطِ ٱلسَّوِىِّ وَمَنِ ٱهْتَدَىٰ
20:135
Say: "Each one (of us) is waiting: wait ye, therefore, and soon shall ye know who it is that is on the straight and even way, and who it is that has received Guidance."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Hepimiz beklemekteyiz, siz de bekleyedurun. Şüphesiz düz yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimlerin doğru yolda bulunduğunu yakında bileceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
De ki: “Herkes beklemektedir; siz de bekleyin! İleride düzgün yolda olan halkı ve doğru yola ulaşanların kimler olduğunu bileceksiniz!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say: Each is awaiting; so await ye! Ye will come to know who are the owners of the path of equity, and who is right.
M. Pickthall · EN · public-domain
مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)